Yazar: medyaport net

  • ‘İmar affı teklifinde amaç, kent suçlarını yasallaştırmak, TOGO’nun yıkımını önlemektir’

    ‘İmar affı teklifinde amaç, kent suçlarını yasallaştırmak, TOGO’nun yıkımını önlemektir’

    Mimarlar Odası Ankara Şubesi Ankara Şubesi,  Büyük Birlik Partisi (BBP) Milletvekili Mustafa Destici tarafından sunulan,  imar affı kanun teklifinin, “kent suçlarının aklanması, TOGO kulelerinin yıkımının önlenmesi” amacını taşıdığı değerlendirmesini yaptı.
    Yasa teklifini değerlendiren Mimarlar Odası Ankara Şubesi Başkanı Tezcan Karakuş Candan, bu teklif ile kent suçlarının yasallaştırılmasının önünün açıldığını ifade etti. Teklifin, “Planlama ve şehircilik ilkelerinin devre dışı bırakılması, sağlıksız kentleşmenin önünün asılması, hukuksuzluğun ve kural tanımamanın yasallaştırılması” olduğunu da belirten Candan, “Olası doğa olaylarında afete davetiye çıkaran, tüm kaçak yapıları aklayan, doğal çevreyi katleden ve TOGO kuleleri gibi kent suçlarını yasallaştıran imar affı teklifi kabul edilemez” dedi.

    “Her yasal olan toplum vicdanında meşru değildir”
    “Meslek odaları olarak sağlıklı kentleşme ve nitelikli mimarlık için verdiğimiz hukuksal mücadele ve kazanımlarımız, yargının da devre dışı bırakılarak yasallaştırmasının önünü açan bu imar affı sermayeye hizmet edecek uygulamaların önünü açacaktır” diyen Candan şöyle devam etti: “Ankara’da Togo İkiz kulelerinin, Türkiye’deki imar rantında buzdağının görünen yüzü olduğunu herkes biliyor. Kişiye özel nasıl emsal sağlandığını, 20 bin metrekarelik inşaat yerine nasıl 120 bin metrekare inşaat yapıldığını, Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin yargı yoluyla bunu nasıl açığa çıkardığını, açığa çıkarttığımız için sermayenin devletin kurumlarını kullanarak, yargı kararlarını hiçe sayarak nasıl şube başkanı olarak devlet memurluğundan ihraç edildiğimi herkes biliyor. Bu yasa tasarısı, yargı süreci olanları da kapsar şekilde muğlak ifadelerle çıkarsa, tuz kokmuştur. Her yasal olan toplum vicdanında meşru değildir.”

    İMAR AFFI TOPLU KENTSEL KATLİAMLARIN ÖNÜNÜ AÇAR’

    Candan teklifi şöyle değerlendirdi: “Kanun teklifinin madde gerekçelerine ve genel gerekçelerine bakıldığında, teklifin meclise TOGO kuleleri,  Demirkafes, YDA Center, Atatürk Orman Çiftliği’ndeki, betonlaşma, Merkez Ankara Projesi, ruhsatı iptal edilen konut ve ticaret siteleri gibi kent suçu olduğu yargı kararlarıyla sabitleşen ayrıcalıklı imar rantına dur diyen hukuku,  ayaklar altına alınmak için verildiği ortadadır. Kanun Teklifi’nde yapı kayıt belgesi almamış olanlar da imar affı kapsamına alınmaktadır. 30.07.2022 tarihine kadar yapılmış olan tüm ruhsatsız, ruhsat eklerine aykırı yapılan kaçak yapılar kapsama dahil edilmiştir. Yargı kararları ile ruhsatsız hale gelen TOGO İkiz Kuleleri gibi onlarca kent suçunu kurtarmak için yapıldığı çok açık. Bu şekliyle yasalaşırsa , ‘İstanbul’u katlettik, Ankara Çukurambar sizlere ömür’ diyenler,  toplu kentsel katliamların önünü açarlar. TOGO’daki rant hukuksuzluğunun ortağı olurlar.

    DENETİM HİZMETLERİ PİYASA KOŞULLARINA TERK EDİLECEK

    Rant ve talan politikalarının önünü açan, hukuka aykırı tescillenmiş kent suçlarının affı, kamusal alanların işgali doğal varlıkların talanı anlamına gelmektedir. Denetim hizmetlerini piyasa koşullarına terk etmektir.  İmar affı yasa teklifine el kaldıranlar olası deprem ve sel felaketinde cinayete azmettirmekten yargılanmalıdır. İmar affına el kaldırmak, denetimsiz, kontrolsüz inşaat sektörünün önünü açmaktır. Halkın can ve mal güvenliğini hiçe sayarak deprem toplanma alanlarını, parkları, rekreasyon alanlarını ve ormanları imara açmaktır. Her türlü imar yolsuzluğuna göz yummaktır.

