Yazar: medyaport net

  • 22 yaşında hayatından oldu, intihar denildi! Avukat isyan etti: ‘Deliller karartıldı!’

    22 yaşında hayatından oldu, intihar denildi! Avukat isyan etti: ‘Deliller karartıldı!’

    Kübra KÖKLÜ

    Kadına yönelik şiddet bir türlü bitmek bilmiyor. Her yeni bir güne bir kadın cinayeti ile uyanıyoruz. Hilal Adıyaman’ın 6 Şubat 2022 tarihinde eşi Musa Adıyaman’ın ruhsatsız silahıyla intihar ettiği iddia edildi. Hilal Adıyaman (22), Muş’ta ailesi ile birlikte yaşarken daha 16 yaşındayken berberlik yapan Musa Adıyaman ile evlendirildi. Muş’tan İstanbul’un Esenyurt ilçesine taşınan Hilal Adıyaman, evliliğinin ilk gününden itibaren madde bağımlısı olduğu iddia edilen eşi Musa Adıyaman tarafından şiddete maruz kaldı. Boşanma kararı alan Hilal, ailesinin yanına geri döndü. Daha sonrasında Musa Adıyaman, eşi Hilal Adıyaman’ın eve geri dönmesi için ailesini öldürmekle tehdit etti. Bu tehditler doğrultusunda Hilal Adıyaman eşi Musa Adıyaman’a geri dönmek zorunda kaldı. 5 Şubat günü ailesi ile doğum gününü kutlayan Hilal, iddiaya göre doğum gününden bir gün sonra eşinin ruhsatsız silahıyla intihar etti. Musa Adıyaman’ın, “uyuşturucu madde satın alma” suçundan, suç kaydının olduğu öğrenildi.

    HİLAL DOĞUM GÜNÜNDEN BİR GÜN SONRA ŞÜPHELİ BİR ŞEKİLDE ÖLDÜ

    Edinilen bilgiye göre, Hilal Adıyaman doğum gününde eşi Musa Adıyaman’a boşanmak istediğini söylediği için darp edildi. Olay günü olan 6 Şubat’ta ise Musa Adıyaman eşi Hilal Adıyaman’ı önce darp etti daha sonrasında da Hilal’in dayısı Abdurrahman Özyıldırım’ı arayarak, Hilal’i götürmesini istedi. Ancak dayısı Balıkesir’de yaşadığı gerekçesiyle gelemeyeceğini söyleyip, Hilal’i vapura bindirmesini istedi. Tartışmanın büyümesiyle Musa Adıyaman sandıkta sakladığı ruhsatsız silahını çıkarıp yatağın üzerine koydu. İddiaya göre, Hilal o silahla başının sağ tarafına ateş ederek intihar etti. Eşini kanlar içinde gören Musa Adıyaman, polisi arayarak “Eşim evde intihar etti” dedi. Olayın ardından Musa Adıyaman tutuklanarak cezaevine gönderildi.

    Hilal’in şüpheli ölümüne ilişkin başlatılan soruşturmada İstanbul Emniyet Müdürlüğü Polis Kriminal tarafından rapor hazırlandı. Raporda, Hilal Adıyaman’ın sağ elinde swap artıklarının bulunduğu belirtilirken, ailesi ise Hilal’in solak olduğunun altını çizdi. Dosyaya sunulan Hilal Adıyaman’a ait fotoğraflarda Hilal’in şiddete uğraması nedeniyle yüzünde ve gözünde morluklar olduğu belirtildi. “Cebir veya tehdit kullanmak suretiyle kişileri intihara mecbur etmek” suçundan yargılanan sanık Musa Adıyaman savunmasında, “Hilal intihar etti. Ben intihara azmettirmedim. Suçsuzum” dedi.

    ‘HİLAL’İN ÖZGÜR İRADESİYLE İNTİHAR ETMESİ HAYATIN OLAĞAN AKIŞINA AYKIRI’

    Dosyada, Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından olay yerinde yapılan inceleme de yer aldı. Sanık Musa Adıyaman’ın intihara azmettirmediği yönündeki savunmasına itibar edilemeyeceğini kaydeden Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı, olay yerinde yaptığı incelemede, Hilal Adıyaman’ın kendisine ait tüm eşyaları valize yerleştirdiği ve dayısına gitmek için hazırlıkları yaptığını, dolayısıyla özgür iradesiyle intihar etmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu belirtti. Savcılık ayrıca, “Hilal Adıyaman’ın özgür iradesiyle intihar etmediği, şüpheli Musa Adıyaman’ın cebir ve şiddet uyguladığı, Hilal’i intiharı yönünde iradesini bozarak intihara teşvik ettiği, bu nedenle üzerine atılı suçu işlediği toplanan delillerden anlaşılmaktadır” dedi.

    Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 14 Haziran 2022 tarihinde Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunulan iddianamede ise Hilal Adıyaman’ın evlendiği günden itibaren eşi Musa Adıyaman tarafından psikolojik ve fiziksel şiddete maruz kaldığı yer aldı. Olay günü Musa Adıyaman’ın Hilal Adıyaman’ı darp ettiği ve konutu terk etmeye zorladığı kaydedilen iddianamede, şüpheli Musa Adıyaman’ın suç tarihlerinde cebir ve tehdit kullanmak suretiyle öleni intihara mecbur bıraktığının kabulü gerektiğinin de altı çizildi.

    ‘KIZIMI DEFALARCA ÖLÜMLE TEHDİT ETTİ’

    “Kızım intihar etmedi. Öldürüldü” diyen Hilal Adıyaman’ın annesi Gülbahar Yıldırım “Çünkü kızım defalarca eşi Musa Adıyaman tarafından şiddete maruz kaldı. Bununla bitmedi. Kızımı defalarca ölümle tehdit etti. Bu şiddete ve ölüm tehditlerine ben de şahit oldum. Allah’ın her günü şiddet gören, ölüm tehdidi alan birisinin intihar ettiğinin söylenmesi doğru değil. Gerçekler ise kızımın öldürüldüğüdür. Kızımı korumaya çalıştım ancak yapamadım” dedi.

    Ölüm tehditleri nedeniyle boşanma davası açamadığını dile getiren anne Gülbahar Yıldırım, kızının evlendiği günden itibaren Musa Adıyaman tarafından şiddetin her türlüsüne maruz kaldığını söyledi. Yıldırım, kızının uğradığı şiddete şahit olduğunu vurgulayarak, “Kızımın evinde kaldığım 9 gün boyunca, kızımın eşi tarafından şiddete maruz kaldığını gördüm. Musa, kızımı zorla gece 04.00’de barlara götürüp alkol içmeye zorluyordu. Musa Adıyaman, kızımı evliliğinin daha ilk yılında aldattı. Aldattığı kişi sürekli Musa Adıyaman’a ‘eşini öldür benimle evlen’ diyordu. Bu yüzden kızım markete bile tek başına gidemiyordu, korkuyordu. Olay günü Musa beni arayıp, ‘Kızın kendini yatak odasında öldürdü’ diyerek benimle alay etti. Musa’yı, Allah’ın adaletine havale ettim’’ diye konuştu.

