Bazen karmaşık görünen soruların çözümü, zannedilenden daha basit olabilir.
Birkaç sene önceydi, benim için önemli bir toplantıya yetişmek üzere arabama bindiğimde garaj çıkışına tanımadığım bir arabanın park etmiş olduğunu gördüm. Sık sık başıma geldiği için fazla dert etmeden ve şoförün hemen duyup geleceğini umarak kısa kısa birkaç defa kornaya bastım. Umduğum gibi olmadı.
Beş dakika kadar kısa aralıklarla korna çalarak şoförün zihninde bir çağrışım yaratmaya çalıştım ama nafile. Arabadan inip yakın esnafı tek tek dolaşarak araç sahibini aramaya başladım. Zamanım daralıyordu, gecikeceğim kaygısıyla biraz telaşlanmaya başlamıştım. Esnaf ziyaretlerinden de sonuç alamayınca telaşım kısa sürede öfkeye dönüşmeye başladı. Arabaya dönüp bu kez kornaya uzun uzun bastım. O tanıdık öfkenin basıncını damarlarımda hissediyordum. Çıkardığım gürültü duyarsız kalınamayacak kadar çirkindi. Ama yine olmadı.
On beş dakika geçmişti, öfkeden ve çaresizlikten kan ter içinde kalmıştım. Gecikeceğim açıktı ama artık bu bile umurumda değildi. Zihnim aracın içindeki eşyalardan erkek olduğunu düşündüğüm şoföre kilitlenmişti. Geldiğinde hiçbir şey söylemeden sadece suratının ortasına bir yumruk atıp boğazını sıkmak, karşılık verirse bir yumruk daha atıp başını arabasının kapısına vurmayı falan hayal ediyordum. Arabama girdim ve doğru zamana kadar zapt etmeye çalıştığım öfkemle beklemeye başladım.
Beş dakika kadar sonra gençten bir adamın garaj çıkışını kapatıp beni yirmi dakikadır bekleten arabaya doğru yaklaştığını gördüm. Arabasının kapısını açarken ben de bir hışım arabamdan çıktım ve göz göze geldik. Kavga kaçınılmazdı. Durumu hemen anladı ve gözlerimin içine bakarak çok sakin ve çok içten bir şekilde “Abi ne olur kusuruma bakma, ne desen haklısın, ama gerçekten acil buraya bırakmak zorunda kaldım. Hakkını helal et.” dedi.
Bendeki tüm öfke mucizevi şekilde saniyeler içinde uçup gitmişti. Hatta neredeyse “Olsun kardeşim, üzme kendini, hangimiz hata yapmıyoruz ki” diyesim geldi ama son bir çabayla, “Tamam ama bari telefonunu yazar insan,” düzeyinde yavan bir sitemle durumu geçiştirdim.
Adamın verdiği cevabın gücü üzerine, sonrasında çok düşündüm. Evet, zaten pek kavgaya yatkın olmayan, çabuk yatışan mizacım da yardımcı olmuştu ama cümledeki esas sır başkaydı.
İletişim kanalları hızla yenileniyor, dönüşüyor. Dünyanın her yerinden insanlar birbiriyle düşünsel temas halinde.
Her geçen gün bu teması kolaylaştırmaya yarayan yeni uygulamalar birer “ürün” olarak sunuluyor. Büyük bir hevesle o uygulamaları kullanarak ürünlerin hem tüketicileri hem de devamlılığı sağlayarak bir anlamda üreticileri oluyoruz. Aynı zamanda bu uygulamaları kullanırken kendimiz hakkında sonsuz miktarda verinin piyasanın dolaşımına sunulmasını baştan kabul ederek bu ürünlerin hammaddesi olarak nesneleşiyoruz.
Bu karmaşık ağ içinde birbirinden çok farklı yaşam biçimi, kültür ve aidiyetlerle iletişime geçiyoruz, etkileşimde bulunuyoruz. Bu iletişim yapısı, her şeyin kontrolümüz altında olduğunu düşündüğümüz anda dahi iş yapış ve algılama süreçlerimiz üzerinde giderek belirleyici olmaya başlıyor.