    KENT SUÇLARI ALENEN ÖDÜLLENDİRİLİYOR

    Kent suçlarına meşruiyet kazandırılarak, dava açmanın ve hukuksal mücadelenin önünü de kapatarak kamu yararı hukuk mücadelemizde,  anayasal hak arama hakkımızı engellemek istiyorlar. Mimarlar Odası Ankara Şubesi olarak meslek odalarının kamusal denetim mekanizmasının dışında bırakanları, bilimi ve tekniği rehber almayan tüm yöneticileri buradan bir kez daha uyarıyoruz, bu yasa teklifini geri çekin.  Mimarlar Odası Ankara Şubesi olarak, bilim ve teknikten aldığımız güçle, ödediğimiz tüm bedellere rağmen kamu yararını savunmaya devam edeceğiz. Kent suçlarının peşini bırakmayacağız”

  • Sayıştay 2019’da uyarmıştı: ‘Grizu patlama riski artıyor’

    Sayıştay 2019’da uyarmıştı: ‘Grizu patlama riski artıyor’

    Türkiye Bartın‘ın Amasra ilçesindeki grizu patlamasında kaybettiği 28 madenci için yas tutarken, patlamanın göz göre geldiği de ortaya çıktı. Sayıştay’ın TTK 2019 Yılı Denetim Raporu’nda, Amasra’daki maden ocağında, “üretim derinliğinin -300 metreye ulaştığı, çalışılan damarlarda gaz içeriklerinin yüksek olduğu, ani gaz degajı ve grizu patlama riski arttığı” uyarısı ortaya çıktı.  Sayıştay raporunda, işçi sayısının tehlike doğuracak boyutta azaltıldığı, arızaların giderilemediği uyarıları da yaptı. Sayıştay raporunda ayrıca 2019’da madende 190 iş kazası, 2020’de 164 iş kazası yaşandığı da hatırlatıldı.

    DENİZYILMAZ RAPORU PAYLAŞTI

    CHP Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz, “kaza” değil, “iş cinayeti” olan Amasra’daki grizu patlamasına ilişkin Sayıştay’ın 2019 yılı denetim raporunu paylaştı. Twitter hesabından raporu paylaşan Yavuzyılmaz, “Sayıştay uyarmıştı! Sayıştay, Bartın Amasra’daki üretim derinliğinin -300 metreye ulaştığını; Çalışılan damarlarda gaz içeriklerinin yüksek olduğunu, ani gaz degajı ve grizu patlama riski artıyor diyor! Kaynak: Sayıştay TTK 2019 Yılı Denetim Raporu” dedi.

    Sayıştay raporunda ise “Amasra’daki üretim derinliğinin -300 metreye ulaştığı; çalışılan damarlarda gaz içeriklerinin yüksek olduğu, ani gaz degajı ve grizu patlama riskinin arttığı” uyarıları yer aldı.

    Sayıştay raporda şu uyarıları yaptı: “2019 yılında müessesenin dengelenmiş üretim derinliği -300 metre olmuştur. Bu derinleşme, ani gaz degajı ve grizu patlaması gibi ciddi kaza risklerinin artmasına neden olmaktadır. Çalışılan damarların tamamında gaz içeriklerinin yüksek olduğu, dolayısıyla degaj kapasitelerinin de yüksek olduğu, arıza zonlarında riskin daha da arttığı bilinmektedir. Bu nedenle müessese ocaklarında ilgili mevzuat hükümlerinin yanı sıra ‘Kurum Degaj Yönergesi’ hükümlerinin titizlikle uygulanması gerekmektedir.”

    Raporda şu tespitler ve uyarılar yer aldı:

    “Müessesede, iş zorluğu nedeniyle kanuni gerekliliklerin yerine getirilmesi durumunda işçilerin derhal emeklilik hakkını kullanması nedeni ile azalan işçi sayısına bağlı olarak, kömür kazı faaliyetinin yapıldığı ayaklarda yeterli sayıda işçi tertip edilemediği, bu durumun başta iş güvenliği olmak üzere üretim ve işgücü verimliliklerini düşürdüğü görülmüştür”

    “2019 yıl sonu itibarıyla Müessesede 2014 tarihli norm kadroya göre 110 olması gereken hazırlık işçi sayısının 35’e, 42 olması gereken barutçu sayısının 1’e, 53 olması gereken tarama söküm ve bakım işçi sayısının 13’e, 126 olması gereken nakliyat işçi sayısının 39’a, 43 olması gereken mekanizasyon işçi sayısının 23’e düştüğü, lavvar işçiliği, yerüstü mekanizasyon, elektrik-elektronik, kompresör cihaz bakım tamir, kuyu vinç, motor, talaşlı imalat gibi yerüstü ve yeraltı sanatlarında da belirgin işçi açığı olduğu, 3 vardiya tertip yapılamadığı için kritik arızalara zamanında müdahale edilemediği bu durumun üretimi ve iş güvenliğini etkilediği görülmektedir.”

    Müessesede nitelikli eleman eksikliği nedeniyle birleştirilmiş olan harici elektrik, kuyu elektrik ve telefon santrali servisleri, üç vardiya üretim yapılmasına rağmen yine personel yetersizliği nedeni ile sadece gündüz vardiyasında çalışma yapıldığına dikkat çekilerek, “Gündüz vardiyası dışındaki olası arızalara anında müdahale edilememektedir. Dolayısıyla yeraltı haberleşme sisteminde uzun süreli kesintiler olabilmekte, kuyu ihraç sisteminde ve yerüstü elektrik tesislerinde önemli aksamalar meydana gelebilmektedir. Ocaktaki üretimin, su tahliyesinin, hayati önem arz eden havalandırmanın devamlılığı, merkezi gaz izleme servisi tarafından 24 saat takip edilmesi gereken tehlikeli gazların ölçülmesi için sürekli değişen şartlara göre gerekli sistemlerin kurulması, bu sistemlerin arıza ve bakım çalışmalarının eksiksiz ve zamanında yapılabilmesi, bu durumun gerek işçi sağlığı ve iş güvenliği gerekse üretimin sürekliliği açısından olumsuz sonuçlara sebep olmaması için Müessesenin, hazırlık, tamir tarama, bakım onarım, elektro-mekanik vb işçi noksanlıkları bir an önce giderilmelidir” denildi.

