Yazar: medyaport net

  • Türkiye’de helal-haram et tartışması sürerken; infial yaratacak iddia; ‘Türkiye’de domuz eti yemeyen kalmadı’

    Türkiye’de helal-haram et tartışması sürerken; infial yaratacak iddia; ‘Türkiye’de domuz eti yemeyen kalmadı’

    CHP Kırklareli Milletvekili Turabi Kayan, “Türkiye’de domuz eti yemeyen kalmadı”  iddiasında bulundu. Kayan Türkiye’deki domuz çiftliklerinde yılda 3 milyon kilo, yani Türkiye’nin kırmızı et tüketiminin yarısı kadar et üretildiğini söyledi.

    Cengiz Aldemir

    Et fiyatlarının döviz ve altın fiyatları ile yarıştığı, ithal et ile  helal-haram et tartışmalarının kamuoyu gündemini oluşturduğu bir süreçte, CHP Kırklareli Milletvekili Turabi Kayan, kamuoyunda infial yaratacak bir iddiada bulundu: “Türkiye’de domuz eti yemeyen kalmadı”

    Türkiye’nin kırmızı et tüketiminin yılda  6 milyon kilo olduğunu belirten , Kayan, bu tüketimin 3 milyon kilosunun, Türkiye’deki domuz çiftliklerinde üretilen et olduğunu iddia ediyor.

    1- 3,5 lira arasında satılan domuz etlerinin ağırlıklı olarak kıyma, sucuk, salam ve sosis yapılarak büyük oteller, yemek firmaları ve gıda firmaları aracılığıyla piyasaya sürüldüğünü belirten Kayan, “Peki, sizce Türkiye de domuz eti yemeyen insan kalmış mıdır?” diye soruyor.

    Anadolu yemek kültürü içinde yer almamasına ve dinen yasak olmasına rağmen domuz etinin bu kadar fazla üretilmesinin nedenlerine dikkat çeken Kayan’ın iddiaları çok tartışılacak gibi gözüküyor.

    İstanbul’a yakın domuz çiftliklerine dikkat çeken Kayan; “İstanbul Gaziosmanpaşa Hacımaşlı Köyü Domuz Çiftliği’nde 5 bin domuz var. Türkiye’deki domuz çiftliklerinde yılda 3 milyon kilogram civarinda et üretiliyor. Bu rakam neredeyse kırmızı et üretiminin yarısı. Üretilen domuzlar otellere, yemek fabrikalarına ve marketlere ‘kıyma’ şeklinde satılıyor. Domuz etini salam, sosis ve sucuk olarak da piyasaya sürmek çok kullanılan bir yöntem” iddiasında bulunuyor. Kayan bunun gibi çok domuz çiftliği bulunduğunun da altını çiziyor.

    ‘DOMUZ 4-5 AYDA 100 KİLOYA KADAR ÇIKABİLİYOR’

    Domuz yetiştiriciliğinin ekonomik yönden kârlı bir yatırım olduğuna dikkat çeken Kayan şu örneği veriyor; “Domuz üretken bir hayvan. Cinslerine ve yaşına göre yılda iki veya bazen 3 kez doğurabiliyor. Her batında da 15-20’ye kadar varan yavru dünyaya getirebilen bir domuz yılda 2 kez doğum yapsa, her batından 10 yavru yaşasa, 20 sene yaşayan bir domuzun 400 yavrusu oluyor. Ve dahası yeni doğmuş bir domuz 4-5 ayda 100 kiloya kadar çıkabiliyor.”

    Normal şartlarda evcil bir domuzun yüzde 30’unun yağ olarak ayrıldığını, bazen bu rakamın yüzde 50’yi bulabildiğini belirten Kayan, 150 kiloluk  bir domuzdan 75 kiloluk yağ elde edildiğini söylüyor. Kayan bu nedenle de domuzun dana ya da koyuna göre daha çok tercih edildiğini ileri sürüyor.

    ‘YAKLAŞIK 3 MİLYON KG DOMUZ ETİ PİYASADA’

    Domuzun besiciliğinin maliyetinin de ucuz olduğuna dikkat çeken Kayan, “Her domuz  ortalama 80-100 kiloya ulaştığı zaman kesiliyor. Kaba bir hesapla sadece bu çiftlikten yılda yaklaşık 1 milyon kilo et elde ediliyor. Bu etlerin hangi kanalla, nerelere satıldığı meçhul. Diğer çiftlikler de göz önüne alındığında Türkiye’de yaklaşık 3 milyon kilo domuz etinin piyasaya değişik yollarla sürüldüğü ortaya çıkıyor” diyor.

    ‘DENETLEMEK MÜMKÜN DEĞİL’

    Domuz çiftliklerinden tanınmış firmaların da et aldığını ileri süren Kayan, bu firmaların ürünleri zaman zaman farklı marka ve isimlerle piyasaya sürdüklerini de iddia ediyor. Bu konuda şüphesi olanların Çevre ve Sağlık İl Müdürlüğü Gıda ve Çevre Kontrol Şubelerine ihbar ve şikayette bulunmalarını öneren Turabi Kayan, piyasadaki etleri denetlemenin mümkün olmadığını, çok emin olmadıkça ve bilinmeyen markaların ambalaj güzelliğine aldanılmaması uyarısında bulunuyor.

  • AKP Medyasının Tarihsel Arkaplanı: Neoliberal Medya Mimarisinin Bir Kroniği (1980-2002)

    Gülseren Adaklı ve Aylin Aydoğan

    Yeni bir hegemonya projesi ve Türk medyası

    Türkiye’de medyanın mevcut durumu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğindeki AKP yönetiminin, sahiplik yapısından başlayarak toplumsal iletişimin bütün yönlerini kontrol etmeye çalıştığı ve bunu büyük ölçüde başardığı otoriter bir yapıyı yansıtıyor.

    Bu yapı, 2002 Genel Seçimlerinde oyların yeter çoğunluğunu kazanarak iktidara tek başına yerleşen AKP ile ortaya çıkmış değildir. Tersine, AKP’yi giderek ceberrutlaşan bir siyasal formasyon olarak Türkiye toplumuna dayatan koşullar, AKP iktidarından çok önce oluşturuldu. 1970’li yıllarda iyice görünür hale gelen kapitalist kriz koşulları, bütün dünyada yeni bir birikim rejimi[1] olarak neoliberalizmi devreye sokarken, Türkiye’de de kendine özgü bir ekonomi politikasına ve bağlı olarak neoliberal medya oluşumuna yol verdi.

    1965’te Endonezya, 1973’te Şili’de gerçekleşen kanlı askeri darbelerin bir benzeri, 1980’de Türkiye’de gerçekleştirildi (Aydınoğlu, 2008). 24 Ocak 1980 tarihinde açıklanan IMF güdümlü “ekonomik istikrar tedbirleri”, 1961 Anayasası’nın yarattığı göreli özgürleşmeye de bağlı olarak işçi sınıfının ekonomik ve siyasal alanda güçlü bir temsil şansı yakaladığı, sosyal hareketlerin yükseldiği bir dönemin sona ermesinde en önemli neden olarak gösterilir (Schick ve Tonak, 1990). Örgütlü bir toplumun bu kadar ağır önlemlere rıza göstermesi imkânsızdı, 12 Eylül 1980 sabahı emir-komuta zincirine uygun şekilde TSK yönetime el koyarak, görünüşte üç yıllık ama sonuçları itibarı ile hâlâ süren yeni bir baskıcı dönemi açmış oldu (ör. bkz. Demirel ve Sözen, 2013: 183-190).

    İthal ikamesinden ihracata dayalı bir kalkınma stratejisine kayma ile birlikte çalışan sınıfların kazanılmış haklarının budanması, en azından 15-16 Haziran direnişinden bu yana grev ve işgal benzeri itirazlardan bunalmış sermaye kesimlerinin cuntacı generallere şükran duymalarını sağladı[2]. Sistemin ekonomik ve politik tıkanıklığını aşmak üzere hayata geçirilen yeni bir hegemonya projesi (Tünay, 1993), Türkiye’de “Türk-İslam sentezi” ile karakterize oldu.

    Askeri rejim, 1960-70’li yılların bütün entelektüel atmosferinden beslenen “Türk-İslam sentezi”ni benimser ama esin kaynağını özellikle düşünür Seyyid Ahmed Arvasi’nin (1932-1988) eserinden alır. Arvasi’ye göre, “Hristiyan Roma, Kızıl Moskova, kinci Fransa, kurnaz İsrail, sabırlı Yunanistan, Türk-Müslüman dünyasını yıkmak ve İslamı sömürgeleştirmek için el birliği etmektedir (Bozarslan, 2015: 316).

    Arvasi’ninki denli koyu bir sağ ideoloji, bütün saçmalığına ve tutarsızlığına rağmen 80’li yıllarda özellikle sistem karşıtı gruplara yönelik baskıcı siyasetin her evresinde ve genel olarak kültür politikalarında ağırlık kazandı. Bu dönemde milli eğitim müfredatından muzır neşriyata kadar pek çok sosyal alanda söz konusu siyasi gericiliğin izleri görülür. İleride daha etkin ve görünür hale gelecek olan İslamcı medya girişimleri de bu dönemde yaygınlaştı.

    İdeolojik atmosferin değişimi, başka bir değişimle kol kola gitti. O zamana kadar gazete ve dergi yayıncılığında söz sahibi olan geleneksel basın grupları başka mecralarla bütünleşti. Bunun yanı sıra sahaya sektör dışından aktörler girdi ve bu oluşumlar, söz konusu hegemonya projesinin hayata geçirilmesinde hayati roller üstlendi.

    Ancak altını çizmek gerekir ki eğer bir zamanlar öyle idiyse bile bu sürece medya, “devletin ideolojik aygıtı” olarak değil, iktisadi ve siyasi sistemin özsel bir bileşeni olarak taşındı. İleride göstermeye çalışacağımız gibi Türk medyası elindeki manipülasyon gücünü, sisteme dışsal bir “aygıt” olarak değil egemen blokun bir bileşeni olarak kullandı. Uygulamalara, siyasi aktörlerin, ordunun, sermayenin, basın patronlarının “bireysel” damgalarını vurmasını mümkünse de kapitalist birikim rejiminin yapısal karakterini akılda tutmak gerekir. Örneğin 1970’lerde bir basın patronunun herhangi bir kamu ihalesine girmesi söz konusu değildi. Zira kamu malları ya da kurumları 80’li 90’lı yıllardaki gibi bir ticari nesneye dönüşmemişti ve gazete sahipleri siyasi iktidarlarla yakın ilişki içinde olsalar da aralarında her zaman belirli bir mesafe olur; doğrudan ilişkiler kamuoyundan gizlenirdi.

    Darbeden sonraki süreçte elbette hakim içerik üreticileri olarak rızanın sağlanması çabaları söz konusu olduğunda basın grupları aktif bir konum aldı ama bu, saf bir ideolojik manipülasyon aygıtı olmanın ötesinde yeni birikim rejiminde söz sahibi olan, siyasi iktidarla kader ortaklığı yapan bir sermaye bileşeninin özgül konumunu yansıtmaktaydı.

    İthal ikamesi modelinin terk edilmesi ve ihracata yönelen makro ekonomik politika, temelde devalüasyon ve emek maliyetlerinin düşürülmesi (iç talep daraltılır, buradan sağlanan artık ihracata akar) (bkz. Yeldan, 2001: 44; Taymaz, 2003) olarak uygulamaya geçirildiğinde büyük medya grupları çalışan sınıfların karşısına başta sendika düşmanlığını içeren emek düşmanı tutumları ve manşetleriyle çıktı ve mevcut politikaları aktif şekilde destekledi.

    Bütün bu süreçte sermaye kesimi lehine gerçekleştirilen radikal müdahalelerde çalışan sınıflar 1989 Bahar Eylemleri ile radikalleşti. Bu koşullar altında reel ücretler göreli olarak artsa da ekonomi, 90’ların başında krize sürüklendi. Bu tarihten itibaren sürekli ekonomik kriz koşullarında yaşayan Türkiye toplumu, bağlantılı olarak siyasi krizlerle de karşı karşıya kaldı. Varoluşunu ve bekasını darbe koşullarına borçlu olan ANAP’ın tek parti hükümetleri 90’ların başında yerini koalisyonlara bıraktı. Bütün bu dönem boyunca siyasi iktidar, bir yandan Avrupa Birliğine girişi, diğer yandan Kürt sorununu milliyetçi reflekslerle gündemleştirirken krizin faturasını çalışan sınıflara ödetti. Nihayet 2001’de Türkiye ekonomisinin % 9,4 oranında küçülmesine yol açan bir başka büyük kriz, binlerce çalışanın işsizliğe sürüklenmesine, siyasal ortamın giderek daha fazla milliyetçiliğin ve İslamcılığın hâkimiyetine girmesine yol açtı.

    Bu bağlamda, 1980’li yıllardan AKP’nin iktidara taşındığı 2000’lerin başına kadar medyanın dönüşümünü ana başlıklarıyla ele alıyoruz[3]. İlk bölümde, 12 Eylül darbesinin ardından, medyaya özgül bir rol atfedilen, “yeni hegemonya projesi”nin kuruluş öyküsünü anlatmaya çalışacağız. İkinci kısımda ise medyaya daha yakından bakarak, sahiplik biçiminin köklü değişimini, özelleştirme, finansallaşma, yatay-çapraz-dikey tekelleşme, rekabet gibi konularda yeni aktörlerin stratejik ve taktik yönelimlerini ele alacağız. Üçüncü bölümde ise, 1990’lardaki teknolojik yöndeşme ile olanaklı hale gelen internet, cep telefonu gibi yeni iletişim teknolojileri ve bunların üzerinden sunulan yeni içerik ve hizmetlerin sermayenin yeni yatırım alanları olarak nasıl şekillendiklerini açıklamaya çalışacağız.

    Neoliberal mimarinin kuruluşu (1980-2002)

    Temel olarak yükselen sol muhalefeti ve işçi sınıfını bastırmaya yönelen 12 Eylül rejimi ve onun uzantısı olarak Turgut Özal liderliğindeki ANAP, sol örgütler, sendikalar ve siyasi partiler yanında, yayın politikası ne olursa olsun rejimi kırılganlaştırabilecek her türlü basın faaliyetini de kontrolü altına almaya çalıştı.

    Sansürün kurumsallaşmasında birkaç yasama faaliyeti özel önem taşıyor. Bunlardan ilki, 1982 yılında çıkarılan yeni Basın Yasasıdır. Bu yasayla ifade özgürlüğüne getirilen en önemli sınırlamalardan biri, yargı kararı aranmaksızın yurtdışında basılan yayınların ülkeye getirilmesinin yasaklanmasıydı. Bir başkası, suç isnat edilerek belli yayınların dağıtımının engellenmesi, toplatılması ve basımda kullanılan malzemelere, alet edevata el konulmasıdır. Bu tarihlerden sonra sıkça duyacağımız, “milli güvenliğe ve genel ahlaka aykırı” davranışlardan mahkûm olma durumunda yazının yayımlandığı kuruluşun 1 aya kadar kapatılabileceği hükmü de yeni yasanın yasakçı içeriğini yansıtıyordu.

    1990’ların başında Basın Yasası’nda belli iyileştirmeler yapıldıysa da esasen 1982 Anayasası ile Türk Ceza Kanunu ve diğer baskıcı yasa hükümleri sayesinde söz konusu iyileştirmelerin ifade ve iletişim özgürlüğü konusunda bir etkisi olmadı. 1991 yılında çıkarılan Terörle Mücadele Kanunu, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yaşanan düşük yoğunluklu savaşla ilgili her türlü ifadeyi “terör propagandası” kapsamına alarak 90’ların, Türkiye tarihinin en karanlık dönemi haline gelmesinde yasal dayanak oldu. “Terör”, Türk egemen sınıflarının esaslı yönetim motifi olurken ifade özgürlüğü özellikle Kürt bölgelerinde habercilerin doğrudan şiddet yoluyla engellenmesi, bazen bizzat katledilmesiyle baskılandı. Devletin hanesine yazılan faili meçhul cinayetler dosyası kabarırken, ülkenin batısında olayları, devletin çizdiği çerçevede ve onun izin verdiği oranda aktaran bir medyanın varlığı elzemdi.

    20 Ağustos 1992, Tercüman 21 Mart 1995, Takvim

    Sansür amaçlı kullanılan ikinci yasal araç ise Muzır Kuruludur. Dünyanın ileri gelen liberal demokrasileri dâhil medya içeriklerinin en yoğun tartışıldığı ve denetlendiği konulardan biri, çocukların ve gençlerin zihinsel yapılarıdır. Hedefinden saptırılmaya oldukça müsait olan bu konu özellikle Türkiye gibi ülkelerde ifade özgürlüğünün sınırlandırılması için belki de en “meşru” çerçeveyi sağlamaktadır. 1980’li yılların darbe atmosferinde ifade araçları üzerindeki baskının en ilginç örneklerinden biri de bu çerçeve üzerinden uygulanmıştır. Aslen 1927 yılında çıkarılmış ancak hakiki bir toplumsal kontrol aracı haline gelmesi için 80’leri bekleyen 1117 sayılı Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunu, 1986 yılında ANAP hükümeti tarafından köklü biçimde “yenilendi”. Bu kanuna dayanarak pek çok yayın içeriği müstehcen sayıldı; bazılarına toplatma ya da kapatma cezaları dahi verildi (Belge, 2003; Onur, 2011)[4]. Burada söz konusu olan sadece cinsellik içeren yayınlara karşı basit bir muhafazakâr müdahale değil bütün yayıncılık alanını ve daha genel anlamda toplumu kontrol etmeye dönük kapsamlı bir girişimdi.

    25 Nisan 1086, Milliyet 5 Mart 1986; 31 Mayıs 1986, Milliyet

    Türkiye toplumu, 1980’lerde hayata geçirilen IMF ve Dünya Bankası güdümlü politikalara hiçbir zaman tam manasıyla destek vermedi, popüler deyişle “kemer sıkmaktan” bunaldı, üzerine giydirilmek istenen elbiselerden hoşnut değildi. 30 Kasım 1990’da maden işçilerinin Zonguldak’tan başlattıkları yürüyüş, böylesi bir hoşnutsuzluğun öncü ve büyük sarsıntısı sayılabilir[5].

    Madencilerin eylemlerini, belli tavizlerle savuşturan iktidar, bir başka hoşnutsuzluk dinamiğini, doğuda Kürtlerin başlattığı isyanı ideolojik ve politik olarak kullanmıştır. 80’lerin ikinci yarısından itibaren Kürt sorununa ilişkin güvenlikçi yaklaşım genel anlamda hâkim olmasına rağmen Halkın Emek Partisi adı altında örgütlenen siyasal Kürt hareketi 20 Ekim 1991 Genel Seçimlerinde 22 vekille mecliste temsil olanağı bulmuştur. Bununla birlikte, daha önce Özal’ın Kürt meselesindeki ayrıksı tavrı ve ardından Demirel’in “Kürt realitesini tanıyoruz” şeklindeki açıklaması, ordunun yaklaşımına karşı önemli bir yumuşama ve demokratik bir açılım imkânını işaret ediyordu. Ancak bildiğimiz gibi sonuç hiç de böyle olmadı:

    Özal’ın ölümü, Demirel’in cumhurbaşkanlığına seçiminin ardından Tansu Çiller’in başbakan olması ile yasa dışı devlet uygulamalarının yoğunlaştığı ve bunun hükümetçe açık bir şekilde desteklendiği bir sürece geçilir. Bu açıdan 1993-1995 yıllarının Türkiye siyasetinin en kanlı dönemi olduğu düşünüldüğünde, yasal Kürt partisi olarak DEP’in[6] bu baskı ve şiddetten büyük pay alması şaşırtıcı olmasa gerek (Aydınoğlu, 2014: 86).

    7 Kasım 1991, Cumhuriyet

    1983 Yılında Emniyet Genel Müdürlüğü Asayiş Daire Başkanlığı bünyesinde uçak kaçırma olaylarına müdahale ve rehine kurtarma gibi operasyonlar için oluşturulan özel harekât timleri, 1988’de Terörle Mücadele ve Harekât Dairesi Başkanlığı’na alındı, 1993’te ise yeni kurulan Özel Harekât Daire Başkanlığı’na bağlandı. Söz konusu birlikler, terörle mücadele adı altında Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Kürt vatandaşlar üzerinde fiili baskı, hala aydınlatılmayan siyasi cinayetler, işkence, köy yakma ve boşaltma gibi dehşet veren operasyonlarda kullanıldı.[7]

    5 Temmuz 1991’de kendilerini polis olarak tanıtan kişiler tarafından evinden alınan ve 4 gün sonra cesedi bulunan HEP Diyarbakır İl Başkanı Vedat Aydın’ın işkence ile öldürüldüğü anlaşıldığında halk cenazesine akın etti. Cenazede çıkan olaylarda 3 kişi hayatını kaybetti. İçişleri Bakanlığı ve Olağanüstü Hal Bölge Valiliği, Aydın’ı evinden alan kişilerin devlet görevlisi olmadığını açıklamıştı. Yıllar sonra Vedat Aydın’ı evden alanların içerisinde, Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele’ye (JİTEM) bağlı çalışan Binbaşı Cem Ersever’in de olduğu ortaya çıktı. Daha sonra, Güneydoğu Anadolu’da gerçekleştirilen pek çok operasyonun merkezindeki isim olduğu ortaya çıkan Ersever, iki arkadaşıyla birlikte Kasım 1993’te öldürüldü.

    1992 Yılındaki Newroz kutlamalarında Kürt halkına yönelik devlet şiddeti en açık biçimde kaydedildi.Olaylar sırasında Sabah Gazetesi muhabiri İzzet Kezer devlet güçleri tarafından öldürüldü. 1992 yılında gazeteci-yazar Musa Anter, 1994’te Avukat Yusuf Ekinci, işadamı Behçet Cantürk (15 Ocak 1994), Cantürk’ün de temsilcisi olan Avukat Medet Serhat, işadamı Savaş Buldan, eski Ankara HEP İlçe Başkanı Avukat Faik Candan ve daha pek çok Kürt vatandaş peş peşe öldürüldü ama failler yargılanmadı ve cezalandırılmadı (Durukan, 1999; Bortaçina, 1999; Radikal, 9 Temmuz 2015).

    Yıllar sonra devlet, o güne kadar özellikle Kürt medyasının sürekli olarak işaret ettiği ama hiçbir yerde resmi kaydı olmayan ve özel timleri, devlet adına çalışan muhbirleri, mafya liderlerini barındıran JİTEM’in varlığını kabul etti (Radikal, 9 Temmuz 2011). 2005 yılında hazırlanan iddianamede Savcı Mithat Özcan,1992-94 arasında Diyarbakır’da 8 cinayetin JİTEM tarafından gerçekleştirildiğini belirledi (Tahincioğlu, 2005). Ancak bu tek başına yeterli değildi. Devletin üst düzey yöneticilerinin de adlarının karıştığı siyasi cinayetlerle ilgili etkili soruşturma yürütülmemesi, ileride yaşanacak benzer cinayetlerin, ağır hak ihlallerinin devamını sağladı ve etkileri günümüze kadar geldi (Hür, 2015).

    Nitekim,1991’de HEP Diyarbakır İl Başkanı Vedat Aydın’ın öldürülmesinde “soruşturma öylesine cılız kaldı ki, savcılık iddianame bile hazırlayamadı. Oysa Vedat Aydın cinayetinde adı geçenler, yıllar sonra Susurluk Kazası’nın ardından Türkiye’nin gündemine gelen isimlerle aynıydı.” (İşleyen, 1999).

