Yazar: medyaport net

  • Alaz Erdost: Ben hiç ‘baba’ demedim, çünkü ben konuşmayı öğrenemeden benim babamı öldürdüler

    Alaz Erdost: Ben hiç ‘baba’ demedim, çünkü ben konuşmayı öğrenemeden benim babamı öldürdüler

    12 Eylül faşist darbecileri tarafından, gözaltında öldürülen yayıncı İlhan Erdost, öldürülmesinin 42. Yılında yine mezarı başında anıldı. Kızları, eşi, ailesi ve sevenleri İlhan Erdost’un mezarı başında buluştu, O’nu ve kardeşi gözleri önünde katledilen Muzaffer İlhan Erdost’u andılar.

    Seyhan-Vahap Erdoğdu, Serpil-Kaya Güvenç, Şenal Sarıhan, Işık Kansu, Oğuz Gemalmaz, Devrimci 78’liler Federasyonu’ndan Cumhur Yavuz, ailesi ve sevenlerinin katıldığı Karşıyaka Mezarlığı’ndaki Erdost anmasında ilk sözü, dostları Oğuz Gemalmaz aldı. İlhan Erdost’u anlatan yazılardan, şiirlerden alıntılar yapan ve Erdost’ları anan Gemalmaz, “Ağabeylerim artık aramızda yok, konuşmak bana düştü, kendimi yalnız hissediyorum” dedi.

    Hukukçu Şenal Sarıhan da “Aslında biz direncin, dayanışmanın birleştirdiği bir aileyiz dedi. Acıyı bal eyleyerek dirençle mücadelemize devam etmeliyiz” diye konuştu.

    TÖBDERli ve aile dostu Hatice Ayas da İlhan Erdost’la anılarını paylaştı. Kitap deposu yandığında haber verdiklerini, gittiklerinde Muzaffer Erdost’un ıslanmış kitapları sevdiğini gördüklerini anlattı.

    İlhan Erdost’un eşi Gül Erdost da “geçen gün rüyamda Metin Demirtaş’ı gördüm” diyerek, Şair Metin Demirtaş’ın Ankara’da imza günü olduğunu, orada görüşelim dediğini anlattı. Gül Erdost daha sonra Metin Demirtaş’ın “İlhan’a” ve “Yoksa Bugün” isimli iki şiirini okudu.

    Büyük kızı Türküler Erdost, babasının 42. Yıla Bir Not yazısını https://www.medyaport.net/yasam/turkuler-erdost-42-yila-bir-not-h43007.html okuduktan sonra, Alaz ve Türküler Erdost’un kuzeni Irmak Bakır da Muzaffer İlhan Erdost’un “Öldürdüler Onu (İlhan’ın Öldürüldüğü Akşamın Şiiri)” adlı şiiri okudu.

    Anma, İlhan Erdost’un küçük kızı Alaz Erdost’un konuşması ile sona erdi. Alaz Erdost da “Ben hiç ‘baba’ demedim, çünkü ben konuşmayı öğrenemeden benim babamı öldürdüler” dedi.

    İlhan Erdost’un mezarı başındaki anmanın ardından Sol ve Onur yayınları sahibi Muzaffer İlhan Erdost ve oğlu Barışta Erdost’un mezarı ziyaret edildi.

    Alaz Erdost babasının mezarı başında şu yazısını okudu:

    “Büyüdüğümüz evde, salonda kocaman bir pencere vardı. Çocukken oradan sola baksak amcamların evinin ışığını, kafamızı sağa çevirsek Gülten Akın’ın balkonunu görürdük. Dündü.

    Bizim için, çoğu kimsenin tanışmayı ‘hayal edeceği’ kişiler teyze ve amca oldu. Sonra, büyüdükten sonra, onlardan bize kalan cümleler ‘gel yavrum sen ye patates kızartmalarımı’ ya da ‘bu kitabı oku mutlaka, haftaya başkasını vereceğim’ kadar gündelik yaşama ait olsa da, onları, cümleleri kuranları yani, ya bir bombayla susturmaya ya da bir yangınla kül etmeye çalıştılar. Başaramadılar, o ayrı.

    ‘Yürür müyüm, durur muyum

    Çürür müyüm, kurur muyum

    Sensiz kendim’ bilir miyim

    Döndüm ben bir düşe, gardaş’

    Amcamın, kardeşinin kaybından sonra yazdığı bu şiir benim aklımdan hiç çıkmaz. Kardeşi, benim babam. Yani uğruna şiirler yazılan kişi. Kimi kimselerin tanışmayı hayal ettiği yayıncı. Ölümüyle amcamı düşe çeviren. Oysa ki benim için çok basit bir anlamı olmalıydı. ‘Baba yaaa noolur’ demeliydim mesela. Ondan harçlık istemeliydim. Annem bir şeye izin versin diye, onunla birlik olup annemi ikna etmeliydim.

    ‘Babababa’. Kuzenimin çocuğu yeğenim Dağlar’ın ilk söyleyeceği şey olacağından adım gibi eminim. Yani baba. Bu kadar basit. Ben hiç söylemedim.

    Döndün sen bir düşe baba.

    Ablam, bu hayatta çok az şeyle bile keyiflenebilen, yetinmeyi bilen, benim bu hayattaki en sevdiğim insan. Çok az düşü var. Hepsinin ulaşılamaz olduğunu düşünüyor, benimse onları gerçek kılmaktan başka bir isteğim yok.

    Bir 24 Ocak’ta, Uğur Mumcu’nun anmasında, Canan’la konuşuyorum ve ablamın bir düşü gerçek oluyor. Ablam Sezen Aksu ile tanışıyor, tanışıyoruz. Kibirsiz bir samimiyetle ve sevgiyle sarıp sarmalanıyoruz. Bu anımızı düşlerimizin ‘dün’ olduğu yere koyuyorum.