    Sayıştay, işçi alımı konusunda girişimde bulunmasını da isteyerek, “Emeklilikler nedeniyle giderek azalan, kritik sayılara düşen, işlerin sürekliliği ve devamlılığını etkileyerek iş güvenliğini tehdit edecek boyutlara gelen, üretimde ciddi anlamda aksamalara yol açan, kazı, hazırlık, elektro-mekanik, vb ana üretim ve üretime yardımcı işçi sayılarında yaşanan sıkıntıların giderilmesini teminen, Kurumun norm kadro değerlendirme çalışmaları tamamlanıncaya kadar bu sanatlara belirlenecek optimum sayı ve nitelikte işçi temin edilmesi hususunda Genel Müdürlük nezdinde girişimde bulunulması önerilir” dedi.

  • Amasra’da maden faciası 41 madencinin yaşamına mal oldu!

    Amasra’da maden faciası 41 madencinin yaşamına mal oldu!

    Bartın’ın Amasra ilçesinde Türkiye Taşkömürü Kurumu Amasra Müessese Müdürlüğü maden ocağında 14 Ekim Cuma günü akşam saatlerinde meydana gelen  “grizu patlaması” nedeniyle yaşamını yitiren madencilerin sayısı 41’e yükseldi. 110 işçinin mesaide olduğu sırada yaşanan patlamada, 58 madenci kurtarıldı, 41 madenci ise yaşamını kaybetti.

  • Bartın’da maden ocağında grizu patlaması oldu: 2 işçi öldü, halen yer altında 35 işçi kurtarılmayı bekliyor

    Bartın’da maden ocağında grizu patlaması oldu: 2 işçi öldü, halen yer altında 35 işçi kurtarılmayı bekliyor

    Bartın‘ın Amasra ilçesinde maden ocağında patlama meydana geldi. Çok sayıda ambulans sevk edildi. Patlamanın meydana geldiği yerde 47 işçinin bulunduğu, 12’si çıkarılırken, halen 35 işçinin yer altında olduğu açıklandı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun olay yerine gittiği bildirildi.

    Amasra ilçesinde, Türkiye Taşkömürü Kurumu (TKİ) Amasra Müessese Müdürlüğü’nde saat 18.15 sıralarında yeraltında patlama meydana geldi.

    Bartın Valisi Nurtaç Arslan, patlamanın meydana geldiği TTK Amasra Müessese Müdürlüğü’ne giderek, incelemede bulundu. Vali Arslan ocaktan çıkan bir işçi ile “Kim çıktı aşağıdan? Durum nedir?” diye konuştu. İşçi de “Hiçbir şey bilmiyoruz. Toz- duman oldu, ne olduğunu bilmiyoruz, gözükmedi. Kendi imkanlarımla çıktım. Patlama büyük ihtimalle de tam olarak, yani biraz geride olduğumuzdan dolayı sadece basınç oldu. Basınçtan dolayı toz kütlesi oldu, göz gözü görmedi” dedi.

    Bartın Valisi Nurtaç Arslan, “-300 kotunda 44 kişi, -350 kotunda da 5 kişi var. 8 kişi kendi imkanlarıyla kurtarıldı. Bütün ekiplerimiz seferber. Şu an 6. yaralımızı çıkarıyoruz.” dedi.

    Olay yerine sevkedilen AFAD’dan yapılan açıklamada da “Amasra Taşkömürü İşletmesinde henüz belli olmayan bir nedenle patlama meydana gelmiştir. Kütahya, Eskişehir, Zonguldak ve Karabük İl AFAD Müdürleri ile AFAD Sakarya Arama Kurtarma Birlik Müdürlüğü bölgeye yönlendirilmiştir. Gelişmeleri takip ediyoruz” denildi.

    14 İŞÇİ ÇIKARILDI, 35 İŞÇİ KURTARILMAYI BEKLİYOR

    Halk TV canlı yayınına bağlanan Amasra Belediye Başkanı Recai Çakır: “Grizu patlaması şüphesi var. İçeride 87 arkadaşımız vardı. 6 tanesi hareketsiz görünüyor. Tahliye ekiplerinin olaya müdahalesi sürüyor. 14 kişi işçi madenden çıkarıldı” açıklaması yaptı.

    Bartın Cumhuriyet Başsavcılığı da kazaya ilişkin soruşturma başlatıldığını, 3 savcının görevlendirildiğini duyurdu.

    Öte yandan NTV’ye açıklama yapan Türk-İş’e bağlı Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Hakan Yeşil, patlamanın trafodan kaynaklı grizu patlaması olduğunu söyledi. Yeşil’in, patlamanın meydana geldiği bölümden 12 işçinin çıkarıldığını, 35 işçinin halen yer altında olduğunu söylediği aktarıldı.

    CHP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Akın başkanlığında, Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu, Kastamonu Milletvekili Hasan Baltacı, Zonguldak Milletvekilleri Deniz Yavuzyılmaz ve Ünal Demirtaş’tan oluşan CHP Heyeti de incelemede bulunmak için Amasra’ya gitmek üzere yola çıktı.

    ‘GEÇMİŞ OLSUN’ MESAJLARI

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Bartın’ın Amasra ilçesindeki maden ocağında yaşanan patlama sonucu yer altında mahsur kalan işçi kardeşlerimizin bir an önce kurtarılmasını diliyorum. Dualarımız, can kaybının yaşanmaması için.” dedi.