    ‘KADINLAR ÖLDÜRÜLMESİN DİYE MÜCADELE VERİRKEN KIZ KARDEŞİM ÖLDÜRÜLDÜ’

    Hilal Adıyaman’ın ablası Aslı Yıldırım ise ‘’Kadınlar öldürülmesin diye mücadele verirken kız kardeşim öldürüldü. Bu acıyı daha iyi anladım. Kız kardeşim intihar edecek biri değildi. Eşinden kurtulmaya çalışıyordu. Ama olmadı. Kız kardeşim olay günü beni aradı. Ben kız kardeşimle telefonda konuşurken, eşinin ‘sus, sus eğer konuşursan seni öldürürüm’ diye bağırdığını duydum. Bu konuşmadan birkaç saat sonra kız kardeşim için ‘intihar etti’ dediler. Kız kardeşim intihar etmedi, eşi tarafından öldürüldü” diye konuştu. “Musa hak ettiği cezayı almayacak diye çok korkuyorum” diyen ve kız kardeşinin sol elini kullandığını belirten Abla Aslı Yıldırım, “Sol elini kullanan biri nasıl başının sağ tarafından kendini vurabilir?” diye sordu.

    ‘HİLAL İNTİHAR ETMEDİ EŞİ TARAFINDAN ÖLDÜRÜLDÜ’

    Avukat Nurullah Karataş: ‘İntihar değil, cinayet’

    Hilal Adıyaman’ın avukatı Nurullah Karataş da Hilal’in intihar etmediğini, eşi Musa Adıyaman tarafından öldürüldüğünü öne sürdü. Olay yerinde ve dosyada gerekli incelemenin yapılmadığına dikkat çeken Karataş, “Daha önce birçok kadın cinayetlerinde intihar ve doğal ölüm olarak gösterilen ölümlerin, hızlı ve etkin bir soruşturma yapılmadığını” söyledi. Karataş, kadınların kendini en güvendiği yerde yani evlerinde öldürüldüklerini belirterek, “Hayat dolu Hilal’in ölümünün intihar denilerek kapatılmaması adına hukuki tüm mücadelemizi vereceğiz” dedi.

    Adli tıp raporunda ciddi hataların olduğuna dikkat çeken Karataş, “Aile yakınlarından alınan bilgiye göre, Hilal sol elini kullanıyor. O yüzden de sol elini kullanan birisi başının sağ tarafına ateş edemez. Hazırlanan adli tıp raporu hatalıdır. Çünkü adli tıp raporunda elde zorlama var mı?. Solak olan birisi nasıl başının sağ tarafına ateş etti? gibi soruların cevabı yer almamaktadır. Polis, olay yerine gelene kadar Musa Adıyaman tüm delilleri yok etti. Delillerin yok edilmesi nedeniyle de bu olaya intihar deniliyor. Ancak Musa Adıyaman Hilal’i öldürdü. Musa Adıyaman ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alana kadar mücadele etmeye devam edeceğiz’’ diye konuştu.

    Davanın ilk duruşması 28 Eylül 2022 tarihinde görülecek.

  • Mahkeme baro seçimlerinin ertelenmesini hukuka aykırı buldu

    Mahkeme baro seçimlerinin ertelenmesini hukuka aykırı buldu

    Salih SERTKAL

    Van’da Ekim 2020 yılında yapılması gereken Van Barosu Genel Kurulu’nun, İl Umumi Hıfzısıhha Kurulu tarafından pandemi tedbirleri gerekçe göstererek uyguladığı erteleme karına ilişkin yapılan itirazlar sonuç verdi. O dönem yapılacak genel kurulda baro başkan adayı olan Avukat Sinan Özaraz, Hıfzısıhha Kurulu’nun verdiği karara karşı Van 2. İdare Mahkemesi’ne başvuruda bulundu. Yerel mahkeme, başkan adayı Avukat Özaraz’ın Avukatlık Kanunu uyarınca yapılması zorunlu Genel Kurul toplantısının daha önce hiçbir uyarı ve bildirim yapılmaksızın aniden ertelenmesini hukuka aykırı bularak yaptığı itirazı reddederek İstinaf yolu açık bıraktı. Özaraz’ın İstinaf Mahkemesi’ne taşıdığı davada kendisi haklı bulunsa da ertelenen seçimlerin üzerinden iki yıl geçmiş oldu.

    BARO GENEL KURULLARININ ZAMANINDA YAPILMASI YASAL ZORUNLULUK

    Türkiye’de Avukatlık Kanunu’nda “Çift rakamlı yılları gösteren her yılın ekim ayının ilk haftasında Baro Genel Kurulları yapılır” şeklinde yasal dayanak bulunmaktadır. Van’da 2 Ekim 2020 yılında yapılması planlanan Van Barosu Genel Kurulu, Van Valiliği’ne bağlı İl Umumi Hıfzısıhha Kurulu tarafından önceden hiçbir bildirim yapılmadan ani bir kararla 01.12.2020 tarihine ertelendi.

    AVUKAT ÖZARAZ: BARO SEÇİMLERİ SİYASİ SAİKLERLE ERTELENMİŞTİR

    2020 yılında yapılacak Van Barosu Genel Kurulu’nda baro başkan adayı olan Avukat Sinan Özaraz, yapılanların tamamıyla hukuka aykırı olduğunu söyledi. Van İl Hıfzısıhha Kurulu’nun vermiş olduğu karara itiraz ederek davayı yargıya taşıdıklarını söyleyen Özaraz, iki yıl sonra da olsa kararın lehlerinde verildiğini söyledi. 2020 yılında açtığı açtıkları davaya ilişkin mahkemenin verdiği kararın istinaf tarafından bozularak 25 Temmuz 2022 tarihinde kendilerine tebliğ edildiğini belirten Özaraz “İçişleri Bakanlığı’nın genelgesi ile kanuna aykırı şekilde belirsiz ertelemeler yapılarak boraların seçimleri engellenmiştir. Bu engellemenin amacı hukuk dışı hesaplar ile Barolar Birliği seçimini siyasi saiklerle yönlendirme çabası olmuştur. Açtığımız dava 2 yıl sonra da olsa lehimize sonuçlanmıştır. Bu konuda tekrardan şunu belirtmek isteriz her türlü hukuksuzluğa karşı kararlıkla bir hukukçu olarak her zaman mücadele vereceğimizi belirtmek isteriz “ dedi.

    İstinaf Mahkemesi, kamu kurumu statüsünde olan meslek kuruluşlarının genel kurullarının vaktinde yapılmasının yasal olarak zorunlu olduğuna dikkat çekerek “Her ne kadar da 7244 sayılı Yeni Koronvirüs (Covid-19) Salgınının Ekonomik ve Sosyal Hayata Etkilerinin Azaltılması Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 2. Maddesiyle, esas alarak bir karar verilmiş olsa bile Avukatlık kanununda belirtilen 23. Maddeyle 2020 yılında yapılacak olan genel kurul tarihinin açıkça Ekim ayı içerisinde yapılması gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre Avukatlık Kanunu’nun 82, 87 maddeleri gereğince genel kurulun yapılması yasal bir zorunluluktur. Van İli Umumi Hıfzısıhha Kurulu’nun 02.10.2020 tarih ve 2020/103 sayılı kararında ve davanın reddi yolundaki istinaf konusu mahkeme kararında hukuka uygunluk görüşmemiştir” denildi.

