Yazar: medyaport net

  • Dr. Ekrem Karakaya öldürüldü; Hastane çalışanları, “Doktora uzanan eller kırılsın” sloganı atarak iş bıraktı

    Dr. Ekrem Karakaya öldürüldü; Hastane çalışanları, “Doktora uzanan eller kırılsın” sloganı atarak iş bıraktı

    Konya‘nın Karatay ilçesindeki Konya Şehir Hastanesi’nde Hacı Mehmet Akçay adlı saldırgan tabancayla Kardiyoloji Uzmanı Ekrem Karakaya‘nın başına ateş etti.

    Ardından aynı tabancayla intihara kalkıştı. Yaralı Karakaya ve Akçay ameliyata alındı.

    Konya Valisi Vahdettin Özkan ile İl Sağlık Müdürü Mehmet Koç hastaneye giderek, yetkililerden bilgi aldı. Vali Özkan, “Saldırıya uğrayan doktor ve saldırgan yapılan müdahaleye rağmen kurtarılamadı” dedi.

    Konya Şehir Hastanesi çalışanları, “Doktora uzanan eller kırılsın” sloganı atarak iş bıraktı. Poliklinik muayeneleri durdu.

    39 yaşındaki saldırganın Yunak İlçe Devlet Hastanesi’nde güvenlik görevlisi olarak çalıştığı öğrenildi.

    Akçay’ın bir süre önce kalp rahatsızlığından hayatını kaybeden annesinin ölümü nedeniyle Dr. Ekrem Karakaya’yı sorumlu tuttuğu iddia edilirken olayla ilgili soruşturma devam ediyor.

  • Karadeniz fıkrası gibi, ama yer ‘Kuşadası’

    Karadeniz fıkrası gibi, ama yer ‘Kuşadası’

    Karadeniz fıkrası gibi, ama yer ‘Kuşadası’

    Tuzak mı, otopark mı!

    Tatil için Kuşadası’ndayız. Kızım Aşkın’la birlikte kalmakta olduğumuz tatil köyünden birkaç saatliğine şehir merkezine indik. Kuşadası şehir merkezinde aracı park edecek bir yer ararken, “Belediye Katlı Otoparkı” tabelası dikkatimizi çekti. Aracımızın üzerinde port bagaj olduğundan kapalı otoparka girmek riskli olabilirdi. Baktık girişte “2 metre 20 santim” yüksekliğindeki araçların kapalı otoparka girebileceği yazıyordu. Ayrıca bir de girişe koydukları “2.20” yüksekliğindeki demir çıtayla da aracınızın otoparka girip giremeyeceğinizi kontrol edebiliyordunuz. Biz de aynen öyle yaptık. Aracımız 2 metre 20 santimden daha alçaktı. Yaklaşık 10 santimle kurtarıyordu. Girişteki otomatik butona basıp biletimizi aldık ve bariyer açıldıktan sonra da içeri girdik.

    Tam otoparka giriş yaptık ve biraz ilerlemiştik ki koşarak bir otopark görevlisi yanımıza geldi, “Abi ne yaptınız, bu port bagajla neden buraya girdiniz?” diye heyecanla konuşmaya başladı. Ben de merak etmemesini, girişteki uyarıları gördüğümüzü ve ayrıca girişteki sınır bariyerini de rahatlıkla geçtiğimizi yani bir sorun olmadığını anlattım. Aracın 2 metre 20 santimden daha kısa kaldığını gülümseyerek ifade ettim.

    Fıkra gibi; otopark girişi yükseklik 2 metre 20cm, çıkışı 2 metre 5 cm

    Adam beni dinledi ve ardından ne dese beğenirsiniz, “Abi giriş 2 metre 20 santim ama çıkış 2 metre 5 santim!”

    “Nasıl yani?!”

    Bana çıkıştaki bariyeri işaret etti. Bir baktık ki gerçekten çıkıştaki bariyerde yükseklik “2 metre 5 santim” olarak yazıyordu.

    “Ama nasıl olabilir?!” diyebildim. “2 metre 20 santimlik bir araç, 2 metre 5 santimlik bir yerden nasıl çıkabilir!?”

    “Abi biz girişte uyarıyorduk ama siz içeri girerken görmemişiz” dedi.

    “Peki milleti tek tek uyaracağınıza neden girişe de yüksekliğin “2 metre 5 santim” olduğunu yazmıyorsunuz?” dedim. “Abi haklısın da onu bir türlü yazamadık” dedi. Yani kapalı otoparkın girişinde 2 metre 20 santim yükseklik uyarısı varken, çıkışında 2 metre 5 santim yükseklik uyarısı vardı. Yani bu otoparka giren araçların 15 santim kısalması bekleniyordu!

