Etiket: #ama

  • Sporda seçim yarışı başladı ama hak, hukuk adalet var mı?

    Seçimler başladı…

    Sandıktan kimler çıkacak göreceğiz…

    İttifaklar kuruldu…

    Bu seçim cumhurbaşkanlığı, milletvekili ve yerel seçim değil…

    Spor federasyonları seçimleri…

    Siyasi seçimler gibi ittifaklar kuruluyor…

    Adayların yüzde 80’ni  işaretle aday olduğunu belirtiyor…

    Eyy adaylar…

    Neyin işaretini alıyorsunuz veya bekliyorsunuz…

    Çıkın projelerinizi anlattın, kişiliğinizi ortaya koyun seçime girin…

    Bir siyasi  partiye ve kişilere bağlı kalıp, hareket ederseniz yarın kendinizi  kurtarmanız zor olur…

    Seçimler 55 branşta yapılıyor…

    Kış Olimpiyat oyunları sonrası, bazı federasyonlarda da seçimler yapılacak…

    Seçimin ilk startı 16 Eylül’de verildi…

    4 Aralık’ta son seçim yapılacak…

    Ne yarış …

    Herkes böyle fahri bir görev için yarış yapıyor…

    Alkışlamak lazım…

    Ancak…

    Bu fahri göreve talip olanların, öncelikle birinci derece yakınları da dahil mal varlıklarını bildirmeleri gerekir…

    Yine göreve başlayacak federasyon başkanlarının devraldıkları federasyonların artı ve eksi bakiyelerini şeffaf bir biçimde kamuoyu ile açıklamaları gerekir…

    Bu seçimlerde spor teşkilatı yansız değil…

    Telefonlar durmak bilmiyor…

    Bazı başkan adaylarına ‘çekilin’ baskısı var…

    Çok itibarlı birisinin kardeşi için diğer aday çekilmek zorunda kalıyor…

    Emir büyük yerden olduğu için…

    O adayın eli kolu bağlı kalması nedeniyle, vaz geçiyor…

    Böyle bir ortamda adaletli bir seçim yapıldığı düşünülemez…

    Şu da yanlış…

    12 federasyon Danıştay kararlarına uyuyor…

    Diğerleri uymuyor…

    Danıştay yüzde 15’lik delege ve aday ücretini kaldırmıştı…

    Herkes aday olabilecekti…

    Adaylar plan ve proje yerine delege peşinde koşuyorlar…

    Böyle olunca da seçme ve seçilme hakları elinden alınıyor…

    Adaletsiz, hukuksuz, insan haklarına aykırı bir sistemle yapılan spor federasyonu seçimleri yarın yapılacak itirazlar sonucu iptal edilebilir…

    Bunun için de seçimlerin bitmesi bekleniyor…

    Gençlik ve Spor Bakanlığı, seçim startı vermeden önce tüm federasyonların Danıştay kararlarına uyması konusunda uyarmalıydı…

    Kim dinliyor ki mahkeme kararlarını, sporda da mahkeme kararlarına uyulsun…

    Yarış sürüyor…

    İpi göğüsleyenleri göreceğiz…

    Böyle bir sistemde…

    Türk sporu ne kadar başarılı olacak, göreceğiz…

    Ama önce…

    Sporda da hak, hukuk, adaleti sağlayın…

    Gerisi lafı güzaf…

    Yazar Hakkında:

    Ali Erdoğan kimdir

    1952 Divriği Gürpınar köyünde doğdu. Ortaokulu İstanbul’da, liseyi Sivas ve Ankara’da bitirdi.1973 yılında Yeni Halkçı’da gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Ulus, Yenigün, Olay gazetelerinde mesleğe devam etti.1980’de Hürriyet Gazetesi Spor Servisi’nde, 1990’da Günaydın Gazetesi’nde çalıştı; 1995’de de Evrensel Gazetesinin kuruluşunda yer aldı. Siyah-Beyaz Gazetesi’nde kısa bir çalışmanın ardından, 2001’de Sabah Gazetesi’ne geçti.15 yıl bu gazetede spor yazarlığı ve spor servisi şefliği yaptı. Daha sonra geçtiği Sözcü Gazetesi’nde de 11 ay spor yazarlığı yaptıktan sonra görevine son verildi. Meslekte 47’nci yılını dolduran Ali Erdoğan emekli ve sürekli basın kartı sahibi. Evli ve bir oğlu var.

  • Metin’siz, ama Metin’le 25 yıl…

    Metin Göktepe ile ilk Gerçek Dergisi’nde birlikte çalışmaya başladık. Daha doğrusu, ben memurluktan istifa edip, gazeteciliğe Gerçek Dergisi’nde  tekrar döndüğümde Metin Göktepe de muhabirdi. O İstanbul’da, ben Ankara’da aynı yayında çalışıyorduk, kimi zaman ortak haberlere de imzalar attık.

    Sonrasında, haftalık Gerçek Dergisi yerini günlük Evrensel Gazetesi’ne bıraktığında, biz yine Metin ile çalışmayı sürdürdük. Her ne kadar ayrı ayrı bürolarda olsak da sürekli konuşur, o Ankara’ya geldiğinde, ben İstanbul’a gittiğimde görüşürdük.

