Kategori: Özel Haberler

  • 20 senedir kaleci antrenörlüğü yapıyor; adeta kaleci fabrikatörü

    20 senedir kaleci antrenörlüğü yapıyor; adeta kaleci fabrikatörü

    Ali ERDOĞAN

    Murat Türksoy, Ankaragücü’nde 1988 yılında 14 yaşındayken kaleciliğe başladı. 11 sene Ankaragücü’nün çeşitli kategorilerinde kalesini koruyan Türksoy, sonrasında ise kaleci antrenörlüğüne başladı.

    Tam bir kaleci fabrikatörü olan Murat Türksoy ile Türkiye Spor Yazarları Derneği Ankara Şubesi’nin 19 Mayıs Spor Kompleksi’ndeki sosyal tesislerde bir araya geldik ve Medyaport.net’e özel açıklamalarda bulundu.

    Ben sordum, Murat Türksoy yanıtladı.

    Kaleciliğe kaç yılında başladınız?

    1988 yılında 14 yaşında eşofmanlarımı alıp Tandoğan’da bulunan Ankaragücü kulübüne gittim. İlk idmana çıktım. Heyecanlı olmama rağmen seçmeleri kazandım.

    Neden kalecilik?

    Her futbolcunun bir idolü vardır. Ben de Galatasaray kalecisi Simoviç ve Rusya’nın Dünyaca ünlü kalecisi Dasayev’i izleyerek başladım.

    İlk kaleci antrenörünüz kimdi?

    Ankaragücü’nde efsane olan, kaptanlığını yapan rahmetli Baskın Sosyal hocamdı. Onu bir kez daha rahmetle anıyorum. Ondan çok şeyler öğrendim.

    Eskiden kaleciler nasıl çalışırdı?

    O dönemlerde kaleci antrenörlüğü yoktu. 2004 yılında başladı. Eskiden takımda topa iyi ve sert vuran futbolcu kaleciyi çalıştırırdı. Pozisyon alma gibi bir şey öğretilmezdi. 2004 yılından sonra kaleci antrenörlüğü başladı. İyi kaleciler yetişti. Yetişiyor da.

    Kaleci Altay Bayındır’ı Murat Türksoy yetiştirdi…

    Kaleciler yetiştirmeye başladığınızı söylediniz. Yetiştirdiğiniz kaleciler kimler?

    Fenerbahçe’de Altay Bayındır, Rizespor’da Gökhan Okkan, Alanyaspor’da Serkan Kırıntılı. Bu üç isim de milli takımda oynadı. Altay hala milli takımda oynuyor. Altay ve Gökhan oynadıkları takımın aynı zamanda kaptanları. Diğer kaleciler ise Koceli’de Bayram Ongun, Afyon Jetspor’da Anıl Mert Topuz ve Kaan Çinkaya şu anda Ankaragücü’nde. En son ise Ankaragücü’nde yetiştirdiğim Halil Bağcı 15 gün önce Finlandiya’nın Helsinki takımına transfer oldu.

    Ankaragücü dışında hangı takımda çalıştınız?

    Adanademirspor 1.ligde iken Teknik Direktör Samet Aybaba ile çalıştım. Genç Muriç’i transfer ettik. Şimdi Süper Lig’de bu takımın kalesini koruyor. Çoğu kulüpten transfer teklifi alıyor. Burada Samet hocanın da hakkını yemeyelim. Türkiye’de genç futbolculara en çok şans veren teknik adam…

    Kalecilik zor mu?

    Futbolda en zor mevki kalecilik. Çünkü bekliyorsun. Diğer futbolcular hep hareket halinde. Bu nedenle oyunu takip ediyorsun. Konsantrasyonunun yüksek olması gerekir. Hata yapmaman lazım. 89 dakika iyi oynarsın, 90’ncı dakikada bir hatadan gol yediğin zaman fatura sana kesilir

    Büyük sorumlulukları var yani?

    Kaleciler hata yaptı mı görülür. Gol kaçıran futbolcu çabuk unutulur. Şu anda kaleciler oyunu yönlendiriyor. Teknik direktörlerin sahada eli ayağı oluyor Çünkü takımlar kalecilerin geriden kurduğu oyunla maçı yönlendiriyorlar.

    Bir kalecide özellik ne olmalı?

    Fizik olmazsa olmaz. Çabuk olmalı. Doğuştan gelen algılama özelliğine sahip olmalı. En iyi algıyı,çalıştırdığım kaleciler içerisinde Altay Bayındır yapıyor. Zamanlamayı, pozisyonu iyi takip ediyor Bu doğuştan gelen bir özelliktir.

    Kaleci için başka bir başarı yöntemi ne?

    Kaleci maç oynamalı. Oynamadan bilemez. Yan topa, ara pasına ve cepheden topa nasıl çıkılacağını maç oynayarak çözer.

    Kaleci Gökhan Okkan da Murat Türksoy’un yetiştirdiği kalecilerden…

    Yerli kaleci mi, yabancı kaleci mi?

    Türkiye’de genç kalecilere güvenmemiz lazım. Alt yapıda genç, yetenekli kaleciler var. Bunlara şans verilmesi gerekir. Bu genç yetenekleri oynatıp, güvenmezseniz kaleci çıkmaz. Fenerbahçeli Altay Bayındır, Trabzonsporlu Uğurcan Çakır, Beşiktaşlı Ersin Destanoğlu, Kayserisporlu Doğan Alemdar… Doğan Alemdar şimdi Fransa 1.lig takımlarından Stade Rennais’de oynuyor. Daha birçok isim var. Ne zaman kaleci antrenörlüğüne önem verildi. Kaleci çıkmaya başladı. Cesur olmak gerekiyor.

    Kulüplere kaleci yetiştirmede ne önerirsiniz?

    Kulüpler planlama yapmalı. Günü birlik olmamalı. Genç kalecileri 3-5 sene sonra nereye taşırız diye eğitimlerine öne vermeli. Yoksa şans eseri kaleci çıkar. Ankaragücü’nde görev yaptığım süre içerisinde bu planlamayı yaptığımız için çok sayıda kaleci yetişti.

    Son söz olarak kalecilere bir öneriniz, tavsiyeniz var mı?

    Kaleci yalnız adamdır. Dört direk arasında bekler durur. Yapacağı bir hata hep gündemde olur. Bu nedenle çok çalışmalarını, hatta özel çalışmalarını tavsiye ederim.