  • DİTAM: Kürtler Türkiye medyasına güvenmiyor

    DİTAM: Kürtler Türkiye medyasına güvenmiyor

    Sibel HÜRTAŞ

    Dicle Toplumsal Araştırma Merkezi’nin (DİTAM) ‘Kürt Sorunu Bağlamında Kürtlerin Medya Algısı’ raporuna göre, Kürtler Türkiye medyasına güvenmiyor. Katılımcıların yüzde 71’i Türkiye’de medyanın bağımsız olduğunu düşünmezken, medyanın bağımsız olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 29 oldu.

    DİTAM, ‘Kürt Sorunu Bağlamında Kürtlerin Medya Algısı’ raporunu yayımladı. Kürtlerin medya algısına odaklanan çalışmada, katılımcılara medyanın Kürt meselesine bakışı, hangi yayın organlarının tercih edildiği, haberi hangi mecradan takip ettikleri, internet yayını başta olmak üzere basının güvenirliği ile ilgili sorular yöneltildi. Kürtçe, Türkçe ve İngilizce hazırlanan raporda Diyarbakır’da aralarında gazeteci, yazar, akademisyen ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin olduğu çok sayıda kişinin katıldığı toplantıda açıklandı.

    “BASININ ALGISI KÜRT MESELESİ İLE BAĞLANTILI”

    Toplantının açılış konuşmasını yapan DİTAM Başkanı Mehmet Vural, basının algısının Kürt meselesi ile bağlantılı olduğunu söyledi. Kürt meselesinde Türkiye medyasının kullandığı dile dikkat çeken Vural, şöyle konuştu:

    “Kürt sorununun barışçıl yöntemle çözülmesi yönünde medyanın olumlu rolünün olduğunu biliyoruz, ancak son zamanlarda olumsuz rolünü gözlüyoruz. 2013-2014 yılları arasında zaman zaman Türkiye medyası olumlu roller oynadı bunu gördük. Ama son yıllarda çok daha olumsuz, çok daha karamsar, itici ve ötekileştitici bir rol oynuyor. Bunun da son bulması gerektiğini düşünüyoruz. Özellikle yandaş basın aracılığıyla özgür basın hedef alınıyor. Özgür, bağımsız basına ciddi yönelimler ve cezalar var, meclisteki torba yasa bunu daha da ağırlaştıracaktır.”

    “BİRİLERİ İKTİDAR SAHİBİDİR, BAKARLAR VE TARİF EDERLER”

    Raporun danışmanlığını yürüten akademisyen Sevilay Çelenk, şunları söyledi:

    “Kürtlerin Türkiye medyası algısı bir çözüm arayışıdır. Bugüne kadar hep bakışın öbür tarafında olmuş, nesnesi olmuş bir kesim Türkiye medyasına nasıl bakıyor? Aslında bu soru sanki hiç sorulmamış gibi bugüne kadar. Bu ikincilleştirilen durum sadece Kürtlere özgü de değil. Kürtler, Aleviler, LGBTİ’ler, kadınlar… Hep görme rejimi diye bir şey vardır. Bakma, bakılma, tanıma ve tanımlama rejimi. Birileri iktidar sahibidir, bakarlar ve tarif ederler. Hep Türkiye medyası onlara baktı.

    Bu araştırmanın en güzel sorusunun Kürtler ne düşündü? Bütün bu seneler boyunca kendilerine bakan bu medyaya nasıl baktılar? Nefretle mi baktılar, öfkeyle mi baktılar. Uzun süren bir bekleyiş, hiçbir cevap almamış bir bekleyişle mi baktılar? Bu araştırmayla Türkiye medyasının ötekileştirilenlere nasıl baktığına baktık. Çok kıymetli bir çalışma çıktı ortaya. Araştırmamız esas olarak 2 kısımdan oluşuyor. Gazeteci, sivil toplum kuruluşları temsilcileriyle yapılmış 40 görüşme var. Derinlemesine görüşmeler yapıldı. 600 kişiye anket uygulandı. 3 çalıştay yapıldı, bu veriler doğrultusunda ortaya bu rapor çıktı.”