Bazen alışılmadık, hatta yepyeni hassasiyetlerin doğurduğu sorumlulukların süzgecinden geçmek zorunda olan sözlerle, sürekli bir uyum sağlama çabasıyla hiç durmadan bilinmez bir boşluğa mesajlar bırakıyoruz. Kalabalıklar içinde kendimizi anlatmak zorunda hissediyoruz, anlaşılmak ve kabul edilmek istiyoruz.
Kendini anlatmak kadar karşıdakini anlama çabası da tek boyutlu bir uğraş olmaktan hızla uzaklaşıyor. Milyarlarca ayrı dünya her gün her saniye kendini anlatıyor. Artık kendimizin istekleri, öncelikleri ve olagelmiş hassasiyetlerinden ibaret bir dünyanın içinde kalarak başkalarının ne dediğini anlayamıyoruz.
Hem diğerlerini anlamak hem kendimizi anlatmak isterken bir taraftan da sistemin giderek artan biçimde bireylerin sırtına yüklediği sorumlulukların kaygıları altındayız. Çevre kirliliği, sokak hayvanları, yoksulluk, kadın cinayetleri… Her şeyde sorumluluğumuz artıyor, yüklenmekten kaçamıyoruz, çözümün parçası olmak zorundayız.
Bir yandan geçim kaygısı, işsizlik, gençlerin okuma çabası, dünyaya entegre olma telaşı, gelecek hayalleri ve sosyal kaygılar, pandemi; diğer yandan da yerli, milli, dini, etnik vb. türlü hassasiyetler tarafından sanki sürekli itilip kakılıyoruz. Akşamları, şanslıysak, kendimizi evlerimize, sevdiklerimizin yanına zor atıyoruz.
Çoğunluk üç aşağı beş yukarı böyle bir iklimde yaşıyor ve Türkiye’de her gün her kanalda, her mecrada onlarca siyasi yorumcu, ünvanlı akademisyen, analizci, araştırmacı, siyasetçi, parti lideri, betimlemeye çalıştığım sıradan hayatlara onların geleceği hakkında bir şeyler anlatıyor.
Siyaset insanları, halka kendileri hakkında zaten bildiklerinden daha fazlasını söylemeyen ve muhatapları tarafından çoğu paketi bile açılmadan çöpe atılan bu konuşmalarla iletişim kurmaya çalışıyor. Siyasi söylem çöplüğüne durmadan birbirinin tekrarı sloganlar, özlü ve tumturaklı sözlerle söylev yığmaktan başka pek bir şey yapmıyorlar.
Vitrinde şık görünmek yerine gerçekten toplumda dönüştürücü bir etki yaratmak için siyaset yapıyorsanız iletişimin gücünü ciddiye almak, ona hak ettiği değeri vermek ve ona uygun davranmak zorundasınız.
Gerçek insanların yaşadığı gerçek dünyaya temas etmeksizin, kalabalık ekipler, büyük bütçelerle havalı binalarda bol keseden klişe kampanyalar üretmeye girişmeden önce, rasyoneli sağlam, basit ve samimi bir siyasi iletişiminiz ve buna uygun bir iletişim diliniz olmalı.
Araçlar değişir, her dönemin ihtiyaçları farklıdır, iş yapış süreçleri yenilenir ama iletişimin özü değişmez. Sorunlar vardır ve kitleler bu sorunlara ilişkin samimiyetinizi sürekli test eder. Güçlü bir iletişim bazen sorunları çözer, bazen de sorunları doğmadan yok eder.
Garaj önüne park eden adamın yaptığı gibi…
Yazar Hakkında
Salih CEM, İletişim Uzmanı. Mülkiye, ÇEEİ mezunu. 20 yılı aşkın süre Siyasi İletişim, Pazarlama ve Marka İletişimi ve Spor İletişimi alanlarında kreatif direktör ve üst düzey yönetici olarak çalıştı. Siyasi parti ve adayların siyasi iletişim kampanyalarını yürüttü. Çok sayıda reklam kampanyası, sosyal sorumluluk projesi ve uluslararası STK projelerini yönetti. Halen iletişim danışmanlığının yanı sıra “Limitsiz Spor” platformunun genel yayın yönetmenliğini sürdürmektedir.