Etiket: #Metin

  • Metin Kurt gibi yürekli yok mu?

    Örgütsüz mücadele olmaz…

    Nasıl ki işçiler ve emekçiler sendikalarda örgütlenip, haklarını arıyorsa, spor emekçileri de örgütlenip haklarını aramalıdır.

    Bugün futbolcular işçi statüsünde…

    Kulüpler tarafından alınıp, satılıyor…

    Tam bir köle ticareti gibi…

    Ancak özellikle futbolda bu ticaretten alan da, satan da, satılan da memnun…

    Futbolcular gerçek değerleri üzerinden mi ücret alıyor ya da futbol endüstrisinde olduğundan fazla ücret mi alıyor…

    Burada futbolcuları suçlamak yanlış…

    Onlar menajerleri vasıtasıyla pazarlık yapıp, kulüpleri tercih ediyorlar…

    Milyonlara imza atan bir futbolcunun geleceği garanti altında olabilir…

    Bu sayı ülkemizde Süper Lig’de oynayan futbolcular için geçerlidir…

    Ne yazık ki bu futbolcular bir sakatlanma anında veya kulüp patronları tarafından kenara itildikleri zaman haklarını aramada zorlanıyorlar.

    Sadece sözleşmede yer alan maddeler çerçevesinde hak talep edebiliyorlar. Bu haklarını ancak mahkeme yoluyla elde etmeye çalışıyorlar…

    Bu nedenle futbolcular başta olmak üzere, tüm sporcular örgütlü bir şekilde sendikalaşma içerisinde olmalıdır.

    Sendika sporcuların haklarını aramak için kulüp patronlarıyla masaya oturup, haklarını daha iyi alabilirler.

    Sendikalar hak alır, futbol ve bir kaç spor dalında kulüplerle pazarlık yapan menajerler ise para alır…

    Bugün bir sporcuya yapılan haksızlığa kim karşı çıkabilir…

    Spor kulüpleri istediği zaman futbolcuyu kulüpten gönderebiliyor, kadro dışı bırakabiliyor…

    Bunun haklı tarafı olmasa da sporcular örgütlü olmadığı için direniş yapamıyor…

    Bir futbolcuya veya sporcuya haksızlık yapıldığı zaman veya çalışma şartları iyi olmayan bir sporcuya destek verip, grev hakkını kullanabiliyorlar mı…

    Grev hakkının kullanılması için de sporda sendikalaşma mutlka olmalıdır…

    Yıllar önce Galatasaraylı rahmetli Metin Kurt bu hareketi başlatmıştı…

    Metin Kurt ile Evrensel Gazetesi’nde bir yıl birlikte çalıştım…

    Hep sporcu haklarından söz etti…

    O dönemde sendikal hareket başlattığı için Galatasaray’dan gönderildi…

    Metin Kurt önce dernek olarak bu hareketi başlattı.

    Amatör Futbolcular Derneği’nin o dönem İstanbul Başkanlığı’nı Galatasaray’da kaleci olan Eser Özaltındere yaptı…

    Peki…

    Beşiktaş sorumlusu kimdi…

    Yıllarca siyah-beyazlı formayı giyen şu anda da Beşiktaş altyapı sorumlusu olan Mehmet Ekşi…

    Burada durun…

    Trabzonspor sorumlusu kimdi…

    Şu anda Milli Takım Teknik Direktörlüğü yapan Şenol Güneş…

    Dernek 12 Eylül faşist darbesiyle kapatıldı…

    Dernek 2009’da Spor-Sen olarak yeniden faaliyete geçti. Kuruluş dilekçesi verildi. Ancak fazla mücadele gücünü ortaya koyamadı ve etkisiz kaldı…

    Nasıl ki tüm emekçiler sendikalarda örgütleniyorsa, spor emekçilerinin de örgütlenmesi gerekir.

    Bunun öncülüğünü yapacak birisi çıkmalı…

    Süper Lig dışında birinci, ikinci, üçüncü liglerde mücadele eden futbolcular ile çoğu kulüplerde amatör branşlarda spor yaşamını sürdüren sporcuların sakatlanması halinde ne zor şartlar altında yaşam mücadelesi verdikleri ortada…

    Futbolcular ve sporcular şu gerçeği bilmeli…

    Başarılı sporcuların kara kaşı kara gözü için kulüp ve federasyon başkanları onlara ilgi göstermiyor…

    Bu sporcuların sırtından para kazanıp, kendi sömürü çarklarının dönüşmesine neden oluyor…

    Onun içindir…

    Futbolcular başta olmak üzere tüm sporcular sendikalaşmalıdır..

