2020 yılı tüm dünya için sıra dışı bir zaman oldu. Sinema ve televizyon dünyasının da bundan etkilenmemesi beklenemezdi.
Mart ayında pandemi gündemin birinci maddesi olduğu andan itibaren sektör de hemen yeni duruma adapte olmayı denedi. Bir yandan #evdekal çağrıları giderek artıyordu ama setler durmadan devam etti. Sine-Sen ve Oyuncular Sendikası’nın başını çektiği kurumlar #setlerdursun çağrısına başladılar ama setler bir süre daha direndi. Pozitif vaka haberleri gelmeye başlayıncaya kadar devam etti bu durum. Bazı yapım şirketleri düzenli testler yaparak, ekiplere maske dağıtarak dirense de bir süre sonra bütün setler durduruldu. Türkiye sinema ve televizyon sektörü tüm dünyadan daha fazla direndi diyebiliriz.
İkinci aşama, evden çıkmadan dizi ve program yapma denemeleri oldu. Bu girişimler seyirci tarafından çok ilgi görmeyince kısa zamanda vazgeçildi.
Herkes evde kalınca en çok izlenen programlar haberler oldu bir süre. Pandemi büyük bir belirsizlik ve korku yaratmıştı çünkü. Zamanla her şeye alışıldığı gibi buna da alışılmaya başlandı. Setler durana kadar çekilmiş bölümler yayınlandı ve hızla tükendi. TV kanalları eski dizileri ve programları tekrar yayına sürdüler. Kimi seyirci nostalji olarak izledi programları. Bir süre sonra sıkılmaya başladılar. O dönemde tek yeni içerik Survivor’dı ve çok yüksek reyting aldı.
ÇARE DİJİTAL Mİ?
Televizyon içerikleri seyirci için yeterli gelmeyince çare dijital platformlar olmaya başladı. Daha önceden bu platformların izleyicisi olanlar içerikleri hızla tükettiler. Ama bu özel dönem, yeni bir izleyici kitlesi daha kazandırdı. Aslında seyirci geçişkenliğinin çok yüksek olduğu bir süreç yaşamış olduk. Ana akım kanalları ve televizyon dizileri tercih etmeyip çareyi dijital platformlarda arayan kitle o içerikler tükenince televizyonla yeniden bağ kurmaya başladı. Televizyon izleyicileri de dijital dünya ile tanıştı. İki ayrı dünyanın da kendini yeniden tanımlamasına yol açtı bu durum.
140 – 160 dakikalara kadar uzayan televizyon dizilerinin seyircisi 25 – 45 dakikalık dizilerle tanıştı. Farklı türler ve anlatım biçimlerini önce zorunlu olarak izlediler daha sonra sevmeye başladılar. Yıllardır kendine çeki düzen vermeli, zamana ayak uydurmalı diye tartıştığımız televizyon dünyası acı gerçekle pandemi sayesinde yüzleşmeye başladı.
Aslında Nisan – Mayıs aylarında herkesin evde olduğu dönemde sektörün geleceği üzerine yoğun konuşmalar, kafa yormalar gerçekleşti. Gelecek sezonla ilgili tahminler ve ön görüler tartışılsa da televizyon kanalları yarım kalan işlerle devam kararı aldı ve yeni durum için bir vizyon geliştirmemeyi tercih etti.
Fakat onların yapmadığını seyirci yaptı ve çok garanti gibi görülen birçok dizi hızlı bir şekilde reytinglere yenildi.
Normal şartlarda izlenme ihtimalinin çok düşük olacağını tahmin ettiğimiz bazı diziler şaşırtıcı reytingler aldılar. Başrolünde bir psikiyatristin olduğu ve terapi öykülerini anlatan ‘Kırmızı Oda’ tüm ezberleri bozdu. Bir psikiyatrist ve hastasının küçük bir odada dakikalarca yaptığı sohbetlerin bu kadar reyting alması gerçekten de çok yeni bir durumdu. Yalılar, lüks arabalar, gerçekçi olmayan aşk hikayeleri tercih ettiği varsayılan seyirci kitlesinin psikiyatri kliniğinde geçen öyküleri ilgiyle izlemesi sektörün karar alıcılarını afallattı.
Diğer bir örnek de TRT’deki ‘Masumlar Apartmanı’ dizisi oldu. Yine aynı psikiyatristin terapi deneyimlerinden yola çıkan psikolojik dizi, reytinglerde en üst sırada yer aldı.
Aslına bakarsanız sektörün karar alıcılarında “Psikolojik diziler de tutuyormuş”un üzerinde bir analiz yapıldığını göremedik ne yazık ki. Televizyon dünyası hala yeni duruma adapte olmak yerine geçici çözümlerle olağanüstü hali geçiştirmeye çalışıyor.
Sinema sektörü ise tahmin olarak sinema salonlarının birkaç yıl boyunca çalışamayacağı ve tek mecranın dijital platformlar olduğu konusunda neredeyse uzlaştı. Gişe beklentisi olan sinema filmleri çekimlerini ve çekilmiş olanlar da vizyon tarihlerini ertelediler. Bazıları ise sinemalara çıkmak yerine filmlerini dijital platformlarda yayınlamayı tercih ettiler.
Dijital platformlar için verimli bir yıldı diyebiliriz. Dünya dijital hayata hızlı geçiş yaparken aksi düşünülemezdi zaten. Var olanlar abone sayılarını arttırdılar. Yeni yılın ilk günüyle birlikte Exxen ve Gain adlı iki yeni platform daha yayına başladı.
Bir yapımcı için televizyon dizisi dijital platformdan daha avantajlıdır. Hem bütçeler daha yüksektir hem de 100 bölüm yayın hedefi ile yola çıkar. Üstelik son yıllarda asıl gelirin yurt dışı satışları olduğu düşünülürse dijital platform hiç avantajlı değil.
Ama bu süreçle birlikte televizyonun büyük oyuncuları da dijital diziler yapmayı tercih ettiler. Entegrasyonu hızlandırmış oldu.
Bana kalırsa hala bizi bekleyen büyük değişimin farkında değil karar alıcılar. Her dönemde olduğu gibi kazananlar değişim istemez ve muhafazakarlaşır. Ama değişime direnmeleri mümkün değil.
Büyük değişimin 2022 yılında daha görünür olacağını düşünüyorum. O değişimin galipleri bu yıl atılacak adımlarla belli olacak. Kazananlarla kaybedenler yer değiştirecek…
Bir yanıt yazın