    Türkiye tarihinin en yoğun devlet şiddetine sahne olan bütün bu süreç içerisinde, Batıda salt devletin “irtica” ve “terör” algısını pekiştirmekle uğraşan hâkim yayın organlarına karşı Doğuda da özgün bir Kürt medyası oluşmaya başladı. 30 Mayıs 1992 tarihinde ilk sayısı çıkan Özgür Gündem’in muhabirleri, bölgedeki dağıtıcıları ve okurları faili meçhul cinayetlere en çok kurban veren bir gazetecilik geleneğinin taşıyıcıları oldu. 1992-94 arasında 37 çalışanı öldürülen gazete, farklı isimlerle yayınlanmaya ve 2011’de yeniden Özgür Gündem adıyla Kürt özgürlük hareketinin parçası olmaya devam etti.

    https://m.bianet.org/system/uploads/1/articles/spot_image/000/129/057/original/ozgur_gundem_gundem.jpg
    “30 Mayıs 1992’de İstanbul’da başlayan, 14 Nisan 1994’te kapatılan, yayın hayatı boyunca 30’u muhabir olmak üzere 76 çalışanı öldürülen Özgür Gündem gazetesi”, Bianet, 4 Nisan 2011

    Güneydoğu Anadolu’da yaşanan “kirli savaş”, Türkiye’nin batısında hemen hemen hiçbir zaman gerçekte olduğu şekilde yansıtılmadı. Olayların kimi detayları ancak yıllar sonra, çok kısa süren göreli normalleşme dönemlerinde kamuoyuna yansıdı. 1990 yılında, Türkiye’nin batısında siyasi kişiliklere art arda suikastlar gerçekleştirildi. Atatürkçü Düşünce Derneği kurucularından hukukçu Prof. Dr. Muammer Aksoy (1990), ateist olmadan önce imam ve müftü olarak çalışmış, İslamiyet’e dair eleştirel kitapların yazarı Turan Dursun (1990), eski Milli İstihbarat Teşkilatı mensubu Hiram Abas (1990), Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Çetin Emeç, Atatürkçü Düşünce Derneği kurucularından, ilahiyatçı ve SHP Parti Meclisi üyesi Doç. Dr. Bahriye Üçok (1990) bu suikastlerde hayatını kaybedenler arasındadır. İslami gericilik üzerine araştırmalarıyla bilinen gazeteci Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993 günü bombalı bir suikasta kurban gitti. Aynı yıl 2 Temmuz’da Sivas’ta çoğunluğu Alevi 35 yurttaş, Cuma namazından çıkan kalabalığın linç girişimi neticesinde yakılarak öldürüldüler. Suikastların failleri bulunamadı; katliamın sorumluları cezalandırılmadı ya da her zaman şüphe uyandıran yeni kanıtlar çıkarıldı. Kemalist laik kimlikleriyle tanınan insanların suikaste kurban gitmesi ve Alevi kimlikleriyle bilinen onlarca insanın diri diri yakılması irtica tehdidini canlı tutmayı sağladı.

    22 Ekim 1999, Sabah: Ahmet Taner Kışlalı cinayetinin ertesi günü gazete, laik Kemalist aydınlara yönelik suikastların çözülememesinde Hükümeti hedef alırken Orduya arka çıkıyor

    Nitekim 3 Kasım 1996’da Susurluk kazasıyla birlikte yükselen itirazlar, “sürekli aydınlık için 1 dakika karanlık” eylemleri, ordunun 28 Şubat müdahalesi için ortam hazırlamasına yaradı[8]. 28 Şubat 1997 günü toplanan Milli Güvenlik Kurulu, Refah Partisi ile Doğru Yol Partisi’nin kurduğu RefahYol koalisyonunun (28 Haziran 1996-30 Haziran 1997) altını oyacak bir metni, metnin hedefindeki siyasal İslamcılara imzalattırdı.

    Ulusun, vatanın” ve “laik rejim”in hayatta kalmasını sağlayacak güçlü bir toplumsal talep yaratmak amacıyla politik sınıfın bir bölümünden, medya ve kamuoyundan oluşan hegemonik bir blokun inşasıyla ordunun manevra alanları genişletilir. Düşmanlık ve ihanet temaları etrafında yapılandırılan, medyanın bütün iletişim alanını dolduracak kadar geniş çapta yaydığı yeni bir politik sentaks ve milliyetçi ya da “laikçi” bir seferberlik, devasa gösterilerin doruğuna varıncaya kadar yükselerek, sistemde önemli bir aktör olarak ağırlık oluşturmaya yeter… Böylece ordu, kendiliğinden değil, halkın aktif talebiyle sahneye çıkmış gibi gösterilir. 2007’de Cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında Cumhuriyet Mitingleri ve benzer aksiyonlarla denenip başarısızlığa uğrayan girişimden farklı olarak 28 Şubat amacına ulaştı ve “irtica” tehlikesi sözde bertaraf edilmiş oldu! (Bozarslan, 2015: 327-328).

    28 Şubat'ın gazete manşetleri

    27Subat1997, Milliyet 30 Nisan 1997, Sabah[9]

    4 Ocak 1997 Hürriyet: Halkı “oyuna” dâhil etmenin örneklerinden biri

    28 Şubat, bugün bile tam olarak çözülmemiş kimi olaylarla medya şirketlerinin oldukça hararetli anlar yaşadığı bir dönemdir. Susurluk kazasıyla birlikte devletin 70’li yıllarda yükselen sola ve işçi sınıfına karşı gizli operasyonlarında kullandığı, artık mafyalaşmış aktörlerle ilişkisi ortaya döküldü. [10]. Doğan Grubunun liberal sol kesime hitap etmek üzere 13 Ekim 1996 tarihinde çıkarmaya başladığı Radikal başta olmak üzere gazeteler ve televizyonlar olayın ayrıntılarını sunmaya başladı ve Mecliste bir araştırma komisyonu kuruldu.1 Şubat 1997’de bir vatandaş inisiyatifi olarak Sürekli Aydınlık İçin Bir Dakika Karanlık eylemleri başlatıldı ve dönemin çok izlenen kanallarında saat 21’e yaklaşırken spikerler izleyicilerden evlerindeki lambaları açıp kapamalarını istedi.

    3 Mart 1997, Radikal Sürekli Aydınlık İçin 1 Dakika Karanlık eyleminden atv stüdyosundan bir kare

    Devletin yasadışı faaliyetlerinin orta yere saçıldığı Susurluk Kazası, 28 Şubat müdahalesi, 80’lerin ortalarından beri yaşanan düşük yoğunluklu savaş ve nihayet, arkasında Fethullah Gülen Cemaati’nin olduğu söylenen “Telekulak skandalı”[11], hiç hız kesmeyen ekonomik kriz koşullarıyla birleştiğinde, Türkiye siyasetinin bel bağlayacağı ideolojik politik tema hep milliyetçilik oldu. Nitekim 1999’da kurulan Ecevit-Bahçeli koalisyonu, o sırada ABD’nin katkıları ile Kenya’da yakalanarak Türkiye’ye getirtilen PKK lideri Öcalan sayesinde köpüren milliyetçi dalganın üzerinde yükseldi. Bu sırada siyasi iktidarlardan ya da liderlik konumlarından çok daha yoğun şekilde kırılgan hale gelen asıl şey, Türkiye ekonomisiydi ve giderek büyüyen ekonomik kriz, siyasal krizlerle kol kola 2001’de doruğuna ulaştı. (Adaklı, 2001; 2006: 281)

    Medya sahipliğinin dönüşümü (1980-2002)

    12 Eylül’le birlikte hayata geçirilen neoliberal politikalar, basından medyaya geçiş sürecine ve bu sektörde sahiplik yapısının köklü şekilde değişmesine yol açtı. Devletçilik dönemi boyunca ve 2. Dünya Savaşının ithal ikamesi döneminde devletin kanatları altında büyüyen kamu iktisadi girişimlerinin (KİT) özelleştirilmesi ya da kamusal özelliğini yitirecek şekilde şirketleştirilmesi ile birlikte finansallaşma, kısa sürede bünyesine medyayı da katacak büyük sermaye gruplarının yeni döneme adaptasyonu için temel operasyonlardı. 24 Ocak Kararları’nın ardından “temel mal ve hizmet” olarak sınıflandırılan KİT ürünlerinin kapsamı daraltıldı, sübvansiyonlar kaldırıldı ve fiyatları olağanüstü ölçüde arttırıldı. Zamlardan en çok etkilenen de geleceği haber verircesine, % 300’le gazete kâğıdı oldu. 1980’li yıllarda gazete üretiminde kullanılan temel girdilere sürekli olarak zam yapılması, basının mali yapısının derin biçimde bozulmasında önemli bir faktördü (Cumhuriyet, 24 Aralık 1987).[12]

    http://i.sabah.com.tr/sbh/2015/06/11/1434027143785.jpg

    5 Aralık 1987, Milliyet. Kağıt zammı nedeniyle gazete fiyatlarına zam yapılması düşünülüyor 19 Nisan 1988, Hürriyet. Erol Simavi’den, Başbakan Turgut Özal’a isyan mektubu

    Fiilen 1984 yılında başladıysa da özelleştirme girişimleri 80’ler boyunca, büyük ölçüde devletçi/kamucu reflekslerini koruyan yüksek yargının ve ordunun müdahaleleri ile halkın büyük çoğunluğunun özelleştirmeye karşı olması yüzünden akamete uğradı (Boratav, 1991: 97-98). Asıl büyük özelleştirme ihaleleri 1990’larda gerçekleştirildi.

    Yükselen yeni medya holdingleri, değerlerinin oldukça altındaki bedellerle ve çeşitli kayırma ya da teşviklerle çok değerli kamu teşekküllerinin yeni sahipleri oldu. Bunların içinde elektrik üretim ve dağıtımı ile bankacılık gibi stratejik sektörlerde bulunan kurumlar yer alıyordu. 2002 yılına kadar 169 kuruluş değişik yöntemlerle özel sektöre devredildi.

    Medya sektörü ile ilişkili bazı özelleştirmeler[13]

     

    Kuruluşun Adı Devredilen

    Kamu Payı(%)

    Bağlantılı Medya Grubu Satış

    Tarihi

    Ray Sigorta 49,65 DOĞAN (Aydın Doğan) 04.05.1992
    Gaziantep Çimento 99,73 UZAN (Cem Uzan) 16.11.1992
    Trabzon Çimento 100,00 UZAN (Cem Uzan) 16.11.1992
    Ladik Çimento 100,00 UZAN (Cem Uzan) 21.04.1993
    Şanlıurfa Çimento 100,00 UZAN (Cem Uzan) 21.04.1993
    Bartın Çimento 99,78 UZAN (Cem Uzan) 06.05.1993
    Çukurova Elektrik 11,25 UZAN (Cem Uzan) 16.02.1993
    Kepez Elektrik 25,39 UZAN (Cem Uzan) 16.02.1993
    Çestaş 2,29 UZAN (Cem Uzan) 18.05.1994
    HAVAŞ 60,00 PARK (Turgay Ciner) 17.04.1995
    Van Çimento 100,00 UZAN (Cem Uzan) 12.06.1996
    Lalapaşa Çimento 100,00 UZAN (Cem Uzan) 14.06.1996
    Ergani Çimento 100,00 UZAN (Cem Uzan) 03.04.1997
    Etibank 100,00 BİLGİN (Dinç Bilgin) 02.03.1998
    HAVAŞ 40,00 PARK (Turgay Ciner) 30.03.1998
    POAŞ 51.00 DOĞAN (Aydın Doğan)[14] 03.03.2000
    Kaynak: Adaklı, 2006: 219’dan alınarak minör değişikliklerle güncellenmiştir

    24 Ocak Kararlarının en önemli uygulamalarından biri, vadeli mevduat ve kredi faizlerinin serbest bırakılmasıdır (Toy, 2010). 4 Haziran 1980 tarihinde alınan kararla faiz oranları serbest bırakıldı ve karar 1 Temmuz’da yürürlüğe girdi. Bu tarihten sonra sürekli kriz dinamiği ile birlikte sürdürülecek olan finansal serbestleştirmenin ağır sonuçları oldu. Serbestleştirme politikasının ilk görünür kazası, 1982’de yaşanan “banker faciası”dır. 14 Mart 1983 tarihinde Has Holding’e ait İstanbul Bankası ile Çavuşoğlu-Kozanoğlu Grubuna bağlı Hisarbank ve Odibank’ın yönetimine el konulması ve ardından bu bankaların Ziraat Bankasına devri bu alanda yeni müdahaleleri ve/veya düzenlemeleri gündeme getirdi[15].

    https://screenshots.firefoxusercontent.com/images/88bc1232-ec72-4d0d-a9f2-76386a5dc8fd.png

    Güneş, 7 Haziran 1983 Hürriyet, 15 Mart 1983

    80’ler ve 90’lar boyunca siyasal iktidarın inişli çıkışlı finansal serbestleştirme operasyonları, ilk kazalardan daha da kötü sonuçlara gebe olan, son derece sağlıksız bir piyasaya yol verdi. Nitekim 2000’lerin başında yapılan incelemeler neticesinde görüldü ki, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devredilen bankaların kaynakları, banka sahipleri tarafından istismar edilmiş ve bankaların zararları neredeyse kendi aktif büyüklükleri kadar artmıştır (Toy, 2010: 78). Söz konusu bankaların büyük çoğunluğu, medya holdingleri ile ilişkilidir. Bu kadar kırılgan bir ekonomide bankacılık/finans gibi bir alana hücum eden irili ufaklı sermaye grupları, herhangi bir kamu denetiminden kaçmak, rakip firmaların önüne geçmek, varlığı için elzem bir hukuki düzenlemeyi yaptırtmak için elindeki medya gücünü kullanmaktan çekinmemiştir.

    23 Aralık 1999, Doğan Grubuna bağlı Posta Gazetesi, IMF politikalarına övgü düzüyor

    Ancak medya gücü, çoğunluğu kamudan elde edilen finansal yapıların içini boşaltarak başka yatırım alanlarını finanse etmede kullanan sermaye gruplarını batmaktan kurtarmaya yetmemiştir.

    Aşağıdaki tablo, medya şirketleri ile bankacılık ve finansın “mutsuz” evliliğini şematik düzeyde açıklıyor.

    Medya sektörü ile ilişkili özel bankalar ve finans kurumları (1998-2003)

     

    Adı Grup İlişkili bazı medya kuruluşları Kuruluş Devirler
    Adabank UZAN[16] Star TV, Star Gazetesi 1985 yılında kuruldu. 27 Temmuz 2003’te Uzanlara yönelik mali operasyon çerçevesinde el konuldu Birkaç kez satışa çıkarıldı ama alıcı bulunamadı. Halen BDDK’nın/TMSF’nin kontrolünde.
    Bank Ekspres KORKMAZ YİĞİT Kanal 6, Genç TV 1992’de İbrahim Betil tarafından kuruldu, ardından önce Doğuş Grubu’na (Garanti Bankası), daha sonra 20 Mart 1997’de Korkmaz Yiğit’e geçti. Türkbank skandalının ardından 23 Ekim 1998’de TMSF’ye devredildi. 30.06.2001’de Tekfen Holding’e satıldı (Toy, 2010: 73).
    Bank Kapital CEYLAN CTV 1986’da yabancı sermaye ile Bank Indosuez olarak kuruldu. 31 Aralık 1990 tarihinde Bank Indosuez Türk A.Ş. adını alarak Türkiye’ye taşındı. 22 Mayıs 1995’te Bank Kapital Türk T.A.Ş. adıyla Ceylan Holding’e geçti; 27 Ekim 2000’de Etibank’la birlikte TMSF’ye devredildi. 26 Ocak 2001’de Sümerbank’a devredildi.[17]
    Bayındırbank BAYINDIR BRT[18] 1997’de Çaybank satın alınarak Bayındırbank’a dönüştürüldü. 9 Temmuz 2001’de TMSF’ye devredildi. Fon tarafından Birleşik Fon Bankası haline getirildi
    Dışbank DOĞAN Hürriyet, Kanal D, CNN Türk 1964’te Amerikan-Türk Dış Ticaret Bankası adıyla kurulan banka, 21 Haziran 1993’te Lapis Holding’e satıldı. Ocak 1994’teki krizin ardından yönetimine el konuldu; 3 Kasım 1994’te Doğan Grubuna satıldı. 4 Temmuz 2005’te Fortis Bank’a satıldı
    Etibank SABAH Sabah, ATV 1935 yılında kuruldu, 2 Mart 1998’de Cavit Çağlar’la Dinç Bilgin satın aldı. 9 Ocak 1999’da Çağlar’ın sahibi olduğu İnterbank’a TSMF tarafından el konulunca Bilgin Ailesi, sermaye artırımı yoluyla Etibank hisselerinin tamamına sahip oldu. 27 Ekim 2000’de TMSF’ye devredildi. Bütün aktif ve pasifleriyle Bayındırbank’a geçirildi.
    Garanti Bankası DOĞUŞ NTV, Kanal e 1946’da kuruldu. 6 Eylül 1983’te Doğuş Grubu’na katıldı. Koç grubunun bankadaki % 62’lik hissesi Doğuş’a geçerken, Sabancı Holding de daha sonra yüzde 35’lik hissesini Doğuş’a devretti. Aralık 2001’de Osmanlı Bankası ile birleşti. 2011’de İpyol BBVA ile ortaklık kurdu. 2017’de bankanın ana hissedarı Banco Bilbao VizcayaArgentaria (BBVA) oldu.
    Interbank NERGİS[19] Olay TV, Olay FM 1996’da Çukurova Grubu’ndan satın alındı, 7 Ocak 1999’da TMSF’ye devredildi.[20] 15 Haziran 2001’de Etibank’a devredilmiştir.
    İhlas Finans İHLAS TGRT 1994’te kuruldu. 10 Şubat 2001’de TMSF’ye devredildi.
    İktisat Bankası AVRUPA VE AMERİKA H. Cine5 1927 yılında Denizli İktisat Bankası olarak kurulan banka, 1980’de İktisat Bankası adını aldı. 1984 yılında Erol Aksoy’un denetimine geçti; 15 Mart 2001’de TMSF’ye devredildi. 4 Nisan 2002 tarihli kararla tüm aktif ve pasifleri, Birleşik Fon Bankası olarak yapılandırılan Bayındırbank’a geçirildi.
    İmar Bankası UZAN Star TV, Star Gazetesi 1928 yılında kuruldu. Doğuş Holding’ten 1980’lerin başında satın alındı. Uzanlara yönelik mali operasyon çerçevesinde bütün varlıkları ile birlikte, 4 Temmuz 2003’te el konuldu. 8 Haziran 2005’te iflasına karar verildi, TMSF’nin iflas süreci devam ediyor.[21]
    Körfezbank DOĞUŞ NTV 1987’de Doğuş Grubu tarafından Katar ortaklığıyla kuruldu. 31 Ağustos 2001’de Osmanlı Bankası ile birleştirildi. Aralık 2001’de Garanti Bankası bünyesine geçti.
    MNG Bank MNG[22] Kanal 8 1992’de Doğuş Grubu tarafından satın alınan T-Bank’ın adı Garanti Yatırım ve Ticaret Bankası olarak değişti. 1 Ekim 1997’de Mehmet Nazif Günal’a satılan banka bu kez MNG Bank adını aldı. 2006’da Lübnan’lı Hariri ailesi ve Ürdün’lü Arab Bank satın aldı, bankanın adı Turkland Bank (T-Bank) oldu.[23]
    Osmanlı Bankası DOĞUŞ NTV

    Kanal e

    Haziran 1996’da Doğuş Grubu’na ait Garanti Bankası iştiraki olan CloverInvestments aracılığıyla satın alındı. 31 Ağustos 2001’de Doğuş Grubu bünyesindeki Körfezbank ile birleştirildi. 21 Aralık 2001’de ana hissedarı olan Garanti Bankası’nın bünyesine dâhil oldu.
    Pamukbank ÇUKUROVA Show TV 1954 yılında Çukurova Grubu tarafından kuruldu. 18 Haziran 2002 tarihinde fona devredildi. 12 Kasım 2004’te Halk Bankasına devredildi.
    Türkbank KORKMAZ YİĞİT Satış ihalesinde mafyanın devrede olduğu anlaşılınca ihale iptal edildi. 6 Kasım 1997’de fona devredildi. 9 Ağustos 2002’de tasfiyesine karar verildi.
    Yapı ve Kredi Bankası ÇUKUROVA Show TV 9 Eylül 1944’te kuruldu; 70’lerde Çukurova ile Sabancı grupları arasındaki denetim mücadelesinden birincisi galip çıktı. 18 Haziran 2002’de fona devredilen Pamukbank’la birlikte grubun borçları yapılandırılırken plana dahil edildi. 2005’te Koç Grubuna satıldı.
    Kaynak : Adaklı, 2006: 213-216’dan alınarak güncellenmiştir.

    Bankacılıkla medyanın “mutsuz evliliğinde” önemli momentlerden biri, Türkbank’ın işadamı Korkmaz Yiğit’e satışıdır. Lüks konut inşaatıyla ünlü işadamı Korkmaz Yiğit’in medya sektörüne ani ve beklenmedik girişi kadar çıkışı da gürültülü olmuştur. 1997 Mart’ında Doğuş Grubu’ndan Bank Ekspres’i satın alan Korkmaz Yiğit, 1998’de aniden medya sektörüne yatırım yapmaya başlamış; önce Dinç Bilgin’e ait Yeni Yüzyıl’ı, ardından Milliyet ve AD Yayıncılık’ı satın almış; Kanal 6, Kanal E, Genç TV ve Renk TV’ye ortak olmuştur. Daha sonra Yiğit’in, hükümet üyeleriyle ilişkili bir biçimde, mafyanın tehditlerine boyun eğerek Türkbank ihalesine ve medyaya girdiği açıklanacaktı. Anasol-D koalisyonunun başındaki Mesut Yılmaz’ın -yıllar önce Turgut Özal’ın Asil Nadir’le yapmaya çalıştığına benzer şekilde[24]– yeni bir medya sahipliği yaratarak politik gücünü sağlama almayı hedeflediği ve bu amaçla Korkmaz Yiğit’i teşvik ettiği iddiaları kısa zamanda hükümeti oldukça kırılgan bir hale getirmiş ve 55. hükümet düşmüştür.

    ***

    12 Eylül 1980’den önceki dönemde basın piyasasının hâkim grupları, Simavi ve Karacan aileleriydi. 1990’larda her iki grup da “tarih” oldu; yerlerini başkaları aldı. Yeni aktörlerin asıl kazanç kapıları, Türkiye’de hiçbir zaman yeterince derin bir piyasaya kaynaklık edemeyecek kadar düşük seyreden geleneksel tiraj ve reklam gelirleri değil basın dışındaki yatırımlarıydı. Bu yatırımların güçlenmesinde, yukarıda bahsedilen neoliberal piyasa stratejilerinin esaslı uygulamaları, özelleştirme ve finansallaşma başat roller üstlendi. 1990’lardan itibaren basından medyaya evrilen büyük gruplar, risk almaksızın kamu kaynaklarını kullandılar, teşvikler aldılar, bankaları oldu, özelleştirme ihalelerinde başköşeye oturtuldular. Sermaye fraksiyonları arasındaki rekabet, 12 Eylül sonrası Türkiye’sindeki medya girişimleri söz konusu olduğunda son derece kliyentalist ilişkiler çerçevesinde ve büyük ölçüde hâkim sınıf ve yapıların belirleyiciliğinde şekillendi. 90’lı yılların yükselen medya patronları; Aydın Doğan, Cem Uzan, Dinç Bilgin, Ayhan Şahenk, Mehmet Emin Karamehmet gibi medya dışında ticaret, inşaat, otomotiv, enerji gibi yüksek kârlar vadeden ve her biri siyasi iktidarların karar ve uygulamalarıyla doğrudan ilişkili sektörlerde yatırımları olan aile şirketleriydi.