  • Serel işçileri eylemde kararlı: Asla boyun eğmeyeceğiz

    Serel işçileri eylemde kararlı: Asla boyun eğmeyeceğiz

    Çimse İş’ten, Kristal Sendikası’na geçtikleri için süresiz izne çıkarılan ECA Serel işçileri ikinci kez fabrikanın kapısına dayandı. İşçilerin istemediği Çimse İş, dışarıdan getirttiği kişilerle protestoya engel olmak istedi. Sendikal tercihleri kabul edilene kadar mücadele edeceklerini ve asla boyun eğmeyeceklerini kaydeden işçiler, işverenin tutumu karşısında  Türk-İş’in kayıtsız kalmasına ise tepki gösterdi.

    Vegazete’nin haberine göre; Manisa Organize Sanayi Bölgesi’nde faaliyet gösteren ECA Serel Seramik fabrikasında işçiler ve patron arasında sular durulmuyor. Kristal Sendikası’na geçmek istedikleri için, kimi ücretsiz yaklaşık 465 işçinin süresiz izne çıkarılmasıyla başlayan süreç, işçilerin fabrika kapısında yaptığı eylemlerle devam ediyor.

    Bu sabah saat 07:00’da Manisa Organize Sanayi Bölgesi’ndeki Sanayi Camii önünde toplanan işçilere CHP eski Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer, CHP Yunusemre İlçe Başkanı Yalçın Arcak, Emek Partisi Manisa İl Temsilcisi Burak Yılmaz, DİSK Gıda İş Manisa Temsilcisi Hasan Çavdar destek verdi.

    İşçiler, “Serel’in sahibi Serel işçisi”, “Direne direne kazanacağız”, “Satılmış sendika istemiyoruz”, “Baskılar bizi yıldıramaz” “Türk İş işçilere kulak ver” “Zafer direnen emekçinin olacak” sloganları atarak Sanayi Camii önünden Serel fabrikasına yürüdü. Fabrika önünde işçilerin istemediği Çimse İş’e bağlı bir gurup, işçilere yönelik tahrik edici söylemlerde bulundu. Gergin anların yaşandığı eylemde polis, yoğun güvenlik önlemleri aldı.

    “PATRONLAR İŞÇİLERİ İŞSİZLİKLE TERBİYE ETMEYE ÇALIŞIYOR”

    Fabrika önünde yapılan basın açıklamasını işçiler adına Mehmet Pürçek okudu. Talepleri kabul edilene kadar mücadeleye devam edeceklerini vurgulayan Pürçek, bir adım geri atmayacaklarını belirterek şunları söyledi “Serel Seramik fabrikası patronları işçisini işsizlikle terbiye etmeye devam ediyor. Serel Seramik Fabrikası’nda çalışan işçiler patronun değirmeninde öğütülmeye devam ediyor.

    Elginkan Topluluğu bünyesindeki Serel Seramik Fabrikası yöneticileri dün hiçbir şey yaşanmamış gibi hala işçi kıyımı yapıyor. Halbuki daha iki gün önce buradan son derece demokratik bir şekilde haykırmıştık: İşçilerinizi işsizlikle terbiye etmeyin dedik! İşçilerinizi kendinize küstürmeyin dedik. Marka imajınıza, saygınlığınıza gölge düşürmeyin dedik! Haksız hukuksuz bir şekilde işten attığınız arkadaşlarımızı işe geri alın dedik!Haykırdık! Sizleri iş barışını korumaya çağırdık! Ancak ne var ki işten çıkarılan arkadaşlarımızın sayısı artmaya devam etti. Sizler işçileri izne çıkarmadan önce 600 kişinin önünde verdiğiniz sözlere bu şekilde mi sadık kalıyorsunuz?”

    Anayasal hak olarak bağlı oldukları sendikadan istifa ettiklerini vurgulayan Pürçek “Biz Serel işçileri olarak anayasamızdan, yasalarımızdan ve uluslararası sözleşmelerden doğan haklarımızı göz önüne alarak sendika seçme özgürlüğü çerçevesinde mevcut sendikamızdan istifa ettik. Bizler demokratik haklarımızı tanımayan, bu haklarımıza saygı duymayan sendikayla aynı yolda yürümekten yorulduk. Artık bardak taştı. Mızrak çuvala sığmıyor! Ancak bu gerçeği hiç kimse görmek istemiyor. Görmedikleri yetmiyor gibi bizleri iki gün önce olduğu gibi bugün yine kardeşlerimizle, abilerimizle burada karşı karşıya getiriyorlar. Aslında hepimizin kaderi aynı. Hepimiz aynı değirmenin taşları arasında öğütülüyoruz. Bizler sustukça bu taşlar bizi ezip bitiriyor.

    “YASALARA AYKIRI DAVRANMAKTAN VAZGEÇİN!”

    Bugün de bizimle aynı yola baş koyan, bizler gibi işçi olan, ekmeğini alın teriyle kazanan, ekmeğini kazanırken de sağlığından olan, abilerimiz, kardeşlerimiz bizim karşımızda duruyor. Yapmayın! Gelin bu eli kirli tezgahı birlikte yıkalım. İşçileri ekmeğiyle terbiye edenlere hep beraber karşı duralım. Bugün hem Elginkan Topluluğuna hem de bizlerin karşısında duran değerli kardeşlerimize seslenmek istiyoruz! Bu kavga bizlerin ortak kavgası, gelin bu kavgada ezen tarafta olmayın. Bizler aynı yola baş koyduğumuz kardeşlerimizle karşı karşıya gelmeyiz. Bizler bu tuzağa düşmeyiz. Bizler yıllardır canla başla çalışan arkadaşlarımızın ekmeğiyle oynanmasına müsaade etmeyiz. Bizler bu kavgada boyun eğmeyiz. Gelin bu demokratik çağrıya kulak verin, bu iş barışını hep beraber sağlayalım. Sizlere bir kez daha sesleniyoruz. Yasalara aykırı davranmaktan derhal vazgeçin. İşten atmalara derhal son verin. Hukuku ayaklar altına alarak işten attığınız arkadaşlarımızı derhal işe geri çağırın. Demokratik haklarımızı tanıyın. Sendika seçme özgürlüğümüze saygı duyun. Bizler demokratik haklarımız kabul edilene kadar örgütlü mücadelemizi sürdüreceğiz. Yaşasın onurlu, örgütlü mücadelemiz. Yaşasın birliğimiz.”ifadesini kullandı.

    “TÜRK-İŞ PATRONLARIN MI, İŞÇİLERİN Mİ SENDİKASI?”

    Günlerdir yaşanan durum karşısında Türk-İş’in sessiz kalmasına isyan eden işçiler, “Patronların işçileri izne çıkarması, işten çıkarması karşısında Türk-İş günler geçmesine rağmen hala bir açıklama yapamamıştır. Türk-İş, işçilerin mi, patronların mı sendikasıdır anlayamadık”diyerek tepkilerini dile getirdiler.

    NE OLMUŞTU?

    Çalışanların bağlı bulundukları Çimse İş Sendikası’nın haklarını savunmadığı gerekçesiyle Kristal Sendikası’na geçmek isteyen 465 işçi

    Elginkan Vakfı Başkanı Gaye Akçen tarafından 14 Temmuz tarihinde fabrikada bakım olduğu gerekçesiyle izne çıkarılmış ve fabrikanın kapısına kilit vurulmuştu. Sendika değişikliği nedeniyle kapının önüne koyulan işçiler, talepleri kabul edilene kadar mücadeleden vazgeçmeyeceklerini dile getirmişti.