    Geçen sene babamla pikniğe gittiğimizi düşlediğim bir yazı yazmıştım. Babamı da konuşturmuştum. Derslerimden bahsetmiştik. Üşürsem diye yanına hırka almıştı. Mangalı yakmıştı. Ben sevmem diye benim payıma kekik dökmemişti. Arabayı o kullanmıştı, ben rakı içmiştim. Muhtemelen ilk kadehte sarhoş olmuşum. Yanımda o var diye.

    Ben yanımda güvendiğim biri olursa hemen sarhoş olurum zaten.

    Dünümde, düşümde dünümle ve düşümle yaşıyorum, çalışıyorum çabalıyorum. Bu düşümün dün olma ihtimali olmadan. Bababababba. Konuşmayı yeni öğreniyor gibiyim bugün.

    Baba.

    Müsaade edin lütfen. Hiç söylemedim.

    Gülmeyin.

    ‘Baba.’

    Bu yaşımda ‘baba’ demeyi öğreniyorum.

    Ben hiç ‘baba’ demedim, çünkü ben konuşmayı öğrenemeden benim babamı öldürdüler.

    Bugün babamın ölüm yıldönümü. O 36 yaşında kaldı, ben 42 yaşıma girdim. Hala baba demeyi bilmiyorum.

    Arkada Sezen Aksu çalıyor. Şiir Gülten Akın’ın. Yani hem dünüm, hem düşüm. Beraber babamı çalıyorlar.

    ‘Bu Allahsız bu yağmur işlemez karanlıkta

    Yan garipliğine, yan yürek yan

    Gitti giden.’”

  • Ödüllü tiyatro oyunu ‘Yitik Coriolanus’ Türkiye prömiyeri için Ankara’da!

    Ödüllü tiyatro oyunu ‘Yitik Coriolanus’ Türkiye prömiyeri için Ankara’da!

    Ödüllü tiyatro oyunu ‘Yitik Coriolanus‘ Türkiye prömiyeri için Ankara’da!, 9 Kasım’da Ankara Tatbikat Sahnesi’nde izleyicisi ile buluşuyor…

    İskoç tiyatrosunun yükselen yıldızlarından David Leddy’nin “Yitik Coriolanus” adlı oyunu, kara komedi yorumuyla ilk kez Türkiye’de. Üç yakınının ölümüyle sarsılan Chris, hapishanede yargılanmayı beklemektedir ve oyun oynayarak benliğindeki parçalanmanın üstesinden gelmeye çalışır. Tıpkı Shakespeare’in Coriolanus’u gibi savaş, hırs ve kibir abidesi olan Chris, kendi hayatının parodisini yapar. Arenaya çıkıp yaralarını ifşa eder. Ahsen Gül Ever hayat verdiği Yitik Coriolanus, terör ve silah ticareti sarmalında; sevgisizlik, tutku, korku ve utancın kıyılarına çarpa çarpa eriyen bir ruhun hikayesi olarak, izleyicisi ile buluşacak.

    Oyun ilk kez Nisan 2017’de Glasgow’da Tron Theatre’da sahnelenmiş ve Scottish Arts Club Theatre Award ile The Stage Edinburgh Award ödüllerine layık görülmüştür. Cinsiyetsiz olarak yaratılan Chris karakterini önce yazarın kendisi, daha sonraki bir yapımda ise kadın oyuncu Irene Allan canlandırmıştır. Türkiye’de ise bu rolü ilk kez Ahsen Gül Ever üstleniyor.

                                                                                                                                                                                                 Oyuncu:Ahsen Gül Ever

    OYUNUN KÜNYESİ ŞÖYLE:

    Yazan: David Leddy

    Çeviren: Nazlı Gözde Yolcu

    Yöneten: Servet Aybar

    Oynayan: Ahsen Gül Ever

    Yapım: BRC Sanat Etkinlikleri Prodüksiyon

    Sahne Tasarımı: Servet Aybar

    Ses – Müzik: Katia Merdinoğlu

    Hareket Düzeni: Ferdi Yıldız

    Işık Tasarımı: Polat Niloğlu

    Grafik Tasarımı: Derya Dilege

    Fotoğraf: Levent Oğuz

    Proje Asistanı: Hilal Yurdakul

    Tek perde / 70 dakika

    Oyun, 09.11.2022 Çarşamba günü 20:30’da Ankara Tatbikat Sahnesi’nde, 28.11.2022 Pazartesi günü de yine saat 20:30’da İstanbul Kadıköy’de Par Sahne’e izleyici ile buluşacak.

  • CHP ‘taşerona kadro’ istedi, AKP ve MHP reddetti!

    CHP ‘taşerona kadro’ istedi, AKP ve MHP reddetti!

    CHP kamu kurumlarında, KİT’lerde ve diğer kurumlarda aileleriyle birlikte milyonlarca insanı mağdur eden taşeron işçiliği bitirmek için TBMM’de kanun teklifi verdi. Teklifin TBMM genel kurulundaki görüşmelerinde konuşan CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, “Türkiye’nin utancı taşeron işçiliği bitirecek kanun teklifimizle yüzbinlerce taşeron emekçimiz adına ve onların sonuna kadar destekçisi CHP adına karşınızdayım! Devlet, evlatları arasında kadrolu, sözleşmeli, taşeron diye ayrım da yapmaz! İşte teklifimizi getirdik! Oy verip bu teklifi kabul ederseniz 450 bin taşeron işçimiz sürekli işçi kadrolarına geçirilecek! Aileleriyle milyonları bulan taşeronların talebi de bu. AKP’li, MHP‘li milletvekili arkadaşlarımıza sesleniyorum, ‘lütfen her gün, hayatlarımızın her anına dokunan, bizler için alın teri döken taşeron kardeşlerimizi düşünerek oyunuzu verin. Bu kadro o emekçilerin hakkı mı değil mi? Elinizi vicdanınıza koyun, karar verin’” dedi.