    Saadet Partisi lideri Temel Karamollaoğlu da mesajında şunları ifade etti: “Bartın-Amasra’da maden ocağında bir patlama meydana geldiğini üzüntüyle öğrendim. Herhangi bir can kaybı yaşanmamasını ve tüm işçilerimizin sağ salim bir an evvel göçük altından tahliye edilmesini temenni ediyorum. Dualarımız maden emekçilerimiz için…”

    ‘2 VATANDAŞIMIZ HAYATINI KAYBETTİ, 20 YARALIMIZ VAR’

    Patlamaya ilişkin sosyal medyadan açıklama yapan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, “Bartın’da, bir maden ocağında meydana gelen patlamada, şu anki bilgilere göre; 2 vatandaşımız hayatını kaybetti, 20 yaralımız var” paylaşımı yaptı. Bakan Koca, “Patlamanın yaşandığı yere il merkezi ve il dışından 5 UMKE aracı ve 31 Ambulans, 1 Acil Müdahale Aracı ile toplam 149 personel görevlendirilmiştir. Acı haberleri azaltmak, tüm Türkiye’ye iyi haberler vermek için elimizden geleni yapacağız. Başımız sağ olsun” dedi.

  • Tacizi önlerken öldürülen Haydar Can’ın davasında karar: 15’er yıl hapis cezası verildi

    Tacizi önlerken öldürülen Haydar Can’ın davasında karar: 15’er yıl hapis cezası verildi

    Ankara’nın Yenimahalle ilçesinde 31 Ekim 2021’de iki kız çocuğuna yönelik tacizi engellemeye çalışan Haydar Can Kılıçdoğan’ın bıçaklanarak öldürülmesine ilişkin iki çocuk hakkında “kasten öldürme” suçundan açılan davanın karar duruşması görüldü. SSÇ (Suça Sürüklenen Çocuk) M.T. ve SSÇ Y.S’ye 15’er yıl hapis cezası verildi.

    NE OLMUŞTU?

    31 Ekim 2021’de bir kafede meydana gelen olayda, masada oturan 12 ve 13 yaşlarındaki iki kız çocuğu, sözlü ve fiziksel olarak iki çocuk tarafından tacize maruz bırakılmıştı. Haydar Can Kılıçdoğan, tacize müdahale edince kavga çıkmış, 6 yerinden bıçaklanarak hayatını kaybetmişti. İki çocuk hakkında “kasten öldürme” suçundan açılan davanın ilk duruşmasında çocuklardan biri, bıçak kullandığını itiraf etmişti.

  • Meclis’te neler oluyor?

    Meclis’te neler oluyor?

    Milletvekili çalışma ofislerinin yer aldığı A ve B bloklarının yıkımıyla başlayan TBMM bünyesindeki Daire Başkanlıklarının göçebeliği bir türlü bitmedi. 475 bin 521 metre karelik bir alana sahip olan meclise bir türlü sığmadı.

    Eski Meclis Başkanı Bülent Arınç döneminde Meclisin karşısındaki Orman Bakanlığı binasına taşınan İşletme Yapım, Muhasebe, Araştırma, Strateji, Hukuk Hizmetleri Başkanlıkları yine taşınıyor. Başkanlıkların yaklaşık 2 yıl önce büyük bütçe ayrılarak tadilatı yapılan Ayrancı kavşağındaki eski TRT Genel Müdürlüğü binasına taşınacağı ileri sürüldü.

    Halen eski TRT genel müdürlüğü binasında hizmet veren Destek Hizmetleri Başkanlığı, Müşavirler, çeşitli başkanlıklara ait birimlerin ise Akay kavşağındaki Sahil Güvenlik Komutanlığı binasına geçeceği konuşuluyor.

    Edinilen bilgilere göre meclis kampüs dışında bulunan ve tadilatı süren meclis kreş binasına ise TBMM bünyesindeki bazı birimlerin yerleştirileceği dile getiriliyor.

    Daire Başkanlıkları taşınma iddialarının yanı sıra TBMM’de torpilli atamalarında konuşuluyor. Meclis Başkanı Şentop’un  koruma polisinin Destek Hizmetleri Başkan Yardımcılığına getirildiği, AKP’li eski bir milletvekili kızının Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Başkanlığı’na Başkan Yardımcısı olarak atandığı, Genel Sekreter Yardımcılığında görev yapan bir sekreterin ise Strateji Geliştirme Başkanlığına Başkan Yardımcısı olarak ataması yapıldığı ve atanmasına rağmen sekreterlik görevine devam ettiği ileri sürüldü.

    Öte yandan banka promosyonlarının şimdiye kadar personele tam verilmediği ve paranın bir kısmının TBMM’ye kaldığı iddialar arasında yer alıyor.

    Yine meclis personeli, “Eskiden Başkan ve yardımcıları ile memur arasındaki fark yoktu. Şimdi çok büyük bir uçurum var. Bizim maaşlar çok düştü ancak ayrıcalıklı torpilli bürokratlar ise oldukça yüksek maaşlar alıyor. Zam bekleyen personel basın yazar diye korkutuluyor. Ayrıca teşkilat kanunu yapılamalı.

    Meclisde örgütlü sendikalar personelin hakkını savunamıyor. Neden Kadrolu zor durum da? o zaman sendika mecliste ne yapıyor?” diyerek tepkilerini dile getiriyor.

    İleri sürülen iddialar ile ilgili meclis muhalefet kulislerinde ise “İktidar yandaşlarına alan açmak ve dolu dizgin kadrolaşma çabasını hızlandırmış. Belli ki gideceklerini kendileri bile anlamışlar. İktidarla ilgili bu ve benzeri konuların sosyal medyada ve basında yer almaması için sansür yasası çıkartmaya çalışıyorlar” şeklinde yorumlar yapılıyor.