  • Çiğdem Mater çekmediği film yüzünden tutuklandı

    Çiğdem Mater çekmediği film yüzünden tutuklandı

    Gazete Duvar’dan Hacı Bişkin’in haberine göre, Gezi Parkı Davası kapsamında yargılanan ve hakkında ‘kaçma şüphesi’yle tutuklama kararı verilen isimlerden biri olan belgesel yönetmeni ve gazeteci Çiğdem Mater’in duruşmalara katılmak için yurtdışından geldiği ortaya çıktı. Mater’in avukatı Hürrem Sönmez, müvekkilinin bir proje kapsamında Almanya’da bulunduğunu ancak duruşmalara katılmak için ülkeye geri döndüğünü söyledi.

    Bugün karar duruşması görülen Gezi Parkı Davası kapsamında iş insanı Osman Kavala’ya ağırlaştırılmış müebbet, davadaki diğer isimler Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Hakan Altınay, Mine Özerden, Can Atalay, Tayfun Kahraman ve Yiğit Ali Ekmekçi’ye 18’er yıl hapis cezası verildi.

    Mahkeme, ‘kaçma şüphesi’ni göz önünde bulundurarak bu isimlerin tutuklanmalarına karar verdi. Ancak belgesel yönetmeni ve gazeteci Çiğdem Mater 15 Şubat tarihinde Almanya’dan geri dönerek Gezi Parkı Davası’nın duruşmalarına katıldı.

    Mater’in avukatı Hürrem Sönmez müvekkilinin bir proje kapsamında Almanya’da bulunduğunu söyleyerek durumun daha önce mahkemeye tebliğ edildiğini söyledi. Sönmez, “Müvekkilim duruşmalara katılmak için İstanbul’a döndü. Buna rağmen ‘kaçma şüphesi var’ denildi ve tutuklandı” dedi.

  • Grup Vardiya’nın yeni albümü ‘Israrla’ yakında çıkıyor

    Grup Vardiya’nın yeni albümü ‘Israrla’ yakında çıkıyor

    1997 yılından itibaren Bilim Estetik Kültür Sanat Araştırmaları Vakfı (BEKSAV) bünyesinde çalışmalarını yürüten Grup Vardiya, yeni albümü ile dinleyicileri ile buluşmaya hazırlanıyor. Vardiya’nın “Israrla” isimli albümü 1 Mayıs’tan önce dijital mecralarda ve raflarda yerini alacak.
    6 parçadan oluşan albüm Kurmancî, Kirmanckî ve Türkçe eserlerden oluşuyor. 5 yıllık bir aradan sonra yeni albümünü çıkaracak olan grup, Cizre’de hayatını kaybeden Taybet İnan için yazılan bir besteye de albümünde yer verecek. Vardiya’nın kurulduğu ilk günden bugüne eserlerine ilham kaynağı olan direnişlerden kesitler, “Israrla” albümünde de varlığını koruyor.
    Uzun yıllar direniş alanlarında söylenen; “Dönsün Zulmün Çarkları” isimli marş, Grup Vardiya’nın sesinden tekrar yorumlanacak. Kom Müzik etiketiyle çıkacak olan albüm, çok yakın zamanda tüm dijital platformlar ve albüm olarak müzik marketlerdeki yerini alacak.
    Vardiya, albümün çıkışıyla beraber planlanan albüm tanıtım konserinin hazırlıklarını sürdürüyor. Son albüm çalışmaları ve eski eserleri Haziran ayı içinde canlı olarak seyircisiyle de buluşacak.

    GRUP VARDİYA

    1997 yılından itibaren BEKSAV bünyesinde çalışmalarını yürüten Grup Vardiya, Anadolu’daki farklı kültürleri özümseyip, kendi çalışmalarını bu değerler üzerinden üretmeye çalışıyor. Grup, yurt içinde ve yurt dışında çok sayıda festival ve konserlere katıldı. Kendini sokaklarda, eylemlerde, grev çadırlarında, üniversite kampüslerinde var eden grup, kitleleri aydınlatan, onların istemlerini, acılarını, özlemlerini gerçekliğiyle yansıtan ve onlarla birlikte en önde yürüyen gerçek aydını yaratmak, gittikçe yabancılaşan topluma, insandan, insanlıktan bir ses verip, bu sesleri çığlığa dönüştürmek istiyor. Grup Vardiya yürüttüğü müzik çalışmalarıyla toplumcu müziğe farklı bir bakış açısı getiriyor. Vardiya Nazım Hikmet’in 100. yaş günü kutlamaları çerçevesinde Nazım Hikmet’in şiirlerinden bestelenmiş şarkılar ve kendi bestelerinin de olduğu bir repertuar oluşturdu. Yurt içi ve yurt dışı konserler verdi.
    Grup 2000 yılında “Buluşma” adlı ilk albümünü çıkardı. Bu albümde grubun bestelediği müziklerle, insanlık adına yarınlar vaad eden sözler, bir bütün olarak dinleyiciye sunuldu.
    İkinci albümü olan “Ellerinde Pankartlar”ı 2004 yılının Eylül ayında çıkardı. İkinci albümde iki temel vurguyu “halkların kardeşliği” ve “halkların mücadelesi”ni ön plana çıkardı. Nazım Hikmet ve Ruhi Su, bu mücadelelerde simgeleşmiş iki isim olarak yer buldu albümde. Grup 2003 yılında “Hedefte İnsanlık Var” single çalışması ve 2017 yılında “Umut Dimdik Ayakta” single çalışması ile müzik hayatına devam ediyor.

  • Büyük ikilem! Atanması ayrı atanamaması ayrı dert…

    Büyük ikilem! Atanması ayrı atanamaması ayrı dert…

    Kübra KÖKLÜ

    Öğretmen atamalarının yetersiz olması nedeniyle intihar eden ve başka bir iş yaparken iş kazasında yaşamını yitiren öğretmenler sıklıkla gündeme geliyor. Ekonominin gün geçtikçe kötüye gitmesiyle beraber atama bekleyen öğretmenler de hiç istemeseler de başka iş kollarına yöneldi. Büyük hayallerle öğrencileriyle buluşmayı bekleyen öğretmenler, bir gün dahi olsa hayallerini gerçekleştiremeden iş kazalarında yaşamlarını yitirdiler. Atama bekleyen bazı öğretmenler ise iktidarın yanlış politikaları nedeniyle de intihara sürüklendi. Mersin’in Tarsus ilçesinde yaşayan ve atanamadığı için seyyar satıcılık yapan 32 yaşındaki Coğrafya Öğretmeni İsmail Karahan girdiği bunalım sonucu hayatına son verdi. Şanlıurfa’nın Birecik ilçesinde yaşayan 28 yaşındaki atanamayan yüksek lisanslı öğretmen Mustafa Kaya ise tabancayla intihar etti. Malatya’nın Yeşilyurt ilçesinde yaşayan ve ataması yapılmayan 23 yaşındaki Beden Eğitimi öğretmeni Fedai Altun da mezarlıkta elektrik trafosu boyarken yaşamını yitirdi. İsmail, Mustafa ve Fedai hayallerini gerçekleştiremeden aramızdan ayrıldı. Devlet okullarında görev yapmayı bekleyen 15 bin öğretmenin ataması 31 Ocak tarihinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katıldığı törenle gerçekleştirilirken, 500 bin 41 öğretmenin ataması henüz yapılmadı. 15 bin öğretmenin atamasıyla beraber ücretli öğretmenler işsiz kaldı. Atamalar belli olsa da ücretli öğretmenlere okulun açılmasına bir gün kala işsiz kaldıkları bilgisi verildi.