    Teklif AKP ve MHP oylarıyla reddedilirken, Çakırözer, “Siz yapmasanız da umutsuzluğa yer yok, az kaldı. Millet bu emek düşmanlarını iktidardan kovduğundan CHP iktidarında ilk yapacağımız iş Türkiye’yi taşeron ayıbından kurtarmak olacak” dedi.

    ÇÖZDÜK DEDİNİZ, BÜYÜK ADALETSİZLİK YARATTINIZ!

    CHP’nin taşeron işçiliği bitirmek için Meclis’e sunduğu Kamu İhale Kanunu ile 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi dün genel kurulda görüşüldü. Teklif üzerine konuşan CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, başta belediyeler olmak üzere, kamu kurumları, KİTler ile diğer kurumlardaki taşeron işçileri gündeme getirerek, “Türkiye’de haykırışlarını AKP iktidarının bir türlü duymak istemediği taşeron işçiler vardı yıllarca. Taa ki Genel Başkanımız Sayın Kılıçdaroğlu, taşerona kadro sözü verene kadar. AKP iktidarının aklı başına geldi. ‘Amasız, fakatsız kadroya alıyoruz’ dediniz ama doğruyu söylemediniz. Bu Meclis’te tartışıp, uzlaşmada gece yarısı kararnamesiyle ucube bir sistem kurdunuz. Sorunu çözdük dediniz ama çözülmedi. Daha büyük eşitsizlik, adaletsizlik yarattınız” diye konuştu.

    BU UTANCIN SORUMLUSU AKP İKTİDARI!

    AKP iktidarının eşleri ve çocuklarıyla birlikte yüzbinlerce aileyi mağdur ettiğini söyeleyen Çakırözer’in TBMM’de yaptığı konuşmada şunları söyledi:

    “Bugün Türkiye’de neredeyse her evden ‘Taşerona kadro. Sözleşmeliye kadro’ sesleri yükseliyorsa, sosyal medyada her an ‘emekçinin umudu kadro’ ‘taşeron köleliğine hayır’ çığlıkları yükseliyorsa bu utancın sorumlusu, bu emek düşmanı AKP iktidarıdır! Aslında iki satırlık düzenleme bu haksızlığı bitirmeye yeter. Derhâl Meclis’ten çıkarmak yerine, işi yıllardır yokuşa sürüyorsunuz. Kaç kış geçti, işte yine kara kış kapıda, yüzbinlerce taşeron işçi, aynı işi yaptıkları kadrolu arkadaşlarından çok daha az ücretlere, yoksulluğa mahkûm ediliyor.

    HEPSİNİ TANIYORSUNUZ!

    Kim bu taşeronlar biliyor musunuz? Aslında hepsini tanıyorsunuz. 81 ilimizde, yüzlerce ilçede, belediyelerimizde bizim için çalışan emekçiler onlar. Kapımızın önünden çöpümüzü toplayan, mahalle parkımızın bakımını yapan, gece geçte olsa kanalizasyonu açmaya gelen, yaşlılarımızın evde bakımını yapan, en zor günümüzde, cenazemizde yanı başımızda olan, karda, kışta yolumuzu açan emekçiler onlar. Her gün selamlaştığımız otobüs şoförleri, güvenlik görevlileri onlar.

    ŞEHİR HASTANELERİYLE ÖVÜNÜRKEN, TAŞERONLARI UNUTTUNUZ!

    Sadece belediyeler mi? Hayır, diğer kamu kurumlarında da yüzbinlerce emekçi, kadro ve eşit işe eşit ücret bekliyor, onları da tanıyorsunuz. Her biri ölümle burun buruna. Ailesini, evlatlarını haftalarca görmeden çalışan sağlık emekçileri mesela, geçen yıl onları kahraman ilan ettik, alkışladık ama haklarını hâlâ vermiyoruz. Hastanede sizi karşılayan resepsiyonist, hastalarımızı acile taşıyan ambulans şoförlerimize, tetkiklerinizi gerçekleştiren radyoloji teknisyenleri, teknikerleri, laborantlar, kimyagerler, radyoloji görüntüleme ve sterilizasyon çalışanlarına; diş protez ihale çalışanları, fizik tedavi ve diyaliz seans usulü ihale çalışanları, yemekhane çalışanları… Şehir hastanelerinin devasa binalarıyla övünmeyi biliyorsunuz ama içindeki on binlerce taşeronun alın terinin karşılığını vermiyorsunuz.

    KARAYOLLARINDA, PTT’DE BİNLER KADRO BEKLİYOR

    Yine, Demiryollarında, Devlet Hava Meydanlarında, Karayollarında, PTT’de, şeker fabrikalarında ağır şartlarda çalışan binlerce emekçi kadro bekliyor. Doğa Koruma, Millî Parklar, TİGEM çalışanları; DSİ, polisevi, öğretmenevi çalışanları kadro bekliyor. Göç İdaresinde veri güncelleme personeli, TRT’de özel hukuka tabi personel hepsi taşeronda, hepsi kadro bekliyor, hepsi alın teri dökmekten gocunmuyor; çalışmaktan, bizlere, bu ülkeye hizmet etmekten mutluluk duyuyor. Hepsinin tek bir talebi var: Kadro yani eşit işe eşit ücret. Çok mu? Hayır, hiç değil. Geçmediğimiz yollardan, köprülerden, uçmadığımız hava limanlarından; bin odalı yazlık-kışlık saraylarımızdan, kamudaki araç savurganlığından; bakan yardımcılarına, saray danışmanlarına, eski vekillere dağıttığınız 5 tane, 6 tane ballı maaştan kısıp taşerona vermek çok mu zor? Hayır, hiç değil.