    Bu hareketi başlatan mutlaka bedelini ödeyecektir…

    Nasıl ki Metin Kurt’un ödediği gibi…

    Bu sendikalaşma hareketine elbette biri liderlik yapacaktır…

    Metin Kurt gibi yürekli birileri ortaya çıkıp, örgütlü mücadele için sendikal hareketi başlatmalı…

    Yazar Hakkında:

    Ali Erdoğan kimdir

    1952 Divriği Gürpınar köyünde doğdu. Ortaokulu İstanbul’da, liseyi Sivas ve Ankara’da bitirdi.1973 yılında Yeni Halkçı’da gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Ulus, Yenigün, Olay gazetelerinde mesleğe devam etti.1980’de Hürriyet Gazetesi Spor Servisi’nde, 1990’da Günaydın Gazetesi’nde çalıştı; 1995’de de Evrensel Gazetesinin kuruluşunda yer aldı. Siyah-Beyaz Gazetesi’nde kısa bir çalışmanın ardından, 2001’de Sabah Gazetesi’ne geçti.15 yıl bu gazetede spor yazarlığı ve spor servisi şefliği yaptı. Daha sonra geçtiği Sözcü Gazetesi’nde de 11 ay spor yazarlığı yaptıktan sonra görevine son verildi. Meslekte 47’nci yılını dolduran Ali Erdoğan emekli ve sürekli basın kartı sahibi. Evli ve bir oğlu var.

  • Metin’siz, ama Metin’le 25 yıl…

    Metin Göktepe ile ilk Gerçek Dergisi’nde birlikte çalışmaya başladık. Daha doğrusu, ben memurluktan istifa edip, gazeteciliğe Gerçek Dergisi’nde  tekrar döndüğümde Metin Göktepe de muhabirdi. O İstanbul’da, ben Ankara’da aynı yayında çalışıyorduk, kimi zaman ortak haberlere de imzalar attık.

    Sonrasında, haftalık Gerçek Dergisi yerini günlük Evrensel Gazetesi’ne bıraktığında, biz yine Metin ile çalışmayı sürdürdük. Her ne kadar ayrı ayrı bürolarda olsak da sürekli konuşur, o Ankara’ya geldiğinde, ben İstanbul’a gittiğimde görüşürdük.

    Gazetenin ilk yılları, cezaevlerinde de dışarıda da baskıların arttığı, polisin her eyleme orantısız güç ile müdahale ettiği yıllar…

    8 Ocak 1996 günü İstanbul’da bir cenaze töreni vardı; Ümraniye E Tipi Cezaevinde yaşamını yitiren Orhan Özen ile Rıza Boybaş adlı iki mahkumun Alibeyköy’de yapılacak cenaze töreni… Sonradan öğrendiğimize göre, gazete merkezinde sabah toplantısında ısrar etmiş Metin ‘Mutlaka ben izlemeliyim arkadaşlar’ diye… Zaten nerede bir hak arama eylemi, bir direniş veya etkinlik var mutlaka orada olurdu Metin. Çektiği fotoğraflar ve haberi de beğenildi mi değmeyin Metin’in keyfine. Adeta uçardı, bütün günün yorgunluğu, aç kalması hepsi unutulur giderdi.

    EMNİYET MÜDÜRÜ ORHAN TAŞANLAR İDİ

    O dönem İstanbul Emniyet Müdürü, Ankara Emniyet Müdürü iken özellikle kamu emekçilerinin eylemlerinde, “içinizde delikanlı varsa çıksın” diye bağıran, hak arayanları coplatıp, yerlerde sürükleten Orhan Taşanlar’dı. Bu nedenledir ki, insanların içi rahat değildi, mutlaka polis müdahalesi olur, insanları coplatıp, yerlerde sürükletir endişesi boşa değildi.

    Nitekim o gün de cenazenin kaldırılacağı Alibeyköy yoğun ablukaya alınmış, bine yakın kişi gözaltına alınarak spor salonuna götürülmüştü.

