Kayyum rektör Melih Bulu’nun Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör atandığından beri ülkede yeni bir toplumsal hareketlilik başladı. Boğaziçili öğretim üyeleri ve öğrencilerin haklı temele dayanan mücadelesi kamuoyunda da destek bulunca, başta iktidar kanadı olmak üzere “acaba yeni bir Haziran Direnişi (Gezi) mi geliyor?” soruları sorulmaya başladı.
Hükümet kanadı bu soruyu sormakta ve dahası korkmakta son derece haklı. Çünkü artık sokağa yansıyan her eylem iktidarın duvarından tuğlaları birer ikişer düşürüyor.
Bunun yanı sıra, Boğaziçi yeni bir Haziran Direnişinin niteliklerini taşıyor mu? Bence, hayır. İlk ve en önemli fark, her iki eylemin ‘hedef’ bölümünde beliriyor. Haziran direnişi hedefsizdi. Gezi parkından başlayarak, toplam bir öfkeyi açığa çıkarmıştı. Ama net ve tanımlanmış bir hedefi yoktu. Oysa Boğaziçi eylemlerinin, küçük de olsa, net bir hedefi var. Melih Bulu’nun istifası. İki eylem arasında bir diğer fark ise örgütlülük ve planlılık boyutunda. Haziran direnişleri spontan hareketler üzerine kurulmuş, örgütsüz büyük kitlesel bir hareketti. Boğaziçi eylemleri ise, yine, küçük ama organize ve örgütlü bir eylem oldu.
‘Küçük’ sözcüğünü özellikle vurguladım. Çünkü bu ‘küçük’ eylem, bütün Türkiye’de karşılık buldu. Sonuçta bir üniversitedeki öğrencilerin taleplerini topyekün sahiplendik. Tıpkı avukatlarda, Soma’lı ya da Ermenekli işçilerde olduğu gibi. Ya da Antalya Korkuteli’deki Dereköylülerin kömür madeni direnişini sahiplendiğimiz gibi.
Buradan şu sonuç çıkıyor. Artık, iktidara ve özellikle de Saray’a karşı yapılan eylemin büyüklüğü küçüklüğü ölçü olmaktan çıktı ve talep her ne olursa olsun, hepimizin talebi haline gelmeye başladı.
Tartışmalar Boğaziçili akademisyen ve öğrencilerin eylemlerinden öte boyuta geçmiş durumda. İrili ufaklı taleplerin ülke gündemine bu kadar kolaylıkla ve destek alarak girmesinin geri planını iyi okumak gerekiyor. Bugünlere gelmemizin başlangıç noktası olarak 16 Nisan referandumunu almak gerekir. O referandum ile bu ülke ilk kez ‘başarabiliriz’ duygusunu yaşadı. AKP iktidarı döneminde ilk kez örgütlülüğün gücü bu derece hissedildi. Dikkat edin. Referandumu takip eden ilk genel seçimde Millet İttifakı, aynı zamanda kendisini ‘hayır cephesi’ olarak tanımlamıştı. Sonrasında da bu ‘hayır’ cephesi ilmek ilmek dokunarak bugünlere, Boğaziçi direnişine kadar geldi.
Yaşanan her süreç deneyimlere bir yenisini ekledi. Referandum, 24 Haziran’a kaynaklık etti, 24 Haziran 31 Mart’a. Avukatlar, Soma’lı madencilere; Somalı madenciler, traktör eylemi yapan köylülere. Hepsi birden Boğaziçililere kaynaklık etti.
Boğaziçi direnişi belki istenilen neticeyi veremeyebilir. Belki Melih Bulu oradan indirilemeyebilir. Böyle bile olsa, 16 Nisan ile başlayan ‘Büyük Türkiye Direnişi’ne bir tuğla daha örüldü ve iktidarın ömrü bir tuğla kadar daha kısaldı.
Bir yanıt yazın