    ‘DEVLET EVLATLARI ARASINDA AYRIM YAPMAZ!’

    Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun Sivas’ta Karayollarındaki taşeron işçilerimize söylediği gibi ‘Devlette taşeron olmaz, devlet işçi çalıştırır, kadrolu işçi çalıştırır’ Devlet, evlatları arasında kadrolu, sözleşmeli, taşeron diye ayrım da yapmaz! O zaman ‘Hodri meydan!’ diyoruz. İşte, bugün 3 Grup Başkan Vekilimizin imzasıyla bu teklifi önünüze getirdik; açık ve net. Oy verip bu teklifi kabul ederseniz 450 bin taşeron işçimiz sürekli işçi kadrolarına geçirilecek; aileleriyle milyonları bulan taşeronların talebi de bu. AK PARTİ’li, MHP’li milletvekili arkadaşlarımıza sesleniyorum: Lütfen, her gün, hayatlarımızın her anına dokunan, bizler için alın teri döken taşeron kardeşlerimizi düşünerek oyunuzu verin. Bu kadro o emekçilerin hakkı mı değil mi? Elinizi vicdanınıza koyun, karar verin. Az sonra göreceğiz; kimlerin eli kalkacak, kimlerin eli inecek. Umuyorum ki, hepimiz, 600 milletvekili de taşeron işçilerden yana karar verelim. Bir duyalım, bunu güzel söylüyorsunuz MHP’ye, kaç bin kişiyi çıkardınız CHP’li belediyelerden? Buna cevap verin. Ama siz yapmasanız da umutsuzluğa yer yok, az kaldı. Millet bu emek düşmanlarını iktidardan kovduğundan Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında ilk yapacağımız iş Türkiye’yi taşeron ayıbından kurtarmak olacak.”

  • Amasra maden faciası ön bilirkişi raporu: ‘Metan drenaj uygulaması hayata geçirilseydi kaza önlenebilirdi’

    Amasra maden faciası ön bilirkişi raporu: ‘Metan drenaj uygulaması hayata geçirilseydi kaza önlenebilirdi’

    Tamer Arda ERŞİN- Gürkan DEMİRTAŞ /ANKA

    Amasra’da 41 işçinin yaşamını yitirdiği maden faciasına ilişkin ön bilirkişi raporuna ANKA Haber Ajansı ulaştı. Raporda, “TTK’ya bağlı ocaklarda metan drenajı uygulaması yapılmamaktadır. Bu durum yaşanan kazanın, yetersiz ve etkisiz havalandırma ile birlikte temel nedenlerinden biridir. Metan drenajı uygulaması hayata geçirilmiş olsaydı meydana gelen kaza olayı önlenebilirdi” denildi. Raporda; teknik personel eksikliği, kömür tozu ile yeterince mücadele edilmemesinin de kazanın meydana gelmesinde payı olduğu açıklandı.

    Bartın’ın Amasra ilçesinde Türkiye Taşkömürü Kurumu’na ait maden ocağında 14 Ekim 2022 tarihinde grizu patlaması sonucu 41 madenci yaşamını yitirmişti. Faciaya ilişkin gözaltına alınan 25 kişi dün Bartın Adliyesi’ne sevk edilmişti. Madende keşif de yapılmıştı. Keşfe ilişkin ön bilirkişi raporuna ANKA Haber Ajansı ulaştı.

    “-320 KALIN DAMAR TAVAN YOLU’NDAKİ PATLATMA ÇALIŞMASI KAYNAKLI”

    Raporda, faciaya ilişkin “İş kazası, -320 Kalın Damar Tavan Yolu’ndaki patlatma çalışması kaynaklı olarak meydana gelmiş, grizu ve kömür tozu patlamasını içeren bir patlamadır ” diye tanım yapıldı. Kazanın 2. Kartiyede /320 kalın damar galerisinde ve – 310/320 tavan damarda hazırlık çalışması ve 1. Kartiyede yarı mekanize ayak üretim çalışması sırasında meydana geldiği aktarılarak, olay günü metan seviyesinin yükselişi şöyle açıklandı:

    SAAT 17.59’DA GRİZU ALARM VERDİ

    “Patlamanın olduğu /320kalın damar üst tavan hazırlık galerisinde metan miktarını gösteren sensör CH4-27 nolu sensördür. 16:00/24:00 vardiyasında bu sensöre ait kayıtlar incelendiğinde; saat 16:00 ile 17:55 arasında, ortamdaki metan konsantrasyonu yüzde 0,63 ile başlayıp, kısa bir aralıkta değişerek yüzde 65’te kaldığı görülmektedir. 17.56’da yüzde 0,71 olan metan değerinin artmaya başlayarak, 17.59’da yüzde 1,06’ya geldiği ve ikaz verdiği, saat 18:05’de ise yüzde 1,55’e gelerek gaz izleme sisteminde alarm verdiği kayıtlardan anlaşılmaktadır.

    “PATLAMA OLAYININ 18:09’DA OLDUĞU ANLAŞILMAKTADIR”

    Sensörden son ölçüm saat 18:09’da alınmış ve bu değer yüzde 1,69 olarak kaydedilmiştir. Sensör kayıtları temel alınmak üzere, patlamanın etkisi, yeryüzünde meydana gelen alarm koşulları ve kurtarma ekiplerinin ocağa giriş süreleri incelendiğinde, patlama olayının 18:09’da olduğu anlaşılmaktadır.