    ‘ATAMA İŞSİZ BIRAKTI, ATAMASI DA YAPILMADI’

    Ücretli öğretmen iken, atamalar ile işsiz kaldı, ataması da yapılmadı

    Bu yıl işsiz kalan ancak bir sonraki dönem yeniden ücretli öğretmenlik yapmak isteyen ve önlerine bir engel çıkmaması için isimlerini vermek istemeyen 2 ücretli öğretmen ile karşılaştıkları sorunlar hakkında konuştuk. Ataması yapılan öğretmenler için mutlu olduğunu söyleyen Edebiyat Bölümü mezunu 25 yaşındaki ücretli öğretmen, atamaların sıklıkla yapılması gerektiğinin altını çizdi. Ara tatil sonrası okulların açılmasına bir gün kala okul yönetimi tarafından telefon ile aranarak işsiz kaldığını öğrenen ücretli öğretmen, “Ataması yapılan öğretmenlerin emeklerinin karşılığını almasına çok sevindim. Okuldaki dolabımı toplarken çok üzüldüm. Öğrencilerimle vedalaşamadım. Psikolojim bozuldu. İş bulamadım. Ücretli öğretmenliği atanana kadar yapıyordum. Garanti bir iş ya da maaşı iyi bir iş değil. Ücretli öğretmenlik; atama geldiğinde işten atıldığın, nöbet tuttuğunda parasını alamadığın bir meslek. İdari kısımda ise kadrolu öğretmenler kadar saygı gösterilmiyor” diye dert yandı.

    ÜCRETLİ ÖĞRETMENİN MÜDAHALE HAKKI DA YOK!

    Aileleri tarafından okula gönderilmeyen öğrencilerin yok yazılmasına izin verilmediğini ve okul yönetiminin polise bildirmediğini belirterek, “Sınıfımda Afrika’dan gelen bir öğrenci vardı. Yaşından dolayı direkt 4. sınıftan başlatmışlardı. Ancak hiç Türkçe bilmiyordu. Ben de İngilizce bilmiyordum. Ve yönetmelik o çocuğu bir üst sınıfa geçirdi. Yine aynı şekilde dönem ortasında sınıfa Diyarbakır’dan bir öğrenci geldi. O da hiç okula gitmemiş ve aile para cezasını ödememek için çocuğunu okula getirmiş. Ancak yaşı nedeniyle o da 4. sınıftan başladı. Birkaç gün çocuk okula geldi. Sonra aile tekrardan çocuğu devam zorunluluğu ‘yok’ diyerek okuldan aldı” diye anlattı.

    Ücretli öğretmen olmanın zorluklarını, hiçbir haklarının olmadığını da ücretli öğretmen şöyle anlattı: “Ücretli öğretmen olmak yani güvencesiz bir şekilde çalışırken bu gibi olaylara şahit olmak ve bir şey yapamamak çok kötü. Çocuklar korunmuyor. Gerekli önlemler alınmıyor. Yönetim devamsızlık yapan öğrenciyi ‘yok’ yazmamıza izin vermiyor. Kim bilir çocuk nerede? Belki de yaşamıyor ama okulda ‘var’ gözüküyor. Ücretli öğretmenin hiçbir hakkı yok. Veliler ücretli öğretmen olduğunuzu öğrendiğinde hemen yönetime şikâyet ediyor ve işinizden oluyorsunuz. Genellikle veliler ücretli öğretmen istemiyor.”

    ‘ÜCRETLİ ÖĞRETMENLERİN YANINDA İKİNCİ SINIF VATANDAŞ GİBİYİZ’

    2016 yılında İngilizce öğretmenliğinden mezun olan ve yıllardır atama bekleyen 28 yaşındaki ücretli öğretmen ise “Ataması yapılan öğretmenler adına çok sevindim. Ama diğer tarafta ara tatilde sürekli yerime ‘kim gelecek’ diye düşündüm. Çok zor bir durum. Yarı dönemde ücretli öğretmenlik için kadro bulmak imkânsız. Ancak biri askere gidecek ya da doğum iznine ayrılacak da o şekilde bir kadro bulabilirsiniz” diye anlattı duygularını.

    Ücretli öğretmenlik maaşının asgari ücretinin çok altında olduğunu dikkat çeken ücretli öğretmen, “Bizler tarla işçileri gibiyiz. Okulların tatil edildiği günler ve resmi günlerin parası maaşımızdan kesiliyor. Okulda çalışırken koronavirüse yakalandım. Ve o günlerin parası da maaşımdan kesildi. Haftada bir ya da iki kez nöbet tutuyoruz. Nöbet tutmayı sorun etmiyorum. Ancak kadrolu öğretmen nöbet tuttuğunda parasını alıyor. Ama ben alamıyorum. Kendimi kadrolu öğretmenlerin yanında ikinci sınıf vatandaş olarak görüyorum. Bunun nedeni de devletin bana sunduğu koşullar. Ücretli öğretmen olduğunuzu veliler öğrendiğinde de büyük sorunlar çıkmaya başlıyor. ‘Öğretmen bir şey bilmiyor’ diye şikâyette bulunuyorlar. Kadrolu öğretmenlere İlçe Milli Eğitim ve Bakanlık tarafından geziler ve yemekler düzenleniyor, Buralara da ücretli öğretmenler davet edilmiyor” ifadelerini kullandı.