  • TBMM’de olağanüstü toplantı krizi

    TBMM’de olağanüstü toplantı krizi

    Sibel HÜRTAŞ 

    Türkiye’de uzun süredir sağlıkta şiddet haberlerinin ardı arkası kesilmiyor. Türk Tabipler Birliği’nin verdiği son rakamlara göre, 10 yılda 110 bin sağlık çalışanı şiddetin hedefi oldu. Sağlıkta şiddet verilerini gösteren Beyaz Kod istatistikleri göz önüne alındığında Türkiye’de günde ortalama 80 şiddet vakası gerçekleşiyor.

    Sağlık Bakanlığı verilerine göre sağlıkta şiddeti gösteren beyaz kod ihbar sayısı 2020’de 11 bin 942 iken, 2021 yılında bu rakam 29 bin 826’ya kadar yükseliyor.

    Hekimlerin yüzde 84’ü meslek hayatında en az bir kere şiddete uğradığını söylüyor. Sağlıkta şiddetin son mağduru ise Konya Şehir Hastanesi’nde çalışan Ekrem Karakaya oldu. Karakaya, çalıştığı hastanede başından vurularak öldürüldü.

    Taziye mesajları malum…

    Önce Cumhurbaşkanı Erdoğan konuştu, Karakaya için “görev şehidi” dedi. “Sağlık çalışanlarımıza yönelik şiddetin karşısında olduğumuzu tekrarlıyoruz” dedi. İsmini hayatını kaybettiği Develi’de bir Cadde’ye verildiğini açıkladı. Fahrettin Koca’dan da aynı neviden mesajlar geldi.

    Ama tüm bunlar sağlıkta şiddet olaylarını durdurmadı. Hamaset siyasetinin sağlıkta şiddet sorununu durdurması da beklenemez.

    Konuyu çok uzun süredir gündemde tutan Türk Tabipler Birliği, AKP iktidarlarının “Sağlıkta Reform” politikasının bir sonucu olarak sağlıkta şiddetin arttığına dikkat çekiyorlar. Bu ve benzeri politikalar, TBMM’de muhalefet partileri tarafından da sık sık gündeme getiriliyor.

    Son siyasi kriz de işte tam olarak buradan çıktı,

    Muhalefetin sağlıkta şiddetin önlenmesine ilişkin verdiği Kanun teklifinden!

    CHP OLAĞANÜSTÜ TOPLANTI İSTEDİ

    CHP “Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin önlenmesine” ilişkin meslek örgütü temsilcilerinin katkıları ile hazırladığı kanun teklifini 25 Temmuz’da Meclis Başkanlığı’na sundu. CHP Grup Başkanvekilleri Özgür Özel, Engin Altay ve Engin Özkoç’un imzası ile sunulan 16 maddelik kanun teklifinin gerekçesinde,  sağlıkta şiddetin nihai olarak sona erdirilmesine yönelik çözüm iradesinin ancak TBMM tarafından ortaya konulmasıyla mümkün olduğu belirtildi.

    TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un 120 imza ile çağrıda bulunan CHP’nin talebini en geç yedi gün içinde yerine getirmesi gerekiyor

    du.

     

    ŞENTOP ÇAĞRI YAPTI

     

    TBMM Başkanı Mustafa Şentop’tan hemen yanıt geldi. Şentop, CHP’nin talebi üzerine sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarıyla ilgili genel görüşme yapılması amacıyla TBMM Genel Kurulu’nu 1 Ağustos Pazartesi günü saat 15:00’de olağanüstü toplantıya çağırdı.

     

    AKP’NİN DE GÜNDEMİNDEYDİ

     

    CHP’nin bu adımı AKP MYK toplantısında da gündeme gelmiş, Cumhurbaşkanının kurmaylarına “Konuyu yakından izleyin” talimatı verdiği öğrenilmişti.

     

    AKP KATILMAMA KARARI ALDI

     

    Ama ne olduysa oldu,

    AKP, Şentop’un çağrısına karşılık olağanüstü toplantıya katılmayacağını açıkladı.

    AKP Grup Başkanvekili Mahir Ünal, “CHP çözüm amaçlı mı siyasi şov amaçlı mı çağrı yaptı? CHP’nin Meclis’i olağanüstü toplantıya çağırması nezaketsizliktir. Bu çağrı hiçbir partiyle istişare edilmeden yapılmıştır” diye tepki gösterdi. Ünal, 1 Ağustos’ta yapılacak toplantıya katılmayacaklarını açıkladı.

     

    ŞİMDİ NE OLACAK?

     

    Meclis’in olağanüstü toplanabilmesi için “yeter sayısı” aranacak. TBMM’de 600 milletvekili olduğundan bu sayı 200 olarak hesaplanıyor.

    CHP’nin TBMM’deki sandalye sayısı 134.

    Dolayısıyla CHP, yeter sayısını tek başına bulamıyor. Bunun için diğer muhalefet partilerinin desteğine ihtiyacı var. Akıllara ilk gelen 6’lı masa milletvekilleri…

    Meclis’te İyi Parti’nin sandalye sayısı 37, Demokrat Parti’nin 2, DEVA’nın 1, Saadet Partisi’nin 1 milletvekili bulunuyor. Gelecek Partisi’nin ise Meclis’te milletvekili yok. 6’lı Masa’nın toplam milletvekili sayısı 175’te kalıyor…

    Muhalefet partilerinden HDP ise Meclis’teki olağanüstü toplantıya katılmayacağını açıkladı.

  • Koçerlik bitiyor, Koçerler yaylalarını ve hayvanlarını terk ediyor!

    Koçerlik bitiyor, Koçerler yaylalarını ve hayvanlarını terk ediyor!

    M.Salih SERTKAL

    Türkiye’de yanlış tarım ve hayvancılık politikaları nedeniyle zor dönemlerden geçen üreticiler, son dönemde artan girdi maliyetleri karşısında bin bir emekle var ettikleri ürünlerinin gerçek değerini görememesinden dert yanıyor. Yüz yıllardır küçükbaş hayvancılık yaparak göçebe bir şekilde yaşamlarını sürdürmeye çalışan Koçerler, ekonomik kriz haliyle beraber artık üretim yapamayacak hale geldiklerini belirtiyor. Mevcut piyasa koşullarında ürünlerinin gerçek değerini bulamadığını belirten küçükbaş hayvan üreticisi Koçerler, ürettikleri peynir, süt, yağ, et, yün, deri gibi ürünlerini, ilk elden verecekleri bir muhatap bulamadıkları için komisyonculara mahkum kalmaktan şikayetçi. Koçerler, sattıkları ürün ve hayvanların, yem-ilaç, yayla-çobanlık masraflarını karşılayamadığını; marketlerde 100 liraya satılan bir ürünün kendilerinden 40 liraya alındığını söylüyorlar. Zorlu yaşam koşullarında yaşayan Koçerler, yaptıklarının asla emeklerinin karşılığına denk gelmediğini de ifade ediyorlar.

