Kategori: Özel Haberler

  • Memurlar.net’e kayyum atandı!

    Memurlar.net’e kayyum atandı!

    Her gün milyonlarca kamu personelinin ziyaret ettiği memurlar.net isimli internet sitesine, iki ortak arasındaki anlaşmazlık ve şirket hesaplarıyla ilgili usulsüzlük iddiaları nedeniyle kayyum atandı.

    Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesi yaklaşık 20 yıldır faaliyet gösteren memurlar.net isimli internet sitesine kayyum atanmasına karar verdi.  Karar,  Ticaret Sicil Gazetesi’nin 30 Aralık 2022 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi. Kayyumlardan birisinin mali müşavir birisinin de avukat olması dikkat çekti.

    Mahkeme ayrıca, şirketin yüzde 50’sine sahip olan ve uzun yıllar şirketi tek başına yöneten N.K.’nın da tüm yönetim yetkilerini de kaldırdı.

    Mahkeme tarafından kayyum atanması kararlaştırılan memurlar.net isimli internet haber sitesi MN Yazılım Şirketi bünyesinde faaliyet gösteriyor.

    Usulsüzlük iddialarına ilişkin de Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu ile Ticaret Bakanlığı da iki ayrı inceleme başlattı.

    İlgili TİCARET SİCİL gazetesi de linkte.

  • MEB’nı Özer’e Dersim’de öğrencilere ajanlaştırma baskıları soruldu

    MEB’nı Özer’e Dersim’de öğrencilere ajanlaştırma baskıları soruldu

    HDP Tunceli Milletvekili Alican Önlü, Munzur Üniversitesi öğrencilerine yönelik geliştirilen ajanlaştırma ve muhbirlik uygulamalarını Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer’e sordu.

    Alican Önlü, üniversite öğrencilerine karşı yaratılan kaos ve anti demokratik politikaların derinleşerek yaşamın her alanına yayıldığını, özellikle demokratik mücadele yürüten öğrencilere baskı, tehdit, taciz ve ajanlaştırma politikaları yaygınlaştırılarak devreye sokulduğunu ifade etti. Önlü, “Vekili olduğum Dersim ilinde yer alan Munzur Üniversitesi öğrencilerine yönelik onur kırıcı uygulamalar yapılmakta, yol kontrollerinde öğrenciler araçlardan indirilip ajanlık ve muhbirlik uygulamalarının yapıldığı kabul etmeyen öğrencilerin ise tehdit edildiği ve korkutulmaya çalışıldığı ifade edilmektedir. Yine üniversite yönetiminin öğrencileri görüşmeye çağırarak Munzur Üniversitesi’nde yaşanan taciz ve istismar olaylarının gündeme getirilmemesi yönünde baskı yaptıkları, buna karşı direnç gösteren öğrencilerin hakkında soruşturma başlatılacağı iddiaları gündeme gelmektedir” dedi.

    Önlü, Munzur Üniversitesi’nde okuyan öğrencilerin İnsan Hakları Derneği Dersim Şubesi’nde kolluk güçlerinin ajanlık dayatmalarına karşı basın açıklaması yaparak aşağılayıcı ve onur kırıcı uygulamaların sonlandırılmasını istediklerini de hatırlatarak, MEB Mahmut Özer’den şu sorularına yanıt istedi:

    • Munzur Üniversitesi’nde okuyan öğrencilere yönelik ajanlık ve muhbirlik uygulamalarını yürüten kişiler hakkında şu ana kadar açılmış herhangi bir soruşturma var mıdır?
    • Son 1 yıl içerisinde Munzur Üniversitesi’nde okuyan öğrencilerin kaçı hakkında soruşturma açılmış ve bu soruşturmalar sonucunda kaç öğrenciye ceza verilmiştir?
    • Son 1 yıl içerisinde Munzur Üniversitesi öğrencilerinden kaçı ajanlaştırma ve muhbirlik dayatmaları nedeniyle üniversite idaresine veya bir kamu idaresine başvurmuştur?
    • Son 5 yıl içerisinde kaç öğrenci Munzur Üniversitesi’nden atılmıştır?
    • Geçmişte taciz, istismar gibi olaylarla gündeme gelen Munzur Üniversitesi’nde bugüne kadar kaç idari personel hakkında taciz ve istismardan işlem yapılmıştır?
    • Bu işlemler sonucunda kaç personelin görevine son verilmiştir?
    • Bu iddiaların yerinde araştırılması ve sonuçlarının kamuoyuyla paylaşılması noktasında bir çalışmanız olacak mıdır?
  • Gazeteci Candemir’e Müzeyyen Senar davası:

    Gazeteci Candemir’e Müzeyyen Senar davası:

    Salih SERTKAL

    “6-7 Eylül olaylarında Muzeyyen Senar vardı” diyen Gazeteci Candemir hakkında “Şahsın Aziz hatırasına hakaret” suçlamasıyla soruşturma başlatıldı. Candemir, soruşturma kapsamında emniyette ifade verdi.