    ‘ÜCRETLİ ÖĞRETMENLİK DERİN BİR SÖMÜRÜ ALANI’

    Eğitim-Sen İstanbul 5 No’lu Şube Başkanı Özer Tuncer ise atama bekleyen de yaklaşık 550 bin öğretmenin bulunduğuna dikkat çekerek, bunun çok büyük bir sayı olduğunu, bunun da iktidarın politikalarından kaynaklandığını söyledi. “İktidar politikalarını daha sağlıklı, planlı ve programlı yapsaydı atama bekleyen öğretmenler sıkıntı yaşamazdı” diyen Tuncer, atama bekleyen öğretmenlerin bir an önce atanmasını istedi.

    Ataması yapılmayan öğretmenlerin bu süreçte kendilerine başka bir iş, istihdam alanı oluşturmak zorunda kaldıklarına da dikkat çeken Tuncer, “Ve bu arkadaşlarımızı sonra bu işlerde kaybediyoruz. İş kazalarında öldüklerini duyuyoruz. Atama beklerken iş bulamayıp umudunu kaybeden, temel ihtiyaçlarını karşılayamayan öğretmenler ise intihar ediyor. Atama bekleyen bu kadar öğretmen arkadaşımız varken okullarda insanlık dışı, aşırı sömürüye açık olan ücretli öğretmenlik uygulaması devam ediyor. Bu, çok büyük bir çelişki” dedi.

    550 bin öğretmen atama beklerken kuralsız, güvencesiz ve anayasaya aykırı bir şekilde çalıştırılan öğretmenlerin bulunduğunu yineleyen Tuncer, “Ben de İstanbul’da bir lisede öğretmenlik yapıyorum. Yan sınıfımdaki öğretmen ücretli öğretmen ve ben atandığım için onunla aynı ücreti almıyoruz. Ücretli öğretmenlerin ellerine 2 bin 500 TL gibi para geçiyor. Ücretli öğretmenlik, derin bir sömürü alanı. Atama bekleyen bütün öğretmen arkadaşlarımızın ataması yapılsın. Atama yapıldıktan sonra da ücretli öğretmenlik ortadan kaldırılsın” diye konuştu.

  • Bakanlık, ‘var’ diyor, vatandaş kuduz aşısına ulaşamıyor

    Bakanlık, ‘var’ diyor, vatandaş kuduz aşısına ulaşamıyor

    Kübra KIRIMLI

    Piyasada yaşanan ilaç ve aşı krizi devam ediyor. Ankara’da 1,5 yaşındaki çocuklarını köpek ısıran Kartal ailesi, kuduz aşısını bulamıyor. Çocuğun babası Can Kartal, “İlk doz aşıyı Ankara Araştırma Hastanesi’nde yaptırdık. Bize ‘İkinci doz için gelmeden arayın. Eğer burada yoksa başka hastaneleri gezersiniz.’ dediler. Bu durum karşısında Sağlık Bakanlığı’nı aradım. Anladığım kadarıyla aşı yok” dedi. Ankara Eczacı Odası Yönetim Kurulu Üyesi Eczacı Berna Yücel Mintaş ithal aşı ve ilaçlarda sorunun devam ettiğini ifade ederken, Sağlık Bakanlığı’ndan ulaştığım bir yetkili “Stok sorunu yok. Aşı var” diyor. Türk Tabipleri Birliği Halk Sağlığı Kolu Başkanı Uzman Dr. Nasır Nesanır ise “Kuduz aşıları tam doz uygulanmalı” diye uyarıyor.

    ‘2 HASTANE GEZDİK, AŞI YOKTU’

    Ankara Batıkent’te 16 Nisan günü 1,5 yaşındaki oğullarını köpek ısıran Kartal ailesi, ilk olarak yakınlarında bulunan Yenimahalle Hastanesi’ne, oradan da bir özel hastaneye giderek, kuduz aşısı bulamadıklarını anlatıyorlar. Çocuğun babası Can Kartal, “İlk doz aşıyı 16 Nisan günü Ankara Araştırma Hastanesi’nde yaptırdık. Hastanedeki yetkili ‘İkinci doz için gelmeden arayın. Biz de yoksa diğer hastaneleri gezersiniz’ dedi. Biz zaten Ankara Araştırma Hastanesi’ne gitmeden yakın yerde bulunan Yenimahalle Hastanesi ile bir özel hastaneye gittik. Oralar da aşı yoktu” diyor.

    ‘BİR ÇOCUĞA 3. DOZ AŞIYI UYGULAMADILAR’

    Kuduz aşılarının 4 doz uygulanması gerektiğini söyleyen Can Kartal, hastanede tanık olduğu aşı krizini şöyle anlatıyor: “Biz oğlumuza ilk doz aşıyı yaptırırken, bir aile daha aynı sebepten hastaneye geldi. Çocuklarını kedi ısırmıştı. Öncesinde 2 doz aşılarını yaptırabilen bu aileye 3. doz aşıyı yapmadılar. Aşının bulunmadığını söylediler o aileye”.

    ‘SAĞLIK BAKANLIĞI’NI ARADIM, DÖNÜŞ BEKLİYORUM’

    Tüm bu sebeplerden ötürü Sağlık Bakanlığını aradığını ifade eden Can Kartal, “Bana kayıt oluşturduklarını, dönüş yapacaklarını söylediler. Ama benim anladığım kadarıyla ellerinde aşı yok.” diyor. Ardından Ankara’da tüm il ve ilçe hastanelerini arayıp aşının olup olmadığını sorduğunu ifade eden Kartal, “ Her yeri aradım aşı yok. Size ulaştım ki gündem olsun. Belki bu şekilde bizi görüp aşıyı tedarik edebiliriz diye düşündüm” diyor.

    ‘YURTDIŞINA BAĞLI İLAÇ VE AŞIDA SIKINTI DEVAM EDİYOR’

    Piyasada kuduz aşısının bulunup bulunmadığını sormak için konuştuğumuz Ankara Eczacı Odası Yönetim Kurulu Üyesi, Berna Yücel Mintaş, ilaç krizinin devam ettiğini hatırlatıyor. Mintaş, “Aslında her yıl olmayan ilaç, bu sene daha da yok olmaya başladı. Biz ilaç-fiyat kararnamesi açıklandıktan sonra kriz biter diyorduk. Ancak beklediğimiz gibi olmadı. Halen piyasada bulunmayan ilaçlar var. Bu kriz elbet Aralık-Ocak aylarında yaşanan gibi derin değil, ancak örneğin halen piyasada çocuk şuruplarının bir kısmı da yok” diyor.