    KOÇERLER YARI VE TAM GÖÇEBE OLMAK ÜZERE İKİYE AYRILIYOR

    Koçer, bölge illerinde genellikle koyun, keçi, kuzu gibi küçükbaş hayvancılık işiyle uğraşan, yazın serin yaylalara çıkan, kışın ise sıcak bölgelere giderek hayvancılığı aralıksız sürdüren kimselere deniyor. Koçerler, yarı göçebe ve tam göçebe olmak üzere iki kısma ayrılıyor. Tam göçebe olan Koçerler, yaz-kış çadırlarda yaşayıp, daimi konaklama alanları olmadığı için mevsimsel değişim ile beraber hayvanlarıyla bölgeden bölgeye göç edip, küçükbaş hayvan üreticiliği yapıyorlar. Yarı göçebe Koçerler ise sadece yazın yüksek yaylalara çıkıp, kışın ise yerleşik bir alan olan köylerine, ilçelerinde hayvanlarını ağıllarda besleyerek, yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar.

    KIL ÇADIRLARDA AYLARCA SÜREN BİR ÜRETİM VE EMEK SÜREÇİ

    Koçerler, genelde içme suyu kaynakları olan, çeşmelere yakın yaylaklara çadırlarını kurarak aylarca burada yaşıyorlar. Çadırları ya keçi kılından yapılan siyah ‘Kon’ denilen yada son dönem yaygın olan branda tarzı bezlerden yapılıyor. Genelde Batman ve Siirt gibi illerden gelen, yılın on iki ayı çadırlarda tam göçebe yaşayan Koçerler, eskiden çoğu zaman eşyalarını at ve katırlara yükleyerek hayvanlarıyla beraber yazın konaklayacakları yaylalara gelir ve sonbaharda da yine aynı şekilde geldikleri sıcak bölgelere dönerlerdi. Ama şimdi artık evlerini araçlara yükleyerek yazın konaklayacakları yaylalara getirip, çadırlarını kurup aylarca buralarda kalıyorlar.

    Yarı göçebe olarak koçerlik yapanlar yaşamın diğerlerine oranla biraz daha kolay olduğunu söylüyor. Yazın çadırlarda kalsalar da kışın evlerde kalma şansına sahip olan yarı göçebe Koçerler de yine birçok zorlukla karşı karşıya olduklarını söylüyor. Bölge illerinde binlerce aile ya tam ya da yarı göçebelik yaparak koçerliği sürdürmeye çalışırken, sayıları da zorluklar karşısında giderek azalıyor. Yaz boyunca ürettikleri ürünleri sonbahara doğru satarak, yaşamlarını sürdürmeye çalıştıklarını belirten Koçerler, son yıllarda ise ürettiklerinin tükettiklerini karşılayamadığını söylüyor.

    HİÇBİR DÖNEM HAYVANLARIMIZ VE ÜRÜNLERİMİZ BU KADAR DEĞERSİZLEŞMEDİ

    Uzunca bir süredir, küçükbaş hayvan üreticiliği yaparak yaşamlarını idame ettiren Koçerlerden biri de Sait Aşkan. Artan girdi maliyeti ve bin bir emekle ürettikleri ürünlerin gerçek değerini bulamamasından şikayetçi Sait Aşkan da. Rıkava yaylalarında küçükbaş hayvan üreticiliği yapan Aşkan, hayvancılık yapan yurttaşların çok zor günler yaşadığını belirtiyor. “Daha önce hayvan ve ürettiğimiz ürünlerin bu kadar değersiz olduğu bir dönem görmedim. Bir hayvan ancak bir torba un ediyor. Eski dönemlerde bir hayvanımızı sattığımızda en az bir aylık mutfak masrafımızı karşılıyorduk. Her şeyin fiyatı yükseliyor ama nedense hayvansal ürünlerin fiyatları artmıyor“ diye yakınıyor.

    MARKETLERDEKİ FİYATLAR İLE BİZDEN ALINAN FİYAT ARASINDA UÇURUM VAR

    Büyük marketler zinciri için et, süt, peynir, yağ, yoğurt vb. ürünler toplayan komisyoncuların kendilerinden ürünlerini çok ucuza aldığını dile getiren Aşkan, “Bizden aldıkları fiyatla marketlerde gördüğümüz fiyatlar arasında uçurum var. Bizden 40 liraya aldıkları yağlı otlu peynirin kilosu marketlerde 130 TL. Yani bire üç kazanıyorlar. Millet de sanıyor hayvan üreticiliği yapan insanlar çok iyi kazanıyor. Halbuki öyle değil, kazanan üreticiler değil sadece büyük marketlerdir” diyor.

    YÜZYILLARDIR KOÇERLİK YAPIYORUZ AMA ARTIK BİR KIYMETİ KALMADI

    Koçerliğin bir aile geleneği olduğunu belirten Brader Serkan adlı genç de Koçerliğin artık hiçbir kıymetinin kalmadığın söylüyor. Batman’dan, Siirt’ten kalkıp Van’a kadar geldiklerini, küçükbaş hayvan üreticiliği yapmaya çalıştıklarını belirten Serkan, “Yüzyıllardır atalarımızdan günümüze bu işi yapıyoruz. Eskiden 30-40 koyunu olan insana zengin deniliyordu. Şimdi 500 koyunu olan bile geçinemez durumda. Yayla paraları, ilaç, çoban ücretleri beş katına çıktı. Ama bunun karşısında üreticinin bin bir emekle ürettiği ürün maalesef gerçek değerini görmüyor“ diyerek tepki gösteriyor.

    HER YIL BİRÇOK KİŞİ KOÇERLİĞİ TERK EDİYOR

    Son yıllarda Koçerlik yapan birçok yakınının bu işi bıraktığını hatırlatan Serkan; özellikle bu yıl için koçerlik yapan herkesin büyük zararda olduğunu ekliyor. Serkan şunları anlatıyor: “Örneğin geçen yıl 100 bin liraya aldığımız yayla için bu yıl 300 bin isteniyor. Aldığımız bir kutu ilaç geçen yıl 200 lira iken, şimdi 800 lira olmuş. Çobanlık ücretleri geçen yıl 6 bin lira iken şimdi 12-15 bin arasında değişiyor. Ama buna karşı üretecinin ürünü aynı oranda yükselmiyor. Biz geçen yıl yağlı koyun peynirini 30 liradan satıyorduk bu yıl olmuş 40 lira. Sütün kilosu 7 lira idi, şimdi oldu 9 lira. Genel giderler karşısında gelirlerin değer kaybı çok daha yüksek. Doğrudan satış yapabileceğimiz bir Pazar yeri de bulamıyoruz.”

    Üretici, çiftçi nasıl hal komisyoncularına bağımlı ise Koçerlerin durumunun da benzer olduğunu belirten Serkan, bu nedenle Koçerlerin zorluklar yaşadıklarını, geçinemediklerini söylüyor.

  • ‘Kanser hastalarının malulen emeklilikleri kesilmesin’ talepli imza kampanyası

    ‘Kanser hastalarının malulen emeklilikleri kesilmesin’ talepli imza kampanyası

    4. evre kanser hastası Derya Güray, destek beklediği imza kampanyasında şunları ifade ediyor:

    “Merhaba. 4. evre kanser hastası biriyim. Tedavim hala devam etmekte. Bu süreçte, ne yazık ki hakkım olan “malulen emeklilik” maaşım kesildi. 4.evre kanser hastalarının malulen emeklilik haklarının devam etmesini talep ediyorum.