    Gazetenin ilk yılları, cezaevlerinde de dışarıda da baskıların arttığı, polisin her eyleme orantısız güç ile müdahale ettiği yıllar…

    8 Ocak 1996 günü İstanbul’da bir cenaze töreni vardı; Ümraniye E Tipi Cezaevinde yaşamını yitiren Orhan Özen ile Rıza Boybaş adlı iki mahkumun Alibeyköy’de yapılacak cenaze töreni… Sonradan öğrendiğimize göre, gazete merkezinde sabah toplantısında ısrar etmiş Metin ‘Mutlaka ben izlemeliyim arkadaşlar’ diye… Zaten nerede bir hak arama eylemi, bir direniş veya etkinlik var mutlaka orada olurdu Metin. Çektiği fotoğraflar ve haberi de beğenildi mi değmeyin Metin’in keyfine. Adeta uçardı, bütün günün yorgunluğu, aç kalması hepsi unutulur giderdi.

    EMNİYET MÜDÜRÜ ORHAN TAŞANLAR İDİ

    O dönem İstanbul Emniyet Müdürü, Ankara Emniyet Müdürü iken özellikle kamu emekçilerinin eylemlerinde, “içinizde delikanlı varsa çıksın” diye bağıran, hak arayanları coplatıp, yerlerde sürükleten Orhan Taşanlar’dı. Bu nedenledir ki, insanların içi rahat değildi, mutlaka polis müdahalesi olur, insanları coplatıp, yerlerde sürükletir endişesi boşa değildi.

    Nitekim o gün de cenazenin kaldırılacağı Alibeyköy yoğun ablukaya alınmış, bine yakın kişi gözaltına alınarak spor salonuna götürülmüştü.

    Bu gözaltılar yaşanırken, bugün olduğu gibi gazeteciler de hedefteydi, göz açtırılmıyor, önlerine barikatlar kuruluyor, “sarı basın kartı” soruluyordu. Sarı basın kartı olmadığı gerekçesiyle haber takip etmesi engellenen Metin, haberi izlemekte ısrar edip, bir de Evrensel Gazetesi Muhabiri olduğu görülünce gözaltına alındı. Metin, “ben gazeteciyim, beni engelleyemezsiniz” diye itiraz etse de gözaltına alınarak, Eyüp Kapalı Spor Salonu’na götürüldü. “Gazeteciye özel muamele” denilerek, bilinçli, öldüresiye dövüldü. Öldüğü anlaşılınca da salonun dışında bir büfenin yanına cansız bedeni bırakıldı.

    ‘METİN ÖLDÜRÜLDÜ’ HABERİ GELDİĞİNDE…

    9 Ocak sabah Ankara Büro’da sabah toplantısındayız. Veli Özdemir Ankara Temsilcimiz. Ama yüzü asık, konuşacak, nasıl konuşacağını, ne diyeceğini bilemiyor gibi bir hali var. “Arkadaşlar, Metin Göktepe polis tarafından öldürüldü” dedi birden, o an sanki tavan yere indi, yer tavana çıktı. “Nasıl, nasıl, nasıl?” diye soruyor, Veli Özdemir’in kötü bir şakası diye düşünüyorduk.

    Şoktaydık hepimiz.  Uzun zamandır birlikte çalıştığım, sık sık konuştuğum, şakalaştığım Metin’in ölmüş olabileceğine inanamıyordum.

    İnanmasak da gerçekti, ertesi gün yani 10 Ocak “Çalışan Gazeteciler Günü”nde de cenaze töreni vardı. Akşamdan çıktık yola. Trenle, kalabalık bir grup gittik İstanbul’a.

    O gün gazetesi Evrensel “Bu yürek susmayacak” manşeti ile siyah çıktı. Bütün haberler de  Metin Göktepe’nin imzasıyla… Metin’i böyle uğurlayacaktık.

    Annesi Fadime Göktepe, ablaları, ağabeyleri ile ilk orada tanıştım ve 25 yıldır aileden bir parçayım ben de.

    İnanılmaz bir kalabalıkla, saatler süren yürüyüşün ardından Atışalanı, Esenler Kemer Mezarlığı’nda son yolculuğuna uğurladık Metin’i 25 yıl önce..

    Önce ‘duvardan düştü’, ‘sandalyeden düştü’ dedi, faili meçhul yapmak istediler önceki gazeteci cinayetleri gibi. Ancak Metin’in öldürülmesinde polis suç üstü yakalanmıştı, onlarca meslektaşı ve o gün gözaltına alınanlar “tanık” oldular öldürüme.

    Bu kez davasını ilden ile gezdirerek gözden ırak tutmak istediler. Bu da tutmadı, genç yaşlı meslektaşları, emek ve meslek örgütleri, gazetesi, partisi sahiplendi bu davayı… Dava il il gezdirildi, insanlar da il il takip ettiler. Öyle bir takipti ki bu, Fadime Göktepe ağır bir trafik kazası geçirmiş, kafatası dahil birçok yerinde kırık var, doktor ‘gidemezsin’ dediği halde sargılar içinde gitti evladının duruşmalarına… Emri verenler değil ama ölümüne yol açan polisler az da olsa bir ceza aldılar. Ki bu, Türkiye tarihinde bir ilkti, Metin’den önce onlarca gazeteci öldürülmüş, katilleri ‘faili meçhul’ kalmıştı.

    Metin hak mücadelesini izlediği, haberini yaptığı insanlara hep dokunmuştu ki, onlar da Metin’in davasını yalnız bırakmamıştı. Bu açıdan da bir ilkti. Metin aradan geçen 25 yıla rağmen öğretmeye devam ediyor, adına verilen ‘Metin Göktepe Gazetecilik Ödülleri’ ile; araştırmacı gazetecilik ile, haklının yanında, halkın yanında gazetecilik anlayışı ile…

    O gün Metin’i ‘sarı basın kartı olmadığı gerekçesiyle haber izlemekten alıkoyan sistem, bugün de “turkuaz kartı yok” baskısını sürdürüyor.