    ‘KUDUZ AŞISI YOK’

    İnsülin ve tedariki yurtdışından yapılan ilaçlarda sıkıntının devam ettiğini sözlerine ekleyen Mintaş, kuduz aşısına dair şunları söylüyor. “Kuduz aşısı eczanelerden temin edilmiyor. Sağlık Bakanlığı’nın kendisi aşının dağıtımını yapıyor. Aşıyla Önlenebilir Hastalıklar Daire Başkanlığı’na bağlı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü Hastanelere alıyor aşıyı. Hastanelerden direkt dağıtım yapılıyor. Kuduz aşısıyla ilgili şu an bir sorun var. Söylediğim gibi sorumlu biz değiliz burada. Sebebi ellerinde olmamasından mı yoksa ruhsatla ilgili bir sorun mu bilemiyorum. Ancak aşı tedarikinde bir sorun yaşanıyor.”

    ‘KUDUZ AŞILARI TAM DOZ UYGULANMALIDIR’

    Konuya dair bilgisine başvurduğum TTB Halk Sağlığı Kolu Başkanı Dr. Nasır Nesanır, “Isırma vakalarında kuduz aşıları tam doz uygulanmalıdır. Hatta aşının yanında antikor uygulanması da gerekir” diye uyarıyor.

    BAKANLIK: ‘AŞI VAR’ DİYOR 

    Kuduz aşısına dair Sağlık Bakanlığı’ndan bir yetkiliye ulaşıyorum. Görüştüğüm yetkiliye Kartal ailesinin yaşadıklarını anlatıyorum. Ellerinde aşının var olup olmadığını sorduğum yetkili, “Gerekli yerlerle görüştüm. Stoğa dair bir sorun görünmüyor” diyor.

  • Grafiklerle 2021 Ceza İstatistikleri Raporu: En fazla mahkum Rusya ve Türkiye’de

    Grafiklerle 2021 Ceza İstatistikleri Raporu: En fazla mahkum Rusya ve Türkiye’de

    Lozan Üniversitesi tarafından her yıl derlenen, Cezaevi İstatistikleri raporu SPACE, 2021 yılının istatistiklerini gösterecek şekilde yayınlandı. 49 ülkeyi kapsayan rapora göre, Avrupa’daki en büyük hapishane nüfusu Türkiye’nin. Hapis cezaları sayısında da Türkiye, Rusya’nın hemen ardında bulunuyor. Haberi, Onur Metin (onurmetins) grafiklerle derledi.

    HABER: Onur Metin

    Raporda, 31 Ocak 2021 tarihinde edinilen sayılara göre, Avrupa Konseyine üye olan 49 ülkede toplam 1 milyon 414 bin 172 tutuklu bulunuyor. Rapordaki verilere göre, mahkumlar en fazla Rusya’da, (478.714 kişi), ikinci olarak Türkiye’de (272.115 kişi) üçüncü ise Birleşik Krallık’ta bulunuyor (87.035 kişi).

    Tutuklama oranının nüfusa göre oranlandığı verilere göre ise, Rusya’nın her 100 bin kişi içinde 328 mahkumu bulunurken, Türkiye’nin 325, Gürcistan’ın 232, Azerbaycan’ın 216, Slovakya’nın 192, Litvanya’nın 190 mahkumu bulunuyor.

    NÜFUSA ORANLA EN ÇOK İNSANIN YER ALDIĞI CEZAEVLERİ TÜRKİYE’DE

    Nüfusa oranla, en çok mahkumun bulunduğu cezaevlerine bakıldığında, Türkiye’nin tepede bulunduğu görülüyor. Türkiye, her 100.000 kişiye karşılık, cezaevlerinde 357 kişi bulunuyor. Listede Türkiye’yi Rusya (356 kişi) ve Gürcistan (264 kişi) takip ediyor. Monako, Liechtenstein, İzlanda, Finlandiya, Hollanda ve Norveç, nüfusuna oranla en düşük cezaevi nüfusuna sahip ülkeler.

    SON 10 YILDA EN ÇOK İNSAN TÜRKİYE’DE TUTUKLU

    2010’dan 2020’ye ülkelerdeki cezaevinde kalanlar / toplam nüfus değişimlerine bakıldığında, Türkiye’de yüzde 115’den fazla bir artış görülürken, Türkiye’yi Andorra, Portekiz, Malta, Arnavutluk ve Slovenya takip etti. Tutuklu insan sayısının son 10 yılda en çok azaldığı ülkeler ise Gürcistan, Ermenistan, Letonya, Rusya ve Lüksemburg oldu. Tutuklanma oranının son 1 yılda en çok azaldığı ülkeler, Kıbrıs (%-28.3), Montonegro (%-24.4) ve Solvenya (%-22.1) oldu.

    TÜRKİYE’DE SON BİR YILDA TUTUKLAMA ORANI AZALDI

    Verilere göre, son bir yıldaki tutuklama oranında, neredeyse tüm ülkelerde genel bir düşüş var. Sayının azalmasında COVİD’in etkisi olduğu düşünülürken, en büyük azalma İzlanda’da görüldü, yüzde 9.7. Türkiye’de bu azalma %8.9 oldu. Ocak 2020-Ocak 2021 arasında tutuklama oranlarına göre, İzlanda (yüzde 9.7), İsviçre (yüzde 9.2), İrlanda (yüzde 8.9), Türkiye (yüzde8.9), Arnavutluk (yüzde 8.7), Çek Cumhuriyeti (yüzde 8.4), Avusturya (yüzde 8.2), Polonya (yüzde 8.1), Birleşik Krallık: İskoçya (yüzde 8.1), Hollanda (yüzde 7.9), Rusya (yüzde 7.9), Lüksemburg (yüzde 7.5), Almanya (yüzde 6.9), Danimarka (yüzde 6.0), Katalonya (yüzde 5.7), İpya (yüzde 5.6) ve Ukrayna’da (yüzde 5.2) oranlarında tutuklama oranı azaldı.

    AVRUPA’DA HAPSEDİLME ORANI SON 10 YILDA EN ÇOK ARTAN ÜLKE TÜRKİYE

    Son 10 yılda, Türkiye’de hapsedilme oranı yüzde 89.3 arttı. Türkiye, bu dönemde hapsedilme oranının önemli ölçüde arttığı tek ülke oldu.

    ANNE MAHKUMLARIN ÇOCUKLARI EN FAZLA TÜRKİYE’DE

    Bakıma ihtiyacı olan küçük çocukların anneleri ile cezaevlerinde kalmalarına bazı ülkelerde izin verilirken, bazılarında ise izin verilmiyor. İzin verilen ülkeler arasında, Türkiye, annesi cezaevinde ise bir çocuğun, annesiyle “içeride” en uzun zaman geçirebileceği ülke (6 yaşa kadar). Diğer cezaevlerinde bu süre genellikle, 2 ya da 3 yaş. En genç yaşta çocukların cezaevinde bulunmalarının yasaklandığı Hollanda’da kabul edilen çocukların yaşı 9 ay-4 yaş arasında değişiyor.