    10 yıl 1800 gün prim ödeme şartıyla ilk etapta tüm kanser hastaları malulen emekli olabiliyor. Sonrasında belirli aralıklarla kontrole tabii olduğumuzdan tekrardan bir sevk ile heyete giriyoruz. Girdiğim son heyet kontrolünde son evre bir kanser hastası olmama rağmen maaşım kesildi. İyileşme gösterdiğim için maaşın kesildiği söyleniyor. Ancak 4.evre bir kanser hastasının tam bir iyileşme yaşaması söz konusu değil. Bizim tedavilerim ömür boyu sürmek zorunda.

    Bu nedenle son evrede malulen emeklilik maaşı kesilmesin kimse mağdur olmasın istiyorum. Sizlerden de kampanyamı imzalayarak ve paylaşarak destek olmanızı rica ediyorum.”

    Derya Güray ve diğer kanser hastalarının malulen emeklilik hakları için aşağıdaki linkten kampanyaya destek verebilirsiniz:

    https://www.change.org/p/kanser-hastalar%C4%B1n%C4%B1n-malulen-emeklilikleri-kesilmesin-sgksosyalmedya-csgbakanligi/psf/share?cs_tk=Au91arBzxinVA6IQ2WIAAXicyyvNyQEABF8BvBmqHbdrB1UWkjDkPYig2JM%3D&pt=AVBldGl0aW9uAFx2%2FQEAAAAAYs%2FWIR9%2By4E2NzE5NzhjYQ%3D%3D&source_location=aa_augmented_sign_ask&utm_campaign=c534ef15688e4bbb9ff1812f065970b1&utm_content=initial_v0_0_2&utm_medium=email&utm_source=aa_augmented_sign_ask&utm_term=cs

  • Koruma altında cinayet

    Koruma altında cinayet

    Sibel HÜRTAŞ

    Gülsüm Kuyar, Şubat ayında hakkında uzaklaştırma kararı bulunan boşanma aşamasındaki eşi tarafından öldürüldü. Kuyar cinayeti pazardan aldığı 20 TL’lik meyve bıçağı ile işledi, cinayetten sonra kadının kredi kartını çalıp bir hafta saklandı. İddianame 6 ayda hazırlandı. Savcı, hem eşi öldürme hem hırsızlık suçundan dava açtı.
    29 yaşındaki Gülsüm Kuyar, Mehmet Kuyar ile 12 yıllık evliydi. İki çocukları vardı. Gülsüm Kuyar, 14 Ocak’ta eşi Mehmet Kuyar’la boşanmak üzere mahkemeye başvurdu. Çift anlaşmalı boşanacaklardı ama Mehmet Kuyar, daha sonra kadını rahatsız etmeye başladı. Bunun üzerine Gülsüm Kuyar, Mehmet Kuyar hakkında uzaklaştırma kararı aldırdı.
    Buna rağmen Mehmet Kuyar, Gülsüm Kuyar’ı rahatsız etmeye devam etti. Mehmet Kuyar, okulda hademe olarak çalışan Gülsüm Kuyar’ın çalıştığı yere 15 Şubat’ta geldi. Gülsüm Kuyar’ın polisi araması üzerine Mehmet Kuyar, buradan uzaklaştırıldı. Gülsüm Kuyar, uzaklaştırma kararının ihlali üzerine ikinci kez koruma başvurusunda bulundu.
    Sadece bir hafta sonra Mehmet Kuyar, aynı yere elini kolunu sallayarak gelip, Gülsüm Kuyar’ı öldürdü.

    20 TL’YE BIÇAK ALDI

    Mehmet Kuyar, 22 Şubat günü Sincan’daki Japon Pazarından 20 TL’ye meyve bıçağı aldı. Üzerinde sakladığı bıçakla okula 600 metre uzaklıkta bulunan bir cafede saatlerce oturdu. Okul çıkış saatine doğru, okul etrafına gelip herkesin çıkmasını bekledi. Okul boşaldıktan sonra bahçe duvarından atlayıp okula girdi.
    Okulda Gülsüm ile beraber bir hademe daha kalmıştı. Kadın hademe Mehmet Kuyar’ı görür görmez Okul Müdürü’ne haber verdi.
    Okul müdürü cep telefonundan Gülsüm Kuyar’ı aradığında ise Mehmet Kuyar, Gülsüm Kuyar’ın yanına ulaşmıştı.
    Mehmet Kuyar, Gülsüm Kuyar’ı 12 yerinden bıçaklayarak öldürdü. Cinayetten sonra Gülsüm Kuyar’ın cep telefonunu ve kredi kartını çaldı.
    Cinayetten sonra markete gidip öldürdüğü eşinin kredi kartı ile alışveriş yaptı. Bir deodorant satın aldı. Bir hafta kaçtı ama Ankara’da yakalandı.

    BU KEZ İNDİRİM YOK

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 6 ayda iddianame hazırladı. Mehmet Kuyar hakkında  eşi öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis ve hırsızlık suçundan 10 yıla kadar hapis istemiyle dava açtı.

    AVUKAT ONUR TARAR: ‘DEVLET YAŞAM HAKKINI KORUYAMADI’

    Davanın Avukatı Onur Tatar da şunları söyledi
    “Gülsüm Kuyar koruma altındaydı. Koruma kararının eşi tarafından ihlal edilmesi nedeniyle yeni bir başvuru yapmıştı. Ölüm adeta geliyorum dedi. Bürokratik mekanizmalar hızlı davransaydı Gülsüm Kuyar bugün hayattaydı. Geride iki küçük evladı kaldı. Devlet bir kez daha yaşam hakkını koruyamadı. Istanbul Sözleşmesi’nden çıkılması bürokratik mekanizmaların hareket kabiliyetini sınırladı. Sabıkalı bir kişinin işlediği bu cinayetin sorumlusu elbette olayın faili eş, ancak devletin sorumluluğu da göz ardı edilmemeli. Bu konuda Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunduk.”

  • Günde 12 saat suyun kesildiği kent

    Günde 12 saat suyun kesildiği kent

    Metin YOKSU

    Günlük 12 saati aşan su kesintileri ile bayrama giren Batman‘da bir aydır artan su kesintileri yaşamı olumsuz etkiledi. Kayyum belediyesinin 2 yıl önce acil olarak ihalesini 12 milyon 100 bin TL’ye yaptırdığı su deposunun akıbeti ise bilinmiyor.

    Batman’da özellikle yaz aylarında günde 12 saati aşan su kesintileri yaşanıyor. Kentin merkezi konumunda bulunan Gap Mahallesi başta olmak üzere Çamlıtepe, Karşıyaka, Bağlar, Fatih, Bahçelievler, Kültür ve Cudi Mahallerinde günde yaklaşık 12 saati aşan su kesintisi yaşanıyor. Valilik, Emniyet Müdürlüğü ve AKP Batman İl Başkanlığı’nın da olduğu Gap ile Kültür Mahallesi kentin merkezi konumunda yer almasına rağmen günde 12 saat su kesintisi yaşanıyor. İki yıl önce aynı sorunun gündeme gelmesi ile birlikte kentte ihale yapılarak su deposu inşa ettirildi. İki yıl geçtiği halde su deposu faaliyete geçmedi. Kentte bir aydır su sıkıntısı yaşanıyor.