    1958 yılından itibaren İstanbul’da ticarete başlamış olan Aydın Doğan’ın 1979’da, Abdi İpekçi gibi karizmatik bir editörün damgasını vurduğu[25] önemli yayın organlarından Milliyet Gazetesi’ni satın alması, basın sermayesinin evrimi açısından simgesel öneme sahip bir olaydır. Aydın Doğan, gazeteci olmayan patronların ilki olmasa da, 24 Ocak Kararları ve 12 Eylül Darbesi ile açılan yeni perdenin tipik temsilcilerinden biri oldu. Doğan’ın yeni medya mimarisindeki varlığı, 1982 Yılında Güneş Gazetesi ile sektöre benzer biçimde “dışarıdan” giren Kozanoğlu-Çavuşoğlu Grubu gibi kısa ömürlü de olmadı. Doğan Grubu’na bağlı medya kompleksi, bugün AKP Hükümeti’nin medya vizyonu çerçevesinde büyük ölçüde yıpranmış olsa da ülkenin etkili mecralarını bünyesinde barındırmaya devam etmektedir.

    Aydın Doğan, 1990’ların başına kadar Milliyet Gazetesi ve birkaç dergi ile sektörde varlık gösterdi. 1991’de de sahibi olduğu medya şirketlerini sendikasızlaştırıp Kanal D ve Hürriyet’i satın almasıyla bu sektörde daha emin adımlarla ilerledi. Dışbank ve POAŞ gibi varlıkları bünyesine kattığında, artık son derece kırılgan olan Türkiye ekonomisinde orduyu üzmeksizin siyasilerle aşık atacak bir güce kavuştu. Türkiye’de medya sermayesinin dönüşümü belki de en tipik halini uluslararası piyasalarla bütünleşme sırasında gösterdi. Bu konuda Doğan Grubu Avrupa’da Alman medya şirketleriyle (AxelSpringer, Bertelsman, vd)[26] ABD’de de dünya medya devlerinden Time Warner’la kurduğu ilişkilerle hâkim bir konum elde etti.

    Gazeteci aileden gelen Dinç Bilgin ise 1985’te, o güne kadar Babıali’de rastlanmayan ölçüde ileri teknoloji ürünü donanımla Sabah Gazetesi’ni basmaya başlamış ve dönemin en karakteristik medya bileşenlerinden biri olmuştur. Başlangıcından itibaren sendikayı gazeteye sokmayan Dinç Bilgin, 80’li ve 90’lı yıllar boyunca tıpkı rakibi Doğan gibi siyasetin diliyle oynayarak desteklediği aktörlerin iktidara gelmesi ya da iktidardakilerin kendi hesabına düzenlemelere gitmesi için elinden geleni yapmış ve temelde neoliberalizmin ufkunda yer alan bir tüketim toplumunun inşasına aktif olarak katılmıştır. 1990’da İkitelli’ye “Medigrup” olarak taşınan Bilgin, yüksek kapasiteli donanımları daha verimli kullanabilmek için Sabah’ın yanı sıra Bugün, Yeni Yüzyıl, Fotomaç, Sabah Yıldızı gibi gazetelerle birlikte pek çok dergi yayınlayarak ölçek ekonomisinden yararlandı. Bilgin Grubu, 1993 Eylül’ünde ATV’yle yayıncılık dünyasına girdi. Ertesi yıl, Show TV’nin sahibi Erol Aksoy’la reklam pazarlama şirketi Mepaş’ı kurdu ve bu şirket üzerinden Yeni Yüzyıl Gazetesi’ni yayınlamaya başladı.

    2 Mart 1998 tarihinde Dinç Bilgin, o dönemde Bursa milletvekili olan işadamı Cavit Çağlar’a ait Nergis Holding’le Medya-İpek Holding’i kurdu ve Etibank ihalesine girerek bankayı 155 milyon 500 bin dolar karşılığında blok olarak satın aldı. Etibank’ın 27 Ekim 2000’de TMSF’ye devredilmesi ve ardından bankanın içini boşalttığı gerekçesiyle Dinç Bilgin’in cezaevine girmesi sektördeki sermaye bileşiminin değişimine de yol verdi[27].

    Sektörde en hızlı ilerleyenlerden biri de Uzan Ailesi oldu. Medyadaki ilk girişimleri 1960’lı yıllara kadar geri gitse de (Adaklı, 2006: 180) Uzan Grubu, asıl çıkışını 90’lı yıllarda fiilen başlattığı özel televizyon yayıncılığıyla yaptı. 7 Mayıs 1990 tarihinde Uzan ve Özal ailelerinin ortak girişimi olarak Almanya üzerinden Star1 adlı kanalla fiilen başlatılan özel radyo ve televizyon yayıncılığı, medyadaki sahiplik ilişkilerinin değişiminde önemli bir momenttir. Bugün hala varlığını sürdüren belli başlı radyo ve televizyonlar 90’lı yılların başında, henüz yasal çerçevesi çizilmemişken birer birer Star1’i takip ettiler.

    Uzan Grubu’nun 27 Ocak 1992 tarihinde yayınına başladığı Teleon, Türkiye’nin ikinci özel kanalı oldu. Bankacılıktan medya sektörüne geçiş yapan, 80’lerde bankacılık sektörünün “parlayan yıldızı” kabul edilen Erol Aksoy (% 50), o dönem hala Simavi Ailesinde olan Hürriyet (% 20) ve Dinç Bilgin’in (% 20) ortaklaşa kurdukları Show TV 1 Mart 1992’de düzenli yayına başladı. (Adaklı, 2001). Aynı yıl içerisinde Kayserili işadamı Kadir Has’ın kardeşi Kemal Has tarafından kurulan HBB (Has Bilgi Birikim) (9 Ekim 1992) ve Uzanlarla 1990 sonlarında baş gösteren anlaşmazlık sonucunda, Star’la bağlantısı kopan Ahmet Özal Kanal 6’yı yayına soktu[28]. Türkiye’nin ilk şifreli kanalı Cine 5, 1993 yılında yayına başladı. 22 Nisan 1993’te ise Türkiye Gazetesi’nin sahibi Enver Ören (İhlas Grubu) TGRT’yle sektöre girdi. 1993 yılında Aydın Doğan ve Ayhan Şahenk’in ortaklığında kurulan Kanal D, Dinç Bilgin’in ATV’si ve Fethullah Gülen Cemaati’nin Samanyolu Televizyonu (STV) yayın hayatına başladı.

    Karamehmet ailesinin medya macerası da, tıpkı diğerleri gibi, Türkiye’de sermayenin el değiştirmesi, kamudan sermayeye kaynak aktarımı konularında başlı başına örnek olay yapılacak kadar tipiktir. Aile şirketi olarak geçmişi Osmanlı dönemine kadar giden Karamehmet ailesinin 90’larda geleneksel medyadaki yatırımlarından daha önemli girişimleri telekomünikasyon ve dijital yayıncılık alanında, yani üretimden çok dağıtım alanında oldu. 1993’te Turkcell’le Telekom alanında büyük bir atılım yapan grup, Türkiye’nin ilk sayısal platformu olan Digiturk’ü 1999 Mart’ında Doğan Grubu ile ortak kurdu ama Doğan Grubu daha sonra ortaklıktan çekildi (Cumhuriyet, 17 ve 22 Nisan 2000). Giderek artan kanallarla büyüyen platform, çok uzun süre Türkiye’de neredeyse tekel statüsünde kaldı. 1999’da Show TV’yi Erol Aksoy’dan alan Karamehmet için 2000’li yıllar, grup bünyesindeki Pamukbank’a el konmasıyla birlikte AKP Hükümeti ile yapacağı pazarlıklar üzerinden şekillenecektir.

    90’lar boyunca birer birer yayıncılık piyasasına ve daha önemlisi, halkın gündelik yaşamına dâhil olan özel kanalların yarattığı fiili durum, 1993’te Anayasal engelin ortadan kaldırılmasıyla ve 13 Nisan 1994 tarihinde kabul edilen 3984 sayılı Radyo ve Televizyon Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun’la yasal çerçeveye kavuştu. 3984 Sayılı yasa ile alanın denetimi, sözde bağımsız Radyo Televizyon Üst Kurulu’na bırakıldı. 1997’de öncelikle yerel frekansların dağıtılacağı ihale, Başbakanlığın uyarısı üzerine iptal edildi. İhaleye katılacak yayıncı kuruluşlardan “ulusal güvenlik belgesi” isteneceği belirtildi. Bu kararın gerisinde, ihaleye özellikle Kürt bölgelerinden katılacak yerel yayıncıların rejim açısından bir tehdit olarak görülmesi yatmıştır. 2001’de yerel yerine ulusal frekanslar için açılacak olan ihale de Doğan Grubu’nun, frekans kullanım hakkı kazanacak yayıncı sayısının 11 ile sınırlandırılmasına karşı açtığı dava yüzünden iptal edildi. 2013’teki ihale, şartnamede ihaleye katılacak olan tematik kanalların sınırlandırılması nedeniyle esasen çocuklar için çizgi film yayınlayan ve Fethullah Gülen cemaatine bağlı Yumurcak TV’nin oyun dışı kalması nedeniyle iptal edildi.

    Bütün ihale süreçlerinde, 1990’ların başında kamusal frekansları birer birer gasp eden sermaye gruplarının, alanın başka oyunculara da açılmasından duyduğu rahatsızlığın ötesinde, Türkiye siyasetinin her dönemde tepesine çöken askeri ya da sivil vesayet kurumları belirleyici olmaktadır. Bu bakımdan, radyo-televizyon yayıncılığı için uygun karasal ve ardından sayısal karasal frekansların tahsisi için bugüne kadar açılan 3 ihalenin de akamete uğraması tek başına Türk siyasi tarihinin önemli bir bölümü olarak yazılabilir.[29]

    1990’ların başında, yıllar boyu halkın ödediğinden bihaber olduğu elektrik paylarıyla finanse edilip halka karşı sorumlu olmayan ama devlet tekelinin avantajlarını sorumsuzca kullanan TRT, yine devletin tepesinde bulunanların hilesiyle yayına başlayan Star 1 karşısında izleyici ve reklam kaybına uğradı, belki daha da önemlisi, yetişmiş elemanlarını bu kanala kaptırdı. Magic Box’ın Yönetim Kurulu Başkanı koltuğuna TRT’nin eski genel müdürlerinden Tunca Toskay oturdu ve kurumun deneyimli kadrolarından Adem Gürses, Gülgün Feyman, Ekrem Çatay, Mehmet Turan Akköprülü’yü ekibine aldı. TRT’nin bundan sonraki öyküsü, bütün devlet tasallutuna karşın çok önemli bir geleneğin taşıyıcısı olan görsel-işitsel havuzu ve bunları gerçekleştiren değerli personelin etkisizleştirilmesinin ve giderek kötü bir piyasa aktörlüğüne “yükselişin” öyküsüdür (Sümer ve Adaklı, 2010).

    Kriz koşullarını sürekli tetikleyen gelişme stratejilerinin sunduğu avantajlardan yararlanmaya çalışan medya grupları, hem güçlenmek/büyümek hem de ağır zafiyet durumlarından kurtulmak için siyasi iktidarla iyi geçinmek zorundadır. Kuzey Irak’ta petrol dağıtım şirketi kuran bir şirketin (Genel Enerji) Kürt meselesinde kendi görüşünün olması ya da bunu siyasi iktidara karşı savunması imkânsızdır. Keza, TMSF’ye (kamuya) milyarlarca dolar borcu varken bu yükü hafifletmenin yolu örneğin elindeki medya varlıklarının bir kısmını iktidar partisine yakın işadamlarına teslim etmek olabilir (Mehmet Emin Karamehmet Ethem Sancak)

    Neoliberal birikim stratejisinin avantajlarından yararlanarak büyüyen, bu sırada önlerine çıkan yasal, siyasi ya da ticari rakiplerinden kaynaklanan engelleri aşmak üzere gerek fiili süreçlerde gerekse sahip oldukları yayın içerikleri üzerinden toplumu şekillendirmeye çalışan medya gruplarının bir kısmı, 2001 krizini büyük kayıp yaşamadan atlatmayı başardı. AKP iktidarıyla kartları yeniden karmaya çalışan medya patronları şunlardı: Aydın Doğan, Ayhan Şahenk, Mehmet Emin Karamehmet, Turgay Ciner. Bu patronların öyküleri, bir sonraki bölümde AKP iktidarı döneminin son derece özgün medya mimarisi çerçevesinde ayrıntılı olarak işlenecek.

    Neoliberal mimarinin teknik altyapısı; telekomünikasyon ve internet cephesi

    Buraya kadar anlatılanlar, 1980’li yıllardaki kırılmanın daha ziyade politik ve kısmen ekonomik verilerini içeriyordu. Bu bölümde, söz konusu verilerle örmeye çalıştığımız dönüşüm hikâyesinin nirengi noktalarından biri olan, medyadaki altyapı unsurlarına, Türkiye’de Telekom ve internet sektörlerinin gelişimine bakacağız. Burada, iletişim alanında devlet tekelini ortadan kaldıran, ifade alanlarını daraltan, medyayı temelde bir sermaye bileşenine dönüştüren, gözetim ve denetimi normalleştirip, çalışanların yaşamları üzerindeki karar alma hakkını neredeyse tamamen ellerinden alan, içerik üretimini tamamen piyasa yönelimli hale getiren fiili ve yasal müdahalelerin bir tesadüf eseri olmadığını göstermeyi umuyoruz…

    1980-2000 Arası Telekomünikasyon Alanının Genel Görünümü

    Türkiye’de 1980’lerden 2000’lerin başına kadar telekomünikasyona ilişkin en önemli tartışmalar, alanın özelleştirilmesine yönelik girişimler, altyapının sayısallaştırılması, telekomünikasyon altyapısı üzerinden sunulan hizmetlerin çeşitlenmesi ve telekomünikasyon hizmetlerini sunmakla yükümlü olan Posta ve Telgraf Teşkilatı (PTT) Genel Müdürlüğü’ne kitle iletişimle ilgili görevlerin verilmesi olarak sıralanabilir. Bu değişimlerin belirleyenleri ise neo-liberal politikalar kapsamında uygulamaya konan serbestleştirme ve özelleştirme politikaları ve teknolojik gelişmeler olmuştur. Türkiye’nin ekonomik gelişme hedefleri ve güvenlik endişesi de bu dönemde belirleyici olan diğer faktörlerdir. Telekomünikasyon hizmetlerinin ve iletişim ağlarının en önemli müşterilerinden olan çok uluslu şirketler, Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Uluslararası Telekomünikasyon Birliği (ITU) de dünyada ve Türkiye’de telekomünikasyon altyapısının serbestleştirilmesinin ve/veya özelleştirilmesinin uluslararası aktörleri olmuştur. Bir kamu hizmeti olarak sunulan ve PTT Genel Müdürlüğü bünyesinde olan telekomünikasyon altyapısı tam da bu niteliğinden dolayı 1980’lerin sonuna kadar Devlet Planlama Teşkilatı, Ulaştırma Bakanlığı, alanla ilişkili kamu kuruluşları, ordu ve ulusal telekomünikasyon sanayisi gibi aktörlerin belirleyici olduğu bir politika oluşturma süreci çerçevesinde yönetilmiştir (Başaran, 2010: 236-237). Ekonomik yeniden yapılanma politikaları, 1980’de yaşanan askeri darbe ve ülkenin Güneydoğusunda “kamu düzenini sürdürme” amacı bu dönemdeki telekomünikasyon politikalarını etkilemiş; NATO’nun önceliklerini dikkate alan bir yaklaşım çerçevesinde altyapının sayısallaştırılması planı devreye sokulmuştur. Sabit telefon penetrasyonunun önemsenmesi ve telefon abone sayısının hızla artması, kablo ve telsiz teknolojisiyle telekomünikasyon ağının genişlemesi, uydu teknolojisiyle devlet televizyonu yayının yaygınlaştırılması gibi gelişmeler bu dönemde uygulanan geleneksel telekomünikasyon politikasının belli başlı sonuçları olmuştur (Geray, 2016a: 30-31).

    1980 darbesinden sonra göreve gelen Bülent Ulusu hükümetinin hazırlayıp devletin ilgili birimlerine dağıttığı 1983-1993 Haberleşme Ana Planı’nda sayısal iletişime verilen önem, kitle iletişimiyle ilgili bazı hizmetlerin bu kapsamda değerlendirilmesi PTT Genel Müdürlüğü’nün kitle iletişim ile ilgili işlevler yüklenmesini de beraberinde getirmiştir. Bu belgeyle başlayan böylesi bir yönelim (Geray, 1994: 173) ilk olarak 12 Ocak 1989 tarihli ve 3517 sayılı yasayla gerçeklik kazanmıştır. Yasayla o güne kadar Türkiye Radyo Televizyon Kurumu’nun (TRT) elinde bulunan radyo ve televizyon vericileri ve kurumun 1.354 kişilik personeli PTT Genel Müdürlüğü’ne devredilmiştir[30] (Yıldız, 2003: 31).

    Telekomünikasyon ile radyo-televizyon yayıncılığı bağlantısının belirginleştiği bir diğer gelişme de Türkiye’de Kablo TV yayıncılığının başlamasıdır. Uydu teknolojisi 1980’lerin ortasında çanak antenler aracılığıyla TRT dışında yayınların izlenebilmesini sağlamıştır (Pekman, 1996: 1025). Bu bir taraftan televizyon yayıncılığında TRT tekelinin kırılacağı ve ticarileşmenin başlayacağı bir sürecin ilk işaretleri olurken diğer taraftan da belediyeler gibi bazı kurumların uydu yayıncılığına yönelik girişimlerde bulunmasına uygun teknolojik ortamı sağlamıştır. Kablo TV yayıncılığı böylesi bir ortam içinde başlamış, PTT uydudan yayınları izletebilmek için Kablo TV çalışmalarını başlatmıştır (Yıldız, 2003: 31). Bu konuda ilk adım 1988’de atılmış, dönemin PTT Genel Müdürlüğü bu amaçla fiber optik kablo projesi geliştirildiğini açıklamıştır. Aralık 1988’de pilot bölge seçilen Ankara’nın Çankaya ilçesinde deneme amaçlı ilk Kablo TV yayınları başlamış; kısa süre içinde Bahçelievler ilçesini de kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Daha sonra PTT Genel Müdürlüğü Kablo TV yayıncılığı için TRT ile anlaşmış ve yayınları Türkiye genelinde yaygınlaştırmak için 1990 yılında bir ihale açılmıştır. Bu çalışmalar sonrasında da Kablo TV yayınları 10 ili kapsayacak biçimde gelişmiştir (Özçağlayan, 2000: 44-45).

    1990’lı yıllar, telekomünikasyon altyapısını özelleştirme girişimlerinin başladığı yıllar olmuştur. Telekomünikasyon alanında altyapıdan önce ilk olarak telekomünikasyon uç araçları pazarının serbestleştirilmesi gerçekleştirilmiştir. 1988’de PTT Genel Müdürlüğü telefon makineleri alanını serbestleştirdiğini açıklamış; TELETAŞ ve NETAŞ şirketlerinin özelleştirilmesiyle de Türkiye’de telekomünikasyon alanında ilk özelleştirmeler hayata geçirilmişti.1993’te ise altyapının özelleştirilmesine ilişkin adım atılmış; PTT’nin telekom bölümü ayrılıp şirketleştirilmiştir. Aslında bu konuda ilk girişimler 1983’de başlamıştır ve süreçte belirleyici olan aktörler de diğer gelişmekte olan ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de Dünya Bankası ve IMF olmuştur. Bu kurumlar tarafından bütçe açıklarını dengelemek amacıyla özelleştirme uygulamalarının önerilmesi ülke içinde destek bulmamış ve 1993’e kadar herhangi bir girişim sonuca ulaşmamıştır. 1992’de Dünya Bankası’nın hazırladığı ve “telekomünikasyonda tekelin kaldırılmasını, posta ve telgraf hizmetlerinin telekomünikasyondan ayrılmasını, telekomünikasyon operatörünün şirketleştirilmesini, bağımsız düzenleyici bir kurumun kurulmasını, katma değerli hizmetlerin serbestleştirilmesini, insan kaynağının geliştirilmesini ve kamu yönetiminde enformatikleşmeyi” öneren bir Türkiye raporu çerçevesinde de telekomünikasyonun özelleştirilmesi girişimleri tekrar gündeme gelmiştir. 1993’te posta ve telgraf kurulum ve işletmesinin T.C. Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü, telekomünikasyon hizmetlerinin ise Türk Telekomünikasyon AŞ tarafından verilmeye başlanmasıyla şirketleşme ve telekomünikasyon ve posta hizmetlerinin ayrıştırılması tamamlanmıştır. İlerleyen zamanda çeşitli defalar Türk Telekom’un özelleştirilmesi, hisselerinin satışı için girişimlerde bulunulmuş ama özelleştirmenin yasal çerçevesini oluşturacak düzenlemeler ya Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş ya da hisse satışına yetersiz teklif alınması, önerilen bedellerin yeteri kadar yüksek olmaması nedeniyle özelleştirme süreci tamamlanmamıştır (Geray, 2016a: 32-34; Geray, 2016b: 207-208; Başaran, 2010: 246).

    Telekomünikasyon altyapısının özelleştirme planına dâhil edilmesi, gerek kablolu yayıncılığın gerekse de Çukurova Grubu’na ait Turkcell ve Uzanların kurduğu Telsim gibi cep telefonu şirketlerinin medya şirketleriyle bütünleşik olarak büyümesi için uygun ortamı sağlamıştır. Türkiye’nin ilk GSM operatörü olarak 1994 Şubat’ında hizmete başlayan Turkcell kısa zamanda Çukurova Grubunun en kârlı kuruluşlarından biri haline gelmiştir. Hemen ardından rakibi Telsim 1994 yılının Şubat ayında GSM iznini alarak Mayıs’ta hizmet sunmaya başlamıştır. 2001 krizinin ardından Pamukbank’a el konulmasıyla birlikte Turkcell’de Çukurova’nın hâkimiyeti zayıflamış ve giderek de -hala çatışmalı bir alan olarak kısmi varlığını sürdürse de- Karamehmet çoğunluk hisselerini kaybetmiştir. Telsim’e ise TMSF 13 Şubat 2004 tarihinde borçlarından dolayı el konulmuştur.

    Telekomünikasyon altyapısı üzerinden verilen katma değerli hizmetler arasında olan cep telefonuna ek olarak Türkiye’de bu dönemde internet de bir diğer katma değerli hizmet olarak sunulmaya başlamıştır. 1970’lerden sonra ortaya çıkan sayısallaşma ve bilgisayar teknolojisindeki gelişmelerin sonucu olan bu hizmetler yaygınlaşmalarından sonra hem iletişim alanının teknolojik değişiminin somutlaştığı alanlar olmuş hem de medya endüstrisindeki sektörel yeniden yapılanmaların önemli bileşenleri olarak karşımıza çıkmıştır. Sayısallaşma ve bilgisayar teknolojisindeki gelişmelerle iletişim teknolojilerinin hem yetenekleri ve kapasiteleri artmış hem de kitle iletişimi ile noktadan noktaya iletişim arasındaki ayrımlar aşınarak veri iletimi, kitle iletişim ve noktadan noktaya iletişim gibi farklı iletişim biçimleri aynı platform üzerinde birleşmiştir. Teknolojik yöndeşme olarak adlandırılan bu değişim yeni iletişim teknolojilerinin doğuşunu sağlamıştır. Ayrıca daha önceleri noktadan noktaya iletişim ile sınırlı olan telekomünikasyon ağı üzerinden verilen hizmetlerin çeşitlenmiş ve telekomünikasyon altyapısı da bir yeni iletişim teknolojisi olmuştur (Aydoğan, 2016: 273-274; Geray, 1994: 225).