    Sensör kayıtlarının, kaza bölgesinde bulunan işçi ifadelerinin ve tertiplerin incelemesi neticesinde grizu patlaması olayının -230 kalın damar üst tavan hazırlık galerisinde, patlama (lağım atımı) olayı ile birlikte eş zamanlı olarak gerçekleştiği, patlama ile birlikte ortamdaki metan gazının ve kömür tozunun birlikte ve zincirleme olarak gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Patlama olayını olduğu galeride vefat eden işçilerin bedenlerinin bulunduğu kroki incelendiğinde 2. Kartiyede bulunan barutçu Öner Yıldız’ın önce, ayakta çalışacak işçilerin de barutçunun arkasında bulunmuştu.

    Kazanın meydan gelmesinden sonra, kazanın etkileri tüm maden ocağına yayılmıştır. 1. Kartiye tavan damar yarı mekanize ayakta 17 işçi, 2. Kartiye kalın damar rüst taban hazırlık galerisinde 13 işçi ve 2 nezaretçi, -350 lağımında bulunan 7 no’lu bant düğmecisi 1 işçi, -300/1. Rekupta 1 elektrikçi, -350/1. Rekup kalın damar hazırlık lağımında 6 işçi ve -300/2. Rekup kalın damar hazırlıkta 1 işçi olmak üzere toplam 41 yeraltı çalışanı kaza sonrasında hayatlarını kaybetmiştir.”

    “OLAYIN SADECE GRİZU PATLAMASI OLMASI MÜMKÜN DEĞİL”

    Raporda patlamanın nedenine ilişkin, “Patlamanın -320 kalın damar hazırlık bacasında dinamit atımı sırasında açığa çıkan yüksek miktarda metan gazının ortamda bulunan hava ile karışarak oluşturduğu grizunun yine dinamit atımından kaynaklı olarak, grizu artı  kömür tozu patlaması şeklinde cereyan ettiği düşünülmektedir” denildi. Bu düşünceyi de 41 kişiden 30’unun ölüm nedeninin darbe ve yaralanma olması, patlamanın ardından ocakta yangın çıkması ve ocak içindeki hasarın desteklediği ifade edildi. Raporda, “Olayın sadece grizu patlaması olması mümkün değildir” denilerek, metandan kaynaklı patlama olsa hasarın daha büyük olacağı açıklandı.

    Raporda “Havalandırma” başlığı altında şu değerlendirmelerde bulunuldu:

    “TTK’ye bağlı ATİM’de (Amasra Taşkömürü İşletme Müessesesi) maden havalandırmasının iyileştirilmesine dair hayata geçmeyen yatırım ve iyileştirme projeleri, kazanın meydana gelmesinde önemli rol oynamıştır. Yetersiz ve etkisiz havalandırma sistemi olayın meydana gelmesindeki en temel unsurdur. Ocak içinde yeterli miktarda ve hızda hava dolaşımı sağlanamamış, bu nedenle yanıcı, patlayıcı gazları ve tozları insanların çalıştığı ve bulundukları yerlerde seyreltme ve hızla ortamdan uzaklaştırma görevi yerine getirilememiştir. Merkezi gaz izleme sisteminden alınan veriler incelendiğinde metan seviyelerinin müteakip defalar uzun süre boyunca yüzde 1,50 ve yüzde 2’nin üstünde kaldığı, neredeyse rutin olarak yüzde 1,50’yi, düzenli olarak da yüzde 2’yi aştığı için potansiyel patlayıcı metan seviyeleri oluşmuştur. Teknik olarak metan gazının alt patlama limiti olan yüzde 5’i geçtiği durumlar da yaşanmıştır ancak tertip defterler incelendiğinde ikaz ve alarm seviyelerinde maden ocağının kısmen dahi olsa boşaltılması yönünde bir önlem alındığı ve üretim miktarlarında bir azalma olduğu görülmemiştir. Havalandırma sistemi yeterli ve etkili olsaydı olayın meydana gelmesi önlenirdi.”

    “METAN DRENAJI UYGULAMASI HAYATA GEÇİRİLMİŞ OLSAYDI KAZA ÖNLENEBİLİRDİ”

    Raporda, “Metan Drenajı” başlığında şunlar kaydedildi:

    “TTK’ye bağlı ocaklarda metan drenajı uygulaması yapılmamaktadır. Bu durum yaşanan kazanın, yetersiz ve etkisiz havalandırma ile birlikte temel nedenlerinden biridir. Metan drenajı uygulaması hayata geçirilmiş olsaydı meydana gelen kaza olayı önlenebilirdi.”

    “KÖMÜR TOZU İLE MÜCADELE ETKİN YAPILSAYDI KAZANIN ETKİSİ AT OLABİLİRDİ”

    Rapordaki “Kömür Tozu Mücadelesi” başlığında ise şunlar anlatıldı:

    “-320 Kalın Damar galerisinde meydana gelen grizu patlamasının kömür tozu patlaması ile ocağa yayılması, yaşanan kazanın boyutlarının ve etki mesafesinin artmasına sebebiyet vermiştir. İşletmede kömür tozu ile mücadele konusunda hazırlanan yönergenin bulunmuş olması, işletme yetkililerinin de riskin farkındalığına işaret etmektedir ancak grizu patlamasının kömür tozu patlamasına eşlik etmiş olması, yapılan tozla mücadele çalışmasının yetersiz olduğunu göstermektedir. Tozla mücadele etkin yapılsaydı meydana gelen kazanın etkisi daha az olabilirdi.”

