Sonrasında, haftalık Gerçek Dergisi yerini günlük Evrensel Gazetesi’ne bıraktığında, biz yine Metin ile çalışmayı sürdürdük. Her ne kadar ayrı ayrı bürolarda olsak da sürekli konuşur, o Ankara’ya geldiğinde, ben İstanbul’a gittiğimde görüşürdük.
Gazetenin ilk yılları, cezaevlerinde de dışarıda da baskıların arttığı, polisin her eyleme orantısız güç ile müdahale ettiği yıllar…
8 Ocak 1996 günü İstanbul’da bir cenaze töreni vardı; Ümraniye E Tipi Cezaevinde yaşamını yitiren Orhan Özen ile Rıza Boybaş adlı iki mahkumun Alibeyköy’de yapılacak cenaze töreni… Sonradan öğrendiğimize göre, gazete merkezinde sabah toplantısında ısrar etmiş Metin ‘Mutlaka ben izlemeliyim arkadaşlar’ diye… Zaten nerede bir hak arama eylemi, bir direniş veya etkinlik var mutlaka orada olurdu Metin. Çektiği fotoğraflar ve haberi de beğenildi mi değmeyin Metin’in keyfine. Adeta uçardı, bütün günün yorgunluğu, aç kalması hepsi unutulur giderdi.
EMNİYET MÜDÜRÜ ORHAN TAŞANLAR İDİ
O dönem İstanbul Emniyet Müdürü, Ankara Emniyet Müdürü iken özellikle kamu emekçilerinin eylemlerinde, “içinizde delikanlı varsa çıksın” diye bağıran, hak arayanları coplatıp, yerlerde sürükleten Orhan Taşanlar’dı. Bu nedenledir ki, insanların içi rahat değildi, mutlaka polis müdahalesi olur, insanları coplatıp, yerlerde sürükletir endişesi boşa değildi.
Nitekim o gün de cenazenin kaldırılacağı Alibeyköy yoğun ablukaya alınmış, bine yakın kişi gözaltına alınarak spor salonuna götürülmüştü.
Bu gözaltılar yaşanırken, bugün olduğu gibi gazeteciler de hedefteydi, göz açtırılmıyor, önlerine barikatlar kuruluyor, “sarı basın kartı” soruluyordu. Sarı basın kartı olmadığı gerekçesiyle haber takip etmesi engellenen Metin, haberi izlemekte ısrar edip, bir de Evrensel Gazetesi Muhabiri olduğu görülünce gözaltına alındı. Metin, “ben gazeteciyim, beni engelleyemezsiniz” diye itiraz etse de gözaltına alınarak, Eyüp Kapalı Spor Salonu’na götürüldü. “Gazeteciye özel muamele” denilerek, bilinçli, öldüresiye dövüldü. Öldüğü anlaşılınca da salonun dışında bir büfenin yanına cansız bedeni bırakıldı.
‘METİN ÖLDÜRÜLDÜ’ HABERİ GELDİĞİNDE…
9 Ocak sabah Ankara Büro’da sabah toplantısındayız. Veli Özdemir Ankara Temsilcimiz. Ama yüzü asık, konuşacak, nasıl konuşacağını, ne diyeceğini bilemiyor gibi bir hali var. “Arkadaşlar, Metin Göktepe polis tarafından öldürüldü” dedi birden, o an sanki tavan yere indi, yer tavana çıktı. “Nasıl, nasıl, nasıl?” diye soruyor, Veli Özdemir’in kötü bir şakası diye düşünüyorduk.
Şoktaydık hepimiz. Uzun zamandır birlikte çalıştığım, sık sık konuştuğum, şakalaştığım Metin’in ölmüş olabileceğine inanamıyordum.
İnanmasak da gerçekti, ertesi gün yani 10 Ocak “Çalışan Gazeteciler Günü”nde de cenaze töreni vardı. Akşamdan çıktık yola. Trenle, kalabalık bir grup gittik İstanbul’a.
O gün gazetesi Evrensel “Bu yürek susmayacak” manşeti ile siyah çıktı. Bütün haberler de Metin Göktepe’nin imzasıyla… Metin’i böyle uğurlayacaktık.
Annesi Fadime Göktepe, ablaları, ağabeyleri ile ilk orada tanıştım ve 25 yıldır aileden bir parçayım ben de.
İnanılmaz bir kalabalıkla, saatler süren yürüyüşün ardından Atışalanı, Esenler Kemer Mezarlığı’nda son yolculuğuna uğurladık Metin’i 25 yıl önce..
Önce ‘duvardan düştü’, ‘sandalyeden düştü’ dedi, faili meçhul yapmak istediler önceki gazeteci cinayetleri gibi. Ancak Metin’in öldürülmesinde polis suç üstü yakalanmıştı, onlarca meslektaşı ve o gün gözaltına alınanlar “tanık” oldular öldürüme.
Bu kez davasını ilden ile gezdirerek gözden ırak tutmak istediler. Bu da tutmadı, genç yaşlı meslektaşları, emek ve meslek örgütleri, gazetesi, partisi sahiplendi bu davayı… Dava il il gezdirildi, insanlar da il il takip ettiler. Öyle bir takipti ki bu, Fadime Göktepe ağır bir trafik kazası geçirmiş, kafatası dahil birçok yerinde kırık var, doktor ‘gidemezsin’ dediği halde sargılar içinde gitti evladının duruşmalarına… Emri verenler değil ama ölümüne yol açan polisler az da olsa bir ceza aldılar. Ki bu, Türkiye tarihinde bir ilkti, Metin’den önce onlarca gazeteci öldürülmüş, katilleri ‘faili meçhul’ kalmıştı.
Metin hak mücadelesini izlediği, haberini yaptığı insanlara hep dokunmuştu ki, onlar da Metin’in davasını yalnız bırakmamıştı. Bu açıdan da bir ilkti. Metin aradan geçen 25 yıla rağmen öğretmeye devam ediyor, adına verilen ‘Metin Göktepe Gazetecilik Ödülleri’ ile; araştırmacı gazetecilik ile, haklının yanında, halkın yanında gazetecilik anlayışı ile…
O gün Metin’i ‘sarı basın kartı olmadığı gerekçesiyle haber izlemekten alıkoyan sistem, bugün de “turkuaz kartı yok” baskısını sürdürüyor.
Bir yanıt yazın