    Teknolojik yöndeşme 1990’lardan itibaren iletişim alanında yaşanan değişimleri açıklamak, serbestleştirme ve ticarileştirme yönlü girişimleri meşrulaştırmak için en çok kullanılan kavramdır. Teknolojik yöndeşmenin olanaklı kıldığı yeni çokluortam içerik ve hizmetlerinin, sayısal iletişimin ekonomik kazanım ve istihdam yaratması beklenmiş; bu beklentinin gerçekleşmesinin de iletişim alanının sermayenin serbest dolaşımına açık bir pazar olarak biçimlendirilmesine bağlı olduğu iddia edilmiştir (Winseck, 2008; Mansell ve Javary, 2004). Küresel enformasyon altyapısı tartışmaları kapsamında iletişim ve ağ politikalarındaki sermaye yanlısı bu bakış açısı Türkiye’de de karşılığını bulmuştur. Aşağıdaki bölümde hem böylesi bir dönüşümü göstermesi hem de 1990’lardan günümüze medya endüstrisindeki ticarileşmenin, dönüşümün önemli bileşenlerinden bir tanesi olması nedeniyle internetin Türkiye’ye girişi ve medya endüstrisinin alana yatırımları aktarılmıştır.

    Türkiye’ye internetin girişi ve internet pazarının gelişimi

    Küresel bilgisayar ağlarını birbirine bağlayan ağ olarak internetin Türkiye’deki tarihi geniş alan bilgisayar ağlarına kadar uzanmaktadır. 1986’da kurulan Türkiye Üniversiteler ve Araştırma Kurumları Ağı (TÜVAKA) sadece üniversiteler ve araştırma kurumları tarafından kullanılıp finanse edilmiştir. TÜVAKA teknolojik gelişmeler karşısında yetersiz kalmaya başlayınca yeni bir altyapının kurulması çalışmaları başlatılmıştır. Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) ve Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) ortaklığındaki bir proje kapmasında 1992’de Türkiye’nin internet bağlantısı sağlanmış; uluslararası internet bağlantısının gerçekleştirilmesi ise 1993’te olmuştur (Başaran, 2010: 176-177). Bu yeni omurganın yönetilmesi için aynı yıl ODTÜ ve TÜBİTAK tarafından TR-NET adıyla bir organizasyon kurulmuştur. Türkiye’de interneti toplumun tüm kesimlerinin kullanabilmesini amaçlayan organizasyonun resmi olmayan bir statüsü olmuş; TR-NET’in teknik altyapısı için gerekli olan hat kirası, yönlendirici, modem, terminal gibi araçların ücretleri ODTÜ ve TÜBİTAK tarafından karşılanmıştır. TR-NET omurgasının ODTÜ-Washington arasındaki yurt dışı PTT hattının kirası da yine TÜBİTAK tarafından ödenmiştir (TR-Net Ağ Bilgi Grubu, 1995: 1-2). Her ne kadar TR-NET döneminde ticari İSS’ler faaliyet göstermişse de sayıları çok az olmuştur. TR-NET döneminde internet esas olarak akademi egemenliğinde olmuş ancak bu egemenliğin tartışılması ve bir sonraki dönemin ticari ve yönetsel aktörlerinin belirmeye başlaması da yine bu dönemde gerçekleşmiştir (Başaran, 2010: 178).

    TR-NET internet talebini karşılamakta yetersiz kalınca Türkiye’nin ilk ticari omurgası olan TURNET omurgası için girişimler başlatılmıştır. Omurganın kurulması için TR-NET ekibi tarafından Türk Telekom’a (TT) teknik, örgütsel ve maddi düzeyde öneriler içeren bir rapor sunulmuştur. Raporda Ankara, İstanbul ve İzmir merkezli yeni bir altyapı kurulması ve örgütsel düzeyde de internet servis sağlayıcıların (İSS) kurumsal ve bireysel son kullanıcıya hizmet satmaları tavsiye edilmiştir. Rapor, TURNET’in kurulması için devletin kaynak sağlaması ve TURNET kendisini finanse edinceye kadar da devletin maddi desteğini devam ettirmesi önerisini de içermiştir. TR-NET ekibinin önerdiği bu plan TT tarafından sahiplenilmiş ve TT, omurgayı bizzat kurma kararı almıştır. Gereken finansman için de gelir paylaşımına dayanan bir model ile Eylül 1995’te bir ihale açmıştır. İhaleyi SATKO, Sprint ve ODTÜ’nün oluşturduğu konsorsiyum kazanmış ve Mart 1996’da da sözleşme imzalanmıştır. Yedi yıl süreli imzalanan sözleşmede altyapı için gereken malzeme yatırımlarının konsorsiyum tarafından yapılması, TURNET omurgasından kazanılacak gelirin %70’nin TT’ye bırakılması ve bu payın her sene kurum lehine yükseltilmesi şartları yer almıştır. Konsorsiyum 1996 baharında sorunlar yaşamaya başlamış ve ilk olarak ODTÜ, 1997 ortalarında da SATKO konsorsiyumdan ayrılmıştır. Sprint daha sonra Alman ve Fransız ulusal telekomünikasyon kuruluşları ile birleşerek Global-One isimli yeni bir grup oluşturmuştur. TURNET omurgası Ekim 1996’da çalışmaya başlamış ve son kullanıcılar ya İSS’ler aracılığıyla ya da doğrudan TT aracılığıyla internet erişim hizmeti alabilmiştir. İSS’ler ise kendi kurdukları düğüm noktaları ve TT’nin kiralık hatları ile TURNET omurgasına bağlanabilmiştir. Bu dönemde TT hem omurga işletici hem de İSS olarak internet pazarında önemli bir aktör olmaya devam etmiştir (Wolcott, 1999: 19-21; Başaran, 2010: 274-275). Bu dönemin bir diğer özelliği de ticari İSS’lerin hizmet vermeleriyle Türkiye’de dinamik bir İSS pazarının oluşması ve ticarileşmenin başlamasıdır (Wolcott ve Çağıltay, 2001: 138).

    Zaman içinde TURNET omurgasında yükseltmeler yapıldıysa da teknolojik olarak yeterli gelmemiş ve yeni bir omurganın kurulması için girişimler 1998’de başlamıştır. Böylesi bir kararda Global-One’ın ticari beklentilerini karşılayamadığını belirterek TT ile ortaklıktan ayrılması da etkili olmuştur (Güngör ve Evren, 2002: 53-54; Başaran, 2010: 281). 1998 başında TT-NET adıyla kurulacak yeni omurga için TT ihaleye çıkmış ve omurganın 1998 Ağustos veya Eylül’de kullanıma açılacağı açıklanmıştır. Yeni omurganın hayata geçirilmesi planlanan tarihte olmamış; ihaleyi kazanan Alcatel firması ile TT arasında imzalanan sözleşme çerçevesinde TT-NET omurgası ancak 1999 yılı başında hayata geçirilebilmiştir (Ayaz, 2000: 27). Omurganın kullanılmaya başlamasında sonra Türkiye’deki internet pazarı erişim ve içerik yatırımları düzeyinde daha da gelişmiş; internet pazarındaki aktörler arası çatışmalar da bu dönemde artmıştır. TT-NET’in kapasitesinin yeteri kadar arttırılmadığı, yanlış yönetilmesi, TT’nin bir İSS ve omurga işletici olarak internetin hem perakende hem de toptan pazarında faaliyet göstermesi, uygulanan fiyat politikası, TT’nin haksız rekabet yaptığı ve pazardaki hakim konumunu kötüye kullandığı iddiaları gibi konular anlaşmazlıkların temel başlıkları olmuştur. Bu dönemin bir diğer özelliği de internet erişiminde genişbant erişim teknolojisi olan ADSL ve ISDN BA teknolojilerinin deneme amaçlı da olsa kullanılmaya başlaması ve Kablo TV şebekesi üzerinden de internet erişiminin sunulmasıdır (Güngör ve Evren, 2002: 61-62; 68-72).

    Türkiye’de internet erişimine ve içeriğine yatırım yapan ticari oyuncular Doğuş Grubu, Çukurova Grubu, Doğan Grubu, Sabancı Grubu, Koç Grubu, İhlas Holding, İş Bankası, Rumeli Holding ve Zorlu Grubu gibi büyük medya, finans ve sanayi grupları olmuştur. Bu yatırımların temel motivasyonu da teknolojik yöndeşmenin yaratması beklenen ekonomik kazanım ve geleneksel medya ile karşılaştırıldığında pazara giriş maliyetinin görece düşük olması avantajından yararlanarak yeni iletişim teknolojileri aracılığıyla medya endüstrisine girebilmek olmuştur (Aydoğan, 2016: 280-281).

    Medya gruplarının internet pazarındaki konumlanmalarına baktığımızda ilk yatırımların TURNET omurgasının kurulmasından hemen önce başladığı görülmektedir. Çukurova Grubu 1995’te Superonline Uluslararası Elektronik Bilgilendirme ve Haberleşme Hizmetleri A.Ş.’yi kurarak internet erişim pazarına girmiş; Aralık 1996’da Superonline’ın web sitesini açmıştır. Superonline’ın kuruluşu için yapılan yatırımın miktarı 150 milyon dolar olarak açıklanmıştır. Grubun internet içeriği yatırımları ise haber, oyun, müzik, alışveriş gibi ilgi alanlarına yönelik portallarla başlatılmıştır. Bu çerçevede 1997’de Nethaber.com, Nisan 1998’de Superonline Shopping, Nisan 1999’da müzik portalı ve bir oyun sitesi olan geygir.com açılmıştır. Uzan Grubu’nun internet yatırımları ise 1998’de başlamıştır. İlk olarak Rumeli-Net kurularak internet erişim pazarına girilmiştir. Rumeli-Net’in internet içeriği yatırımları ise diğer medya şirketlerinde de olduğu gibi ilk olarak grup şirketleri tarafından üretilen içeriğin internete taşınması ile gerçekleşmiştir. Gruba ait olan Star televizyonu ve Star gazetesi internete aktarılmış; 2001’de de içerik üretimi alanında faaliyet gösteren Netbul’u satın almıştır. Doğuş Grubu’nun internet erişimi alanındaki yatırımı Eylül 1999’da kurulan İxir Holding A.Ş. olmuştur. İxir, ilk olarak bireysel internet erişimi pazarında hizmet vermeye başlamış; Mayıs 2000’den itibaren de chivi.com, chilek.com, nakhita.com. champiyon.com, sosyetix.com, yepnew.com, basamax.com, zakki.com ve ntvmsnbc.com gibi portallarla haber, eğlence, müzik, sohbet, alışveriş, oyun ve magazin konularında internet içerik yatırımları yapılmıştır. İhlas Grubu’nun internet erişim pazarına girişi 1996’da kurulan İhlas Net A.Ş. ile olmuş; içerik yatırımı için de grup 1998’de NetGazete adıyla bir site kurmayı tercih etmiştir. İnternet pazarına hem İSS hem de içerik sağlayıcı olarak giren bir diğer grup ise Doğan Grubu’dur. Doğan Grubu’nun internet yatırımlarını bünyesinde topladığı, “Doğan İletişim Elektronik Servis Hizmetleri A.Ş.”nin kuruluş çalışmaları 1999 yılı sonlarında başlamıştır. Şirketin kuruluşu Mayıs 2000’de tamamlanmış; E-Kolay markası altında ilk erişim paketi piyasa sürülerek şirketin portalı da açılmıştır. Doğan Grubu’nun internet pazarındaki içerik yatırımları da ağırlıklı olarak grup bünyesindeki yayınların internete aktarılmasıyla olmuştur. Bu çerçevede hurriyetim.com ve milliyet.com kurulmuş; kadın, elektronik ticaret ve eğlence içerikli başka portallar da açılmıştır. Dinç Bilgin’in iletişim alanındaki çatı kuruluşu Medya Holding ise internet alanına 1999’un ikinci yarısında Turkport ile girmiştir. Şirketin içerik alanındaki yatırımları ilk olarak, Medya Holding’in geleneksel medya alanındaki yatırımlarının sağladığı içerik için bir taşıyıcılık yapma görevi şeklinde biçimlendirilmiştir. Bu doğrultuda Medya Holding’e ait olan Sabah Online, Bir Numara Hearst Online ve ZDNet, Turkport bünyesinde çalışmalarını sürdürmüştür. Turkport portalında ayrıca şehir rehberlerine de yer vermiştir. Şirket bunu yaparken, o şehirlerde yaşayan öğrencilerin sağladığı içeriğe karşılık ücretsiz internet bağlantısı sunmuştur (Aydoğan, 2016: 284-289).

    Türkiye’de sadece internet içeriği alanına yatırım yapan medya kuruluşları ise Cumhuriyet gazetesi ile Anadolu Ajansı ve ANKA haber ajansları olmuştur. Cumhuriyet’in internete aktarılması 7 Mayıs 1998’de olmuştur. Ağ ortamındaki Cumhuriyet’in ayırt edici özelliği ise basılı gazetenin tüm ekleri ve sayfaları ile olduğu gibi internete aktarılmasıdır. Ayrıca gazetenin verdiği kitaplar ve dergi ekleri de ağa aktarılmıştır. Anadolu Ajansı ise web sitesi üzerinden günlük haberlere, fotoğraflara ve İngilizce, Fransızca ve Almanca haberlere belli bir ücret karşılığı ulaşılabilmesine olanak vererek internet içeriğine yatırım yapmıştır. ANKA’nın web sitesi ise 2001’de kurulmuştur. Sitede haberlerin tanıtım yazıları yer almış tamamı ise ücretli abonelik çerçevesinde bireysel ve kurumsal abonelere sunulmuştur (Aydoğan, 2016: 290-291).

    2000’lerin başına gelindiğinde Türkiye’de internet pazarında yaşanan gelişmeler medya gruplarının internet yatırımlarını yeniden şekillendirmesine neden olmuştur. 2001 yılında yaşanan ekonomik kriz ve bilgisayar donanımının ve internet bağlantısının pahalı olması internet kullanımının yaygınlaşamamasının en önemli nedenleri olmuştur. Bununla birlikte internet içeriğinin ücretli hale getirilememesi ve ücretli olarak sunulan içeriğin de satılamaması, internet reklamcılığının sektörü besleyecek kadar gelişememesi, abone elde edebilmek için yapılan çok büyük bütçeli reklam kampanyaları ve erişim hizmetlerinde gerçekleştirilen fiyat düşürme savaşları Türkiye’deki medya gruplarının internet alanındaki yatırımlarından beklediklerini elde etmelerini engellemiştir. Borsaya açılarak gelir elde etme beklentisi de gerçekleşememiştir. Gerek dünyada teknoloji şirketlerinin hisselerinin hızla değer kaybetmesi gerekse de Türkiye’de teknoloji şirketlerinin borsaya açılmak için gerekli olan kar etme şartını sağlayamaması, borsaya açılarak gelir elde etme modelinin de kısa sürede iflas etmesine neden olmuştur. Bu nedenlerle medya grupları küçülmek zorunda kalmıştır. İlk olarak içerik yatırımları tasfiye edilmiş, içerik üretimi için istihdam edilen kadrolar işten çıkarılmıştır. Bazı gruplar erişim pazarından da çekilmiş; pazarda faaliyet göstermeye devam edenler ise bireysel kullanıcıdan çok kurumsal abonelere yönelik bir iş yapma modeli benimsemiştir. Ancak hiç biri internet pazarından tamamen çekilmemiş; erişim ya da içerik alanlarından en az bir tanesinde yer almaya devam etmiştir. Örneğin Doğuş Grubu İxir’i kapatarak erişim alanından çekilmiş olsa da ntvmsnbc.com portalıyla içerik hizmetine devam etmektedir. Aynı şekilde Turkport da kapatılmış, ancak grubun haber alanında yaptığı internet içeriği yatırımları devam etmiştir (Aydoğan, 2016: 292-294).

    ***

    Burada medya, telekom ve internet piyasalarıyla ilgili olarak anlattığımız öykü, bugün radikal biçimde değişmiştir. AKP döneminde dünyadaki örneklerine hiç benzemeyen bir yöndeşme pratiği yaşanmaktadır. Takip eden bölümde, popüler dile “havuz medyası” olarak yerleşen, Türkiye tarihinde benzeri görülmemiş bir medya ile yeni kurumları, yeni baskılama yöntemleriyle neredeyse yepyeni bir iletişim rejiminin detaylı öyküsü açıklanacaktır.

    Kaynaklar

    Ayaz, Orhan (2000). “Yatırımlarımız.” Türk Telekom Dergisi (Mayıs-Haziran): 12-15.

    Aydoğan, Aylin (2016). “İnternet’te Geleneksel Medya.” İletişim Ağlarının Ekonomisi: Telekomünikasyon, Kitle İletişimi, Yazılım ve İnternet. Başaran, Funda ve Haluk Geray (der.) içinde. Ankara: Ütopya. 270-296.

    Ayşe Hür (2015) “Devletin karanlık yüzü: JİTEM”, Radikal, 23 Ağustos, http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ayse-hur/devletin-karanlik-yuzu-jitem-1420112/

    Azer Bortaçina (1999) “Tarık Ziya Ekinci: Kardeşim masum olduğu için öldürüldü”, Milliyet, 27 Ocak.

    Başaran, Funda (2010). İletişim Teknolojileri ve Toplumsal Gelişme: Yayılmanın Ekonomi Politiği. Ankara: Ütopya.

    Bianet (2001) “Frekans tahsisi ihalesine iptal istemi”, 20 Nisan, https://m.bianet.org/bianet/medya/1876-frekans-tahsisi-ihalesine-iptal-istemi

    Bianet (2001) “Susurluk kazası”, 3 Kasım, https://m.bianet.org/bianet/siyaset/5776-susurluk-kazasi

    Bianet (2011) “Özgür Gündem 17 yıl Sonra Yeniden; Hoş Geldin!”, 4 Nisan, https://m.bianet.org/bianet/ifade-ozgurlugu/129057-ozgur-gundem-17-yil-sonra-yeniden-hos-geldin

    Bob Jessop ve Ngai-Ling Sum (2006) Beyond the regulation approach: Putting capitalist economies ın their place, Edward Elgar Publishing.

    Burcu Sümer ve Gülseren Adaklı (2010) “Public Service Broadcaster as a market player: Changingoperationalpatterns of the TRT in Turkeyunderthe AKP leadership, 2002-2010”, PublicPublic Service Media afterRecession, RIPE 2010 Conference, Londra, 8-11 Ekim, http://ripeat.org/2010/public-service-broadcaster-as-a-market-player-changing-operational-patterns-of-the-trt-in-turkey-under-the-akp-leadership-2002-2010/

    Burçin Belge (2001) “24 Ocak krizinin devamını yaşıyoruz”, Bianet, 28 Nisan, https://bianet.org/biamag/ekonomi/2020-24-ocak-krizinin-devamini-yasiyoruz

    Burçin Belge (2003) “Muzır Kurulunun icraatları”, 15 Nisan, Bianet, https://m.bianet.org/bianet/kultur/18242-muzir-kurulunun-icraatlari

    CNN Türk (2012) “Aydın Doğan’dan 28 Şubat ifadesi”, 5 Ekim, https://www.cnnturk.com/2012/guncel/10/05/aydin.dogandan.28.subat.ifadesi/679399.0/index.html

    CPJ (1996) Ocak Işık Yurtçu: International PressFreedomAwards, https://cpj.org/awards/1996/yurtcu.php (erişim: 19.10.2017)

    Cumhuriyet (1987) “Zam rekoru kağıtta”, 24 Aralık (Manşet).

    Cumhuriyet (2000) “Kabloluya rakip geliyor, DigiTurk deneme yayınında”, (28 Nisan).

    Cumhuriyet (2000) “POAŞ ihalesinde ortak olanlar bu kez karşı saflardalar. Asıl yarış ise 12 Nisan’da: GSM’de de medya savaşı”, (5 Nisan).

    Cumhuriyet (2012) “Medya patronları, 28 Şubat’ı anlattı”, 5 Ekim, http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/diger/374478/Medya_patronlari__28_Subat_i_anlatti.html

    Cumhuriyet, “Dijital TV’de tekelleşmeye doğru, Doğan Grubu abone kayıtlarına bir süre önce başlanan Digital Türk ortaklığından çekildi”, 22 Nisan 2000;

    Cumhuriyet, “Dijital yayın furyası, Medya holdingleri tekelciliği daha da arttıracak sayısal yayına hazırlanıyor”, 17 Nisan 2000;

    Ekin Karaca (2012) “Sol 28 Şubat’a Nasıl Bakıyor?”, Bianet, http://bianet.org/bianet/siyaset/136537-sol-28-subat-a-nasil-bakiyor

    Ercüment İşleyen (1999) “Cinayetin rengi yeşil”, Milliyet, 27 Ocak.

    Ergun Aydınoğlu (2008) Türkiye solu. 1960-1980, İstanbul: Versus.

    Erinç Yeldan (2002) “Neoliberal Küreselleşme İdeolojisinin Kalkınma Söylemi Üzerine Değerlendirmeler”, Praksis, Sayı: 7 (Yaz), 19-34.

    Erol Taymaz (2003) “Rekabet: Nereye Kadar? Nasıl? (7-8 Kasım 2001) başlıklı kongreye sunulan tebliğ”, Ekonomik Yaklaşım, Özel Sayı: 47, 99-105.

    Fatih Çekirge (1997) “Genelkurmay’da düşman değişti”, Sabah, 30 Nisan, http://arsiv.sabah.com.tr/1997/04/30/f01.html

    Geray, Haluk (1994). Yeni İletişim Teknolojileri: Toplumsal Bir Yaklaşım. Ankara: Kılıçaslan Matbaacılık.

    Geray, Haluk (2016a). “İdealist ve Stratejik Modeller Çerçevesinde Ağ Politikası Oluşturma Süreci: Türkiye Örneğinde Ekonomi Politik Yaklaşım.” İletişim Ağlarında Yeni Hizmetler: Kapitalist Çıkarlar, Kamusal Politikalar. Haluk Geray, Funda Başaran ve Aylin Aydoğan (der.) içinde. Ankara: Ütopya. 19-49.

    Geray, Haluk (2016b). “İletişim Ağları ve Masaüstü Sömürgecilik.” İletişim Ağlarının Ekonomisi: Telekomünikasyon, Kitle İletişimi, Yazılım ve İnternet. Funda Başaran ve Haluk Geray (der.) içinde. Ankara: Ütopya. 189-215.

    Gökçer Tahincioğlu (2005) “‘JİTEM’ iddianamesi”, Milliyet, 2 Nisan.

    Gülseren Adaklı (2001) “Yayıncılık Alanında Mülkiyet ve Kontrol”, D. B. Kejanlıoğlu, S. Çelenk, G. Adaklı (der.) Medya Politikaları: Türkiye’de Televizyon Yayıncılığının Dinamikleri, Ankara: İmge, 145-205.

    Gülseren Adaklı (2006) Türkiye’de Medya Endüstrisi: Neoliberalizm Çağında Mülkiyet ve Kontrol İlişkileri, Ankara: Ütopya.

    Gülseren Adaklı (2014) “Media capital and ultra-crossmedia ownership”, Perspective, Heinrich Böll Stiftung Publication, Sayı: 8 (Nisan), 18-23.

    Güngör, Müberra ve Gökhan Evren (2002). İnternet Sektörü ve Türkiye İncelemeleri. Ankara: Telekomünikasyon Kurumu Yayını.