    Gazeteci Oktay Candemir, 6-7 Eylül olaylarının yıldönümü nedeniyle sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Sanatçı Müzeyyen Senar‘in halkı galeyena getirdiğini yazdı. Candemir, bu iddiasını dönemin gazete haberleri ve kulüplerine dayandırdı. Bunu üzerine 2015 yılında vefat eden Türk Sanat Müziği Sanatçısı Müzeyyen Senar’ın çocukları ; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak “Senar’ın Aziz hatırasına hakaret” suçlamasıyla şikayetçi oldu. Bunun üzerine Gazeteci Candemir, avukatı Kadir Kutevi ile beraber karakola giderek ifade verdi. Candemir ifadesinde Senar’ın topluma mahal olmuş bir sanatçı olduğunu, sanatı ve yaşamıyla hala konuşulduğunu söyledi. Bu yüzden Senar’ın eleştirilmesinin düşünce ve ifade özgürlüğü içinde olduğunu kaydeden Candemir, dönemin gazete haberlerinde bu durumun yer aldığını ifade ederek, herhangi bir hakaretin olmadığını söyledi.

    Gazeteci Candemir’in Avukatı  Kadir Kutevi ise müvekkilinin mesleğini icra ederken eleştiri hakkını yapma hakkına her zaman sahip olduğunu; müvekkilinin Müzeyyen Senar hakkında belirttiklerinin düşünce özgürlüğü kapsamında ele alınması gerektiğini söyledi.

    Candemir, ifade verdikten sonra serbest bırakıldı.

  • 10 Ekim’de katledilenler anıldı

    10 Ekim’de katledilenler anıldı

    İŞİD’in Emek ve Demokrasi güçlerine yönelik bombalı saldırısı sonucu 10 Ekim Gar Katliamı’nın 86’ncı ayında, yaşamını yitiren 104 kişi için anma etkinliği düzenlendi. 10 Ekim Barış Derneği (10 Ekim-Der) tarafından katliamın yaşandığı Ankara Gar önünde yapılan anmaya, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ankara İl Örgütü ve İnsan Hakları Derneği (İHD) yöneticileri katılım sağladı. Katliamda yaşamını yitirenlerin fotoğrafının yer aldığı pankartın açıldığı anmada, “10 Ekim’i unutma, unutturma” sloganı atıldı. Anma, yaşamını yitiren 104 kişi için yapılan saygı duruşuyla başladı.

    “86’NCI AYDA DA İSYAN EDİYORUZ”

    MA’nın haberine göre, 10 Ekim-Der Başkanı Mehtap Sakinci Coşgun, aileler ile başlayan adalet arayışında bugüne değin yaşadıkları hak ihlallerine ve engellemelere değindi. Adalet talebinden vazgeçmeyeceklerini vurgulayan Çoşgun, şunları söyledi: “İki seçim arasına sıkıştırılmış bir süreçte katledildik. Türkiye’de adalet ve hak mücadelesinin zorlu bir şekilde sürdürdük, sürdürüyoruz. Aileler olarak bu yolda insan hakları mücadelesi vermeye çalıştık. O gün insanlar oraya bu topraklarda barış şarkıları söyleyelim diye gelmişlerdi. Bizler hala barış diyebilmenin haklı bir gururunu taşıyor, her şeye rağmen insan haklarını savunuyoruz. Bu haklı mücadelenin 86’ncı ayında da katliamların sıradanlaştırılmasına isyan ediyor ve adalet getirilmeyen bir kavganın yok sayılması sürecine itiraz ediyoruz.”

    DAVA DURUŞMASINA KATILIM ÇAĞRISI

    Mücadelenin her alanda olduğu gibi hukuk alanında da sürdüğünü belirten Coşgun, 27 Aralık’ta yapılacak yargılamaya katılım çağrısında bulunarak, şöyle konuştu: “Yargıtay’ın bozma kararı sonrasında hükümleri onanmış sanıklar yönünden birleştirilmiş, tutuklanmış sanıkların iç içe girdiği bir yargılama süreci ile devam ediyoruz. Bundan önceki süreçlerde dosyanın kapatılmasının istendiği, taleplerimizin yok sayıldığı yargılamalardan geçtik. Dayanışmaya ve daha fazla güce ihtiyacımız var. 2023’ün ilk ayında, yine burada olalım.”

    İHD Ankara Şubesi Eşbaşkanı Fatin Kanat, yaşamını yitirenleri anarak, 86 aydır süren barış talebinin bir kez daha yükseltileceğini vurguladı.

    “27 ARALIK’TA DURUŞMADA OLACAĞIZ”

    HDP Ankara İl Eşbaşkanı Pakize Sinemillioğlu, 10 Ekim’de halkların barış ve özgürlük talebi için Ankara’da olduğunu söyledi. İktidarın bu talebe karşı hala “sarı torba” gösterdiğini söyleyen Sinemillioğlu, “Bizler bu ülkeye barışı getirmek için mücadele ediyoruz. Yoldaşlarımızı asla unutmadan, isyanımızı ve öfkemizi büyüterek burada olacağız. 27 Aralık’ta o duruşmada olacağız” diye konuştu.

    Açıklamaların ardından Bayram Kaya da okuduğu şiirle yaşamını yitirenleri andı. Ardından katledilen 104 kişiyi temsilen 104 karanfilin yer aldığı bir örgü, Ankara Gar önünde bulunan ağaca giydirildi.

  • 6 yaşında ‘evlendirilen’ H.K.G.’nin ifadesi çıktı

    6 yaşında ‘evlendirilen’ H.K.G.’nin ifadesi çıktı

    İsmailağa Cemaati’ne bağlı Hiranur Vakfı kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in  6 yaşındayken dini nikâhla evlendirdiği kızı H.K.G.’nin haziranda savcıya verdiği son ifadeye Independent Türkçe’den Cihat Arpacık ulaştı. H.K.G., ifadesinde,  “Kadir İstekli, evlendiğimizi söyledi. ‘Evliler böyle oyun oynarlar, ama bu oyun kimseye söylenmez’ dedi. Çocukların evlenmesi normal sanıyordum.  Wattpad’den tanıştığım bir abla, ‘devlet seni korur’ deyince, kaçtım” dedi.