    YÜZDE 90 DİJİTAL ARAÇLARI KULLANIYOR

    Proje Koordinatörü Halil Bayhan’ın paylaştığı verilere göre, katılımcıların yüzde 90’ının bilgisayar olmak üzere yeni iletişim teknolojilerini daha çok kullandığını ifade ediyor. Katılımcılar temel medya tüketim tercihleri olarak yeni iletişim teknolojilerini kullanıyor. Her üç katılımcıdan ikisi, sık sık akıllı telefon ve tablet yoluyla internete girdiğini ifade ediyor. Sık sık gerçekleştirilen aktivitelerde yüzde 35 ile televizyon ikinci sırada bulunuyor. Katılımcıların yüzde 90’ı ise, bilgisayar, tablet veya telefon ile dijital olarak habere ulaştığını ifade ediyor. Katılımcıların yaklaşık yüzde 39’u en çok takip ettikleri medya mecrasının bağımsız ve tarafsız olduğunu ifade ederken, yüzde 27’si AKP, yüzde 26’sı ise takip ettiği medyanın HDP’ye yakın olduğu kanaatinde. Katılımcılara “Haberi en çok hangi kaynaktan alıyorsunuz” sorusu da yöneltildi. Katılımcıların yüzde 58’i “internet”, yüzde 36,7 ise televizyon cevabını verdi.

    AKP SEÇMENİ TELEVİZYON, HDP SEÇMENİ İNTERETİ TERCİH EDİYOR

    Araştırmanın öne çıkan bölümleri şöyle:

    -Siyasi görüşlere göre bakıldığında katılımcıların genelinde en sık haber alma aracı yüzde 55,8 ile internet. AK Parti seçmeni katılımcıların en sık haber alma aracı yüzde 61,7 ile televizyon iken HDP seçmeni katılımcılar yüzde 68,8 ile en çok internetten haber almaktadır. HDP seçmeni, yüzde 68,8’i haberleri internetten alırken yüzde 28,3’i televizyondan alıyor. Bu durum HDP seçmeninin kendi dünyası ve sorunlarıyla ilgili haberleri televizyonda ve ana akım medyada bulamıyor olmasından dolayı alternatif medya aracı kullanma ihtiyacı olarak görülebilir. Bir yandan da HDP seçmeninin siyasete ve dış dünyaya ilgisi yüksek, politik bir kitle olması da bu seçmeni interneti daha fazla tercih etmeye yöneltiyor olabilir.

    KÜRTLER HABERLERİ İNTERNETTEN TAKİP EDİYOR

    -Oy kullanmamış Kürtler, yüzde 70,8 ile ve ilk defa oy kullanacak Kürt seçmenler yüzde 55 ile internetten haber alıyor. Radyo ve gazete haber alma aracı olarak siyasi görüşe bağlı olarak pek değişmemekle beraber düşük, yüzde 1-6 oranlarında seyrediyor. Katılımcılar haber alma kaynakları arasında sırasıyla yüzde 12,8 ile en çok internete, yüzde 11,2 ile sosyal medyaya ve yüzde 8,6 ile internet gazetelerine güveniyor. En az güvendikleri haber kaynakları ise yüzde 66,6 ile radyo, yüzde 63,6 ile basılı gazeteler ve yüzde 60,7 ile televizyon. 15 Temmuz sonrası kapatılan Kürt televizyonları ve muhalif kanallarda kendilerini bulamayan Kürtlerin haber alma kaynaklarına olan güveninin düşük olduğu görülüyor.

    -Katılımcıların yüzde 71’i Türkiye’de medyanın bağımsız olduğunu düşünmezken, medyanın bağımsız olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 29 civarında. Araştırmada ortaya çıkan bu durum medyanın katılımcıların kahir ekseriyeti tarafından yanlı olduğunu düşündüklerini ortaya koyuyor.

    -Kürt coğrafyasında Türkiye medyası ile olan tecrübenin bir güven ilişkisine pek imkan vermediği söylenmelidir. Kürtlerin tarihsel olarak yaşadıkları baskı ve hak ihlalleri, inkâr ve asimilasyon önemli ölçüde de medyada bir dışlama ve yok sayma ile birlikte ilerlemiştir. Dolayısıyla Türkiye medyasına ilişkin güven duygusu hiçbir zaman çok güçlü olmamıştır. Çözüm sürecinde medyanın olumlu rolüne dikkat çekiliyor olmasına rağmen en nihayetinde medyanın partizanlığı ve bilhassa AK Parti döneminde Kürt sorunu söz konusu olduğunda medyanın bağımsız tercihler oluşturmadığı da altı çizilen konular arasındadır.