  • İran’da kadınların protestoları halk ayaklanmasına doğru evriliyor

    İran’da kadınların protestoları halk ayaklanmasına doğru evriliyor

    İran’da, 16 Eylül’de Mahsa Amini’nin başörtüsünü “kurallara uygun” biçimde örtmediği iddiasıyla gözaltına alınıp darbedilerek öldürülmesiyle başlayan protestolar dördüncü haftasına girdi. İhsan Çaralan, Evrensel Gazetesi’ndeki yazısında, protestoların seyrini kaleme aldı:

    Kadınların saçlarını kesmeleri ve kadın saçını bayrak yaparak, “Jin Jiyan Azadi (Kadın Yaşam Özgülük)” sloganlarıyla başlayan protestolar için mollalar “birkaç gün sürer sonra tavsayarak söner” beklentisi içerisindeydi. Ama mollaların beklentisi gerçekleşmedi, tersine protestolar yayıldı.

    Yayılan protestolar karşısında rejimin tepkisi en bilindik biçimde oldu. Sokağa çıkan kadınlar, gençler, emekçiler, halk; rejimin paramiliter ve çeşitli adlardaki polis güçlerinin (yer yer de askerlerin) çok sert müdahalesiyle karşılaştı.

    Norveç’te bulunan İran İnsan Hakları Örgütü, protestolarda 170 sivilin öldürüldüğünü ve binlerce kişinin tutuklandığını duyurdu ancak bölgeden gelen bilgiler öldürülenlerin sayısının 300’ü aştığı yönünde. İran rejimi ise 20 güvenlik görevlisinin öldüğünü açıkladı.

    MOLLALARIN ANTİEMPERYALİZMİNE ARTIK KİMSE İNANMIYOR

    Giderek büyüyen protestolar karşısında mollalar, bizim ve bütün otokrat rejimlerin vatandaşlarının bildiği gibi çok bilindik silaha sarıldı: İran’daki protestoların arkasında ABD emperyalizmi ve siyonist İsrail’in başında olduğu “dış güçler” varmış!

    Yani İran’da her şey güllük gülistanlıkmış, İran mutlu ve özgür vatandaşların ülkesiymiş ama dış güçler gelip insanları sokağa döküyorlarmış! Eylemlere katılanlar da bu dış güçlerin piyonuymuş!

    Tıpkı bizdeki gibi!

    1979’da faşist Şah rejiminin devrildiği İran özgür ve bölgenin antiemperyalist ülkesi olmasından kısa süre sonra; mollalar, halkın devrimini çalıp kendi Orta Çağ rejimini kurdu ve 40 yıldan beri de Amerikan ve İsrail karşıtlığının çok ekmeğini yedi. Bölge halkları tarafından antiemperyalist bir yönetim olarak görüldüler. Bölge halkları içindeki yaygın Amerikan ve siyonizm karşıtlığını istismar ederek kendi Orta çağcı, gerici rejimlerini şirinlik maskesi olarak kullandılar. Bugün de İran halkının özgürlük, demokrasi ve laik İran talebinin karşısına aynı maskeyi takarak çıkıyorlar.

    Elbette ABD ve İsrail bölgede kendilerine karşı gördükleri her ülke ve her güce karşı düşmanca girişimler yapmaktan çekinmiyorlar. Bu tür güçlere ve ülkelere karşı örtülü ve açık operasyonlar da yapıyorlar. Ama ABD ve İsrail tarafından istenmeyen güç ya da ülke olmak, o güç ya da ülkenin gerçekten antiemperyalist ya da siyonizm karşıtı olduğu anlamına gelmiyor.

    Nitekim İran’daki molla rejimi de ABD’ye karşı düşmanca tutum almasına karşın Sünni-Şii ayırımı üstünden bölge ülkeleri arasında savaş ve iç savaşları kışkırtırken aynı zamanda Rusya emperyalizmi ile açık iş birliği yapıyor. Bir emperyaliste karşı öteki emperyalistle iş birliğinin antiemperyalizm olmadığını gösteren molla rejimi seçkin bir sahte antiemperyalizm örneğini de sunmuştur.

    Ancak son gelişmeler açıkça göstermektedir ki molla rejiminin bu klasik silahı artık İran halkı üstündeki eski etkisini önemli ölçüde yitirmiştir. Nitekim İran halkı molla rejiminin “dış düşman” iddialarını umursamadığını her gün “diktatöre ölüm!” nidalarını daha kitlesel ve daha yüksek sesle haykırarak göstermektedir.

    PETROL İŞÇİLERİ DE İŞ BIRAKARAK SOKAĞA ÇIKTI!

    Son gelen haberlere göre İran’ın 170 ketine yayılan eylemler, gelinen aşamada bir kadın protestosu olmayı aşarak, üniversite ve lise öğrencilerinin, en yoksul emekçi semtlerinin, esnafın yaygın biçimde katıldıkları, işçilerin grevlerle harekete geçtikleri, taleplerin başörtüsü zorunluluğunun kaldırılması başta olmak üzere kadınların özgürlüğü taleplerinin de ötesine geçerek “İslam cumhuriyeti istemiyoruz”a gelmiştir.

    16 Eylül’de başlayan protestolar kadın hareketi başta olarak tüm dünyadan da destek alan bir hareket olarak kentten kente yayılırken, üniversite ve lise öğrencilerinin katımıyla yaygınlaşan mücadelenin safları yoksul emekçi semtlerinin ve esnafların da eylemlere katılmaya başlamasıyla büyümüştür.

    16 Eylül’den sonraki günlerden başlayarak çeşitli işletmelerde işçiler sokağa dökülen kadınlara destek veren grevlere varan eylemler yapmışlarsa da işçilerin kitlesel ve kendi örgütleriyle (sendikaları ve konseylerle) mücadeleye katılımları son haftalarda olmuş görünmektedir.