    Türkiye’de cezaevlerinde annelerinin yanında bulunan çocuk sayısı 803. Türkiye’nin ardından Rusya geliyor (423 çocuk), İpya’da ise toplam 94 çocuk bu durumda bulunuyor. Arnavutluk, Ermenistan, Azerbaycan, Belçika, Bulgaristan, Kıbrıs, İzlanda, İrlanda, Liechtenstein, Malta, Monako, Karadağ, Kuzey Makedonya, Romanya, San Marino, Slovenya, İsveç, İsviçre’de ise çocukların anneleri ile cezaevlerinde olmaya izinleri var ancak bunu seçen tutuklu ebeveyn sayısı 0. Kuzey İrlanda, Slovakya, Norveç’te ise çocukların cezaevlerinde olmasına izin verilmiyor.

    HAPİSTE KALIŞ SÜRELERİNE GÖRE TÜRKİYE

    Türkiye’de mahkumların içeride kalış sürelerine bakıldığında, en çok mahkumun 5-10 yıl ve 10-20 yıl arasında içeride bulunduğu görülüyor.

    Cezaevinde kalış sürelerine göre bakıldığında Türkiye’de sayılar şöyle:

    1 aydan kısa: 83 kişi
    1-3 ay arası: 436 kişi
    3-6 ay arası: 3692 kişi
    1-3 yıl: 24019 kişi
    3-5 yıl: 28250 kişi
    5-10 yıl: 69764 kişi
    10-20 yıl: 69476 kişi
    20 yıl ve üstü: 38352 kişi
    müebbet: 8643 kişi
    diğer: 3507 kişi

  • SGK’da 21 personel arasındaki para alışverişi soruşturmalık oldu

    SGK’da 21 personel arasındaki para alışverişi soruşturmalık oldu

    CHP Ankara Milletvekili Murat Emir, Sosyal Güvenlik Kurumu’nda (SGK) kendi aralarındaki şüpheli para alışverişleri nedeniyle 21 personel hakkında soruşturma açıldığını ancak soruşturmayı yürüten müfettişlerin görevden el çektirildiğini iddia etti. Soruşturma geçirenler arasında SGK eski Başkan Yardımcısı Mustafa Kuruca ile Türk Büro-Sen Başkan Yardımcısı Emrah Karakurt’un da olduğunu ifade eden Emir, “Bakan Vedat Bilgin’e sesleniyorum. Sadece bir memurun beş yılda 15 milyon TL’lik para transferi yaptığı biliniyor. Bu paralar kimlere neden aktarılmış, hangi yolsuzluğun parçası? Soruşturmanın takipçisiyiz, üstünü örtmenize izin vermeyeceğiz” dedi.

    SENDİKA YÖNETİCİSİ DE ŞÜPHELİLER ARASINDA 

    Murat Emir, SGK bünyesinde 21 personel hakkında aralarında şüpheli para transferleri yapıldığı gerekçesiyle başlatılan soruşturmayı TBMM gündemine taşıdı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin’in yanıtlaması istemiyle yazılı soru önergesi sunan Emir, soruşturmanın üstünün örtülmek istendiğini de iddia etti. Emir’in iddiasına göre SGK’da personel Mehmet Toptaş hakkında 2021 yılının başında inceleme başlatan müfettişler, şüpheli para transferlerinin izine rastladı. İnceleme genişletildi ve 1 Nisan 2021 tarihinde 21 personel hakkında soruşturma başlatıldı. Soruşturma kapsamında personelin 2015 ile 2020 yılları arasındaki para transferleri incelendi. Personel Toptaş’ın beş yıl içerisinde gerçek ve tüzel kişilere 15 milyon 313 bin 457 TL gönderdiği tespit edildi. Toptaş’ın yüklü miktarlarda para gönderdiği kişiler arasında SGK’nın eski Başkan Yardımcısı Mustafa Kuruca ve eşi ile Türk Büro-Sen Genel Başkan Yardımcısı Emrah Karakurt da yer aldı.

    ‘MÜFETTİŞ NEDEN GÖREVDEN ALINDI?’

    Soruşturma kapsamında görevlendirilen iki baş müfettişten birinin görevden el çektirildiğine dikkat çeken Emir, SGK içerisindeki 21 personelin şüpheli para transferlerinin mutlaka araştırılması gerektiğini belirtti. Soruşturma yürüten birim olan Teftiş Kurulu Başkanı Mustafa Apaydın’ın da yakın zamanda görevden alındığını hatırlatan Emir, şu ifadeleri kullandı: “Çalışma Bakanının SGK’da neler olduğunu kamuoyuna açıklaması gerekiyor. Teftiş Kurulu Başkanı hangi sebeple görevden alındı. Bu sorunun yanıtını vermesini bekliyoruz. Bakan Vedat Bilgin’e sesleniyorum. Soruşturma kapsamında sadece bir memurun beş yılda diğer kişilere 15 milyon TL’lik para transferi yaptığı biliniyor. Bu paralar kimlere neden aktarılmış, hangi yolsuzluğun parçası? Görevlendirilen müfettiş neden görevden alındı? Soruşturmanın takipçisiyiz, üstünü örtmenize izin vermeyeceğiz.”

  • Son 1 yılda hangi yatırım aracı daha çok kazandırdı? – Dolar, Euro, Bono, Repo, Bitcoin ve Altın

    Son 1 yılda hangi yatırım aracı daha çok kazandırdı? – Dolar, Euro, Bono, Repo, Bitcoin ve Altın

    Bu haberde, finansal yatırım araçlarının TL karşısında getiri oranlarını grafiklerle karşılaştırdık.

    Özel haber: Onur Metin

    SON 1 YILDA HER YATIRIM ARACI KARLI

    Son 1 yıllık fiyat değişimlerine bakıldığında, her yatırım aracının karlı olduğunu iddia etmek mümkün. Kar sıralamasında en yüksek 1 yıllık fiyat değişimi, altında meydana gelirken (%100.75), altını dolar ve euro izledi. Dolarda kar oranı %81.2, Euro’da %65.19 oldu. Bono, Euro ve Bitcoin‘de de 1 yıllık fiyat değişimleri hep pozitif yönde değişti.