    H.K.G bundan önce 3 kez ifade verdi. Ayrıntılarını okuyacağınız ifade, 7 Haziran 2022 Salı günü kayıt altında alındı.

    İşte, H.K.G’nin savcıya anlattıkları:

    “Babam ‘kızım artık gelin olabilir’ dedi”

    Ben muhafazakâr bir ailede doğdum. Küçük yaşımdan itibaren cemaatin kreşine gönderildim. Ailem, eğitme karşı olduğu için beni okula göndermedi. Çengelköy’de beş katlı bir binada kalıyordum. Dördüncü katında aileme birlikte kalıyordum. Alt katlarda ise erkek öğrenciler medrese eğitimi alıyorlardı. Ben 6 yaşındaydım. Evde kız kardeşimle oynarken annemle babam kendi aralarında konuşuyorlardı. Babam annemi bir şeye ikna etmeye çalışıyordu. Annem ‘o daha küçük’ diyordu. Sonra babam beni yanına çağırdı ve ‘kızım büyüdün sen değil mi, kocaman oldun, abla oldun değil mi’ diye sordu. Bunun üzerine ben de sevinerek ‘evet baba, büyüdüm’ dedim. Babam anneme dönerek ‘bak kızım büyümüş, artık gelin olabilir’ dedi. Annem o sırada ağlıyordu.

    “Muhammed Topal ve Osman şahidimizdi, elimde oyuncak vardı”

    Ertesi gün, yani 29 Şubat 2004’te annem beni hazırladı, saçlarımı taradı, babam elimden tuttu, beni aşağıya medreseye indirdi. Medreseye girdiğimizde içeride iki tane tanımadığım adam ve Kadir İstekli vardı. Arka tarafa geçmemi istediler, bu sırada benim elimde oyuncağım vardı onunla oynuyordum. O gün orada benim nikahım kıyılmış, nikahı babam kıymış orada bulunan iki kişi de şahitlik etmişler. Bu kişilerden birinin ismi Muhammed Topal, diğerinin ismi Osman’dır. Ancak soyadını hatırlamıyorum. Akşama kadar orada kaldık. Babam ve yanındakiler orada dualar okudular, sohbet ettiler, akşama doğru babam beni eve götürdü.

    “Yanımdan kalktı, odanın kapısını kapattı”

    Ertesi gün abim beni medreseye indirdi. Abim beni indirirken orada bulunan öğrencilere kardeşime ‘bakmayın Kadir Hoca bunu yasakladı’ diyordu. Abim beni Kadir’in odasına götürdü. Kadir, abimden odadan çıkmasını istedi. Abim çıktı odadan Kadir ile yalnız kaldık. Kadir yanıma geldi. Başımı okşadı. Bana ‘oyun oynayalım mı’ dedi. Ben de sadece onaylar gibi başımı salladım. Yanımdan kalktı odanın kapısını kapattı, odanın kapısı camlıydı. Görünmesin diye cama havlular örttü. Sonra tekrardan yanıma geldi. Benden minderin üzerine yüz üstü yatmamı istedi. Eliyle başımı tuttu, eteğimi kaldırdı. Bende gözlerimi kapatmamı istedi. Ben fermuar sesi duydum, ayaklarımda bir şey hissettim. (Independent Türkçe, ifadenin bu kısmını yayınlamıyor.)

    Bana bizim evlendiğimizi söyledi. ‘Annen ve baban nasıl evlilerse biz de öyle evliyiz, sen benim karımsın, ben de senin kocanım. Evliler böyle oyun oynarlar, ama bu oyun kimseye söylenmez, bak annen ile baban kimseye söylemiyor’ dedi. Ondan sonra bizim eve de gelmeye başladı. Ailenin bir ferdi gibi davranıyordu. Annem ve babam ona ‘damadım’ diyorlardı.

    “Çok ağladım, çok canım yandı, sonrasını hatırlamıyorum, sadece karanlık”

    7-8 yaşlarındaydım. Sapanca’da bir evimiz bulunuyordu, oraya gitmiştik. Teyzemin kızı vefat edince annem kardeşlerimi alarak İstanbul’a geldi. Beni ve abimi Sapanca’da babamın yanında bıraktı. Babam beni o gece Kadir’in odasına yatağına gönderdi. Sapanca’daki evimiz iki katlıydı. Üst katta Kadir yaşıyordu. Ben odasına gittiğimde Kadir kapıyı kilitledi. Sonra beni kucağına adlı, yatağa yatırdı. Tekrar bana ‘oyun oynayalım mı’ dedi. Ben ‘hayır, abime gitmek istiyorum’ dedim, ağladım. Kadir bağırdı, azarladı, ‘sesini çıkartma, gitmeyeceksin, burada kalacaksın’ dedi. Sonra benim üzerimi çıkardı, ben ağlıyordum. Sonra ben tekme attım, o da sinirlendi, bana saldırdı. Benim kıyafetlerimi tamamen çıkarmıştı. Kendi kıyafetlerini de çıkartmıştı. Sonra kendi cinsel organını (…)

    Ben çok ağladım, çok canım yandı, karnım ağrıdı. Sonra ben büzüşerek yattım. O tekrar bana kızdı. Bana ‘ne halin varsa gör’ dedi. 7-8 yaşlarındaydım. O gece sonrasını hatırlamıyorum. Sadece büyük bir karanlık hatırlıyorum.