    Haber Vitrini (2002) “MİT Televole’nin Peşine Düştü”, 18 Ekim, http://www.habervitrini.com/haber/mit-televolenin-pesine-dustu-53216/

    Habertürk (2016) “Eski Ankara Emniyet Müdürü Saral: Ecevit bize Fetullah’ın cumhurbaşkanlığını dayatacaktı”, 9 Kasım, http://www.haberturk.com/gundem/haber/1321766-eski-ankara-emniyet-muduru-saral-ecevit-bize-fetullahin-cumhurbaskanligini-dayatacakti

    Hamit Bozarslan (2015) İmparatorluktan günümüze Türkiye tarihi, çev. Işık Ergüden, İstanbul: İletişim.

    Hatice Sevgi Zengin (2004) Siyasi iktidar ve ‘toplumsal hoşnutsuzluk’ : 2000’li Yıllarda Türkiye’de ‘sosyal patlama’ söylemi, Yüksek Lisans Tezi, Ankara Ü. SBE, Kamu Yönetimi-Siyaset Bilimi ABD, Ankara.

    I. C. Schick ve E. A. Tonak (1990) “Uluslararası Boyut: Ticaret, Yardım ve Borçlanma”, Schick, I. C. ve Tonak, E. A. (der.) (1990) Geçiş Sürecinde Türkiye içinde, İstanbul: Belge, 354-385.

    İlhan Tekeli ( 1984 ) Türkiye ve Dünyada Yaşanan Ekonomik Bunalım, Ankara: Yurt Yayınevi

    İpek Özlem Yılmaz (2011) 12 Eylül 1980 döneminde Türkiye’de basın özgürlüğü ve sansür, Gazi Ü. SBE Gazetecilik ABD, Yüksek Lisans Tezi, Ankara.

    İrfan Bozan (2016) “Gülen’i ABD’ye kaçıran rapor”, 12 Ağustos, Al Jazeera Türk, http://www.aljazeera.com.tr/al-jazeera-ozel/guleni-abdye-kaciran-rapor

    İsmet Akça (2013) “Türkiye’de ordu-siyaset ilişkisi”, A. Demirel ve S. Sözen (der.) Türk siyasal hayatı içinde, Eskişehir: Anadolu Üniversitesi AÖF, 183-190.

    Korkut Boratav (1999) “Özelleştirme, Kaynak Transferleri ve Yozlaşma”, Bilanço 98: 75 Yılda Çarklardan Chip’lere, İstanbul: Tarih Vakfı, 279-292.

    Mansell, Robin ve Michèle Javary (2004). “New Media and the Forces of Capitalism.” Toward a Political Economy of Culture: Capitalism and Communication in the Twenty-First Century. Andrew Calabrese ve Colin Sparks (der.) içinde. Maryland: Rowman & Littlefield Publishers. 228-243

    Mehmet Onur Doğan (2011) “10 soruda ‘Muzır Kurul’”, Sabit Fikir, 30 Eylül, http://www.sabitfikir.com/dosyalar/10-soruda-muzir-kurul

    Muharrem Tünay (2002) “Türk Yeni Sağının Hegemonya Projesi”, çev. D. Dinler, Praksis: 5, 177-197.

    Namık Durukan (1999) “Vedat Aydın’ın eşi Şükran Aydın: Faili biliyorum”, Milliyet, 27 Ocak.

    Nedim Şahhüseyinoğlu (2005) Dünden Bugüne Düşünceye ve Basına Sansür, Ankara.

    Nedim Şener (2008) “Magazin olmasa sosyal patlama olur”, 23 Ekim, Milliyet, http://www.milliyet.com.tr/magazin-olmasa-sosyal-patlama-olur-ekonomi-1006818/

    Özçağlayan, Mehmet (2000). “Türkiye’de Televizyon Yayıncılığının Gelişimi.” Selçuk İletişim 1-2: 41-52.

    Özgür Başar (2015) “Gelelim televizyona: sayısal karasal televizyon yayıncılığında son durum”, 7 Temmuz, http://sadeceozgur.blogspot.com.tr/2015/07/gelelim-televizyona-saysal-karasal.html

    Özgür Başar (2015) “Sayısal yayıncılık dünyasında son durumlar, bu kez önce radyo”, 3 Temmuz, http://sadeceozgur.blogspot.com.tr/2015/07/saysal-yaynclk-dunyasnda-son-durumlar.html

    Pekman. Cem (1996), “Özelleştirme Sürecinde Türk Televizyonu ya da Avrupa’yı Yeniden Keşfetmek.” Yeni Türkiye Dergisi 12: 1014-1026.

    Radikal (2011) “Ve devlet JİTEM’i resmen kabul etti”, 9 Temmuz, http://www.radikal.com.tr/turkiye/ve-devlet-jitemi-resmen-kabul-etti-1055684/

    Radikal (2015) “Çiller döneminin ölüm listesi 20 yıl sonra ortaya çıktı”, 9 Temmuz, http://www.radikal.com.tr/turkiye/ciller-doneminin-olum-listesi-20-yil-sonra-ortaya-cikti-1399837/

    Raşit Kaya (2009) İktidar yumağı: Medya, sermaye, devlet, Ankara: İmge.

    Sinan Sönmez (2016) “BrettonWoods, fordizmve hegemonya”, Hacettepe Ü. İİBF Dergisi, Cilt 34, Sayı 1, 43-62.

    Soner Toy (2010) Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun Türkiye ekonomisi ve Türk bankacılık sektörü üzerindeki etkileri, Marmara Ü. SBE, Maliye ABD, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul.

    Şenay Aydemir (2011) “İki yılda 27 çalışanı öldürüldü”, Radikal, 18 Mart, http://www.radikal.com.tr/kultur/iki-yilda-27-calisani-olduruldu-10

    TBMM Komisyon (2012) “Muzır Kurulu”, Bilgi Toplumu Olma Yolunda Bilişim Sektöründeki Gelişmeler ile İnternet Kullanımının Başta Çocuklar, Gençler ve Aile Yapısı Üzerinde Olmak Üzere Sosyal Etkilerinin Araştırılması Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu, https://www.tbmm.gov.tr/arastirma_komisyonlari/bilisim_internet/docs/sunumlar/muzir_kurulu2.pdf

    Tekeli, İ. (1984) “Sunuş”, Türkiye’de ve Dünyada Yaşanan Ekonomik Bunalım, İ. Tekeli vd. (der.), Ankara: Yurt.

    TR-NET Ağ Bilgi Grubu, (1995). Tr-Net Servislerini Kullanma Kılavuzu. Ankara: TR-Net Ağ Bilgi Grubu Yayını.

    Winseck, Dwayne (2008). “The State of Media Ownership and Media Markets: Competition or Concentration and Why Should We Care?” Sociology Compass 2(1): 34-47.

    Wolcott, Peter (1999). The Diffusion of the Internet in the Republic of Turkey. http://mosaic.unomaha.edu/TURK_PUB.pdf. Erişim Tarihi: 12. 03. 2002.

    Wolcott, Peter ve Kürşat Çağıltay (2001). “Telecommunications, Liberalization and the Growth of the Internet in Turkey.”, The Information Society 17(2): 133-141.

    Yıldız, Aytaç (2003). Bir Düzenleyici Kurul Analizi: Radyo Televizyon Üst Kurulu. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi.

      1. Birikim rejimi terimi için ör. bkz. Jessop ve Sum, 2006; Sönmez, 2016. ↑

     

      1. Vehbi Koç, memnuniyetin ötesinde, cunta lideri Evren’e hitaben, “bundan sonrası” için direktifler içeren bir mektup kaleme aldı (3 Ekim 1980). Bkz. Sönmez, 1987: 346-352. ↑

     

      1. Her tarihsel anlatı, yazanın yaşadığı zamanla ilişkili olarak belli tercihler, belirli anımsamalar ve unutuşlar içerir. Buradaki anlatı da bir istisna olmayacak. Okuyucuların, eksik bıraktığımız yerleri, yeterince vurgulanmadığını düşündüğü kısımları hem kendi belleği, hem de bu konuda artık önemli bir külliyat haline gelen başka çalışmalarla dolduracağını umuyoruz. Elbette anlatımız, okurun her türlü eleştiri, görüş ve öneriyle geliştirilmeye açıktır. ↑

     

      1. “MGK, Başbakanlık, İçişleri, Adalet, Sağlık ve Kültür bakanlıkları, YÖK, Diyanet İşleri ve gazeteciler cemiyetine bağlı 11 üyeden oluşan Muzır Kurulu, 2001’de 497 aylık, 475 haftalık dergi ile 668 kitap, 2.508 gazete ve 403 süreli yayını müstehcen buldu.” (Belge, 2003). ↑

     

      1. 2001 krizini merkeze alan, döneme özgü sosyal hoşnutsuzlukların ve bunlarla ilgili medya içeriklerinin iyi bir envanterini çıkararak neoliberal ekonomi politikaları ile bağlantısını açıklayan bir kaynak için bkz. (Zengin, 2004). ↑

     

      1. Temmuz 1993’te Anayasa Mahkemesi tarafından siyasetten men edilen Halkın Emek Partisi yerini, bu olasılık üzerine Mart ayında kurulmuş olan Demokrasi Partisine (DEP) bırakmıştır. ↑

     

      1. Birleşmiş Milletler’e verilen taahhüt üzerine Başbakanlık’ın kontrolünde Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü tarafından gerçekleştirilen Türkiye Göç ve Yerinden Olmuş Nüfus Araştırması, devletin Kürtlere yönelik “inkâr ve imha” politikalarını somut verilerle ortaya koyuyor. Bülent Sarıoğlu (2006) “En az 800 bin kişi terör göçmeni”, Milliyet, 24 Temmuz. Raporun tam metni için bkz. http://www.hips.hacettepe.edu.tr/tgyona/tgyona.shtml ↑

     

      1. 28 Şubat 2012 tarihli bir haberde o dönem Eşitlik ve Demokrasi Partisi Başkanı olan akademisyen Ferdan Ergut, bu ilişkinin altını çiziyor: “Susurluk süreci üzerinden şekillenen toplumsal bilinç…rayından çıkartıldı ve bir şeriat umacısı üzerinden dikkatler devletin içindeki çete oluşumlarından uzaklaştırıldı. 28 Şubat, Susurluk üzerine şal örttü.” Ekin Karaca (2012) “Sol 28 Şubat’a Nasıl Bakıyor?”, Bianet, http://bianet.org/bianet/siyaset/136537-sol-28-subat-a-nasil-bakiyor ↑

     

      1. Manşete çekilen bu haberin sahibi, Fatih Çekirge, diğer medya mensupları ile birlikte önceki gün katıldığı Genelkurmay Karargâhı’ndaki brifingte Genelkurmay İç Güvenlik Daire Başkanı Tuğgeneral Kenan Deniz’in sözlerini hayranlıkla aktarıyor: “PKK’nın irticayla işbirliği yaptığı ortadadır. Bu işbirliği cumhuriyetin temel ilkelerine ve niteliklerine karşı bir numaralı tehdittir. Bu anlamda, artık irtica, tehdit sıralamasında bir numara olmuştur. İran, Türkiye’de bir Cezayir benzeri yaratmak istiyor. Bir irticai rejim ihracı peşinde. Bu desteğin farkındayız.” (Çekirge, 1997). ↑

     

      1. Olayla ilgili bir kronoloji için örneğin bkz. Bianet (2001) “Susurluk kazası”, 3 Kasım, https://m.bianet.org/bianet/siyaset/5776-susurluk-kazasi ↑

     

      1. Habertürk (2016) “Eski Ankara Emniyet Müdürü Saral: Ecevit bize Fethullah’ın cumhurbaşkanlığını dayatacaktı”, 9 Kasım, http://www.haberturk.com/gundem/haber/1321766-eski-ankara-emniyet-muduru-saral-ecevit-bize-fetullahin-cumhurbaskanligini-dayatacakti; İrfan Bozan (2016) “Gülen’i ABD’ye kaçıran rapor”, 12 Ağustos, Al Jazeera Türk, http://www.aljazeera.com.tr/al-jazeera-ozel/guleni-abdye-kaciran-rapor ↑

     

      1. Habere göre, gazete kâğıdının fiyatı bir yılda 266 TL’den 600 TL’ye çıkarak % 225,5 oranında artmıştır. ↑

     

      1. Burada sadece blok satışla gerçekleştirilen, bir medya grubu ile doğrudan ilişkili özelleştirmelere yer verilmiştir. ↑

     

      1. Doğan Grubu ihaleye İş Bankası ile birlikte girmiştir. ↑

     

      1. 1979’da devletten Hisarbank ve Odibank’ı satın almış olan ve aslen inşaat sektöründe varlık gösteren Çavuşoğlu-Kozanoğlu Grubu, 1982 yılında büyük tanıtım kampanyalarıyla Güneş Gazetesini çıkarmaya başladı. Ancak söz konusu banka felaketinin ardından gazete el değiştirdi, Hisarbank ve Odibank’ı batıran grubun patronları kişisel yaşamlarında herhangi bir zarara uğramadı ama devletin üstlendiği zarar 1991 yılı sonu itibarıyla 547 milyar TL olarak bilançoya yansıdı (Vatan, 6 Ocak 2008). ↑

     

      1. Bankanın ana ortakları: Kemal Uzan, Ayşegül Uzan, Hakan Uzan, Cem Cengiz Uzan, Yavuz Uzan. ↑

     

      1. 09 Ağustos 2001tarihinde Sümerbank hisseleri OYAK grubuna (daha sonra ING Bank oldu) devredilmiştir. http://www.tmsf.org.tr/intikaleeden.bankalar.tr (erişim tarihi: 24 Ekim 2017) ↑

     

      1. Bayındır Holding, Süleyman Demirel’in yakın çevresinde yer alan işadamı Kamuran Çörtük’e ait BRT’nin (Bayındır Radyo-Televizyon) bağlı olduğu gruptur. Bir süredir yayın yapamayan ve satışa çıkarılan BRT’nin lisansı, 29 Ocak 2003 tarihinde RTÜK tarafından iptal edilmiştir. ↑

     

      1. Fona devredilmeden önce ana ortakları, NTV’nin kurucusu Nergis Holding (Cavit Çağlar) ve CreditIndustrial’di. ↑

     

      1. Sonraki incelemelerde, İnterbank’ın Cavit Çağlar’ın kurduğu paravan şirketlere 250 milyon dolarlık kredi açtığı ve bu kredileri Çukurova Grubu’na aktararak satış ücretini ödediği ortaya çıktı. 1991’de Demirel’in “Bankalardan Sorumlu Devlet Bakanı” yaptığı Çağlar, Adnan Kahveci’nin “kediye ciğer emanet ettiler” sözünü doğrulayacak şekilde hem sorumlusu olduğu kamu bankalarını, hem de daha sonra satın aldığı ya da ortak olduğu özel bankaları kendi hesabına çalıştırdı. Egebank ve Etibank soruşturmaları kapsamında verilen gıyabi tutuklama kararı nedeniyle 18 Nisan 2001’de ABD’de FBI tarafından tutuklandı. 28 Nisan 2001’de Türkiye’ye getirilerek cezaevine konulan Çağlar, 6 Şubat 2002’de tahliye edildi. (Takvim, 4 Temmuz 2010). ↑

     

      1. http://www.tmsf.org.tr/intikaleeden.bankalar.tr (erişim: 24 Ekim 2017). ↑

     

      1. MNG Holding, TV 8 adlı bir televizyon kanalının sahibiydi. ↑

     

      1. OgerTelecom’la girdikleri ihale ile 2005’te Türk Telekom’u satın alan Hariri ailesi, % 14’lük payla Arab Bank’ın da hissedarıdır. ↑

     

      1. 1980’lerde medya piyasasına doğrudan Turgut Özal tarafından sokulan Kıbrıs’lı işadamı Asil Nadir önce Haldun Simavi ile Ercan Arıklı’ya ait medya kuruluşlarını satın almış, ancak büyük ölçüde İngiltere merkezli esas şirketi PollyPeck’teki yolsuzluklar yüzünden kısa zamanda ayrılmak zorunda kalmıştı (bkz. Adaklı, 2006: 159-164). ↑

     

      1. Abdi İpekçi aynı yılın başında, gizemini bugün de koruyan bir suikastın kurbanı olmuştur. ↑

     

      1. Doğan, 1999’da kurduğu Doğan Media International GmbH ile Almanya’daki medya yatırımlarını kurumsallaştırdı. ↑

     

      1. Medya grupları arasındaki çatışma ve çelişkiler, hem yayın içeriklerinde hem de fiili süreçlerde zaman zaman oldukça şiddetlendi. Örneğin birbirleriyle promosyon üzerinden kıyasıya rekabet eden medya grupları, ileride hasım olarak seçtikleri başka bir gruba karşı gizli kartel anlaşmalarıyla ortak hareket edebildiler. 90’lı yıllar boyunca süren bu rekabetin siyasal süreçlerle doğrudan bağlantılı bir öyküsü için bkz. (Adaklı, 2006: 241-262). ↑

     

      1. İsim hakkı nedeniyle Uzanlar Star1 adını İnterstar’a çevirmiştir (3 Mart 1992). Özal’la Uzanlar arasındaki anlaşmazlığın detayı için bkz. (Yengin, 1994: 136). ↑

     

      1. Konuyla ilgili dünyadaki gelişmeleri ve Türkiye’deki durumu düzenli olarak araştıran ve özellikle Elektrik Mühendisleri Odası’nın düzenlediği toplantılarda yaptığı konuşmalarla ve yazılarıyla kamuyu bilgilendirmeye çalışan Özgür Başar’ın bloğunu takip edebilirsiniz: http://sadeceozgur.blogspot.com.tr/2015/07/saysal-yaynclk-dunyasnda-son-durumlar.html. YÖK’ün tez arama sayfasında frekans planlaması, frekans ihalesi, frekans tahsisi ifadeleri ile yaptığım aramadan hiçbir sonuç elde edemedim.Üstelik aramamı belli bir alanla (iletişim, siyaset bilimi, mühendislik, vb) sınırlandırmamıştım. İçinden geçtiğimiz dönemde üniversiteler ya da diğer kamu kurumları bu tür araştırmalar için elverişli yerler olmayabilir ama bu konuda (da) ayrıntılı, iyi belgelenmiş çalışmalara şiddetle ihtiyaç var. ↑

     

      1. Dönemin ana muhalefet partisi SHP yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuş ve mahkeme devir işlemini iptal etmiştir. Ancak iktidar partisi olan ANAP herhangi bir işlem yapmamış ve oluşan yasal boşluk 1999’a kadar devam etmiştir. 1999’da çıkarılan 4397 sayılı yasayla da PTT Genel Müdürlüğü’ne devredilen vericiler ve teçhizat bedelsiz olarak TRT’ye iade edilmiştir (Yıldız, 2003: 31). ↑

     

  • İlhan Erdost’un kızı Alaz Erdost hiç görmediği babasını anlattı: ‘Hayali bile mis kokuyor’

    İlhan Erdost’un kızı Alaz Erdost hiç görmediği babasını anlattı: ‘Hayali bile mis kokuyor’

    12 Eylül darbecilerinin emriyle, ağabeyi Muzaffer Erdost ile gözaltına alınarak, Mamak Askeri Cezaevi’nde dövülerek öldürülen yayıncı İlhan Erdost‘un kızı Alaz Erdost, katledilmesinden 37 yıl sonra hiç tanımadığı babasını anlattı: Babamı kalın kara bıyıklarından, gülen gözlerinden öpüyorum. En azından hayal ediyorum. Hayali bile mis kokuyor.

    Sultan Özer / Ankara

    Alaz Erdost babası İlhan Erdost 7 Kasım 1980’de öldürüldüğünde henüz 6 aylıktı, ablası Türküler de 2,5 yaşında. Babasıyla hiç fotoğrafı olmadı, bu yüzden ablasını biraz da olsa kıskandı, ne de olsa onun babasıyla fotoğrafı vardı. İki kardeş babalarını tanımadan, İlhan Erdost’a “baba” diyemeden, ona sarılamadan büyüdüler; ama amcaları Muzaffer Erdost onlara hem amca hem baba oldu.

    İlhan Erdost

    İlhan Erdost, Ağabeyi Muzaffer Erdost ile Sol ve Onur yayınları aracılığıyla sol ve sosyalist klasikleri Türkçe’ye kazandırdılar. Yayınları nedeniyle hep hedef oldular. Nitekim 12 Eylül darbesinin hemen ardından “yukarıdan gelen emir” ile gözaltına alındı, Mamak Cezaevi’ne götürüldüler. Gözaltı nedenleri, kendi yayınları olan ve hakkında hiçbir kısıtlama kararı olmayan Engels’in “Doğanın Diyalektiği” adlı kitaptı. Gözaltına alınıp götürüldükleri Mamak Askeri Cezaevi’nde bir bloktan öbür bloğa nakilleri sırasında, özel görevlendirilmiş 4 er tarafından, özel getirilmiş araç içinde “onların anasını ağlatmazsanız ben sizin ananızı ağlatırım” talimatı ile dövülerek öldürüldüler. İlhan Erdost kendisini dövenlere, “sabah kızlarımı öpmeden çıktım, dövmeyin” dedi ama emir “yukarıdan” gelmişti. Ağabeyinin gözleri önünde dövülerek öldürüldü. Kendisi de öldüresiye dövülen Muzaffer Erdost, kardeşinin öldürülmesinden sonra adını Muzaffer İlhan Erdost olarak değiştirdi,

    her 7 Kasım’da Sol ve Onur yayınlarının kitaplarını yüzde 50 indirimle okurlarıyla buluşturdu. Karşıyaka Mezarlığı’nda, adeta çiçek bahçesi olan İlhan Erdost’un mezarı başında buluştu kızları, eşi, ailesi, sevenleri.

    37 yıl sonra bu 7 Kasım’da da İlhan’la buluşacak ailesi, dostları…

    Babasının öldürülme emrini veren 12 Eylül darbecilerinin başı, Kenan Evren’in ölümünün ardından Alaz Erdost, “Babamın küçük bahçesinden çiçekler fışkırırken, onun mezarı olmayacak. Kanla dolu yattığı yerde çiçekler açmayacak. Ziyarete gelenlere çikolata dağıtılmayacak, çünkü giden olmayacak. Ve o hiç bir zaman ‘kendi mezarında kendi açan bir gül’ olmayacak asla. Bu da bana yeter” demişti.

    Alaz Erdost’la babası öldürülen bir çocuğun neler hissettiğini, babasız büyümeyi, Erdost ailesini, yakınlarını siyasi cinayetlerde kaybeden ailelerin oluşturdukları Toplumsal Bellek Platformu’nu, bugün de devam eden ölümleri, katliamları konuştuk.

    Baban katledildiğinde henüz 6 aylık bir bebektin ve babasız büyüdün. İlk ne zaman öğrendin babasızlığı, neler hissettin?

    Aslında babasızlık diye bir şey yok benim için. Çünkü babamla hiç beraber olamadım. Onu ailemden dinledim, kitaplardan okudum, fotoğraflardan tanıdım, türkülerden dinledim. Bir akşam Arat Dink’le beraberdik. O diyor ki ‘ben daha şanslıyım, babamı tanıdım.’ Ben diyorum ki ‘ben daha şanslıyım, babamı hiç tanımadığım için. Böylece yokluğu daha az acıtıyor.’ Aslında öyle değil tabi. Ben Hrant Dink’e yandığım kadar babama yanıyorum. Babamı özlediğim kadar Hrant Dink’i anıyorum. Ben doğdum babam vardı, büyüdüm babam anlatıldı. Babam her yerde benimle. Tanımadan seviyorum. Tanıyıp kızı olduğum için gurur duyuyorum.

    Babanın öldürüldüğünü öğrendiğinde neler yaşadın?