    DOLAR VE EURO

    ABD doları, son 1 haftada alanlar için %0.41 artış getirirken, dolar yatırımından elde edilen kazançlar, 1 ayda %2.01, 3 ayda %6.58, 6 ayda %64.62 oldu. 1 yıl önce Türk lirasını dolara yatıranlar, bugün %81.82 kazandı. Başka bir deyişle, bir yıl önce dolara 100 lira yatıranlar, bugün (9 Nisan 2022) itibariyle 181.82 TL aldı.

    Doların son 3 aydaki yükselişi, bilinen fiyatları oldukça değiştirirken, Euro’daki TL karşılığı fiyat değişimi, son 1 hafta içinde 0’ın altına düşerken (eksi %1.24), 1 ayda %0.82, 3 ayda %2.17, 6 ayda 55.24 oldu. Euro’nun son 1 yıllık değişim oranı ise %65.19. 1 yıl önce 100 lirasını Euro’ya yatırıp değerlendirmek isteyenlerin, bugün 165.19 TL’si oldu.

    BONO VE REPO UZUN VADEDE KARLI, KISA VADEDE ZARAR

    Bono’daki değişim son 1 hafta içinde eksi %3.13, son 1 ayda eksi %4.54, son 3 ayda %2.50, son 6 ayda %32.8, son 1 yılda %30.23 oldu.

    Repoda değişim oranları, son 1 haftada eksi % 0.8, son 1 ayda eksi % 3.28, son 3 ayda eksi %9.28, son 6 ayda eksi 12.91 olurken, son 1 yıldaki değişim %17.41 olarak görüldü.

    Son 6 ayda repoda genel olarak eksi değerler varken, son bir yıllık değişimi ise pozitif oldu.

    BİTCOİN

    Bitcoin son bir yıllık süreçte zaman zaman, çok zıplamış, zaman zaman çok düşmüş olsa da, genel olarak yatırımcılarını pişman etmeyen bir yatırım aracı oldu. Son 1 yılda “bitcoin”e girenler %17 civarında, son 6 ayda girenler %35 civarında, son 3 ayda girenler %20 civarında kar ederken, son 1 ayda girenlerin zararı yaklaşık %3. Son bir haftada ise kar oranı %5.39 oldu.

    ALTIN UZUN VADELİ YATIRIMCILARINI HİÇ PİŞMAN ETMEDİ

    Altın ise son 1 yılda uzun süreli yatırımcılarını neredeyse hiç üzmedi. Altın son 1 haftada %1.52, son 1 ayda eksi %3.39, son 3 ayda %15.45, son 6 ayda %18.54 oranında kar sağlarken, son 1 yılda sağladığı %100’ün üzerindeki kar; bu sayfada bahsedilen en karlı yatırım aracı haline getirdi.

  • Hekimler, Isparta Cumhuriyet Başsavcısı Akbulut hakkında HSK’ya şikayette bulundu

    Hekimler, Isparta Cumhuriyet Başsavcısı Akbulut hakkında HSK’ya şikayette bulundu

    Türk Tabipleri Birliği ve Adli Tıp Uzmanları Derneği, hekimlik uygulamaları açısından işkence anlamına gelen zorla muayene emri veren Isparta Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Akbulut hakkında 10 Nisan 2022 günü Hakimler ve Savcılar Kurulu’na şikayette bulundu.

    Isparta Cumhuriyet Başsavcılığı imzalı emrin hem ulusal ve uluslararası mevzuata hem de tıp etiğine aykırı, kanunsuz emir niteliğinde olduğu vurgulanan şikayet dilekçesinde Anayasa’nın, Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin, Biyotıp Sözleşmesi’nin, İstanbul Protokolü’nün, Dünya Tabipler Birliği kararlarının ve Türk Tabipleri Birliği Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’nın ilgili maddelerine atıf yapıldı.

    Savcıların hem mesleki etik ilkelerine hem de insan haklarına uygun hareket etmelerine ilişkin uluslararası kararların da yer aldığı şikayet dilekçesinde Isparta Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Akbulut hakkında etkili bir soruşturma yürütülmesi ve cezalandırılması istendi.

    Türk Tabipleri Birliği, Adli Tıp Uzmanları Derneği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı ve İnsan Hakları Derneği’nden yapılan ortak açıklamada, mevzuatta muayene ve örnek almaya dair düzenlemeler bulunsa da kişinin vücut bütünlüğünün korunması hakkına müdahale niteliğinde olan muayenelerin nasıl gerçekleştirileceğinin aynı zamanda tıbbın etik ilkeleri ve mesleki standartlarıyla belirlendiği anımsatıldı. Bu kapsamda muayenelerin zorla gerçekleştirilmesi veya çıplak aramalar şeklinde rutin uygulamalara dönüştürülmesinin insan onuru ve kişisel bütünlüğün korunması ve dokunulmazlık hakkının ihlali olduğuna dikkat çekilen açıklamada, şöyle denildi:

    “Hekimlerin mesleklerini uygularken öncelikli ödevi her durumda insan onurunu korumaktır. Bu tür uygulamaların hekimlik uygulamaları açısından işkence anlamına geldiği açıktır. Yasal düzenlemeler, yönergeler hiçbir koşulda insanlık dışı ve işkenceye imkan tanıyan hükümler içeremeyeceği gibi yönergeler, talimatlar, yazışmalarla da işkence fiilleri meşru kılınamaz. İşkence ve kötü muameleyi mümkün kılan eylemlerin hukuken de meşru olması mümkün değildir. Mutlak işkence yasağı, uluslararası toplum açısından oynadığı özel rolün bir gereği olarak uluslararası hukukta normlar hiyerarşisi açısından da üstün bir kural niteliği kazanmıştır. Koruduğu değerler nedeniyle, işkence yasağı buyruk kural (jus cogens) olarak tanınmış, uluslararası insan hakları sözleşmelerinden ve teamül hukukundan kaynaklanan kurallar karşısında hiyerarşik bir üstünlüğe sahip olmuştur. İşkence yasağı uluslararası toplumun mutlak bağlayıcı bir kural olarak tanıdığı, hiçbir istisnası olmayan temel bir ilkedir. İşkence yasağıyla çatışan ulusal hukuk kuralları aynı zamanda uluslararası hukukla da çatışma içinde olacağından hukuki geçerliliği olamaz.

    Yasa uygulayıcıları da evrensel hukuk normları ve insan hakları ilkelerine uymakla yükümlüdür. Dolayısıyla Isparta Cumhuriyet Başsavcılığı’na bir kez daha zorla muayenenin işkence anlamına geldiğini hatırlatıyor, 28.03.2022 tarih ve B.M. 2022/1441 sayılı yazısını geri çekmeye davet ediyoruz.”