    BELEDİYE SU KAÇAĞINDAN HABERSİZ

    Batman’ın önümüzdeki on yıl içinde büyükşehir olması beklenirken, kentin alt yapısı büyükşehir olmaya henüz hazır değil. Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) yönetiminde iken Batman Belediyesi’ne ilk olarak 2016 yılında kayyum atandı. 31 Mart 2019 Yerel Seçimleri ile yüzde 66 oy oranı ile Halkların Demokratik Partisi (HDP) seçimleri kazanarak, belediyeyi yönetmeye hak kazanmıştı.

    Batman Belediyesi’ne 23 Mart 2020 tarihinde ise yeniden kayyum atandı. Yaz aylarında sık sık su sorunun yaşandığı kentte son 6 yılın sadece bir yılı HDP yönetimde yer alırken 5 yıldır kenti kayyumlar yönetiyor.

    2020 yılında belediyenin su ve kanalizasyon işlerinin verilerine göre, belediye su sorununun nedenini bilmiyor! Doğrudan belediyenin verilerine göre 460 bin 955 kişinin (2019 nüfus verilerine göre şu an kent merkezinde 477 bin 456 kişi ikamet ediyor) yaşadığı kent merkezinde 118 bin 320 su abonesi bulunuyor. DEDAŞ’ın abone sayısı ise yaklaşık 163 bin. Belediyenin verilerine göre, bozuk ve eskimiş altyapı, abonesiz su kullanımları nedeniyle kentteki toplam kaçak miktarı yüzde 63 oranında.

    BELEDİYE ÖZEL EKİP İLE ARAŞTIRMA YAPTI

    2020 yılı verileri ile yaptığım haber sonrası araştırma yapıldı. Batman Belediyesi 2020 yılında Prestij Alt Yapı hizmeti olan sukayipkacak.com’a sorunun araştırılması amacıyla belediye depo kademesinin izole edilmesi, hidrolik modelleme ve fiziki su kaçak tespiti çalışmaları yaptırdı. Çalışma sonucunda firma resmi internet sitesinde Kuyubaşı Toki Depo kademesinde basınç ölçümleri yapıldığını ve izole olmadığını rapor etti. Depoda 102 adet fiziki su kaçağının tespit edildiği, toplam kaçak miktarının ise yüzde 60 ile 70 dolayında olduğu raporlandı.

    Verilerin araştırma ile doğrulanması sonrası 2020 Eylül ayında Batman Belediyesi Kayyumu Vali Hulusi Şahin, verileri düzenlediği basın toplantısında doğrulayarak duyurdu. Vali Şahin, kentte su sorununu olduğunu dile getirdi. Bunun üzerine 21/b ihale usulüyle Çamlıtepe Mahallesi’ne 12 milyon 100 bin TL değerinde 20 bin metreküp hacimli yeni bir su deposu inşa ettirildi. Ancak 2021 yılında ve halen kentte su sorunu artarak devam ediyor.

    KAYYUM BELEDİYESİ HALKI SUÇLADI

    Mayıs ayı sonundan başlayarak bugüne kadar kenteki su kesintileri artarak devam etti. Kimi mahallerde su kesintileri 12 saati aşarken özellikle AKP ve Valiliğin de kentin göbeğinde olduğu Gap ve Kültür Mahallesi’nde kimi günlerde su kesintisi 12 saati buluyor. Gündüz saat 11.00 ile 12.00 arasında başlayan kesintiler gece yarılarına kadar sürerken, kesintiler yerel basında gündem olunca kayyum yönetimindeki Batman Belediyesi her yıl yaptığı açıklamayı bir kez daha tekrar etti. Kent genelinde yaşanan kesintilere ilişkin belediye resmi internet sitesinde “İçme suyunun kaçak olarak ve amacı dışına çıkılarak sulamada kullanılması bazı yerleşim yerlerinde su kesintilerine sebep oluyor. İçme ve kullanma suyunun amacı dışında sulamada kullanılması, su sarfiyatını artırarak suyun yetersiz kalmasına ve vatandaşların mağduriyetine sebep oluyor. Özellikle yaz aylarında meydana gelen bu durum karşısında vatandaşların içme suyu ile sulama yapmamaları herkes için büyük önem arz ediyor” ifadelerinin yer aldığı açıklaması yayınlandı.

    RAKAMLAR SUYUN YETERSİZ OLDUĞUNU GÖSTERDİ

    Edinilen bilgiye göre 12 milyon 100 bin TL’ye 21/b ihale usulü ile “acil” denilerek ihale edilen su deposu sondaj yapılamadığı ve çeşitli nedenler ile halen faaliyete girmedi. Belediye, halkın kaçak kullanımı iddiasında bulunup, bahçe sulanması nedeni ile su kesintilerinin yaşandığını dile getiriyor.

    Belediye yetkililerinden edindiğimiz bilgilere göre ise 2020 yılında kayıp kaçak oranı yüzde 63. Batman Belediyesi ise aynı yıl kente saatte 8 bin 200 metreküp su pompalandığını açıklamıştı. Bu oran da ortalama 24 saatte 200 bin metreküp dolayındadır. Kayıp kaçak miktarı hesaplandığında ise 200 bin tondan sadece 76 bin 723 tonunun kente ulaştığı ortaya çıkıyor. Uzmanlar ise bir kent için bu sayının yetersiz olduğunu dile getiriyor.

  • ‘Patates tarlada çiftçiyi, tezgâhta tüketiciyi mağdur etti’

    ‘Patates tarlada çiftçiyi, tezgâhta tüketiciyi mağdur etti’

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, sel nedeniyle ektiği patatesi çürüyen ve ikinci kez ekim yapmak zorunda kalan üreticilerin sorunlarını dinledi.

    Gürer’e dert yanan patates üreticileri maliyet artışlarından yakındı. 1 kilo patatesin maliyetinin işçilik ve nakliye giderleriyle birlikte 5 buçuk lirayı bulduğunu anlatan üretici, gübre atamadıkları için verim kaybı yaşanacağı belirtti.

    ÇKS’ye kayıtlı olmalarına rağmen ürünlerine TARSİM sigortası yaptıramadıklarını belirten üreticiler, sel nedeniyle ürünlerin çürümesi sonucu oluşan zararları kendilerinin karşıladığını ve bu nedeniyle ciddi mağduriyet yaşadıklarını anlattı.

    Gürer ise nüfusun artmasına rağmen patates üretiminin sürekli azaldığına dikkat çekerek, mazotta KDV ve ÖTV’nin kaldırılması, gübrenin de üreticiye sübvanse edilmesi gerektiğini ifade etti.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, en çok patates üretimi yapılan illerden biri olmasına rağmen son yıllarda üretimde ciddi oranda düşüş yaşanan Niğde’nin köy ve beldelerinde, patates üreticilerinin sorunlarını dinledi.

    TARSİM SİGORTASI YAPTIRAMAYAN ÇİFTÇİNİN MAĞDURİYETİ…

    Gürer’e dert yanan Bozköy Kasabasından Fatih Altıner, Çiftçi Kayıt Sistemine (ÇKS) kayıtlı olduğunu ancak çeşitli nedenlerle ürününe TARSİM sigortası yapamadığını belirtti. Sel nedeniyle tarlasına ikinci kez ekim yaptığına işaret eden Altıner, 30 dönüm patates ektiğini, sel nedeniyle 15 dönüm ekili alandaki patatesin çürüdüğünü, 30 bin lira zarar ettiğini belirterek, yeniden ekim yapacağını anlattı.