    Gazetemizin 10 Ekim tarihli sayısında “İranlı işçiler ‘diktatöre ölüm’ diyerek iş bıraktı” başlığı ile verilen haberde; “Buşeher eyaletinin Petrokimya Projesi’nde Abadan, Kengan ve Hengam rafinerilerinde çalışan işçiler de greve gitti… Geçen yılki bağımsız sendika ve konseylerin mücadelelerinde ve yaygın grevlerinde öncülük eden bu işçiler, kendi iletişim ağlarını kurarak birlikte hareket ediyor” deniliyor.

    ‘KONSEY’LER, ‘ŞÛRA’LAR İRAN HALKININ MÜCADELE ÖRGÜTLERİ

    İran sanayiinin en başat sektörü olduğu dikkate alındığında petrol ve petrokimya işçilerinin “diktatöre ölüm” sloganıyla fabrikalarında oluşturdukları konseyler etrafında birleşmiş olmaları mücadeleye “işçi tarzı” damgası vurma olasılığını artırırken aynı zamanda molla düzenini ekonomik olarak da zorlayacak bir etkeni de devreye sokacaktır. Şahın devrilmesinde de petrol işçilerinin önemli rolü dikkate alındığında molla rejimi için de “Korku dağları sarmaya başladı” demek yanlış olmaz.

    İran rejimi, gerek İran’da halk kesimlerinin birbirinden haberi olmaması gerekse dünyanın İran’da olanlardan haberdar olmaması için elinden geleni yapmaktadır.

    Bu yüzden de İran’da olup bitenler çok dolaylı yollardan dışarıdaki İranlılar ve onların örgütleri ile İran’dan şu ya da bu yolla sızan haber ve görüntülerden alınabilmektedir.

    Ancak bu zor koşullarda gelen haber ve görüntüler bile İran’da 16 Eylül’de başlayan kadın protestosunun bir halk ayaklanmasına doğru evrilen bir seyre girdiğini, mücadele içinde “şûra”, “konsey” adını verdikleri kendi ayaklanma örgütlerini oluşturmaya başladıklarını göstermektedir.

    Bu adımın nereye ve nasıl evrileceğini de çok geçmeden göreceğiz.

  • Gazeteciler TBMM’de ‘sansür yasası’nı protesto etti

    Gazeteciler TBMM’de ‘sansür yasası’nı protesto etti

    Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın (TGS) çağrısıyla Meclis Genel Kurulu’na katılan gazeteciler ‘sansür yasası‘nı siyah maskelerle protesto etti.

    Gazeteciler Cemiyet, Çağdaş Gazeteciler Derneği ve Parlamento Muhabirleri Derneği’nin de destek verdiği eyleme TGS Genel Başkanı Gökhan Durmuş ve TGS Ankara Şube Başkanı Sibel Hürtaş da katıldı. Gazeteciler yasa görüşmelerinin başladığı sırada Genel Kurulu terk etti.

    Yasa görüşmelerinde milletvekillerinin büyük bölümü Meclis’te olmadığı için toplantı yeter sayısı sağlanamadı ve birleşim kapatıldı.

  • 10 Ekim anmasında polis müdahalesi: Anmaya gelenler gözaltına alındı

    10 Ekim anmasında polis müdahalesi: Anmaya gelenler gözaltına alındı

    Sultan Özer/ MedyaPort

    10 Ekim Ankara Gar Katliamının 7. yılında yapılan anmaya polis müdahale etti. Anmaya gelenlere müdahale eden polis, katılımcıları gözaltına aldı.

    10 Ekim Ankara Gar Katliamı anması, patlamanın yaşandığı Ankara Garı’nın önünde yapıldı. Katliamda yaşamını yitirenlerin yakınları, siyasi partiler ve sivil toplum örgütü temsilcileri bugün katliamın yaşandığı saat 10:00’da Gar önünde bir araya gelmek istedi. Ancak polis, Tandoğan Meydanı tarafından anmaya gelenleri engelledi. Polis, sadece yaşamını yitirenlerin alana alınacağını söyledi. Katılımcılara müdahale eden polis, aralarında gazetecilerin de bulunduğu çok sayıda kişiye müdahale etti. Alanda 20’ye yakın kişinin gözaltına alındığı belirtildi.

    10 EKİM’İ UNUTMA 

    Alana girebilinler, 10 Ekim’de yaşamını yitirenlerin fotoğraflarının bulunduğu pankartı taşadı. “10 Ekim’i unutma, unutturma” sloganları atan katılımcılar, yaşamını yitirenlerin tek tek isimlerini okudu.

    Anmaya, HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Emek Partisi Başkanı Ercüment Akdeniz, CHP Milletvekilleri ile TİP Milletvekili Ahmet Şık da katıldı. Patlamanın yaşandığı 10:04’te saygı duruşunda bulunuldu.

  • 10 Ekim Katliamı 7. Yıl anması: ‘Nereye giderseniz gidin elimiz yakanızda’

    10 Ekim Katliamı 7. Yıl anması: ‘Nereye giderseniz gidin elimiz yakanızda’

    “Emek, Barış, Demokrasi” mitingi için Ankara’ya gelen, ancak IŞİD’in düzenlediği canlı bombalı saldırı ile katledilen 103 kişi, katliamın 7. Yılında, Ankara Garı önünde, karanfillerle anıldı. Anmaya katılmak isteyenlere polis müdahale edip, geniş katılımı engellerken, oğlu Korkmaz Tedik’i kaybeden anne Zöhre Tedik, kendilerini engellemek isteyen polislere tepki gösterdi. Tedik katliamcılara, “Nereye giderseniz gidin elimiz yakanızda” diye seslendi.