    Babamla ilgili bir şeyler anlatırken şunun sıkıntısını yaşıyorum. Onunla bir anım yok, ona dair anılarım da çok az. Bu yüzden anlattıklarım da hep aynı oluyor. Bundan utanıyorum. Ben babamın trafik kazasında öldüğünü zannediyordum, öyle demişlerdi bana. Okumayı sökmüştüm. Evimiz sobalıydı. Soba yanıyordu. Demek ki kıştı. Annemle teyzem battaniye altında koltukta oturuyorlardı. Orta sehpada bir dergi duruyordu. Belki de annemler onu bilerek orada bırakmışlardı bilemiyorum. Kapağında babamın kocaman fotoğrafı vardı. Altında da “İşkencede öldürülen yayıncı İlhan Erdost” yazıyordu. Yüksek sesle okudum. Annemlere baktım, ağlıyorlardı. Battaniye de gizleyemiyordu. Sonra çok soru sorduğumu hatırlıyorum. Ertesi gün okula gittiğimde arkadaşlarıma yalan söylemişim gibi hissetmiştim bir de. Çünkü başka türlü anlatmıştım hikayeyi onlara. Çok utandığımı hatırlıyorum bu yüzden. Utanmak bize doğuştan nasip olmuş.

    Babanı ya da babasızlığı nasıl anlatırsın? Babasız büyüyen bir çocuk neler hisseder?

    Biz ablamla çok şanslıydık. Kocaman bir aileydik- ki hala öyleyiz çok şükür ki- babasız büyümek gibi bir hissi hiçbir zaman yaşamadık. Amcam, dayım babamızdı. Ama aile ne kadar büyükse yarası da o kadar büyük oluyor. Hep çok gülünen gecelerin sonu ağlamakla bitti. Anılar babamla başladı, türküler babamla devam etti. Kuzenlerim yanımızda babalarına baba demediler. Annemi balık sevmez diye bildim yıllarca. Meğer babam çok severmiş o yüzden yemezmiş. Babamın terlikleri, traş bıçağı, diş fırçası, dolapta kazakları, çekmecede çorapları sanki bizimle hala yaşıyormuş gibi senelerce evde durdu.

    Sanıyorum ne kadar bizi korumaya çalışsalar da hüznü bizden uzak tutamadılar. Annemin ağlamadığı bir gün hatırlamam ben çocukluğumdan. “Hasretinle Yandı Gönlüm’ü” ağlamadan dinleyemem örneğin. Tanımadan özler babasız büyüyen çocuklar babalarını.

    Ablanın babanla fotoğrafı var ama senin yok. Ne düşündün?  

    İşte ben buna çok üzülüyorum. O kadar üzülüyorum ki dönüp beraber bir fotoğrafımızın olması için bir çok şey verebilirim. Ben bu hayatta en çok ablamı severim. Her şeyin en güzeli onun olsun isterim. Ama bir tek bu yüzden onu kıskanıyorum. Bir zaman Cumhuriyet Gazetesi bir röportaj yaptığında bizimle, bunu söylemiştim. Ablamla olan bir fotoğrafına beni koymuşlar, bana hediye etmişlerdi. Çok severim o fotoğrafı ben, gerçekmiş gibi severim.

    Türküler ile birbirinize çok yakınsınız, babasızlığı konuşuyor muydunuz? 

    Biz kuzenimizi kaybettik, 4 sene oluyor. Barışta kuzenimiz babamı tanımıştı, çok da iyiymiş ilişkileri anlatıyordu hep. Bir keresinde ablama ‘senin baban benim babam, benim babam senin baban aslında’ demiş. Çünkü babamla o kadar yakınlarmış ki babası gibi görürmüş. Biz de amcamızı öyle gördük. Babam gitti, amcam kaldı. Barışta gitti, biz kaldık. Birbirimizde onlara dair bir şeyler bulup mutlu oluyoruz. Türküler’e bakarsanız babamı görürsünüz bence. Gülüşü benzer, saçının kıvırcığı benzer. Bazı hareketleri benziyormuş, annem öyle diyor. Amcamın da sesi benziyor. Bir de yazısı.

    Bugün de çocuklar babasız, anneler evlatsız, eşsiz bırakılıyor. Ölümler durmuyor. Bu tür haberleri de yakından takip ediyorsun? Özellikle siyasi cinayetleri, faili meçhulleri…Neler düşünüyorsun?

    Bazen hiçbir şeyin farkında olmayan bir insan olmak istiyorum. Okumayan, sorgulamayan.  Çevremiz o insanlarla dolu. Bu 12 Eylül’ün bir sonucudur elbette. Ama öyle olamıyor. Biz bu acının içine doğduk. Her ölüm bana yara. Her ölüm bana gözyaşı. Bunun başka bir tarafı da var tabi. Zaten ölümlerin içine doğduk derken bir gerçekten bahsediyorum. Benim en yakın arkadaşlarımın babalarını öldürmüşler. Onlar benim, babalarımız öldürülmeden önce arkadaşlarım olmuşlar zaten. Çünkü babalarımız arkadaşmış. Bize düşen bu ölümleri durdurmak için elimizden ne geliyorsa yapmak. Önüne geçemediklerimizin de, geride bıraktıklarına merhem olmak.

    Annen, ablan ve sen her anmada yanyanasınız? Bununla ilgili ne dersin?

    İyi ki yanyanayız. Hiç ayrılmayalım. Bunu sağlayan annemdir. Annemin birleştirici gücüdür. Sevgisidir. Özverisidir.


    Annenin ağlayarak saçını boyattığı bir anı var. Neydi o anlatır mısın?

    Babam öldürüldüğünde ben 6 aylıkmışım. Beni büyütecek gücü kalmamış annemin üzüntüden. Teyzem bize taşınmış, bana bakmış. Beni büyüten teyzemdir. Babamın acısı bizim bütün ailede her yerdeydi. Annem saçlarını boyatmaz, kendine hiç bakmazdı. Çok zayıftı. Babamın kazaklarını ve paltolarını giyerdi. Ablamın okulda veli toplantısı olmuş. Ablam annemden utandığı için, okula annemin gitmesini istememişti. O güne kadar annem gibi teyzem de anneannem de saçlarını boyatmayı bırakmışlardı. O akşam birbirlerinin saçlarını boyadılar. Ağlaya ağlaya. Ertesi gün de annem gitti ablamın veli toplantısına.

    Babanın annenle türkü söylediği bir ses kaydı var. Dinledin mi? Neler hissettin?

    Hiç dinlemez miyim? Kasetleri bulduğum günden beri sürekli onları dinliyorum. Arkadaşlarıma dinletiyorum. Babamlar en yakın arkadaşlarıyla biraraya geldiklerinde seslerini kaydetmişler. Metin Demirtaş, Vahap Erdoğdu, Seyhan Erdoğdu, annem rakı içip türkü söylüyorlar. Metin amca şiirler okuyor. Babam türkülerin sözlerini karıştırıyor, annem babama kızıyor. O kadar güzeller ki. Oradayım sanki. Babamla kadeh tokuşturuyorum sanki. Babamın sesini biliyorum ben o kasetler sayesinde. Amcama benziyormuş. Demiştim ya.

    Erdost ailesi olarak, babalarını, yakınlarını siyasal cinayetlerde kaybeden ailelerle Toplumsal Bellek Platformu’nu kurdunuz. Neden ihtiyaç duydunuz böyle bir platforma?

    Zaten biz çoğumuz biraradaydık. Çünkü zaten babalarımız da yaşarken beraberlerdi, o yüzden çocukluğumuzdan tanıyorduk birbirimizi. Ya da aynı şekilde öldürülmüşlerdi, ilk gidenin çocuğu- kardeşi, yeni gideninkine desteğe gitti. Acısını acısı bildi. Ya da zaten dava dosyalarımız ortaktı. Dosyalarımızdaki isimler aynıydı. Yaşadıklarımız birdi. Beraber çok güzel olduk. Çok destek olduk, çok güçlendik.

    Muzaffer Erdost

    Platform neler yapıyor?

    Platform Sabahattin Ali’den başlayıp Hrant Dink’e uzanan süreçte, yakınlarını devlet eliyle ya da devlet ihmaliyle kaybetmiş ailelerin biraraya gelmesinden oluştu. Biz bu geniş ailemizin hiç büyümesini istemedik ama giderek büyüyor ne yazık. Meclise gittik biz birden çok kez. Bir faili meçhuller komisyonu kurulmasını istedik. Zamandan bağımsız, yetkisi sınırsız olsun, gerçekleri ortaya çıkartsın istedik. Kah kendimizle dalga geçtik bu romantik isteklerimiz yüzünden, kah sarıldık, kah çok güldük. Devam eden dosyalarımızın peşinden beraber koştuk. Zamanaşımı kararlarını beraber aldık, zamanın aşmadığının kanıtı olduk. Kardeş olduk biz. Hala da öyleyiz. Yeni bir acıda koşarak gideriz, el tutarız. Belki bir işe yararız diye. Kayıplarımızın ölüm yıldönümlerinde, anmalarında, beraberiz. Elimizden ne gelirse yapmaya hazırız.

    Babanı senden kopartan 12 Eylül darbecileri, darbe ortamını yaratanlardı. Bugün de Türkiye bir darbe girişimini atlattı! Bu konuda ne düşünüyorsun?

    Darbenin her türlüsüne ne olursa olsun karşıyım elbette. Darbe karşıtı olan herkesin de her darbeye aynı şekilde yaklaşmasını dilerim. 12 Eylül’den hesap sorulmasının önünü açmış gibi yapıp, 28 Şubat’la hesaplaşmak olmaz. Darbeyse, hesabı sorulsun. Hepsinin.

    Darbe olmasa da 12 Eylül darbesini bile aşan oranda baskılar, 5 kez uzatılan OHAL, işten atılanlar, cezaevlerine doldurulanlar… Yine karanlık bir tablo… Bugünü 12 Eylül ile kıyaslayabilir miyiz? Ne söylersin?

    Bir hukuksuzluğun içinde hayatta kalmaya çalışıyoruz. Onuru için aç kalıyor, doğruyu söylemekten vazgeçmediğimiz için özgürlüğümüzden oluyoruz. Ama yine de biz hukuk diyoruz. Adalet diyoruz. Çünkü başkaca bildiğimiz bir yol yok.

    Kenan Evren yargılandı, ceza aldı ama cezası uygulanmadı, kısa süre sonra da öldü? Ölümünü duyduğunda ne hissettin?

    Sürekli şunu söylüyorum. Bizim tek bir dileğimiz gerçek oldu hayatta. “Kenan Evren ölmesin”. Ama biz istedik ki ölmesin de yargılansın. Kenan Evren’in yargılanması için Geçici 15. Maddenin kalkması gerekiyordu. Bu 12 Eylül referandumu ile olanaklı hale geldi. Kalktı, biz ve bizim gibi aileler suç duyurusunda bulundular. Yargılama başladı. Karar çıktı, uygulanmadı. Kenan Evren öldü. Devlet töreni ve apoletleriyle gömüldü. Geçen sene de bize zamanaşımı kararı geldi.

    Zaten aslında babamın davası zamanaşımına uğramış. Geçici 15. Maddenin kalkması da, bizim dava açmamız da gereksizmiş. Matematiksel olarak mümkün değilmiş zaten onları suçlu kılmak. Lütfen dilek dilemeyelim. Kenan ölmesin dedik dedik öldürmedik. 100 yaşına kadar yaşadı. Yaşamak denirse tabi ona.

    Kenan Evren öldü. Yattığı yere giden yok. Babamın küçük bahçesi çiçekler içerisinde.  Amcam babama bir mektup yazmış; ‘Aralık kalan gözlerinden öpüyorum kardeşim’ demiş. Bu hayatta kardeş sevgisi ne demek tatmış bir insan olarak söylüyorum ki, bir insanın bu cümleyi yazması kadar acı çok az şey vardır. Sebebi olanlara ah ediyorum. Babamı ise kalın kara bıyıklarından, gülen gözlerinden öpüyorum. En azından hayal ediyorum. Hayali bile mis kokuyor.

  • Eylül 2017 Medya Gözlem Raporu

    Can Irmak Özinanır ve Canberk Gürer / HALA GAZETECİYİZ

    Türkiye’de özgür bir medya ortamının var olduğu dönemlerden bahsetmek biraz zordur. Basın ve genel olarak kitle medyası her zaman devlet, sermaye ve çeşitli güç odaklarının baskısı altında olmuştur. Bu baskının yapısal boyutlarının yanısıra ülkenin siyasal kültürüne içkin boyutları da olduğunu söylemek lazım. Osmanlı Devleti’nde basının doğumundan beri neredeyse her iktidar, iktidarını sağlamlaştırmanın bir bölümü olarak medya ve akademi üzerinde baskı oluşturmayı bir yöntem olarak benimsemiştir. Ancak bazı olaylar, medya üzerindeki baskının artmasında dönüm noktası kabul edilebilir. 15 Temmuz darbe girişimi bu tür bir dönüm noktası olmuştur. Darbecilerin ilk hedeflerinden biri medya olmuş ve darbenin püskürtülmesinde medya ciddi bir rol oynamış olmasına rağmen, AKP hükümeti tarafından darbe girişimine karşı başlatıldığı söylenen Olağanüstü Hâl’in (OHAL) de ilk hedeflerinden biri medya olmuştur. 20 Temmuz’da ilan edilen OHAL’den bir hafta sonra 27 Temmuz 2016 tarihli 668 Sayılı KHK ile 45 gazete, 16 televizyon, 15 dergi, 3 haber ajansı, 23 radyo, 29 yayınevi ve dağıtım şirketi kapatıldı (ÇGD raporu, Temmuz-Eylül 2016). Bunun ardından ise yaygın tutuklamalar ve medya üzerindeki baskılar başladı.  Bu raporda, medya üzerindeki baskıların bir bölümü aydınlatılmaya çalışılıyor. Verilerin çoğu 15 Temmuz 2016-Eylül 2017 arasını ele alıyor, birikimli veriye ulaşılamadığı durumlarda ise Eylül ayı itibariyle durum raporlanıyor. 

    Basın kartı sahibi gazeteci sayısı (Eylül 2017 itibarıyla)

    Göreve bağlı basın kartı: 9734

    Süreli basın kartı: 5497

    Serbest basın kartı: 43

    Basın şeref kartı sahibi: 81

    Toplam:  15.355

    Veriler, TBMM Plan Bütçe Komisyonu 26. Dönem 3. Yasama yılı 1/11/2017 tarihli toplantı tutanağından elde edilmiştir.

    Karasal, uydu ve kablo ortamlarında yayın yapan radyo ve televizyon sayısı (Eylül 2017 itibarıyla)

    Toplam: 1792

    Veriler, TBMM Plan Bütçe Komisyonu 26. Dönem 3. Yasama yılı 1/11/2017 tarihli toplantı tutanağından elde edilmiştir.

    Gözaltına alınan gazeteci sayısı (Temmuz 2016-Eylül 2017)

    Erkek: 271

    Kadın: 15

    Toplam: 286

    Veriler Gazeteciler Cemiyeti, Çağdaş Gazeteciler Derneği ve Bianet’in medya gözlem raporlarından karşılaştırmalı olarak elde edilmiştir.

    İşten çıkarılan gazeteci sayısı (Temmuz 2016-Eylül 2017)

    Toplam: 2988

    Veriler Çağdaş Gazeteciler Derneği ve Bianet’in medya gözlem raporlarından karşılaştırmalı olarak elde edilmiştir.

    Hakkında adli işlem yapılan gazeteci sayısı (Eylül 2017)

    Sanık: 68

    Şüpheli: 35

    Hükümlü: 19

    Toplam tutuklu: 122

    Toplam yargılanan: 296

    Veriler Bianet’in medya gözlem raporlarından elde edilmiştir.

    Fiziksel şiddet, tehdit ve saldırı girişimine uğrayan gazeteci sayısı (Temmuz-Eylül 2017)

    Toplam :10

    Veriler Bianet’in medya gözlem raporlarından elde edilmiştir.

    Erişim engeli getirilen haber ve yazı sayısı (Temmuz 2016-Eylül 2017)

    Toplam: 1507

    Veriler Gazeteciler Cemiyeti ve Bianet’in medya gözlem raporlarından karşılaştırmalı olarak elde edilmiştir.

     

    Akreditasyon engeli ayrımcılığı (Temmuz 2016-Eylül 2017)

    Toplam: 5

    Veriler Gazeteciler Cemiyeti ve Bianet’in medya gözlem raporlarından karşılaştırmalı olarak elde edilmiştir.

    Olağanüstü Hal kapsamında yayınlanan Kanun Hükmünde Kararnameler ve 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca kurulan komisyon kararıyla kapatılan haber ajansı, televizyon, radyo, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanalı sayısı (Temmuz 2016-Eylül 2017)

    Haber ajansları: 6

    Televizyon: 33

    Radyo: 37

    Gazete: 65

    Dergi: 20

    Yayınevi ve dağıtım kanalı: 29

    Veriler, TBMM Plan Bütçe Komisyonu 26. Dönem 3. Yasama yılı 1/11/2017 tarihli toplantı tutanağı ve ilgili Kanun Hükmünde Kararnamelerden elde edilmiştir.

    (KHK’lere ilişkin inceleme raporu aşağıda yer almaktadır.)

    Radyo Televizyon Üst Kurulu’na gelen vatandaş bildirimleri (Ocak 2017-Eylül 2017)

    Toplam: 125.482

    Veriler, TBMM Plan Bütçe Komisyonu 26. Dönem 3. Yasama yılı 1/11/2017 tarihli toplantı tutanağı ve ilgili Kanun Hükmünde Kararnamelerden elde edilmiştir.

    Medya sahipliğindeki durum (Eylül 2017 itibariyle)

    Doğuş Medya Grubu

    Sahibi: Filiz Şahenk, Deniz Şahenk, Ferit Şahenk

    Medya organları: NTV, NTV Radyo, Star, Kral FM

    Hükümete yakınlığı: Doğrudan hükümete bağlı değil ancak Gezi eylemlerinden beri hükümete yakın bir çizgi izlemeye çalışıyor.

    Diğer sektörler: Bankacılık ve finans, otomotiv, enerji, inşaat, yiyecek-içecek

    Turkuvaz Medya Grubu

    Sahibi: Ömer Faruk Kalyoncu

    Medya organları: Sabah, Takvim, Atv, Ahaber, Sabah.com.tr, Ahaber radyo, Yeni Asır

    Hükümete yakınlığı: Hükümet yanlısı

    Diğer sektörler: İnşaat, enerji

    Doğan Medya Grubu

    Sahibi: Aydın Doğan, Arzuhan Yalçındağ, Vuslat Sabancı, Hanzade Doğan Boyner

    Medya organları: Hürriyet, Posta, Kanal D, CNN Türk, hürriyet.com.tr, Radyo D, Radyo CNN Türk.

    Hükümete yakınlığı: Doğrudan yakınlığı yok, yer yer muhalif yayınlar da yaptı ve terör suçlamalarına maruz kaldı. Bir süredir hükümeti fazla rahatsız etmeyen yayınlar yapmaya çalışıyor.

    Diğer sektörler: Enerji, perakende, sanayi, gayrimenkul, otomotiv pazarlama, turizm ve finans.

    Hayat Görsel Yayıncılık A.Ş.

    Sahibi: Zekeriya Karaman, Mustafa Çelik, İsmail Karahan, Ahmet Hüküm

    Medya organları: Kanal 7, haber7.com, Radyo 7

    Hükümete yakınlığı: Hükümet yanlısı

    Diğer sektörler:  –

    Demirören Holding

    Sahibi: Erdoğan Demirören, Yıldırım Demirören, Fikret Tayfun Demirören, Meltem Oktay

    Medya organları: Milliyet, Vatan, milliyet.com.tr

    Hükümete yakınlığı: Doğrudan hükümet yanlısı değil, muhalif de değil. Hükümetle bir haber sebebiyle anlaşmazlığa düştükleri ve doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Erdoğan Demirören’in azarlanarak ağlatıldığı iddiaları gündeme gelmişti.

    Diğer sektörler: Enerji, perakende, turizm, limancılık, eğitim, inşaat.

    Ciner Yayın Holding

    Sahibi: Turgay Ciner

    Medya organları: Habertürk, Show Tv, haberturk.com

    Hükümete yakınlığı: Doğrudan hükümet yanlısı değil, muhalif de değil. Bazen hükümetle anlaşmazlıklarıyla gündeme gelse de genel olarak hükümeti rahatsız etmeyen bir yayın çizgisi tutturmaya çalışıyor.

    Diğer sektörler: Enerji ve madencilik, inşaat, medikal, turizm, liman işletmeciliği, deniz ve hava taşımacılığı, sigorta, cam üretimi.

    Estetik Yayıncılık A.Ş.

    Sahibi: Burak Akbay

    Medya organları: Sözcü, sozcu.com.tr, Açık Mert Korkusuz, Açık Mert Korkusuz Spor gazetesi.

    Hükümete yakınlığı: Hükümete muhalif

    Diğer sektörler: –

    Albayrak Medya Grubu

    Sahibi: Ahmet Albayrak, Bayram Albayrak, Nuri Albayrak, Kazım Albayrak, Mustafa Albayrak, Muzaffer Albayrak

    Medya organları: Yeni Şafak, TVNET, Tempo Türk TV.

    Hükümete yakınlığı: Hükümet yanlısı

    Diğer sektörler: Savunma sanayii, turizm, inşaat, madencilik, taşımacılık

    ES Medya

    Sahibi: Kısa bir süre öncesine kadar Ethem Sancak, Ağustos 2017’den itibaren Hasan Yeşildağ.

    Medya organları: Akşam, Güneş, Star, 24 TV, 360 TV, Kanal 4, Alem Fm, Lig Radyo

    Hükümete yakınlığı: Hükümet yanlısı

    Diğer sektörler: Taşıt araçları, askeri taşıt araçları

    İhlas Grubu

    Sahibi: Ahmet Mücahit Ören

    Medya organları: Türkiye, TGRT Haber TV, TGRT Belgesel TV, TGRT FM.

    Hükümete yakınlığı: Hükümet yanlısı

    Diğer sektörler: İnşaat, gayrımenkul, turizm, ticaret, yemek, sağlık ve eğitim.

    Veriler http://turkey.mom-rsf.org/tr adresinde bulunan Media Ownership Monitor Türkiye projesi ile mevcut durumun karşılaştırılması ile elde edilmiştir.

    Bağımsız gazeteler

    Basın İlan Kurumu verilerine göre Türkiye’de yaygın gazeteler arasında hükümet ve sermayeye uzaklık bakımından bağımsız sayılabilecek gazeteler şunlar olarak belirlenmiştir.

    Cumhuriyet (Solcu, liberal)

    Dokuz Sütun (Sağcı-milliyetçi)

    Günboyu (Sağcı-milliyetçi)

    Sözcü (Kemalist)

    Türkiye’de Yeniçağ (Sağcı-milliyetçi)

    Evrensel (Solcu)

    Halkın Gazetesi Birgün (Solcu)

    Yeni Mesaj (Sağcı, milliyetçi, dindar)

    Yurt (Solcu, Kemalist)

    Olağanüstü Hal Kapsamında Yayınlanan Kanun Hükmünde Kararnamelere İlişkin İnceleme

    15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe girişiminin ardından 20 Temmuz 2016 tarihinde 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde olağanüstü hal ilan edilmiştir. Bu kapsamda, 23 Temmuz 2016 tarihinden 25 Ağustos 2017 tarihine kadar 27 adet Olağanüstü Hal Kapsamında Kanun Hükmünde Kararname (KHK) yayınlanmıştır. Bu KHK’ler ile çok sayıda kamu görevlisi kamu görevinden çıkarılmış, öğrencilerin öğrencilikle ilişiği kesilmiş, özel sağlık kurum ve kuruluşları, özel öğretim kurum ve kuruluşları ile özel öğrenci yurtları ve pansiyonları, vakıf ve dernekler ile bunların iktisadi işletmeleri, vakıf yükseköğretim kurumları, sendika, federasyon ve konfederasyonlar, özel radyo ve televizyon kuruluşları ile gazete ve dergiler ile yayınevi ve dağıtım kanalları kapatılmıştır.