    “Çocuklar evleniyor diye düşünüyordum”

    Zamanla her şey normalmiş gibi davranılmaya başlandı. Ben çocuklar küçükken evleniyormuş gibi, herkes böyleymiş gibi düşünüyordum. Kadir’i sevmiyordum. Ailem bana ‘Kadir’e itaat etmezsen melekler sana lanet eder, cehennemde yanarsın’ diyorlardı. Daha sonra sürekli Kadir’in odasına ders için gönderiliyordum. Her gittiğimde benimle ilişkiye giriyordu. Onun yaşı büyüktü, ancak kaç yaşında olduğunu hatırlamıyorum.

    “Hocalarımdan birine ‘ben evliyim’ dedim üzüldü, bana sarıldı”

    10 yaşına gelince Arifiye ilçesinde cemaatin Kur’an kurslarından birine yazıldım. İlk zamanlar yatılı gidiyordum. Daha sonra gündüz gidiyordum, akşam geliyordum. Kursa beni Kadir götürüp, getiriyordu. Kurstan aldığı zaman arabada benimle ilişkiye giriyordu. Ben kurstaki hocalarımdan birine ‘hocam ben evliyim’ dedim. Hocam üzüldü, bana sarıldı. Başka bir şey demedi. Hocamın ismini hatırlamıyorum. Hocama söyledikten sonra Sapanca’da konuşulmaya başlanmış bu. Ben 13 yaşlarıma geldiğinde nişan yapmaya karar verdiler. 14 yaşımda da düğün yaptılar. Sonra düğünü Sancaktepe’de babamın vakfında yaptılar. Cemaatten insanlar geldi. Annem bana düğünde ‘sakın ağlama, ağladığını görmeyeceğim” dedi.

    “Annem evli olduğumu ağzından kaçırdı”

    Kadir ile sürekli anlaşmazlık yaşıyorduk. Bana psikolojik ve fiziksel şiddet uyguluyordu. Hem ailem hem de Kadir ona itaat etmemi istiyordu. Ailem bana sürekli onun çok iyi bir insan olduğunu söylüyordu. Aynı evde yaşama başladıktan birkaç ay sonra ilk adetimi gördüm. O tarihlerde 14 yaşındaydım. Ben rahatsızlanınca annem ve Kadir beni kadın doğum polikliniğine götürdüler. Orada annem doktor ile konuşurken evli olduğumu ağzından kaçırdı. Bunun üzerine doktor oraya polis çağırdı. Oradan polis bizi alarak karakola götürdü, İfadelerimiz alındı. Benim yerime annem ve Kadir ifade verdi. İfadelerinde benim yaşımın normalde büyük olduğunu, ancak küçük yazıldığını söylemişler. Bunun üzerine savcılık kemik testi istedi. Kemik testi için odaya girdiğimde içeride bir kız film çekiliyordu. Ben ondan sonra film çekileceğimi düşünüyordum. Ancak içerideki kız filmi çekilince ikimizi birden dışarı çıkardılar. Ben dışarı çıkınca Kadir’e ‘neden bir şey yapılmadı’ diye sordum. Kadir bana ‘sessiz ol, sonra konuşuruz kimse duymasın’ dedi. Sonra öğrendiğime göre o kızın kemik testi benim kemik testimmiş gibi göstermişler. Dosya o şekilde kapandı.

    “Evden kaçarken yakalandım, beni darp ettiler, telefonumu aldılar, çocuğum doğunca huzur buldum”

    Kadir ile aynı evde yaşamaya başladıktan sonra bana bir telefon almışlardı. Geceleri hiç uyumuyordum. Bir tane radyo programına denk gelmiştim. Burada konuşan kişi, kız çocuklarının evlendirilmelerinden bahsediyordu. Ben de Facebook üzerinden bu kişiye ulaştım. Evden kaçmaya karar vermiştim. Tam kaçacakken ailem beni yakaladı. Babam beni darp etti. Elimden telefonu aldılar. Babam bana ‘büyük günah işledin, kalbin kirlenmiş, tövbe et’ dedi. Ben o günden sonra içime kapandım. İtaat etmeye, bana söylediklerini yapmaya çalıştım. Sözlerinden çıkmadım. Bu olaylar olurken hala 14 yaşlarındaydım. 17 yaşıma gelince hamile kaldım. Hamile kaldıktan 3 ay sonra resmi nikah yaptılar. Sonra çocuğumu doğurdum. Onunla biraz huzur buldum. Ancak daha sonra yine insanlardan soğumaya başladım. Çocuğum 2 yaşına gelince ailem onu benden aldı.