    “YAPTIRIM UYGULANMAMIŞ”

    Raporda “denetleme mekanizmasının gereken etkinliği sağlayamadığının net görüldüğü, bunun da kazanın meydana gelmesinde etkisi olduğu” kaydedildi. Raporda, “Maden işletmesinde gerçekleştirilen denetim faaliyetleri sonucunda hazırlanan raporlarda, havalandırma, metan drenaj, kömür tozu ile mücadele ve benzeri konularda tespit veya iyileştirme yönelik bir talep, öneri ya da yaptırım uygulanmamıştır. Denetleme mekanizmasının gereken etkinliği sağlayamadığı görülmekte olup, kazanın meydana gelmesinde etkisi vardır” denildi.

    “TEKNİK PERSONEL EKSİKLİĞİ KAZANIN MEYDANA GELMESİNDE ETKEN”

    Raporda madenin teknik personel sayısının da eksik olduğu kaydedilerek, “İşletmede, yeraltında farklı kartiye ve birimlerde yapılan tüm teknik işleri tek bir vardiya mühendisi ile denetlemenin ve yönetmenin yetersiz kalacağı aşikardır. Bu kusur kazanın meydana gelmesinde etkendir” diye dikkat çekildi.

    Raporda, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı MAPEG Ruhsat Denetleme Dairesi Başkanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı kusurlu bulundu.

  • TTB: ‘Kanunda kayyum ve benzeri bir uygulama yok’

    TTB: ‘Kanunda kayyum ve benzeri bir uygulama yok’

    Türk Tabipleri Birliği (TTB), Başkanları Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın hukuka aykırı biçimde gözaltına alınıp, tutuklanmasına tepki gösterirken, “TTB’ye kayyum atanması” iddialarına da yanıt verdi. TTB’den yapılan açıklamada, “TTB Kanunu’nda kayyum benzeri bir uygulama olmadığı” vurgulandı.

    TTB’den yapılan açıklama şöyle:

    “Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından TTB; Türk Tabipleri Birliği Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı hakkında soruşturma başlatılmış, ifadeye çağrılmasının yerine Anayasa’ya ve uluslararası hukuk kurallarına da aykırı biçimde gözaltına alınmasına karar verilmiştir. Gözaltı işlemiyle aynı gün Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi’nin, ayrıca Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın başkanlık görevine son verilmesi talebiyle cumhuriyet savcısı tarafından dava açıldığı medya kuruluşları tarafından haberleştirilmiştir. Davaname tarafımıza 31 Ekim 2022 Pazartesi günü resmi olarak tebliğ edilmiştir. Bu dava 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu’nun Ek-2. maddesinde belirlenen ‘amaç dışında faaliyette bulunma’ iddiasına dayanmaktadır. Tebliğ edilmiş davaname ve eklerinin detaylı incelenmesinin ardından daha net açıklamaların yapılması da mümkün olacaktır.

    YASADA ‘YENİ BİR SEÇİM’ DÜZENLENİYOR

    Madde düzenlemesinde, herhangi bir seçili kurulun görevine son verilmesi halinde sürecin nasıl işleyeceği de belirlenmiş olup görevden alınan kurulun yerine, mevcut üye/delegeler eliyle yeni bir kurulun seçim yapacağı düzenlenmiştir. Türk Tabipleri Birliği Kanunu’nda 1983 yılındaki değişiklikle getirilen yasaklamaların ve sonrasında 1997 yılında yapılan değişikliklerin dahi kurum üyeleri ve delegelerinin iradesine saygı gösteren bir içeriğe sahip olduğu görülmektedir. Bu nedenledir ki Türk Tabipleri Birliği Kanunu’nda kayyum ve benzeri bir uygulama bulunmamaktadır.

    DAVANAMEDE BÖYLE BİR TALEP YOK

    Kaldı ki soruşturmayı yürüten savcı tarafından hazırlanan davanamede de bu yönde bir talep olmadığı, yasa hükmü nedeniyle böyle bir uygulama yapılmasının da olanağı bulunmadığı açıktır.            Ayrıca söz konusu madde Türk Tabipleri Birliği’nin merkezi veya tabip odalarının kendi kurullarının, kurul olarak yaptıkları faaliyetlerine dair iddiaların yargı eliyle denetimini düzenlemektedir. Dolayısıyla her biri ayrı bir tüzel kişilik ve her birinin kendi seçili kurulları olan tabip odalarının mevcut davaya dahil edilmesi söz konusu değildir. Tabip odalarının kendi kurullarının ‘amaç dışı faaliyette’ bulunduğu iddiası olması halinde bulundukları ildeki asliye hukuk mahkemelerinde müstakil davalar açılması gerekmektedir; ancak mevcut durumda TTB Merkez Konseyi’ne yönelik açılan davanın doğrudan tabip odalarına da yönelmesine olanak sağlayan bir yasal düzenleme de yoktur.”

  • 2023 yılı Cumhurbaşkanlığı programına göre 2023’te iş kazalarında 1.985 kişi hayatını kaybedecek!

    2023 yılı Cumhurbaşkanlığı programına göre 2023’te iş kazalarında 1.985 kişi hayatını kaybedecek!