    Bu kapsamda, 27 Temmuz 2016 tarihinde yayınlanan 668 sayılı KHK ile 3 haber ajansı, 16 televizyon, 23 radyo, 45 gazete, 15 dergi ve 29 yayınevi ve dağıtım kanalı; 29 Ekim 2016 tarihinde yayınlanan 675 sayılı KHK ile 2 haber ajansı, 10 televizyon ve 3 dergi; 22 Kasım 2016 tarihinde yayınlanan 677 sayılı KHK ile 1 radyo, 7 gazete ve 1 dergi; 23 Ocak 2017 tarihinde yayınlanan 683 sayılı KHK ile 2 televizyon; 29 Nisan 2017 tarihinde yayınlanan 689 sayılı KHK ile 1 gazete ve 1 dergi; 25 Ağustos 2017 tarihinde yayınlanan 693 sayılı KHK ile 1 haber ajansı ve 2 gazete olmak üzere toplam 6 haber ajansı, 18 televizyon, 24 radyo, 65 gazete, 20 dergi ve 29 yayınevi ve dağıtım kanalı kapatılmıştır. Kapatılan kurumlardan 1 televizyon, 3 radyo, 17 gazete izleyen KHK’ler ile yeniden açılmıştır.

    Bunun yanında, 27 Temmuz 2016 tarihinde yayınlanan 668 sayılı KHK ile Milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen yapı, oluşum veya gruplara ya da terör örgütlerine aidiyeti veya iltisakı ya da bunlarla irtibatı olan özel radyo ve televizyon kuruluşları ile gazete ve dergiler, yayınevi ve dağıtım kanallarını kapatmakla yetkili bir komisyonun kurulması karara bağlanmıştır. 17 Ağustos 2016 tarihinde yayınlanan 670 sayılı KHK ile KHK’ler gereğince kapatılmış özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanallarının devir işlemlerine dair işlemler hükme bağlanmıştır; 671 sayılı KHK ile Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı kapatılmıştır. 6 Ocak 2017 tarihinde yayınlanan 680 sayılı KHK, 9 Şubat 2017 tarihinde yayınlanan 687 sayılı KHK ve 29 Nisan 2017 tarihinde yayınlanan 690 sayılı KHK ile 2954 sayılı Türkiye Radyo ve Televizyon Kanununun ve 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanununun çeşitli hükümleri değiştirilmiştir.

    Kapatılan Haber Ajansları

    Adı İli Karar Sayısı Tarih
    Cihan Haber Ajansı KHK/668 27.07.2016
    Muhabir Haber Ajansı KHK/668 27.07.2016
    SEM Haber Ajansı KHK/668 27.07.2016
    DİHA (Dicle Haber Ajansı) İstanbul KHK/675 29.10.2016
    Jin Haber Ajansı Diyarbakır KHK/675 29.10.2016
    DİHABER – Dicle Medya Haber Ajansı Diyarbakır KHK/693 25.08.2017

    Kapatılan Televizyonlar

    Adı Karar Sayısı Tarih Yeniden Açılma Kararı – Tarihi
    Barış TV KHK/668 27.07.2016
    Bugün TV KHK/668 27.07.2016
    Can Erzincan TV KHK/668 27.07.2016
    Dünya TV KHK/668 27.07.2016
    Hira TV KHK/668 27.07.2016
    Irmak TV KHK/668 27.07.2016
    Kanal 124 KHK/668 27.07.2016
    Kanaltürk KHK/668 27.07.2016
    MC TV KHK/668 27.07.2016
    Mehtap TV KHK/668 27.07.2016
    Merkür TV KHK/668 27.07.2016
    Samanyolu Haber KHK/668 27.07.2016
    Samanyolu TV KHK/668 27.07.2016
    SRT Televizyonu KHK/668 27.07.2016 KHK/675 – 29.10.2016
    Tuna Shopping TV KHK/668 27.07.2016
    Yumurcak TV KHK/668 27.07.2016
    on4 KHK/683 23.01.2017
    Kanal 12 KHK/683 23.01.2017

    Kapatılan Radyolar

    Adı Karar Sayısı Tarih Yeniden Açılma Kararı – Tarihi
    Aksaray Mavi Radyo KHK/668 27.07.2016
    Aktüel Radyo KHK/668 27.07.2016
    Berçin FM KHK/668 27.07.2016
    Burç FM KHK/668 27.07.2016
    Cihan Radyo KHK/668 27.07.2016
    Dünya Radyo KHK/668 27.07.2016
    Esra Radyo KHK/668 27.07.2016
    Haber Radyo Ege KHK/668 27.07.2016
    Herkül FM KHK/668 27.07.2016
    Jest FM KHK/668 27.07.2016
    Kanaltürk Radyo KHK/668 27.07.2016
    Radyo 59 KHK/668 27.07.2016 KHK/693 – 25.08.2017
    Radyo Aile Rehberi KHK/668 27.07.2016
    Radyo Bamteli KHK/668 27.07.2016
    Radyo Cihan KHK/668 27.07.2016
    Radyo Fıkıh KHK/668 27.07.2016
    Radyo Küre KHK/668 27.07.2016
    Radyo Mehtap KHK/668 27.07.2016
    Radyo Nur KHK/668 27.07.2016
    Radyo Şimşek KHK/668 27.07.2016
    Samanyolu Haber Radyosu KHK/668 27.07.2016
    Umut FM KHK/668 27.07.2016 KHK/675 – 29.10.2016
    Yağmur FM KHK/668 27.07.2016 KHK/675 – 29.10.2016
    Batman FM KHK/677 22.11.2016

    Kapatılan Gazeteler

    Adı İli Karar Sayısı Tarih Yeniden Açılma Kararı – Tarihi
    Adana Haber Gazetesi Adana KHK/668 27.07.2016
    Adana Medya Gazetesi Adana KHK/668 27.07.2016
    Akdeniz Türk Adana KHK/668 27.07.2016
    Şuhut’un Sesi Gazetesi Afyonkarahisar KHK/668 27.07.2016 KHK/679 – 6.01.2017
    Kurtuluş Gazetesi Afyonkarahisar KHK/668 27.07.2016 KHK/675 – 29.10.2016
    Lider Gazetesi Afyonkarahisar KHK/668 27.07.2016 KHK/675 – 29.10.2016
    İscehisar Durum Gazetesi Afyonkarahisar KHK/668 27.07.2016 KHK/675 – 29.10.2016
    Türkeli Gazetesi Afyonkarahisar KHK/668 27.07.2016 KHK/679 – 6.01.2017
    Antalya Gazetesi Antalya KHK/668 27.07.2016
    Yerel Bakış Gazetesi Aydın KHK/668 27.07.2016
    Nazar Aydın KHK/668 27.07.2016
    Batman Gazetesi Batman KHK/668 27.07.2016 KHK/679 – 6.01.2017
    Batman Postası Gazetesi Batman KHK/668 27.07.2016
    Batman Doğuş Gazetesi Batman KHK/668 27.07.2016
    Bingöl Olay Gazetesi Bingöl KHK/668 27.07.2016 KHK/675 – 29.10.2016
    İrade Gazetesi Hatay KHK/668 27.07.2016
    İskenderun Olay Gazetesi Hatay KHK/668 27.07.2016
    Ekonomi İstanbul KHK/668 27.07.2016
    Ege’de Son Söz Gazetesi İzmir KHK/668 27.07.2016 KHK/675 – 29.10.2016
    Demokrat Gebze Kocaeli KHK/668 27.07.2016
    Kocaeli Manşet Kocaeli KHK/668 27.07.2016
    Bizim Kocaeli Kocaeli KHK/668 27.07.2016
    Haber Kütahya Gazetesi Kütahya KHK/668 27.07.2016
    Gediz Gazetesi Kütahya KHK/668 27.07.2016
    Zafer Gazetesi Kütahya KHK/668 27.07.2016 KHK/679 – 6.01.2017
    Hisar Gazetesi Kütahya KHK/668 27.07.2016 KHK/679 – 6.01.2017
    Turgutlu Havadis Gazetesi Manisa KHK/668 27.07.2016
    Milas Feza Gazetesi Muğla KHK/668 27.07.2016
    Türkiye’de Yeni Yıldız Gazetesi Niğde KHK/668 27.07.2016 KHK/679 – 6.01.2017
    Hakikat Gazetesi Sivas KHK/668 27.07.2016 KHK/675 – 29.10.2016
    Urfa Haber Ajansı Gazetesi Şanlıurfa KHK/668 27.07.2016
    Ajans 11 Gazetesi Şanlıurfa KHK/668 27.07.2016
    Yeni Emek Tekirdağ KHK/668 27.07.2016
    Banaz Postası Gazetesi Uşak KHK/668 27.07.2016
    Son Nokta Gazetesi Uşak KHK/668 27.07.2016
    Merkür Haber Gazetesi Van KHK/668 27.07.2016
    Millet Gazetesi KHK/668 27.07.2016
    Bugün Gazetesi KHK/668 27.07.2016
    Meydan Gazetesi KHK/668 27.07.2016
    Özgür Düşünce Gazetesi KHK/668 27.07.2016
    Taraf KHK/668 27.07.2016
    Yarına Bakış KHK/668 27.07.2016
    Yeni Hayat KHK/668 27.07.2016
    Zaman Gazetesi KHK/668 27.07.2016
    Today’s Zaman KHK/668 27.07.2016
    Özgür Gündem Gazetesi İstanbul KHK/675 29.10.2016
    Azadiya Welat Gazetesi Diyarbakır KHK/675 29.10.2016
    Yüksekova Haber Gazetesi Hakkâri KHK/675 29.10.2016
    Batman Çağdaş Gazetesi Batman KHK/675 29.10.2016 KHK/679 – 6.01.2017
    Cizre Postası Gazetesi Şırnak KHK/675 29.10.2016
    İdil Haber Gazetesi Şırnak KHK/675 29.10.2016 KHK/679 – 6.01.2017
    Güney Expres Gazetesi Şırnak KHK/675 29.10.2016
    Prestij Haber Gazetesi Van KHK/675 29.10.2016 KHK/679 – 6.01.2017
    Urfanatik Gazetesi Şanlıurfa KHK/675 29.10.2016 KHK/679 – 6.01.2017
    Kızıltepe’nin Sesi Gazetesi Mardin KHK/675 29.10.2016 KHK/679 – 6.01.2017
    Ekspres Gazetesi Adana KHK/677 22.11.2016
    Türkiye Manşet Gazetesi Çorum KHK/677 22.11.2016
    Dağyeli Gazetesi Hatay KHK/677 22.11.2016
    Akis Gazetesi Kütahya KHK/677 22.11.2016
    İpekyolu Gazetesi Ordu KHK/677 22.11.2016
    Son Dakika Gazetesi İzmir KHK/677 22.11.2016
    Yedigün Gazetesi Ankara KHK/677 22.11.2016
    Van İpekyolu Haber Gazetesi Van KHK/689 29.04.2017
    Rojeva Medya Gazetesi Diyarbakır KHK/693 25.08.2017
    Gazete Şujin Diyarbakır KHK/693 25.08.2017

    Kapatılan Dergiler

    Adı İli Karar Sayısı Tarih
    Akademik Araştırmalar Dergisi KHK/668 27.07.2016
    Aksiyon KHK/668 27.07.2016
    Asya Pasifik (PASİAD) Dergisi KHK/668 27.07.2016
    Bisiklet Çocuk Dergisi KHK/668 27.07.2016
    Diyalog Avrasya Dergisi KHK/668 27.07.2016
    Ekolife Dergisi KHK/668 27.07.2016
    Ekoloji Dergisi KHK/668 27.07.2016
    Fountain Dergisi KHK/668 27.07.2016
    Gonca Dergisi KHK/668 27.07.2016
    Gül Yaprağı Dergisi KHK/668 27.07.2016
    Nokta KHK/668 27.07.2016
    Sızıntı KHK/668 27.07.2016
    Yağmur Dergisi KHK/668 27.07.2016
    Yeni Ümit KHK/668 27.07.2016
    Zirve Dergisi KHK/668 27.07.2016
    Tiroj Dergisi KHK/675 29.10.2016
    Evrensel Kültür Dergisi KHK/675 29.10.2016
    Özgürlük Dünyası Dergisi KHK/675 29.10.2016
    Haberexen Dergisi Samsun KHK/677 22.11.2016
    Bağımsızlık, Demokrasi, Sosyalizm için Yürüyüş Dergisi İstanbul KHK/689 29.04.2017

    Kapatılan Yayınevleri ve Dağıtım Kanalları

    Adı Karar Sayısı Tarih
    Altın Burç Yayınları KHK/668 27.07.2016
    Burak Basın Yayın Dağıtım KHK/668 27.07.2016
    Define Yayınları KHK/668 27.07.2016
    Dolunay Eğitim Yayın Dağıtım KHK/668 27.07.2016
    Giresun Basın Yayın Dağıtım KHK/668 27.07.2016
    Gonca Yayınları KHK/668 27.07.2016
    Gülyurdu Yayınları KHK/668 27.07.2016
    GYV Yayınları KHK/668 27.07.2016
    Işık Akademi KHK/668 27.07.2016
    Işık Özel Eğitim Yayınları KHK/668 27.07.2016
    Işık Yayınları KHK/668 27.07.2016
    İklim Basın Yayın Pazarlama KHK/668 27.07.2016
    Kaydırak Yayınları KHK/668 27.07.2016
    Kaynak Yayınları KHK/668 27.07.2016
    Kervan Basın Yayıncılık KHK/668 27.07.2016
    Kuşak Yayınları KHK/668 27.07.2016
    Muştu Yayınları KHK/668 27.07.2016
    Nil Yayınları KHK/668 27.07.2016
    Rehber Yayınları KHK/668 27.07.2016
    Sürat Basım Yayın Reklamcılık ve Eğitim Araçları KHK/668 27.07.2016
    Sütun Yayınları KHK/668 27.07.2016
    Şahdamar Yayınları KHK/668 27.07.2016
    Ufuk Basın Yayın Haber Ajans Pazarlama KHK/668 27.07.2016
    Ufuk Yayınları KHK/668 27.07.2016
    Waşanxaneya Nil KHK/668 27.07.2016
    Yay Basın Dağıtım Paz. Reklamcılık KHK/668 27.07.2016
    Yeni Akademi Yayınları KHK/668 27.07.2016
    Yitik Hazine Yayınları KHK/668 27.07.2016
    Zambak Basım Yayın Eğitim Turizm KHK/668 27.07.2016

     

    Yasal Değişiklikler

     

    27 Temmuz 2016 ÇARŞAMBA

     

    Karar Sayısı: KHK/668

     

    Alınan tedbirler

     

    MADDE 2-

     

    (3) Kapatılan gazete ve dergiler, yayınevi ve dağıtım kanalları ile özel radyo ve televizyon kuruluşlarına ait olan taşınırlar ve her türlü mal varlığı, alacak ve haklar, belge ve evrak Hazineye bedelsiz olarak devredilmiş sayılır, bunlara ait taşınmazlar tapuda re’sen Hazine adına her türlü kısıtlama ve taşınmaz yükünden ari olarak tescil edilir. Bunların her türlü borçlarından dolayı hiçbir şekilde Hazineden bir hak ve talepte bulunulamaz. Devre ilişkin işlemler ilgili tüm kurumlardan gerekli yardımı almak suretiyle Maliye Bakanlığı tarafından yerine getirilir.

     

    (4) Milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen yapı, oluşum veya gruplara ya da terör örgütlerine aidiyeti veya iltisakı ya da bunlarla irtibatı olan ve ekli (2) ve (3) sayılı listelerde yer almayan özel radyo ve televizyon kuruluşları ile gazete ve dergiler, yayınevi ve dağıtım kanalları, ilgili bakan tarafından oluşturulacak komisyonun teklifi üzerine ilgili bakan onayı ile kapatılır. Bu fıkra kapsamında kapatılan kurum ve kuruluşlar hakkında da üçüncü fıkra hükümleri uygulanır.

     

    17 Ağustos 2016 ÇARŞAMBA

     

    Karar Sayısı: KHK/670

     

    Devir işlemlerine ilişkin tedbirler

     

    MADDE 5- (1) 20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan Kanun Hükmünde Kararnameler gereğince kapatılan ve Vakıflar Genel Müdürlüğüne veya Hazineye devredilen kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanallarının her türlü taşınır, taşınmaz, malvarlığı, alacak ve hakları ile belge ve evraklarının (devralınan varlık);  her türlü tespit işlemini yapmaya, kapsamını belirlemeye, idare etmeye, avans dahil her türlü alacak, senet, çek ve diğer kıymetli evraka ilişkin olarak dava ve icra takibi ile diğer her türlü işlemi yapmaya, devralınan varlıklarla ilgili olup kanaat getirici defter, kayıt ve belgelerle tevsik edilen borç ve yükümlülükleri tespite ve hiçbir şekilde devralınan varlıkların değerini geçmemesi, ek mali külfet getirmemesi, kefaletten doğmaması ve Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ/PDY)’ne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olmayan kişilerle gerçek mal veya hizmet ilişkisine dayanması şartıyla bu varlıkların değerlendirilmesi suretiyle bunları uygun bir takvim dahilinde ödemeye, kapatılan kurum ve kuruluşların taahhüt ve garanti ettiği ancak vermediği mal ve hizmet bedellerinin ödemesini durdurmaya veya ödemeye, tahsili mümkün olmadığı anlaşılan veya tahsilinde ve takibinde yarar bulunmayan hak ve alacaklar ile taahhüt ve garantilerin tahsilinden vazgeçmeye, her türlü sulh işlemini yapmaya, devralınan varlıklarla ilişkili kredi veya gerçek bir mal veya hizmet ilişkisine dayanan borçlar nedeniyle konulmuş ve daha önce kaldırılmış takyidatları kredinin veya borcun ödenebilmesini sağlamak amacıyla kaldırıldığı andaki koşullarla tekrar koydurmaya ve ihyaya, menkul rehinleri dikkate almaya, devralınan varlıklara konulan takyidatların sınırlarını belirlemeye ve kaldırmaya, finansal kiralama dahil sözleşmelerin feshine veya devamına karar vermeye, devralınan varlıkların idaresi, değerlendirilmesi, elden çıkarılması için gerekli her türlü tedbiri almaya,  gerektiğinde devralınan varlıkların tasfiyesi veya satışı amacıyla uygun görülen kamu kurum ve kuruluşlarına devretmeye, devir kapsamında olmadığı belirlenen varlıkları iadeye, kapatılanların gerçek kişiye ait olması halinde devralınacak varlıkların kapsamını belirlemeye, tereddütleri gidermeye, uygulamaları yönlendirmeye, bütün bu işlemleri yapmak amacıyla usul ve esasları belirlemeye, vakıflar yönünden Vakıflar Genel Müdürlüğü, diğerleri yönünden Maliye Bakanlığı yetkilidir.

     

    (2) Bu madde kapsamında devralınan varlıklardan nakit ve diğer hazır değerler emanet, diğer varlıklar ise nazım hesaplarda izlenir. Nazım hesaplarda izlenen varlıklardan elden çıkarılanların tutarı emanet hesaplarına alınır. Ödenmesine karar verilen borçlar bu emanetlerden ödenerek kalan tutar bütçeye gelir kaydedilir.

     

    (3) Kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanallarının bağlı oldukları şirketlerin faaliyetleri sonlandırılarak ticari sicil kayıtları resen terkin edilir. Bunların devralınan varlıkları dışındaki varlıkları da Hazineye bedelsiz devredilmiş sayılır. Bu durumda şirketlere daha önce atanmış kayyımlar tasfiye memuru olarak görevlendirilebilir veya bu şirketlere tasfiye memuru atanabilir. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye ve birinci fıkrada yer alan hususları bu şekilde devralınan varlıklar için de uygulamaya Maliye Bakanlığı yetkilidir.

     

    (4) Birinci fıkra kapsamında tespite konu edilebilecek borç ve yükümlülüklere ilişkin olarak hak iddiasında bulunanlarca bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altmış günlük hak düşürücü süre içerisinde ilgili idaresine kanaat getirici defter, kayıt ve belgelerle müracaat edilir. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra yapılacak kapatma işlemlerinde ise altmış günlük süre kapatma tarihinden itibaren başlar.

     

    (5) Borçların ödenmesinde; malvarlığının aynından doğan vergi borçları, rehinli alacaklar, çalışanların sigorta primleri, kamu idarelerine ödenmesi gereken vergi, resim, harç, fon kesintisi, pay gibi borçlar, enerji, iletişim ve su kullanım borçları, çeşidine bakılmaksızın beşyüz Türk Lirasını geçmeyen borçlar ve diğerleri şeklinde sıralama esas alınır.

     

    (6) 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri gereğince kapatılan vakıflara ait olup mülkiyetleri Vakıflar Genel Müdürlüğüne intikal eden taşınmazlar üzerinde bulunan eğitim tesisleri kamu kurum ve kuruluşlarına bedelsiz, özel hukuk tüzel kişilerine ise bedeli karşılığında tahsis edilebilir.

     

    (7) Kamu kurum ve kuruluşları, gerçek ve tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan kuruluşlar bu madde kapsamında istenilecek bilgi ve belgeleri onbeş gün içerisinde vermek zorundadır. Bu çerçevede talepte bulunulanlar özel kanunlarda yazılı hükümleri ileri sürerek bilgi ve belge vermekten kaçınamazlar.

     

    17 Ağustos 2016 ÇARŞAMBA

     

    Karar Sayısı: KHK/671

     

    Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna İlişkin Hükümler

     

    MADDE 20- 4/5/2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi yürürlükten kaldırılmış ve aynı fıkranın (c) ve (ı) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

     

    “c) Başkan: Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanını,”

     

    “ı) Kurum: Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunu,”

     

    MADDE 21- 5651 sayılı Kanunun;

     

    a) 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Başkanlık” ibaresi “Başkan” şeklinde değiştirilmiştir.

     

    b) 4 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “Başkanlığın” ibaresi “Kurumun” şeklinde, “Başkanlığa” ibaresi “Kuruma” şeklinde ve “Başkanlıkça” ibaresi “Kurum tarafından” şeklinde değiştirilmiştir.

     

    c) 5 inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “Başkanlığın” ibaresi “Kurumun” şeklinde, “Başkanlığa” ibaresi “Kuruma” şeklinde, “Başkanlıkça” ibaresi “Kurum tarafından” şeklinde ve aynı maddenin altıncı fıkrasında yer alan  “Başkanlık” ibaresi “Başkan” şeklinde değiştirilmiştir.

     

    ç) 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan “Başkanlığın” ibaresi “Kurumun” şeklinde, “Başkanlığa” ibaresi “Kuruma” şeklinde, “Başkanlıkça” ibaresi “Kurum tarafından” şeklinde ve aynı maddenin üçüncü fıkrasında yer alan “Başkanlık” ibaresi “Başkan” şeklinde değiştirilmiştir.

     

    d) 8 inci maddesinin üçüncü, yedinci, sekizinci ve onüçüncü fıkralarında yer alan “Başkanlığa” ibareleri “Kuruma” şeklinde, dördüncü, altıncı ve onbirinci fıkralarında yer alan “Başkanlık” ibareleri “Başkan” şeklinde, onüçüncü fıkrasında yer alan “Başkanlıkça” ibaresi “Kurum tarafından” şeklinde ve ondördüncü fıkrasında yer alan “Telekomünikasyon İletişim Başkanlığına” ibaresi “Kuruma” şeklinde değiştirilmiş ve onbirinci fıkrasında yer alan “ise Başkanlığın talebi üzerine” ibaresi ile onikinci fıkrasında yer alan “Başkanlık veya” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır.