    Bu gözaltılar yaşanırken, bugün olduğu gibi gazeteciler de hedefteydi, göz açtırılmıyor, önlerine barikatlar kuruluyor, “sarı basın kartı” soruluyordu. Sarı basın kartı olmadığı gerekçesiyle haber takip etmesi engellenen Metin, haberi izlemekte ısrar edip, bir de Evrensel Gazetesi Muhabiri olduğu görülünce gözaltına alındı. Metin, “ben gazeteciyim, beni engelleyemezsiniz” diye itiraz etse de gözaltına alınarak, Eyüp Kapalı Spor Salonu’na götürüldü. “Gazeteciye özel muamele” denilerek, bilinçli, öldüresiye dövüldü. Öldüğü anlaşılınca da salonun dışında bir büfenin yanına cansız bedeni bırakıldı.

    ‘METİN ÖLDÜRÜLDÜ’ HABERİ GELDİĞİNDE…

    9 Ocak sabah Ankara Büro’da sabah toplantısındayız. Veli Özdemir Ankara Temsilcimiz. Ama yüzü asık, konuşacak, nasıl konuşacağını, ne diyeceğini bilemiyor gibi bir hali var. “Arkadaşlar, Metin Göktepe polis tarafından öldürüldü” dedi birden, o an sanki tavan yere indi, yer tavana çıktı. “Nasıl, nasıl, nasıl?” diye soruyor, Veli Özdemir’in kötü bir şakası diye düşünüyorduk.

    Şoktaydık hepimiz.  Uzun zamandır birlikte çalıştığım, sık sık konuştuğum, şakalaştığım Metin’in ölmüş olabileceğine inanamıyordum.

    İnanmasak da gerçekti, ertesi gün yani 10 Ocak “Çalışan Gazeteciler Günü”nde de cenaze töreni vardı. Akşamdan çıktık yola. Trenle, kalabalık bir grup gittik İstanbul’a.

    O gün gazetesi Evrensel “Bu yürek susmayacak” manşeti ile siyah çıktı. Bütün haberler de  Metin Göktepe’nin imzasıyla… Metin’i böyle uğurlayacaktık.

    Annesi Fadime Göktepe, ablaları, ağabeyleri ile ilk orada tanıştım ve 25 yıldır aileden bir parçayım ben de.

    İnanılmaz bir kalabalıkla, saatler süren yürüyüşün ardından Atışalanı, Esenler Kemer Mezarlığı’nda son yolculuğuna uğurladık Metin’i 25 yıl önce..

    Önce ‘duvardan düştü’, ‘sandalyeden düştü’ dedi, faili meçhul yapmak istediler önceki gazeteci cinayetleri gibi. Ancak Metin’in öldürülmesinde polis suç üstü yakalanmıştı, onlarca meslektaşı ve o gün gözaltına alınanlar “tanık” oldular öldürüme.

    Bu kez davasını ilden ile gezdirerek gözden ırak tutmak istediler. Bu da tutmadı, genç yaşlı meslektaşları, emek ve meslek örgütleri, gazetesi, partisi sahiplendi bu davayı… Dava il il gezdirildi, insanlar da il il takip ettiler. Öyle bir takipti ki bu, Fadime Göktepe ağır bir trafik kazası geçirmiş, kafatası dahil birçok yerinde kırık var, doktor ‘gidemezsin’ dediği halde sargılar içinde gitti evladının duruşmalarına… Emri verenler değil ama ölümüne yol açan polisler az da olsa bir ceza aldılar. Ki bu, Türkiye tarihinde bir ilkti, Metin’den önce onlarca gazeteci öldürülmüş, katilleri ‘faili meçhul’ kalmıştı.

    Metin hak mücadelesini izlediği, haberini yaptığı insanlara hep dokunmuştu ki, onlar da Metin’in davasını yalnız bırakmamıştı. Bu açıdan da bir ilkti. Metin aradan geçen 25 yıla rağmen öğretmeye devam ediyor, adına verilen ‘Metin Göktepe Gazetecilik Ödülleri’ ile; araştırmacı gazetecilik ile, haklının yanında, halkın yanında gazetecilik anlayışı ile…

    O gün Metin’i ‘sarı basın kartı olmadığı gerekçesiyle haber izlemekten alıkoyan sistem, bugün de “turkuaz kartı yok” baskısını sürdürüyor.