    Wattpad’den tanıştığım bir abla ‘devlete sığın’ dedi

    Bir gün alışveriş için dışarı gitmiştim. Kadir’e ‘arabada bekle ben AVM’den kıyafet alacağım’ demiştim. O arabada beklerken ben AVM’den bir telefon aldım. Sonra birlikte eve döndük. Telefonumdan araştırmaya başladım. Çünkü ailem bana 6 yaşında evlendirilmenin normal olduğunu anlatıyordu. Yaptığım araştırmalar sonucunda Vattped isimli kitap uygulamasında bir abla ile tanıştım. Ona her şeyi anlattım. O da bana ‘delilleri topla devlete sığın, devlet seni korur’ dedi. Ben de ses kaydı almaya karar verdim. Beş tane ses kaydı aldım. Delilleri topladım. Sonra bir akşam annemi aradım. Oğlumu çok özlediğimi, bir gece bende kalmasını istediğimi söyledim. Annem de ‘tamam’ dedi. Oğlum o gece benimle kalmıştı. Saban uyanınca saat 07.30’da oğlumu uyandırdım. Dışarı çıktım, adliyeye geldim. Yaşadıklarımı savcılıkta anlattım. Sonra savcılık beni İstanbul’ da bir süre kaldığım yere gönderdi. Daha sonra İzmir’e sevk edildim. Bu sırada oğlumu da yanımda götürdüm. İzmir’e gelince tedavi olmaya başladım. Oğlumu kreşe yazdırdım. İş bulup çalışmaya başladım.

    Annem kardeşlerimin nikahına çok karşı çıktı

    Sonra ailem beni tekrar İzmir’de buldu. Beni ikna edip götürmeye çalıştılar ancak ben gitmek istemedim. Ben burada okula yazıldım. Şu anda ortaokul 8. sınıftayım. Ben Kadir ile anlaşmalı olarak boşandım. 6 yaşında evlendirildiğim zaman annem nikah olayını biliyordu. Ancak benim Kadir ile cinsel birlikte olmama karşı çıkıyordu. Annem evdeyken babam beni Kadir’ in yanına göndermiyordu. Sadece gündüzleri ders için gönderiyordu. Annemin ben küçükken nikaha çok karşı çıktığını görmedim. İki tane daha kız kardeşim var. Onların da küçük yaşlarda evlendirilmeleri konuşuluyordu ancak annem onların evlenmelerine çok karşı çıkmıştı. Onlara karşı çıktığı kadar benim evliliğime karşı çıkmadı.”

    Dosyaya sunulan ses kayıtlarını ben onu konuşturmak ve delil toplamak için yaptım. Çünkü başka delil elde etme imkanım yoktu. Bu kişiler benim eğitim hakkımı elimden aldılar, hayatımın bir kısmını aldılar, adalet yerini bulsun istiyorum. Yaşadıklarımın bedeli olsun istiyorum. Ben Kadir İstekli, babamdan ve annemden şikayetçiyim. Annemin sonradan buna engel olması, göz yummaması gerektiğini düşünüyorum.

  • Kaç Baba Kaç biletleri yok sattı, seyirciden tam not aldı

    Kaç Baba Kaç biletleri yok sattı, seyirciden tam not aldı

    Amatör ve profesyonel sanatçıların birlikte sergiledikleri Kaç Baba Kaç oyunu biletleri yok sattı. Bursa’da 12 yıl aradan sonra yeniden Kafa Sahne‘de sergilenen oyun seyirciden tam not aldı.

    Kafa Sahne’nin yeni yapımı Kaç Baba Kaç’ın 2 Aralık’ta yapılan prömiyer biletleri bir gün içinde tükendi. Kapalı gişe oynayan oyun pandemi sürecinden çıkan ve ayakta kalmaya çalışan sanatçılar için umut oldu.

    6 yıl önce Eray Soykan ve Emre Yaşa tarafından Bursa’da kurulan Kafa Sahne’de ilk olarak Testesteron adlı oyun kapalı gişe oynamıştı. Ekip pandemi sürecinde ve sonrasında Eray Soykan’ın yönettiği İkinci Dereceden İşsizlik Yanığı ve Kral’ın Yeni Giysisi oyunlarını da oynamıştı.

    Roy Cooney‘in yazdığı, Haldun Dormen‘in dilimize çevirdiği Kaç Baba Kaç oyununun yönetmenliğini Bora Özkula, Yönetmen Yardımcılığını ise Emre Yaşa yaptı. Oyunun oyuncu kadrosu, Emre Yaşa, Eray Soykan, Deniz Geniş, Eda Çelik, Cnaan Gökbalkan, Şafak Taşçı, Bilge Eylem Özgür, Furkan Yıldırım, Mert Can Akgül, Mete Karpuzoğlu, Aslı Öcal’dan oluşuyor.

    Oyun, Londra’da kariyerinizin en önemli konuşmasını yapmak üzereyken ve Rektör olma şansı kapınızı çaldığı an, yıllar önce yaptığınız küçük bir kaçamak 18 yaşında bir oğlan çocuk olarak karşınıza çıkarsa, üstelik sarhoş ve ehliyetsiz araba kullandığı için peşinde polis memuru varsa, bunu herkesten özellikle de karınızdan saklamaya çalışırsanız, en yakın arkadaşınızdan yardım isteyip onun da başını belaya sorarsanız, üstelik bu da yetmez gibi doktorları, hemşireleri ve hastaları işin içine sokmadan idare edemeyip onları da bu arapsaçına dönüşmüş durumun ortasına atarsanız, başınıza neler gelebilir şeklinde sıralanan bir dizi olayı konu alıyor.

  • Kaç Baba Kaç 12 yıl sonra sahnede/amatör oyunculardan muhteşem performans

    Kaç Baba Kaç 12 yıl sonra sahnede/amatör oyunculardan muhteşem performans

    Kaç Baba Kaç adlı oyun 12 yıl sonra yeniden sahnelenmeye başladı. Bursa’da Kafa Sahne’de seyircilerle buluşan oyunda bu kez aslında başka mesleklerde çalışan amatör oyuncular da var.