    ‘BİZ CANLARIMIZ İÇİN BURADAYIZ’

    10 Ekim 2015’te meydana gelen ve 104 kişinin ölümüne, yüzlercesinin yaralanmasına neden olan Ankara Gar Katliamı’nın 7. Yılında, katliamda kaybedilenleri anmak için sabah saatlerinden itibaren Gar önüne gitmek isteyenler polis engeliyle karşılaştı. Polis Gar ve çevresini adeta abluka altına alırken, Tandoğan tarafından alana girmek isteyenlerle zaman zaman gerginlikler yaşandı. Ailelerin bile içeri girmesine zorluk çıkartan polis, pankart açılıp, slogan atılmasına da engel olmak istedi. Ancak aileler, “biz kaybettiğimiz canlarımızı anmak için buradayız” diyerek ısrar etti.

    Gar önüne kadar, kaybedilenlerin fotoğraflarının yer aldığı, “10 Ekim’i unutmadık” yazılı pankart ile, alana giren aileler “10 Ekim’i unutma unutturma”, “Gün gelecek devran dönecek katiller halka hesap verecek”, “Faşizme karşı omuz omuza”, “Katil IŞİD işbirlikçi AKP” sloganları attı.

    Anmaya, HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Emek Partisi Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, CHP Milletvekilleri Veli Ağbaba, Murat Emir, Ali Mahir Başarır, Kani Beko,Yıldırım Kaya, HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, HDP Milletvekilleri Oya Ersoy, Ali Kenanoğlu, Murat Çepni, Mahmut Toğrul ve TİP Milletvekili Ahmet Şık’ın da aralarında bulunduğu çok sayıda politikacı, milletvekili ile emek ve meslek örgütü temsilcileri de katıldı.

    Gar önünde, katliamın yaşandığı alanda katledilenlerin fotoğraflarının bulunduğu pankart arkasında toplanan aileler ve katılımcılar, sloganlarla katliama tepkilerini gösterdiler.

    KATLEDİLENLERİN İSİMLERİ TEK TEK OKUNDU: ‘YAŞIYOR’

    Katliamda kaybedilen 103 kişinin ismi okunarak, “Yaşıyor” sloganı ile yanıt verildi. Katliam saati olan 10.04’te ise Korkmaz Tedik’in babası Erdoğan Tedik, 10 Ekim katliamında yaşamını yitirenler ve emek, barış, demokrasi mücadelesinde kaybettikleri tüm devrimciler için saygı duruşu çağrısı yaptı.

    10 Ekim Barış Derneği Başkanı ve katliamda ölen avukat Uygar Coşgun’un eşi Mehtap Sakinci Coşgun, 84 aydır kendileri ile birlikte yürüyen ailelere ve kurum temsilcilerine seslendi. “Konuşmakta en çok zorluk çektiğimiz bir ayda, Ekim ayındayız. 10 Ekim’de, hem de 10.04’teyiz. Katliam mahallindeyiz. Biz 7 yıl öncesini, şu dakikaları tahayyül edemiyoruz. Tahayyül ettikçe de konuşmakta zorluk çekiyoruz” diyen Coşgun konuşurken, annelerin gözyaşlarını tutamadıkları gözlendi.

    ‘HER AYIN 10’UNDA BURADA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ’

    Az önce yaşadıkları engellemelere de tepki gösteren Coşgun, “Her yıl burada acımıza saygı duyulması için emek harcayarak bu anmayı gerçekleştiriyoruz. Her ayın 10’unda buraya geliyor, bağırıyoruz. Diyoruz ki, ‘adalet’. Biz gerçek katiller yargılanıncaya kadar adalet demeye devam edeceğiz. Burada gerçek bir anıt gelinceye kadar biz her ayın 10’unda burada olmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

    Polisin engelleme ve anmaya katılmak isteyenlere müdahalesini de kınayan Coşgun şunları ifade etti:

    GÖZALTI VE İNSANLIK DIŞI UYGULAMA

    “Az önce polis müdahalesi ile tüm anma program ve kapsamını Ankara Valiliği ile paylaşmamıza rağmen, bir anmaya kimler katılır, kimler katılmaz, buna polis mi, valilik mi karar verir noktasında, Türkiye’nin en büyük sivil katliamında açıkça ayrımcılığa uğradık. Sadece ayrımcılık değil, çok ciddi bir polis müdahalesiyle karşı karşıya kalan, yaklaşık yirmi gözaltının olduğu ve bu gözaltının da insanlık dışı uygulama oldu.

    Canı yanan insanlar anma yapmak isterken dışarıda arkadaşlarımızın darp edildiği, karga tulumba yerlerde sürüklendiği bir süreçte gerçek anma yapmış olmuyoruz.

    7 YILDIR BU İNSANLAR NASIL DAYANDI?

    ‘Bu insanlar 7 yıldır nasıl dayandı?’ sorusunu eminim ki basın çok merak ediyordur. Biz, sanki dün katliamlar yaşanmış gibi, cenazelerimizi dün toprağa vermiş gibi o duygudan kurtulamamış insanlar olarak her şeye katlanarak 84 aydır adım atamamın utancı içerisindeyiz. Biz Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, ‘biz sanki bu ülkenin vatandaşı değilmişiz’ gibi gösterdiği muamele ile adalet isteyen babanın dışarı çıkartılmak istendiği mahkemenin yaptığı yargılamalarla karşı karşıya kalan insanlarız. En fazla istediğimiz şey ‘adalet’. Biz tek başımıza yas tutmak istemiyoruz. Biz kimsesiz yas tutmak istemiyoruz. Bu yüzden bütün platformlarda 10 Ekim katliamının bu ülkenin mihenk taşı olduğunu bilen bizler olarak bu farkındalığın yükseltilmesi gerektiğini düşünüyorum. Biz bugün Ankara’nın gündeminde değiliz. Başkent Farkındalık koşusu varken, bir izin verildiği ölçüde, talimatlandırıldığı üzere bir avuç insanla anma yaptırılmak isteniyor.