    Bedri TEKİN (*)

    Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığınca hazırlanan Cumhurbaşkanlığı programında 2023 yılında toplam istihdamın 31 milyon 520 bin kişi olacağı tahmin ediliyor;

    TABLO I: 8- Temel İşgücü Piyasası Göstergeleri

    Kaynak: Strateji ve Bütçe Başkanlığı

    (1) Gerçekleşme Tahmini (2) Program

    (Bu tablo 2023 Yılı Cumhurbaşkanlığı Programı 25. Sayfada yer almaktadır)

    Programa göre, 2023 yılında her yüzbin çalışandan 6,3’ü iş kazası sonucu hayatını kaybedecek;

    Hedefler:

    1. Gerçekleşme Tahmini
    2. Program
    3. Bu gösterge aynı zamanda Merkezi Yönetim Bütçesinde yer alan İstihdam Programının performans göstergelerinden biridir.

    (Bu tablo 2023 Yılı Cumhurbaşkanlığı Programı 259. Sayfada yer almaktadır)

    Her yüzbin çalışandan, 6,3’ünün iş kazaları sonucu hayatını kaybedeceğini söylemek, 31 milyon 520 bin kişilik istihdamda bin 985 kişinin hayatını kaybedeceği anlamına gelmektedir.

    (*) A Sınıfı İş Güvenliği Uzmanı

  • Fincancı’dan, ‘Mücadelede fiziken olamasam da yüreğimle yanınızdayım’ mesajı

    Fincancı’dan, ‘Mücadelede fiziken olamasam da yüreğimle yanınızdayım’ mesajı

     Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı, tutuklu bulunduğu Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nden mesaj gönderdi.

    Fincancı mesajında şunları ifade etti: “Sevgili meslektaşlarım, yol arkadaşlarım, tam size bilimsel bir açıklamayı atıflarıyla hazırlarken zaman yetmedi ama borcum olsun. Çalışma koşullarımızı, ortamlarımızı, yeniden bizlere yaraşır kılabilmek için mücadeleye devam edeceğinizi biliyorum: Yanınızda fiziken olmamak beni üzse de, yüreğimle yanınızdayım.

    Biraz dinlenmeye ihtiyacım vardı, tatile çıktım varsayın. Dinlenir dinlenmez, sizlerle birlikte mücadeleye devam için aranıza katılacağım. Aşılamaz sanılan farklar zenginliğimizdir, tutuklandığımızda gösterdiğiniz dayanışma bunun aynası olmuş. Eksilmeden devam edelim, dostlukla, dayanışmayla.”

  • Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı adliyeye getirildi, TTB üyeleri darp edildi

    Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı adliyeye getirildi, TTB üyeleri darp edildi

    Irak’ın kuzeyinde PKK’ye yönelik askeri operasyonlarda kimyasal silah kullanıldığı yönündeki iddiaların araştırılması gerektiğini söylediği için hedef gösterilip hakkında soruşturma açılan ve dün gözaltına alınan Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, bu sabah erken saatlerde adliyeye sevk edildi.

    Dün İstanbul Kadıköy’deki evinde gözaltına alındıktan sonra Ankara’ya getirilen Fincancı’nın Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ndeki işlemleri tamamlandı. Sağlık kontrolünün ardından adliyeye sevk edilen Fincancı’nın soruşturmayı yürüten savcıya ifade vermesi bekleniyor.

    TTB ÜYELERİ DARP EDİLEREK ADLİYEYE ALINMADI

    Fincancı’nın ifade sürecini takip etmek ve Fincancı’ya destek vermek üzere adliyeye gelen TTB üyeleri ise adliyeye alınmadı. TTB’den yapılan açıklamada üyelerin darp edilerek dışarı çıkarılmasına tepki gösterildi ve görüntüler paylaşıldı. TTB’nin açıklamasında, “Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın ifade sürecini takip etmek üzere adliyeye gelen Merkez Konseyi üyelerimiz ve emek-meslek örgütlerinin temsilcileri, darp edilerek ve gerekçe gösterilmeksizin binaya alınmadı. Saldırıyı kınıyor, Şebnem hocamızı yalnız bırakmayacağımızı yineliyoruz!” denildi.

  • TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı tutuklandı, dört bir yandan tepkiler yükseldi

    TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı tutuklandı, dört bir yandan tepkiler yükseldi

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve yandan medya tarafından, hakkında linç kampanyaları düzenlenen, ardından da Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hakkında açılan soruşturma doğrultusunda gözaltına alınıp, sorgulanan TTB Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı tutuklandı. Fincancı’nın tutuklanmasına karşı dört bir taraftan protesto sesleri yükseldi, “Derhal serbest bırakılması” istendi.

    İstanbul’da gözaltına alındıktan sonra Ankara’ya getirilen ve savcılıkta dört saatlik ifade işleminin ardından, “örgüt propagandası” iddiasıyla tutuklanma talebiyle Sulh Ceza Hakimliği’ne gönderilen Fincancı, tutuklanarak, Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’ne götürüldü.

    ‘FİNCANCI SERBEST BIRAKILSIN’ SESLERİ YÜKSELDİ

    Öte yandan, Fincancı’nın tutuklanmasına dört bir yandan sesler yükseldi. Aralarında TDB, SES, KESK ve TTB MK üyelerinin de bulunduğu emek ve meslek örgütleri temsilcileri, sorgu süresince adliye önünde Fincancı’yı yalnız bırkmadı. Polisin sert müdahale ettiği emek örgütü temsilcilerinden 5 kişi gözaltına alındı.

    TTB ‘İKTİDARIN BİZİ SUSTURMA ÇABASINA KARŞI FİNCANCI’YA SAHİP ÇIKACAĞIZ’

    Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi üyeleri ve Fincancı’nın avukatları, Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı için TTB Genel Merkezi’nde basın toplantısı düzenledi. TTB 2. Başkanı Prof. Dr. Ali İhsan Ökten “Uzun yıllardır toplum sağlığı içim bir mücadele yürütüyoruz. Bu tutuklama iktidar çevrelerinin bizi susturma çabasının sonucudur” dedi.