    Ray Cooney’in yazdığı, Haldun Dormen’in çevirdiği Bora Özkula’nın yönettiği oyunun kadrosunda Emre Yaşa, Eray Soykan, Deniz Geniş, Eda Çelik, Canan Gökbalkan, Şafak Taşçı, Bilge Eylem Özgür, Furkan Yıldırım, Mert Can Akgül, Mete Karpuzoğlu, Aslı Öcal oynuyor. Oyuncular arasında Deniz Geniş gibi makine mühendisi olup başka alanda çalışırken, oyuncu olarak görev alan amatör sanatçılar da vardı.

    Oyunun konusu sağlıkçılar ve özel ilişkileri arasında geçiyor. Ancak, pandemi dönemi ve Sağlık Bakanı’nın o dönemde sarfettiği “Yapacağımız tek şey hastalığa yakalanmamak” gibi sözlerini de içeren eleştirel bir bakış açısı da var.

    Oyun, “Londra’da kariyerinizin en önemli konuşmasını yapmak üzereyken ve Rektör olma şansı kapınızı çaldığı an, yıllar önce yaptığınız küçük bir kaçamak 18 yaşında bir oğlan çocuk olarak karşınıza çıkarsa, üstelik sarhoş ve ehliyetsiz araba kullandığı için peşinde polis memuru varsa, bunu herkesten özellikle de karınızdan saklamaya çalışırsanız, en yakın arkadaşınızdan yardım isteyip onun da başını belaya sorarsanız, üstelik bu da yetmez gibi doktorları, hemşireleri ve hastaları işin içine sokmadan idare edemeyip, onları da bu arapsaçına dönüşmüş durumun ortasına atarsanız, başınıza neler gelebilir” şeklinde sıralanan bir dizi olayı konu alıyor.

    Oyunun Bursa’nın ardından bazı şehirlere turneye çıkması bekleniyor.

  • Temmuz ayında ilan edilen 27 bin sözleşmeli hekim kadrosu gerekçesiz şekilde iptal edildi

    Temmuz ayında Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararıyla, 4924 sayılı kanuna tabi 27 bin sözleşmeli hekim kadrosu ilan eden ve sözleşmeli hekim kadro sayısında yaklaşık 5 bin artış yapan düzenlemenin iptal edildiği bildirildi.

    Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi, geçtiğimiz günlerde Sağlık Bakanlığı Yönetim Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nden hekimlere gönderilen yazı ile mevcut sözleşmelerin iptal edilerek, yeniden planlama yapılacağının bildirildiğini açıkladı.

    TTB Merkez Konseyi konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada, söz konusu yazının sözleşmeleri gerekçesiz şekilde iptal edilecek olan 4924 sayılı kanuna tabi hekimler başta olmak üzere, tüm hekim kitlesi tarafından kaygıyla karşılandığı belirtildi.

    Söz konusu gelişmenin, TTB’nin mevcut sistem ve politikalara yönelik itirazının haklılığını ortaya koyan son örnek olduğuna yer verilen açıklamada, “Hekimlerin çalışma koşullarını, çalışma barışını, toplum sağlığını bozan sözleşmeli çalışma yerine güvenceli bir şekilde hakkımızı alabildiğimiz, emekliliğe yansıyan tek ve yeterli ücretlendirmeye geçilmelidir” denildi.

    TTB’nin açıklaması şöyle:

    Sözleşme Adaletsizliğini Değil, Emeğimizin Hakkını İstiyoruz!

    Türk Tabipleri Birliği olarak mevcut sistem ve politikalara itirazlarımızın haklılığını her geçen gün yeniden görmekteyiz. 4924 sayılı kanuna tabi sözleşmeli çalışma düzeniyle ilgili yaşadıklarımız, bunun son örneklerinden biri oldu.

    Temmuz ayında Resmî Gazete’de yayımlanan kararda 27 bin “4924 sayılı kanuna tabi sözleşmeli kadro” ilan edilerek 4924 sözleşme kadrolarında yaklaşık 5 bin artış yapılmıştı.

    Yaklaşık dört aydır yeni kadroların uygulamaya geçilmesi beklenirken, geçtiğimiz günlerde Sağlık Bakanlığı Yönetim Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nden meslektaşlarımıza gönderilen yazıda ise mevcut sözleşmelerin iptal edilip, yeniden planlama yapılacağı bildirilmiştir. Bu yazı, sözleşmeleri gerekçesiz iptal edilecek olan 4924 sözleşmeli olan meslektaşlarımız başta olmak üzere hekim kitlesinde kaygıyla karşılanmıştır.

    Günümüzde kamuda 4924 sayılı kanun kapsamında sözleşmeli olan hekim, sözleşmesi olmayan hekimle aynı işi yapmasına karşın aylık gelirleri arasında 10 bin lirayı aşkın fark olabilmektedir. Hekimlerin yaklaşık 8’de 1’ine verilen 4924 sözleşmeli olma imkanı ile hekimler arasında eşitsizlik, rekabet ile yalnızlaştırmaya devam edilerek kötü çalışma koşullarına itirazın azaltılmasının amaçlandığı görülmektedir. Ayrıca bilinmelidir ki sözleşmeli olma hakkının bağlanabileceği şartlarla ve yapılabilecek düzenlemelerle özlük haklarına saldırı daha da yoğunlaşabilecektir.