    Her zaman olduğu gibi biz eşitsizliğe, haksızlığa ses çıkartıyoruz. Biz adaletsizliğe ses çıkartıyoruz. Ankara katliamı kapsamında gelmeyecek adaletin kimseye gelmeyeceğinin de altını çizmek istiyoruz.”

    KATLEDİLENLERE SESLENDİ: BİZİ BAĞIŞLAYIN

    Katliamda yaşamını yitirenlere de seslenen Coşgun, “7. Yılına girdiği bu günlerde bizi bağışlayın. Yedi yıl sonra getirttiğimiz mücadele için, sizin kemiklerinizi sızlattığımız için bizi bağışlayın.”

    SORUMLU SİYASETÇİLER YARGILANANA KADAR

    Daha sonra kurum başkan ve temsilcileri söz aldı. KESK Eş Genel Başkanı Şükran Yeşil iktidarı eleştirdiği konuşmasında şunları söyledi: “7 Haziran- 1 Kasım döneminde iktidar öyle bir kan, öyle bir talan politikası yürüttü ki barbar IŞİD militanlarını bu ülkede besledi. O besledikleriyle bu ülkenin demokrasi mücadelesi yürütenlere saldırı planladı. O dönem konuşmayanlar, bu katliama zemin hazırlayanlar bugün firari olan sanıklar veya tutuklu olanlar değildir sadece. Sorumlu siyasetçiler yargılanana kadar mücadelemize devam edeceğiz.” dedi.

    ‘KİMSE YENİDEN BOMBALARDAN MEDET UMMASIN’

    DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu da şunları dile getirdi: “Bugün 10 Ekim. Her yıl adlarını saymaktan bıkmadan usanmadan bir araya geldiğimiz gün. Yedi yıl önce, Türkiye’nin seçime gittiği süreçte Ankara’nın göbeğinde toplanacak milyonların barış demokrasi çığlığı çok önemliydi. Yüz binlerce yürek Ankara’da tek yürek tek ses olduğunda bu ülkenin kaderini değiştiren bir irade ortaya koyacaktı. O nedenle iki canlı bombayla cesaretimiz, geleceğe dair umudumuz kana bulandı. 10 Ekim’i kana bulayanları, azmettirenleri gerçek bir yargılama gerçekleşene kadar asla unutmayacağız. Bugün yine seçime gidilen süreçte hiç kimse katliamlardan, bombalardan medet ummasın. Aklınızdan bile geçirmeyin” diye konuştu.

    10 EKİM ANIT PROJESİNE VALİLİK ENGELİ

    TMMOB Başkanı Emin Koramaz anıt projesi yaptıklarını, ancak valiliğin engeline takıldığını belirterek şunları söyledi: “10 Ekim’de acımızı yaşamamıza izin vermiyorlar. Canlarımızı anmaya izin vermiyorlar. Bu anıtın yeniden tasarlanması için yarışma gerçekleştirdik. Bu proje de valiliğin engeline uğradı. Valilik ağaçlara bile tahammül edemedi. Gençlik Parkı’na bir kısmını yerleştirdik.”

    ‘SAVAŞ SAĞLIĞA ZARAR VERİR’

    TTB Genel Sekreteri Vedat Bulut da şunları söyledi: “104 canımız Türkiye’nin dört bir yanından barış güvercini olarak geldiler. Onların demokrasi mücadelesini yükseltmek bizim görevimiz. Biz barışı savunuyoruz çünkü savaş halk sağlığına zarar verir. Biz elbette ki demokrasiyi savunacağız çünkü diktatörlük halk sağlığına zarar verir.”

    ‘HESAP SORANA KADAR MEYDANLARI DOLDURACAĞIZ’

    Konuşmalar boyunca gözyaşlarını tutamayan, katliamda oğlu Korkmaz Tedik’i kaybeden Zöhre Tedik de yaptığı konuşmada, kendilerine alana girişlerinde zorluk çıkaran polislerin tutumuna tepki gösterdi. Zöhre Tedik şunları söyledi: “10 Ekim’de, burada anmaya müsaade etmeyen polis bizlerin alana gelmesini engelleyen sistem yıkılacaktır. Bu meydanda iki bomba patlatanlar da bizi bu meydana koymayanlar da… ‘Korkmaz’ın annesiyim’ diyorum beş yerde arıyor. Sen benim oğlumu katlet, sonra sadece anmak için alana ‘parça parça girin ‘ diyor. Ben anneyim diyorum, ‘Seni arayacağım’ diyor. Söz, 104 canıma söz, biz katillerden hesap sorana kadar bu meydanlar dolacak. Nereye giderseniz gidin elimiz yakanızda olacak.”

    20’YE YAKIN KİŞİYE GÖZALTI

    Foto: Birkan Bulut (Evrensel)

    Öte yandan polis aileler ve kurum temsilcileri dışında kimsenin alana girmesine izin vermedi. Girmekte ısrar eden gruplara biber gazı ile müdahale etti. Çok sayıda kişiyi gözaltına alan polis, Turkuaz renkli basın kartı olmayan gazetecileri de “gazeteci değilsiniz” diye alana almadı. Polis 20’ye yakın kişiyi gözaltına alırken, ters kelepçe uyguladı. Gözaltına alınanlar, sorgularının ardından serbest bırakıldılar.