    Aynı şekilde sel nedeniyle ürünü çürüdüğünü için yeniden patates ekimi yapmak zorunda kaldığını belirten Çiftlik ilçesinden Mahmut Teke isimli üretici ise maliyet artışlarından da yakındı. 130 bin lira masraf yaparak ektikleri tarlalarını, aşırı yağışlar sonrasında oluşan selin bastığını ve ektikleri patateslerin çürüdüğünü anlattı, TARSİM’e kayıtlı olmadıkları için hiç destek almadıklarını ve zararlarının 200 bin lirayı geçtiğini ifade etti.

    Her şeye rağmen aynı tarlayı yeniden ektiğini söyleyen Mahmut Teke, “İlk ekimde gübre atmıştık. Sel ile ürün çürüdü. Yeniden ekim yaptım. İkinci kez patates ekince bu kere gübre atamadık. Çünkü çok pahalı olan gübre canımızı yaktı. Ot ilacı atacağız ancak gübre atamadığımız için verim kaybı olacak. Daha önce dönüm başına 8-10 ton verim alınan tarlalarda bu yıl gübre atılamadığı için dönümde en fazla 5 ton verim alınabilecek” dedi.

    ‘MALİYET 5 BUÇUK LİRA’

    Çiftçi Mahmut Teke; ilaç, gübre, mazot ve diğer girdilerle maliyetin arttığına dikkat çekerek, “İşçilik ve nakliye hariç 1 kilo patatesi maliyeti 4 lira oldu. İşçilik ve nakliyeyi de eklersek maliyet 5 buçuk lirayı bulur” diye konuştu.

    ‘İŞÇİ ELDİVENİ BİLE 25 LİRAYA ÇIKTI’

    Bir saatlik su kullanım bedelinin geçen yıla göre 2 kat artarak 200 lira olduğuna işaret eden Mahmut Teke, geçen sene 5-10 liradan satılan işçi eldivenin bile bu yıl 25 liraya çıktığını söyledi.

    Su boruları ve diğer malzemelerin yanına yaklaşamadıklarını anlatan Mahmut Teke, “Gübre, mazot fiyatları arttı. Çiftçilik zorlaştı. Her şey belimizi büküyor. Çiftçi mağdur, çiftçilik bitti” şeklinde konuştu.

    Kendisi de dahil olmak üzere çiftçilerin çoğunun çiftçilik yapmayı bırakma düşüncesinde olduğunu da aktaran Mahmut Teke, “Büyük mağduriyet yaşıyoruz. Anlımızın teriyle kazanamadıktan sonra, niye bu işi yapalım? 35 yaşındayım, kendimi bildim bileli çiftçilik yaparım. Bu seneki kadar hiç görmedim. Böyle bir dönem olmadı. Her şey çok pahalı” diyerek yaşadıkları mağduriyeti anlattı.

    ‘ÜRETİMİ  5 MİLYON TONA GERİLEDİ’

    Çiftçilerin sorunlarını, ekim yaptıkları tarlalarda dinleyen Gürer ise patates üretimindeki azalışa dikkat çekti. 1999 yılında ülkemizde 6 buçuk milyon ton patates üretimi yapıldığını anımsatan Gürer, nüfusun artmasına rağmen patates üretiminin bu gün 5 milyon tona kadar gerilediğine işaret etti.

    Son dönemlerde üretimde yaşanan sorunların patates fiyatlarının artmasına neden olduğuna vurgu yapan CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Niğde bölgesinde 2 yıl önce patates eken çiftçinin ürünü depoda kaldı. 100 bin ton patates çürüdü. Çiftçi üretimden uzaklaştı. Niğde’de geçen yol 300 bin ton daha ürün alındı. Bu yılda patates üreticisinin yeni sorunları var. Küresel ısınma ile oluşan hava değişimi üreticiyi olumsuz etkiledi. Mevsiminde yağış olmadı. Sonrası aşırı yağışlar ekili alanlara büyük zarar verdi. Niğde ili Çiftlik ilçesinde başta Bozköy Kasabası olmak üzere sel nedeni ile ekili alanda patates çürüdü. Zorunlu olarak çiftçi tarlasına yeniden patates ekti. TARSİM olmadığı için zarar haneye yazıldı. Patates zamanında hasat edilemeyecek. Verim kaybı da yaşanacak. Büyük kentlerde patatesin artan fiyatından tüketici şikâyetçi. Çiftçi rafta artan fiyattan fayda sağlamıyor. Başta elektrik, mazot, gübre artışları çiftçi maliyetini katladı. Beklenmeyen afetlerde çiftçinin belini büktü” diye konuştu.

    ‘PATATESİN FİYATI DEĞİL, MALİYETİ ARTTI’

    Şehirlerde patates fiyatlarındaki artıştan yakınıldığını aktaran Ömer Fethi Gürer, “Aslında patates raftaki fiyat artışı üreticide maliyet ve sonrası o kadar arttı ki çiftçi patates ekmekte zorlanır oldu. İki yol önce depoda çürüdüğü içinde üretim yapanların sayısı azaldı. Patatesten kar eden çiftçi olmayınca, insanlar patates ekiminden uzaklaştı” diye konuştu.

    ‘GÜBRE SÜBVANSE EDİLMELİ’

    Çiftçinin perişan olduğunu, üreticinin ise pahalıya ürün aldığını kaydeden Gürer, iktidara çağrıda bulunarak şunları söyledi:

    “Girdi maliyetleri çok arttı. İlaç, gübre, tohum fiyatları kat kat yükseldi. Mazotun yanına yaklaşılamıyor. O nedenle iktidar mazotta KDV ve ÖTV’yi kaldırmalı. Ayrıca üreticiye gübreyi sübvanse etmeli…”

  • Ankara gazetecilerinin acı günü: Mehtap Belen hayatını kaybetti

    Ankara gazetecilerinin acı günü: Mehtap Belen hayatını kaybetti

    Ankara gazetecileri çok önemli bir çalışma arkadaşlarını, Mehtap Belen‘i kaybettiler. ANKA Ajansı Parlamento muhabirliği yaparken, yakalandığı amansız hastalığa karşı uzun süre mücadele veren Mehtap Belen, yattığı Ankara Şehir Hastanesi’nde bu sabaha karşı hayatını kaybetti.

    14 Ekim 1970 Ankara doğumlu olan Mehtap Belen, 1991’de Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun oldu. Henüz öğrenci iken ANKA Haber Ajansı’nda mesleğe ilk adımını atan Mehtap Belen, Star TV, TV 8, Kana A, Beyaz TV, TGRT,  TRT, Flaş TV’de çeşitli programlar hazırladı, çok sayıda habere imza attı. Ancak medyanın getirildiği nokta nedeniyle zaman zaman işsiz kalan, ama hiçbir zaman güce boyun eğmeyen, dik duruşunu hiç kaybetmeyen Mehtap Belen bir süre parlamentoda milletvekili danışmanlığı da yaptı.

    Mehtap son olarak, 2019’da yeniden, mesleğe ilk başladığı ANKA Haber Ajansı’na döndü. Belen, ANKA’da parlamento muhabiri olarak görev yapıyordu.

    Mehtap Belen, bugün Karşıyaka Camisinde ikindi namazı sonrası son yolculuğuna uğurlanırken, Ankara gazeteciliği de önemli bir simasını kaybetmiş olacak.