    Hekimlerin çalışma koşullarını, çalışma barışını, toplum sağlığını bozan sözleşmeli çalışma yerine güvenceli bir şekilde hakkımızı alabildiğimiz, emekliliğe yansıyan tek ve yeterli ücretlendirmeye geçilmelidir.

    Sorunlarımız, toplum sağlığını önceleyen bir sağlık sisteminde koruyucu sağlık hizmetlerini geliştirilmesi ile tedavi edici sağlık hizmetlerinin olduğu kurumlardaki yük azaltılarak çözülebilir. Basamaklandırılmış sağlık sistemi hızla devreye sokulmalı; toplumu ikinci ve üçüncü basamağa yani hastanelere yönlendiren kışkırtılmış/popülist ve piyasacı sağlık yaklaşımından vazgeçilmelidir.

    Dün olduğu gibi bugün de sağlıksızlık üreten bu politikalara karşı meslektaşlarımızla ve toplumla birlikte olacağız.

    Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi

  • TİHV Kurucular Kurulu’ndan Şebnem Korur Fincancı’nın yargılanacağı dava için çağrı

    TİHV Kurucular Kurulu’ndan Şebnem Korur Fincancı’nın yargılanacağı dava için çağrı

    Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Kurucular Kurulu, TTB Başkanı ve TİHV Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın tutuklu yargılanacağı dava için çağrı yaptı. TİHV Kurucular Kurulu, “İnsan hakları, barış ve demokrasi mücadelesinden yana duyarlı tüm kişi ve kuruluşları dayanışmaya 23 Aralık’ta Çağlayan Adliyesi’ne davet ediyoruz” dedi.

    27 Ekim 2022 tarihinden bu yana tutuklu olan Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı ve TİHV Yönetim Kurulu Üyesi Şebnem Korur Fincancı’nın yargılanacağı davanın ilk duruşması 23 Aralık 2022’de İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.
    Türkiye’de ve dünyada son dönemde yaşanan gelişmelerin insan haklarına yönelik etkilerini değerlendirmek üzere önceki gün (2 Aralık 2022) Ankara’da bir araya gelen TİHV Kurucular Kurulu, bir sonuç bildirgesi yayınladı.

    Sonuç bildirgesinde, Şebnem Korur Fincancı başta olmak üzere, insan hakları savunucusu kişi ve kuruluşlar üzerinde karalamalar, idari ve yargısal tacizler yoluyla baskı oluşturma çabalarından duyulan derin endişe dile getirildi.
    Bildirgede şunlar ifade edildi:

    “Yaşananlar açıkça göstermektedir ki, bu tür çabaların amacı demokratik bir toplumun temelini oluşturan ifade, toplanma ve örgütlenme özgürlüklerini, bilimsel merak ve heyecanı, iyi hekimlik ilkelerini yok etmektir. Başka bir ifadeyle; amaç, hakikati görme kapasitesini genişletmiş, sıradanlaştırılan kötülüğü anlatma riskini göze almış kişi ve kuruluşların seslerini kısarak insan hakları, barış ve demokrasi mücadelesini baskı altına almak, kamusal ve sivil alanı tümden kapatmaktır.

    Uzun yıllar TİHV’in başkanlığını onur verici bir şekilde ve başarıyla yürütmüş olan Şebnem Korur Fincancı, bir bilim insanı, iyi bir hekim ve kararlı insan hakları savunucusu olarak içselleştirdiği, yaşam ilkesi haline getirdiği bu niteliklerin gereğini yerine getirmiştir.
    İnsan hakları savunuculuğunu tanımlayan evrensel ilkelere göre hak savunucuları, sadece insan hakları ilke ve değerlerinden yana taraftır ve kimden gelirse gelsin hak ihlali iddialarını eşit önemde bir titizlik ve gayretle incelemekle yükümlüdürler. Sevgili Şebnem Korur Fincancı da kimyasal silah kullanıldığı iddialarının kimden geldiğine bakmaksızın, bir hak savunucusu olarak evrensel ilkeye uygun davranmış ve hakikati açığa çıkarmak için bu iddiaların bağımsız heyetlerce, bilimsel yöntemlerle ve titizlikle incelenmesi gerektiğini ifade etmiştir.

    Kurucular Kurulumuzun değerli üyesi sevgili Şebnem Korur Fincancı’ya reva görülen hukukun üstünlüğü ilkesine aykırı, ön yargılı ve keyfi uygulamalar karşısında gerek ülke içinden gerekse uluslararası ortamdan yükselen itirazı, gösterilen destek ve dayanışmayı memnuniyet ve umut verici buluyoruz.

    Özellikle dünyanın dört bir yanından, Dünya Tabipler Birliği (WMA) başta olmak üzere sağlık meslek örgütleri, insan hakları ve hukuk örgütleri, diğer sivil toplum kuruluşları, yine Birleşmiş Milletler (BM) ve Avrupa Konseyi başta olmak üzere uluslararası mekanizmalar ve saygın bilim insanları tarafından gönderilen destek ve dayanışma mesajları çok önemli ve değerlidir. Siyasal iktidar, Türkiye’nin hukuk ve insan hakları konusundaki uluslararası yükümlülüklerini hatırlatan, yaşanan hukuk dışı uygulamalara derhal son verilmesini talep eden bu güçlü ve saygın sese kulak vermelidir.

    Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı üzerinden merkez konseyi başkanlığını yürüttüğü TTB’ye yönelik kabul edilmez idari ve yargısal tacizlere de derhal son verilmelidir. Hekimlerin özlük haklarının yanı sıra hekimlik mesleğinin etik ilkelerinin ve halkın sağlık hakkının kararlı savunucusu olan TTB’nin sesini kısma ve bölme girişimleri örgütlenme özgürlüğünü tümüyle yok etme çabasıdır.

    TİHV Kurucular Kurulu Buluşması devam ettiği sırada sevgili Şebnem Korur Fincancı hakkında açılan davanın 23 Aralık 2022 tarihinde görüleceğini öğrendik. Bu nedenle de insan hakları, barış ve demokrasi mücadelesinden yana duyarlı tüm kişi ve kuruluşları dayanışmaya, 23 Aralık 2022 tarihinde İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (Çağlayan Adliyesi) saat 09:30‘da görülecek olan bu duruşmayı izlemeye davet ediyoruz.

    İnanıyoruz ki bu duruşmada hakikatin ve adaletin gerekleri yerine getirilecek, derhal beraat kararı verilerek sevgili arkadaşımız Şebnem Korur Fincancı özgürlüğüne kavuşacaktır.”

    Açıklamanın tam metnine aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz: https://is.gd/z0sWCn

  • Bir evladın çığlığı: ‘Babamı verin, onu yaşatmak istiyoruz’

    Bir evladın çığlığı: ‘Babamı verin, onu yaşatmak istiyoruz’

    Kübra KIRIMLI

    Afyon 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’de bulunan Yunus Nisgavlioğlu Hidrosefali hastası. Öz bakımını yapamadığı doktor raporunda yer alan Yunus Nisgavlioğlu için cezaevinde kalmaya devam ettiği her an hayati tehlike arz ediyor. Şant takılarak bir an önce beyin ameliyatına alınması gereken hasta tutsak Nisgavlioğlu’nun ailesi bir süre önce yasal başvurusunu yaptı. İyi haberin gelmesini bekleyen Nisgavlioğlu’nun kızı Seda Nisgavlioğlu, bir an önce babasının cezaevinden 3. basamak bir hastaneye sevk edilerek ameliyat edilmesini talep ediyor.

    12 YILDIR CEZAEVİNDE

    68 yaşındaki Yunus Nisgavlioğlu, 12 yıldır cezaevinde. Şu an Afyon 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’de kalmakta olan Nisgavlioğlu, bir süre önce beyninde su toplaması, şeker, tansiyon  ve CRP yüksekliği sebebiyle bilinç kaybı yaşadı. Bilinç kaybıyla hastaneye kaldırılan Yunus Nisgavlioğlu’na yataklı tedavi uygulanmadı. Gönderildiği cezaevinde yeniden fenalaşarak komaya giren Nisgavlioğlu bunun üzerine Afyon Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Bir hafta yoğun bakımda tedavi gören hastaya Nöroloji hekimi tarafından 09.11.2022 tarihinde düzenlenen raporda Nisgavlioğlu’nun artık tek başına hayat süremeyeceği ve hayatını yalnız başına cezaevi koşullarında sürdürmesinin mümkün olmadığı ibraz edildi. Aynı raporda Nisgavlioğlu’na  “Hidrosefali” teşhisi de kondu.

    ‘ŞANT TAKILIP ACİL AMELİYATA ALINMASI LAZIM’

    Raporda ayrıca cezaevinde kendiliğinden bir iyileşme beklenmeyeceği, “şant” takılarak ameliyata ihtiyaç olduğu ve kısa süre zarfında tedaviye başlanmaması durumunda hastanın hayati tehlike taşıdığı ifadelerine de yer verildi. Hasta tutsağın kızı Seda Nisgavlioğlu, şu an cezaevinde kalan ve öz bakım ihtiyaçlarını karşılayamayan babasına annesi Ayşe Nisgavlioğlu’nun refakat ettiğini anlattı. Hidrosefali’nin yanı sıra babasının aynı zamanda kanser şüphesi taşıdığını da ifade eden Seda Nigavlioğlu, cezaevi koşullarının babası gibi hasta tutsaklar için tedaviye elverişli ortam olmadığını da ifade etti. Bunun için gerekli mercilere başvuru yaptıklarının beklediklerini ifade eden Seda Nisgavlioğlu, içeriden haber aldıkları babasının durumun giderek kötüleştiğini desöyledi.

    ‘TEDAVİ 3. BASAMAK BİR SAĞLIK KURULUŞUNDA MÜMKÜN’

    Kendisi ve ailesi olarak bütün çabalarının babalarını yaşatmak ve hastalık günlerinde beraber olabilmek olduğunu ifade eden Seda Nisgavlioğlu, CİMER’e de başvurarak “Bu bir acılı bir evlat yakarışıdır” diyerek seslendi. Afyon Devlet Hastanesi’nde tedavi sürecinin yürütülemediğini çünkü yeterli donanımın olmadığını ifade eden Seda Nisgavlioğlu, Üniversite Hastanesi’nin de babasını kabul etmediğini söyledi. Tedavinin 3. basamak olan eğitim ve araştırma hastanesinde mümkün olduğuna dikkat çeken Seda Nisgavlioğlu ve ailenin talebi; ailenin ikamet ettiği İzmir’e bir eğitim ve araştırma hastanesine hastanın sevkini sağlayıp, bir an önce tedaviye başlanması. Seda Nisgavlioğlu son olarak “Umarım önümüzdeki hafta babamı bize verirler. Onu yaşatmak, bu süreçte evlatları olarak onun yanında olmak istiyoruz” diye konuştu.