    Ancak açıklama sırasında binanın elektriklerinin kesilmesi üzerine açıklama dışarıya taşındı. Elektriklerin kesilmesine tepki gösteren Ökten, dün olduğu bugün de mücadeleye devam edeceklerini, sağlık çalışanlarına, hekimlere ve Şebnem Korur Fincancı’ya sahip çıkacaklarını ifade etti.

    Elektriklerin kesilmesi Twitter hesabından da “Türk Tabipleri Birliği’nde basın toplantımızı düzenlediğimiz sırada binamızın elektriği kesildi. Açıklamamızı sürdürüyoruz: “TTB Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı Özgür Bırakılsın, Meslek Örgütümüze Yönelik Baskılara Son Verilsin!” denilerek duyuruldu.

    ÖKTEN: ‘BUGÜN TÜRKİYE İÇİN KAPKARA BİR GÜN’

    Ali İhsan Ökten, “Türk Tabipler Birliği Merkez Konseyi özgür bırakılsın” diyerek başladığı konuşmasında, TTB ve Tabip Odaları olarak uzun yıllardır sağlık yaşanan sorunların son bulması ve toplum sağlığı için mücadele ettiklerini ifade eden Ökten, “Biz hekimler antidemokratik uygulamalara karşı ‘emek bizim söz bizim’ diyerek inatla mücadele yürüttük. İktidar çevrelerinin bizi susturma çabası ve TTB başkanının tutuklaması kararı bu ısrarın sonucudur” dedi.

    Ökten şunları ifade etti: ““Bugün Türkiye demokrasisi için kapkara bir gündür” diye açıklamaya devam eden Ökten, “Fincancı hayatını insan hakları mücadelesine, halk sağlığına ve yaşatmaya adamış biridir. Hekimlerin, tıp öğrencilerinin ve insan hakları savunucularının Şebnem Hocasıdır. Bizler daha önce olduğu gibi bunun üstesinden de geleceğiz. Sağlık çalışanlarının haklarını, bilim insanlarının hakları ve ifade özgürlüğü için Şebnem Korur Fincancı’ya sahip çıkmayı sürdüreceğiz.”

    Soruları yanıtlayan Fincancı’nın avukatlarından Av. Meriç Eyüboğlu ise “Gerçeğe inanan herkese Şebnem Korur Fincancı’nın selamlarını getirdik. Şebnem Hoca’nın moralli ve kararlı hali dışarı olan hepimize gerekiyor. Siz şimdi burada mahkeme sürecini merak ediyorsunuz. Şu anekdotu verebilirim. Savcılık odasının önünde Şebnem Hoca’nın tutuklamaya sevk edilip edilmediğini öğrenmeye çalışırken; biz de kararı basından öğrendik” dedi.

    Mevcut yasalarla TTB’ye kayyum atanmasının sözkonusu olmayacağını belirten Eyüboğlu, Şebnem Korur Fincancı’nın Sincan Cezaevi’ne götürüldüğünü tutuklamaya itiraz yapacaklarını söyledi

  • Sibel Hürtaş’ın yargılandığı davaya polisler zorla getirilecek

    Sibel Hürtaş’ın yargılandığı davaya polisler zorla getirilecek

    2020 yılının Temmuz ayında Baro Başkanlarının Çoklu Baro Sistemini protesto etmek için TBMM önündeki eylemini takip ederken polisler tarafından darp edilerek gözaltına alınan Sibel Hürtaş hakkında, kendisini gözaltına alan polisleri darp ettiği iddiasıyla yargılandığı davaya devam edildi.

    Ankara 37. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın bugün görülen 3. Duruşmasına Sibel Hürtaş ve avukatları katılırken, duruşmayı Avrupa Birliği delegasyonu da takip etti. şikayetçi polislerden sadece biri gelirken, şikayetçi 3 polis bu duruşmaya da gelmedi. Şikayetçi polis memuru Sefagül Soydan,  ifadesinde Sibel Hürtaş’ı sosyal mesafe kurallarına uymadığı gerekçesiyle, kendisine idari para cezası uygulamak için aldıklarını öne sürdü. Polis memuru, duruşmada, önce Sibel Hürtaş’ın kendisini darp etmediği ve hakaret etmediğini söylerken, Hakimin polis ifadesini okuması sonrasında, “Okuyunca hatırladım, evet darp ve hakarette bulundu” dedi.

    Mahkeme heyeti, duruşmalara gelmeyen 3 şikayetçi polisin zorla getirilmesine karar vererek, duruşmayı 30 Mart tarihine erteledi.
    Sibel Hürtaş, duruşma sonrasında yaptığı açıklamada, polislerin kendisine kestiği idari para cezasının daha sonra Mahkeme tarafından iptal edildiğini söyledi.

    Ne olmuştu?

    Birçok baro başkanının çoklu baro yasasını protesto etmek için Türkiye Büyük Millet Meclisi bahçesinde gerçekleştirdiği oturma eylemini takip etmek isteyen gazeteci Sibel Hürtaş, polisler tarafından engellenmişti.Gazeteci olduğunu ve eylemi takip etmek istediğini belirten Hürtaş, polisler tarafından gözaltına alınmıştı.

    Hürtaş, gözaltı aracında boğazı sıkılarak işkence ve kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmiş ve akabinde iki gün iş göremez raporu almıştı. Hürtaş’ın kendisini darp eden polisler hakkında yaptığı suç duyurusu için savcılık takipsizlik kararı vermişti.

    Polislerin Sibel Hürtaş ‘ın kendilerini darp ettiğini iddia etmesi üzerine Hürtas hakkında polis direnme suçundan dava açılmıştı