  • Mahkeme, kameranın altında mı bir cinayetin işlenmesini bekliyordu?’

    Mahkeme, kameranın altında mı bir cinayetin işlenmesini bekliyordu?’

    Kübra KÖKLÜ

    İktidarın cezasızlık politikası uygulamaları nedeniyle kadına yönelik şiddet ve istismar artmaya devam ediyor. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP), 2022 Mart Raporu’nu açıkladı. Raporda mart ayında 24 kadın erkekler tarafından katledilirken, 19 kadın ise şüpheli bir şekilde yaşamını yitirdi. Aynı rapora göre, 2021 Mart ayından bugüne kadar 55 kadın yüksekten düşerek şüpheli şekilde  yaşamını yitirdi. Şüpheli ölümlerin yüzde 20’sinin ise yüksekten düşme şeklinde gerçekleştiği kaydedildi. Hayatını kaybeden 55 kadının hikayesi gibi üniversite okuyup İngilizce öğretmeni olma hayalleri kuran 17 yaşındaki Duygu Delen’in hikayesi de mutlu sonla bitmedi. Tiyatroyu ve dans etmeyi çok seven eğlenceli bir  kişiliği olan Duygu Delen, 13 Ağustos 2020’de Mehmet Kaplan’ın yaşadığı 5 katlı apartmanın 4. Katındaki evine gitti. Bir süre  sonra Duygu evin penceresinden şüpheli şekilde düştü. Kanlar içinde kalan genç kızı gören mahalleli, polis ve sağlık ekiplerine haber verdi. Gelen sağlık ekibinin yaptığı kontrolde, Duygu’nun yaşamını yitirdiği belirlendi.Ekipler, sonrasında acı haberi ailesine bildirdi. Kaplan, Duygu ile aralarında çıkan bir tartışmanın ardından intihar ettiğini öne sürerken Duygu’nun cinayete kurban gittiğinin iddia edilmesi üzerine soruşturma başlatıldı. Gözaltına alınan  Kaplan sevk edildiği adliyede ‘’cinsel istismar’’ ve ‘’kasten öldürme’’ suçlarından tutuklandı. Duygu’nun ölümüne ilişkin yargılamayı yapan 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesine, Adli Tıp Üçüncü Üst Kurulu tarafından detaylı bir şekilde hazırlanan bir rapor sunuldu. Raporda, hayatını kaybeden Duygu’nun balkondan düşerken hayatta olduğu tespit edildi.

    ‘BU DOSYALAR BİLEREK MUĞLAKLAŞTIRILIYOR’

    Duygu’nun ölümüne ilişkin tutuklanıp hakkında dava açılanMehmet Kaplan, ‘çocuğu kasten öldürme’ ve ‘zincirleme şekilde nitelikli cinsel istismar’ suçlarından 4 Mart tarihinde beraat etti. ‘Yağma’ suçundan 10 yıl hapis cezasına çarptırılan, ‘hakaret’ suçundan verilen 90 gün hapis cezası ise 1800 TL para cezasına çevrilen Kaplan, tahliye edildi. Sanık Mehmet Kaplan hakkında hazırlanan gerekçeli karar 30 Mart tarihinde açıklandı. 50 sayfalık gerekçeli kararda ‘şüpheden sanık yararlanır’ ilkesine atıf yapıldı. Kararda, varsayımlara dayanılarak sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurulamayacağı belirtilerek, delillerin sanığın savunmasını teyit edici nitelikte olduğu ileri sürüldü. Kararda ayrıca,”Sanığın maktulle tartışması ve ona iki tokat atıp hakaretlerde bulunmasının tek başına ‘intihara yönlendirme’ suçu çerçevesinde değerlendirilemeyeceği” savunuldu. Tahliye kararına isyan eden Duygu Delen’in acılı annesi Şenel Delen ise sanığın ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmasını istediğini söyleyerek, “Önce Allah’a, sonra size güveniyorum. Yavrum 19 yaşına girdi ama toprağın altında.Katili serbest bırakıp başka suçlar işlemesine neden olmayın. Cezasını çeksin.Bin kere de ölsem davamdan vazgeçmem. Sanık cezasını çeksin, başka masumlarıncanını yakmasın. Kapının her çalınmasında kapı arasından ‘Duygu mu geldi’ diye bakıyorum. Ben çok yoruldum’’ ifadelerini kullanmıştı. Dosyaya ilişkin Medyaport.net’e konuşan Delen ailesinin avukatı Ömer Faruk Akan, Türkiye’nin yargı pratiğine uygun olmayan bir karar verildiğini belirtti. Gerekçeli karara tepki gösteren Akan ‘’Mahkeme tahliye kararını oy birliğiyle aldı. Sanığın tahliye edilmesine ‘evet’ diyen başkan daha sonra ne olduysa sanığın ‘kaçma şüphesi var’ diyerek tahliye kararına muhalefet şerhi koydu. Davanın en başından beri sanığın ‘şüpheden sanık yararlanır’ ilkesine sığınacağını dile getirmiştim. Ve ne yazıkki en sonunda da öyle oldu. Mahkemenin kararı bizlere ‘ben yeterli delilbulamadım, ortada bir şüphe mevcut’ diyor. Zaten bu dosyalar bilerekmuğlaklaştırılıyor. Bu dosyaların ne yazık ki kaderi bu’’ dedi.

    MEHMET KAPLAN DUYGU’YU DARP ETTİĞİNİ İTİRAF ETTİ 

    Akan, bu davalarda hazırlanan rapor başka bir raporla şüpheli hale getirildiğini belirterek, Bölge Adliye Mahkemesinin tahliye kararına  itiraz edeceğini kaydetti. Dosyanın bilirkişilerin müdahalesine açık hale getirildiğini dile getiren Akan, “İçeride iki kişinin olduğu sabit,sanığın kendisi Duygu Delen’i darp ettiğini beyan etti. Eylem öncesinde de sanık Duygu’ya yönelik fiilen eylemler uygulandığını da beyan etti. Daha ne olması gerekirdi. Mahkeme, kameranın altında mı bir cinayetin işlenmesini bekliyordu? Zaten kamera görüntüsü olsaydı yargılamaya da gerek kalmazdı. Diğer dosyalarsa ‘sanık şüpheden yararlanır’ ilkesi ile karar verilmezken bu dosyada neden bu karar verildi. Türkiye’nin yargı pratiğine uygun olmayan bir karar verildi. Dosyada en önemli olan cinayet ile ilgili hükümdü. Sanıkta cinayetten beraat etti’’ diye konuştu.