     

    e) 8/A maddesinin birinci, ikinci ve dördüncü fıkralarında yer alan “Başkanlık” ibareleri “Başkan” şeklinde değiştirilmiş ve aynı maddenin beşinci fıkrasına “yer sağlayıcılara” ibaresinden sonra gelmek üzere “Başkan tarafından” ibaresi eklenmiştir.

     

    f) 9/A maddesinin birinci ve beşinci fıkralarında yer alan “Başkanlığa” ibareleri “Kuruma” şeklinde, üçüncü ve altıncı fıkralarında yer alan “Başkanlık” ibareleri “Başkan” şeklinde ve sekizinci fıkrasında yer alan “Başkanlık” ibaresi “Kurum” şeklinde değiştirilmiş, dokuzuncu fıkrasında yer alan “Başkanlık tarafından,” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır.

     

    g) 10 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “bünyesinde bulunan Başkanlıkça” ibaresi “tarafından” şeklinde, ikinci ve dördüncü fıkralarında yer alan “Başkanlığın” ibareleri “Kurumun” şeklinde, üçüncü fıkrasında yer alan “Başkanlığa” ibaresi “Kuruma” şeklinde, dördüncü fıkrasının (d) bendinde yer alan “bu Kanunun 8 inci maddesinin birinci fıkrasında” ibaresi “bu Kanunun 8 inci maddesi ile 8/A maddesinde” şeklinde ve beşinci, altıncı ve yedinci fıkralarında yer alan “Başkanlık” ibareleri “Kurum” şeklinde değiştirilmiş, ikinci fıkrasının ikinci ve üçüncü cümleleri yürürlükten kaldırılmıştır.

     

    ğ) Ek 1 inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı” ibaresi “Kurum” şeklinde değiştirilmiş ve aynı maddenin birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü ve altıncı fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır.

     

    h) Ek 2 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Başkanlığa” ibaresi “Kuruma” şeklinde, “Başkanlıkta” ibaresi “Kurumda” şeklinde ve “yetmiş beşi” ibaresi “ikiyüzelliyi” şeklinde değiştirilmiştir.

     

    MADDE 22- 5651 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

     

    “EK MADDE 3- (1) Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı kapatılmıştır.

     

    (2) Diğer mevzuatta Telekomünikasyon İletişim Başkanlığına yapılan atıflar Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna, Telekomünikasyon İletişim Başkanına yapılan atıflar Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanına yapılmış sayılır.”

     

    MADDE 23- 5651 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

     

    “GEÇİCİ MADDE 4- (1) Telekomünikasyon İletişim Başkanının görevi bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte sona erer ve hakkında 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 18 inci maddesi hükümleri uygulanır. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığında görevli daire başkanlarının görevleri bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte sona erer. Bunlardan daha önce İletişim Uzmanı unvanını ihraz etmiş olanlar Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunda Bilişim Uzmanı kadrolarına atanmış sayılırlar.

     

    (2) Telekomünikasyon İletişim Başkanlığında görevli olup terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olmadığı değerlendirilen personelden İletişim Uzmanı ve İletişim Uzman Yardımcıları, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunda bulunan Bilişim Uzmanı ve Bilişim Uzman Yardımcısı kadrolarına, diğer personel ise Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunda bulunan aynı unvanlı kadrolara başka bir işleme gerek kalmaksızın halen bulundukları kadro derecesiyle atanmış sayılırlar. Bunların atanmış sayıldıkları tarih itibarıyla diğer kanunlardaki hükümlere bakılmaksızın ve başka bir işleme gerek kalmaksızın kadroları ihdas edilmiş ve ilgili mevzuatı uyarınca Kurum kadro cetvellerine eklenmiş sayılır. Bu şekilde atananların Uzman ve Uzman Yardımcılığında geçirdiği süreler atanmış sayıldıkları Kurum kadrolarında geçmiş sayılır.”

     

    MADDE 24- 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanununun ek 7 nci maddesinin onuncu fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

     

    “Bu maddede belirtilen telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişime ilişkin işlemler ile 5271 sayılı Kanunun 135 inci maddesi kapsamında yapılacak dinlemeler, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu bünyesinde tek bir merkezden yürütülür.”

     

    MADDE 25- 5/11/2008 tarihli ve 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanununun 60 ıncı maddesine sekizinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiş ve sonraki fıkra teselsül ettirilmiştir.

     

    “(9) Anayasanın 22 nci maddesinde sayılan sebeplerden biri veya birkaçına bağlı olarak, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Başbakanlık, alınması gereken tedbirleri belirler ve uygulanmak üzere Kuruma bildirir. Kurum Başkanı, Başbakanlığın gerekli gördüğü tedbirlere ilişkin kararını derhal işletmecilere, erişim sağlayıcılara, veri merkezlerine ve ilgili içerik ve yer sağlayıcılara bildirir. Bu kararın gereği, derhal ve kararın bildirilmesi anından itibaren en geç iki saat içinde yerine getirilir. Bu karar, yirmidört saat içinde sulh ceza hâkiminin onayına sunulur. Hâkim kararını kırksekiz saat içinde açıklar, aksi halde karar kendiliğinden kalkar.

     

    (10) Kurum, kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişilerin siber saldırılara karşı korunması ve bu saldırılara karşı caydırıcılık sağlamak için her türlü tedbiri alır veya aldırır.

     

    (11) Kurum, görevi kapsamında ilgili yerlerden bilgi, belge, veri ve kayıtları alabilir ve değerlendirmesini yapabilir; arşivlerden, elektronik bilgi işlem merkezlerinden ve iletişim altyapısından yararlanabilir, bunlarla irtibat kurabilir ve bu kapsamda diğer gerekli önlemleri alabilir veya aldırabilir. Kurum, bu fıkrada belirtilen görevlerin ifasında bakanlıklar, kurum ve kuruluşlar ile işbirliği içerisinde çalışır. Bu kapsamda Kurum tarafından istenen her türlü bilgi ve belge talebi; ilgili bakanlık, kurum ve kuruluşlar tarafından gecikmeksizin yerine getirilir. Bu fıkraya göre bilgi ve belge talebinde bulunulması ve bu taleplerin yerine getirilmesine ilişkin usul ve esaslar ile diğer hususlar Başbakanlıkça belirlenir.

     

    (12) Gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişileri, Kurumun bu maddedeki görevleri ile ilgili taleplerini, tabi oldukları mevzuat hükümlerini gerekçe göstermek suretiyle yerine getirmekten kaçınamazlar. İşletmeciler dışında Kurumun görevleri ile ilgili yükümlülüklerini yerine getirmeyenlere bu maddenin ikinci fıkrasındaki yaptırım uygulanır.”

     

    6 Ocak 2017 CUMA

     

    Karar Sayısı: KHK/680

     

    Medya Hizmet Sağlayıcılara İlişkin Hükümler

     

    MADDE 16- 11/11/1983 tarihli ve 2954 sayılı Türkiye Radyo ve Televizyon Kanununun 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendinin birinci paragrafı ile aynı fıkranın (ı) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

     

    “Kurumda kadro karşılığı sözleşmeli personel çalıştırılabilir. Bu personelin unvanları, sayısı, kadro iptal ve ihdasları, ücretleri, kadrolara uygulanacak ek göstergeler, özel hizmet tazminatı, fazla çalışma ücreti gibi personele sağlanacak her türlü mali ve sosyal haklar, Yönetim Kurulunun teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca belirlenir. Kurum personeline sağlanan mali ve sosyal ödemeler ile ücretlerin toplamı, 4/7/2001 tarihli ve 631 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Mali ve Sosyal Haklarında Düzenlemeler ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ve bu Kanun Hükmünde Kararnameye dayanılarak yürürlüğe konulan Bakanlar Kurulu kararları kapsamında tespit edilen ortalama ücret toplamı üst sınırını geçemez.”

     

    “ı) Sözleşmeli personel; Kurumda radyo-televizyon yayın, yapım, teknik ve bilişim hizmetlerini yürütmek üzere Kurumca yapılacak sınavla istihdam edilen, istihdama ve sözleşmeye ilişkin usul ve esasları Yönetim Kurulunca belirlenen yerli veya yabancı uyruklu personeldir. Bu suretle çalıştırılacaklar, sosyal güvenlikleri bakımından 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi hükümlerine tabidir. Sözleşmeli personelin ücreti Genel Müdürün teklifi ve Yönetim Kurulu kararı ile tespit edilir. Kurumun yabancı dilde yayın yapan televizyon kanallarında fiilen çalışanlar hariç, sözleşmeli personelin ücretleri 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4 üncü maddesinin (B) fıkrasına göre istihdam edilenlere uygulanan sözleşme ücreti tavanının dört katını geçemez ve bu ücret dışında herhangi bir ödeme yapılamaz. Bu şekilde istihdam edilecek personel sayısı 300’ü geçemez. Ancak, Kurumun yabancı dilde yayın yapan televizyon kanallarında fiilen çalıştırılmak üzere bu sayıya ilaveten 450’yi geçmemek üzere sözleşmeli personel istihdam edilebilir. Bu bentte belirtilen sözleşmeli personel sayıları Bakanlar Kurulu kararı ile artırılabilir. Yabancı uyruklular dışında kalan sözleşmeli personel yönetici kadrolarında görevlendirilebilir.”

     

    MADDE 17- 15/2/2011 tarihli ve 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanunun 7 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

     

    “(4) Bu madde ile 9/6/2004 tarihli ve 5187 sayılı Basın Kanunu uyarınca getirilen yayın yasak ve kısıtlamalarına aykırı olarak yayın yapılması hâlinde, Üst Kurul tarafından medya hizmet sağlayıcı kuruluşun programlarının yayını bir gün durdurulur ve bu halde 32 nci maddenin dördüncü fıkrası uygulanır. Bir yıl içinde; aykırılığın tekrarı halinde medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayınlarının beş güne kadar, ikinci kez tekrar edilmesi halinde onbeş güne kadar durdurulmasına, üçüncü kez tekrar edilmesi halinde ise yayın lisansının iptaline karar verilir.”

     

    MADDE 18- 6112 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin ikinci cümlesi yürürlükten kaldırılmış ve aynı fıkraya aşağıdaki bent eklenmiştir.

     

    “t) Terör eylemini, faillerini ve mağdurlarını terörün amaçlarına hizmet edecek sonuçlar doğuracak şekilde sunamaz.”

     

    MADDE 19- 6112 sayılı Kanunun 19 uncu maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

     

    “(2) Üst Kurul, lisans başvurularına ilişkin olarak ilgili kurumların görüşü de alınmak suretiyle milli güvenlik, kamu düzeninin korunması ve kamu yararı gereklerinden kaynaklanan sebeplerle lisans taleplerini reddedebilir.

     

    (3) Ortakları ile yönetim kurulu başkan ve üyelerinin terör örgütlerine iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu Millî İstihbarat Teşkilatı veya Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından bildirilen medya hizmet sağlayıcı kuruluşların lisans başvuruları reddedilir.”

     

    MADDE 20- 6112 sayılı Kanunun 32 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “(s) ve (ş)” ibaresi “(s), (ş) ve (t)” şeklinde ve aynı maddenin beşinci fıkrasında yer alan “(a) ve (b)” ibaresi “(a), (b) ve (d)” şeklinde değiştirilmiştir.

     

    MADDE 21- 6112 sayılı Kanunun geçici 8 inci maddesinin birinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.

     

    9 Şubat 2017 PERŞEMBE

     

    Karar Sayısı: KHK/687

     

    MADDE 7 – 15/2/2011 tarihli ve 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (dd) bendinde yer alan “kuran ve işleten” ibaresi “kuran ve/veya işleten” şeklinde değiştirilmiştir.

     

    MADDE 8 – 6112 sayılı Kanunun 26 ncı maddesinin sekizinci fıkrasının birinci ve ikinci cümleleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, üçüncü cümlesi yürürlükten kaldırılmış ve beşinci cümlesine “Üst Kuruldan karasal yayın lisansı almış” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya bu Kanunun geçici 4 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca yayınlarına devam eden” ibaresi eklenmiştir.

     

    “Özel medya hizmet sağlayıcı kuruluşlar, Üst Kurulca kendilerine tahsis edilen televizyon kanalı, multiplekskapasitesi ile radyo frekanslarından yapacakları yayınlarını, tek bir verici tesis ve işletim şirketince kurulan ve/veya işletilen radyo ve televizyon verici tesislerinden yapmak zorundadır. Sermayesinin en az yarısı kamuya ait olmak üzere kurulan veya iştirak edilen verici tesis ve işletim şirketinin uyması gereken şartlar Üst Kurulca belirlenir ve şartları yerine getiren tek bir verici tesis ve işletim şirketine yayın iletim yetkisi verilir.”

     

    MADDE 9 – 6112 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesinin yedinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.

     

    29 Nisan 2017 CUMARTESİ

     

    Karar Sayısı: KHK/690

     

    Medya Hizmet Sağlayıcılarla İlgili Düzenlemeler

     

    MADDE 58 – 15/2/2011 tarihli ve 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesine “üçüncü” ibaresinden sonra “ve dördüncü” ibaresi ile maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

     

    “(4) Türkiye’ye ait uydular üzerinden Türkçe olarak Türkiye’ye yönelik yayın yapan veya yayın dili Türkçe olmamakla birlikte Türkiye’ye yönelik ticari iletişim yayınlarına yer veren yayın kuruluşları, bu maddenin diğer fıkralarına bakılmaksızın Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yargı yetkisi altında kabul edilir. Bu kuruluşların da Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yargı yetkisi altındaki kuruluşlar gibi Üst Kuruldan yayın lisansı alması zorunludur.”

     

    MADDE 59 – 6112 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “künye bilgilerini, iletişim adresini” ibaresi “künye, iletişim ve adres bilgileri ile kayıtlı elektronik posta adresini” şeklinde değiştirilmiştir.

     

    MADDE 60 – 6112 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “koruyucu sembol kullanılmadan” ibaresi “koruyucu sembol kullanılsa dahi” şeklinde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

     

    “(4) Radyo ve televizyon yayın hizmetlerinde, arkadaş bulma amacıyla kişilerin tanıştırıldığı ve/veya buluşturulduğu türden programlara, takviye edici gıdalar ve benzeri destekleyici ürünler de dâhil olmak üzere herhangi bir ürünün ilgili mevzuatına aykırı olarak sağlık beyanıyla satışına, pazarlanmasına ve/veya reklamına, sohbet, arkadaşlık ve eş bulma hatlarının ve hizmetlerinin tanıtımına yer verilemez. Katma değerli elektronik haberleşme hizmet numaraları, yerel aranır numaralar, benzeri özel içerikli hizmetlere ilişkin numaralar ile özel ücrete tabi diğer sabit ve mobil numaralar kullanılmak suretiyle, izleyici ve dinleyicileri yanıltıcı ve/veya haksız kazanca neden olacak şekilde yarışma, çekiliş, lotarya ve benzeri adlar altında ödül ve ikramiye taahhüt edilemez ve bu yöntemle ürün tanıtımı, satışı ve pazarlaması yapılamaz.”

     

    MADDE 61 – 6112 sayılı Kanunun 32 nci maddesinin;

     

    a) Birinci fıkrasında yer alan “(a), (b), (d), (g), (n), (s), (ş) ve (t) bentlerindeki yayın hizmeti ilkelerine” ibaresi “(a), (b), (d), (f), (g), (ğ), (h), (n), (ö), (s), (ş) ve (t) bentlerindeki yayın hizmeti ilkelerine ve aynı maddenin dördüncü fıkrasına” şeklinde değiştirilmiştir.

     

    b) İkinci fıkrasının birinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve ikinci cümlesi yürürlükten kaldırılmıştır.

     

    “8 inci maddenin birinci fıkrasının diğer bentleri ile ikinci ve üçüncü fıkralarında ve bu Kanunun diğer maddelerinde belirlenen ilke, yükümlülük veya yasaklara aykırı yayın yapan ve/veya bu Kanun hükümleri kapsamında Üst Kurul tarafından belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmeyen medya hizmet sağlayıcıya ihlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı gözönünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden yüzde üçüne kadar idari para cezası verilir.”

     

    c) Beşinci fıkrasında yer alan “ilkelere” ibaresi “ilkelerle dördüncü fıkrasına” şeklinde değiştirilmiş ve aynı fıkraya aşağıdaki cümleler eklenmiştir.

     

    “8 inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (d) bentleri dışındaki bentlerini, aynı maddenin ikinci fıkrasını ve bu Kanunun yayın hizmetlerinde ticari iletişimi düzenleyen hükümlerinden herhangi birini yaptırım kararının tebliğinden itibaren bir yıl içinde yirmiden fazla ihlal eden medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayını beş güne kadar durdurulur. Bir yıl içinde aynı ihlalin tekrarı halinde, medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayınının beş günden on güne kadar durdurulmasına; ihlalin ikinci tekrarı halinde ise yayın lisansının iptaline karar verilir. Programlarının yayını veya yayınları süreli durdurulan medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yaptırım kararının tebliğine rağmen kararın gereklerine aykırı olarak yayınlarına devam etmesi halinde yayın lisansının iptaline karar verilir.”

     

    ç) Altıncı fıkrasının birinci cümlesine “kaybedilmesi” ibaresinden sonra gelmek üzere “ile 6 ncı maddenin beşinci fıkrasında düzenlenen yükümlülüğün yerine getirilmemesi” ibaresi eklenmiştir.

     

    d) Sekizinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.

     

    “Üst Kurul; ihlalin ağırlığı, haksız ekonomik kazancın ve tekrarın varlığı ile son beş yılda uygulanan idarî yaptırımlar gözetilmek suretiyle ikinci fıkrada belirtilen her bir ihlal için bir defaya mahsus olmak üzere, idarî para cezası uygulamak yerine medya hizmet sağlayıcı kuruluşu uyarabilir.”

     

    e) Onuncu fıkrasının birinci cümlesine “uyarı” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve idarî yaptırım” ibaresi eklenmiş, aynı cümlede yer alan “elektronik posta adresine gönderilmek suretiyle” ibaresi “kayıtlı elektronik posta adresine” şeklinde ve bu fıkranın ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

     

    “Üst Kurula bildirilen kayıtlı elektronik posta adresine tebligatın zorunlu bir sebeple yapılamaması halinde Üst Kurula bildirilen adrese yapılan bildirim tebligat yerine geçer.”

     

    MADDE 62 – 6112 sayılı Kanunun 37 nci maddesinin birinci fıkrasına (v) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiş ve mevcut (y) bendi (z) bendi olarak teselsül ettirilmiştir.

     

    “y) Yayın hizmetlerinde ailenin ve çocukların korunması ilkesini gözeterek, ailenin bütünlüğü ve sürekliliği ile çocuk ve gençlerin fiziksel, zihinsel ve ahlaki gelişimlerini destekleyecek nitelikteki aile ve çocuk dostu yapım ve dizileri, Üst Kurulca bir önceki yılda uygulanan idari para cezalarının yüzde yirmisini aşmamak kaydıyla, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile birlikte belirlenecek usul ve esaslara göre teşvik etmek.”

    KHK’lere ilişkin sonuç değerlendirmesi

    KHK’lerle oluşturulan yeni basın ve yayın rejimi, ifade ve basın özgürlüğünün kısıtlanması için devlet otoritesine geniş yetkiler tanıyan bir dönüşümü beraberinde getirmiştir. Öncelikle dikkat çekilmesi gereken noktalardan biri, daha önceden yine benzer bir kısıtlama için kurulmuş bulunan Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB), 671 sayılı KHK ile kapatılmıştır. TİB’in kapatılmasında KHK’de açıkça ifade edilmese de hükümetin, FETÖ olarak ifade edilen örgütün bu kurum içinde çok etkin olduğunu düşünmesinin gerekçe olduğu kamuoyunda tartışılmıştır. Başka bir deyişle, özgürlüklerin kısıtlanması, dinlemelerin yapılabilmesi için kurulmuş bir kurum, pek çok muhalife zarar verirken değil, hükümete zarar verme potansiyeli sezildiği anda kapatılmıştır. Getirilen değişiklikler ile yeniden yapılandırılan kurumlarda bunun yeniden olmasını engelleyecek hiçbir düzenleme yoktur, sadece hükümetin ve Cumhurbaşkanlığının denetimi arttırılmaktadır.

    15 Temmuz’dan bu yana gerçekleşen ve basın-yayın üzerinde en önemli kısıtlardan birini oluşturan değişikliklerden biri OHAL ilanının üzerine çıkan 668 sayılı KHK’nin 2. Maddesinin 3. ve 4. bendinde yer alan mal varlıklarına ilişkin düzenlemedir. Bu düzenlemeye göre kapatılan tüm medya organları mal varlıklarının Hazineye bedelsiz olarak devredilir. Terörle iltisak adı altında, KHK ile herhangi bir yayın organı kapatılabildiğine ve malları başka bir şekilde varlık gösteremeyecek şekilde hazineye devredildiğine göre bunun medya ortamında kapatılmamak için bir otosansür uygulamasını beraberinde getirdiği şüphe götürmezdir. Unutmamak gerekir ki, medya organları aynı zamanda birer şirket olarak varlık göstermektedir, bağımsız kalmaya çalışan medya organları dahi belli bir sermayeye yaslanmak durumundadır. Bu malların kaybedilmesi riski, gazetecilerin ve yöneticilerin otosansüre başvurmasının yanısıra patronların da gazeteci üzerindeki denetimini genişletmektedir.

    RTÜK Başkanı Prof. Dr. İlhan Yerlikaya’nın TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda yaptığı bir konuşma, KHK’lerin medyayı nasıl etkilediğini ortaya koyar niteliktedir. Yerlikaya, 2017 yılında çıkarılan 680 sayılı KHK ile “yayın yasaklarına aykırı yayınlar ve terörü öven, teşvik eden, terör örgütlerini güçlü veya haklı gösteren, terör örgütlerinin korkutucu ve yıldırıcı özelliklerini yansıtıcı nitelikteki yayınların, lisans iptaliyle sonuçlanmasını sağlayan düzenlemeler yapıldığını söylemektedir. KHK’nin ilgili maddelerinin neye göre yorumlanacağına dair bir hüküm ise bulunmamaktadır. Burada “terörü övmek veya teşvik etmek vb” hükümlerin tamamı sübjektif kriterler ile şekillenmektedir. Dolayısıyla herhangi bir yayın organı, herhangi bir haberinden dolayı lisans iptali ile karşılaşabilir. Yine aynı KHK’de “toplumun millî, manevî değerlerine, genel ahlaka ve ailenin korunması ilkesine aykırı” diye tanımlanan yayınlara uygulanan idari para cezası arttırılmış, uyarı olmaksızın program yayınının 5 kere durdurulmasına olanak sağlanmıştır. Toplumun millî, manevî değerleri sınırları devlet ve hükümetler tarafından çizilen değerler olduğu için bu madde açıkça ifade özgürlüğüne aykırıdır. “Genel ahlak” ise kadınlar ve LGBTİ’ler başta olmak üzere aile kurumu ve hükümetin ahlak anlayışı dışında bir ahlak anlayışı taşıyan tüm kesimlere dönük ayrımcılık içermektedir. Tüm bu düzenlemeler, toplumu belirli bir ahlak ve değerler sistemi içinde kurgulayan, bunun dışında kalanlara ise ayrımcılığın önünü açan düzenlemelerdir.

    Can Irmak Özinanır ve Canberk Gürer / HALA GAZETECİYİZ