  • HDP 3 Temmuz’da 5. Kongresini toplayacak: Eş Genel Başkanlar Pervin Buldan ve Mithat Sancar…

    HDP 3 Temmuz’da 5. Kongresini toplayacak: Eş Genel Başkanlar Pervin Buldan ve Mithat Sancar…

    Sidar DEMİR

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ebru Günay, partilerinin 3 Temmuz Pazar günü yapacağı büyük kongreye ilişkin bilgi verdi. Türkiye’de ve dünyada önemli gelişmelerin yaşandığı bir dönemde parti olarak önemli ve büyük bir hazırlık içerisinde 5’inci Olağan Kongreye hazırlandıklarını dile getiren Günay, “Büyük bir coşku ve moral ile kongre çalışmalarımız sürüyor. ‘Çözüm Biziz, Sözümüz Var’ diyerek gerçekleştireceğimiz kongre sadece partimizin ya da sadece bir siyasi partinin kongresi olmanın ötesinde daha büyük bir anlam taşıyor. Türkiye’nin sorunlarının bu kadar ağırlaştığı, partimize yönelik saldırıların kesintisiz devam ettiği ve iktidarın partimizi ve demokratik siyaseti tasfiye ederek iktidarını ve ömrünü uzatmaya çalıştığı bir dönemde gerçekleştireceğimiz 5’inci Olağan Kongremiz Türkiye’nin temel sorunlarına çözüm yollarını gösterecek” dedi.

    ÇÖZÜM GÖSTEREMİYORLAR

    İktidarın savaş siyasetinde, kutuplaştırma ve düşmanlaştırma siyasetinde ısrar ettiğini kaydeden Günay, “Biz umudun kongresine hazırlanırken, iktidar ülkeyi ve toplumu açlığa, yoksulluğa, geleceksizliğe mahkum etmek için elinden geleni yapıyor. İktidar, NATO zirvesinde demokrasiyi, özgürlükleri, insan haklarını ve evrensel hukuku pazarlık konusunu haline getirerek bunu da ‘büyük bir başarı’ olarak dünyaya pazarlıyor. Hikayesini kaybetmiş, ülkenin geleceği ve gerçeği ile savaşa tutuşmuş, adalet ile hukuku ayaklar altına alan iktidar dünyadaki baskıcı yönetimlerden ve gelişmelerden güç alıyor. Bir taraftan sürekli milliyetçi-şoven hamaset üzerinden savaşı/yıkımı dayatan, halkın bütçesini mermilere harcayan, kendi varlığını ülkenin bekası diye pazarlayan, çürümüş-yozlaşmış-mafyalaşmış, tehdit ve şantajlarla ayakta durmaya ant içmiş bir iktidar gerçeği var, diğer taraftan da bununla etkili bir mücadele etmede iktidarın çizdiği sınırların dışına çıkamayan, kendi gündemini yaratma cesaretini gösteremeyen bir muhalefet var. Özünde iki taraf da bir çözüm gösteremiyor” diye konuştu.

    ‘ÜRETİYOR, DİRENİYORUZ’

    “Haliyle iki çözümsüz taraf dışında, üçüncü bir seçeneğin var olduğunu biliyor ve tüm siyasal hattımızı, mücadele mirasımızı ortaya koyup, çözüm biziz diyoruz” diyen Günay’ın değerlendirmeleri şöyle: “Üçüncü yol bu toprakların barış ve huzuru için gerçekçi tek yoldur. Emekten, kadından, doğadan, çoğulculuktan, inançlardan ve tüm kimliklerden yana demokratik bir değişimi ve dönüşümü, demokratik bir cumhuriyeti yaratmak gayesindedir. Bu amaçla tüm toplumsal ve siyasal muhalif kesimler; emek, barış ve demokrasi güçleri, aydınlar, sanatçılar, demokrat ve vicdan sahibi yurttaşlarla beraber yürüyor, üretiyor ve direniyoruz. İşte HDP’nin varlık gerekçesi budur!

    HDP KADIN VE GENÇLERİN PARTİSİDİR

    HDP, sorunları çözme görevi üstlenmiş politik programların, politik bileşkelerin ortak mücadele partisidir. Tekil olarak hiç kimsenin, çoğul olarak ezilen, sömürülen, yok sayılan, dışlanan herkesin partisidir. O nedenle HDP Kürtlerin, Türklerin, Süryanilerin, Arapların, Ermenilerin, Çerkeslerin kısaca tüm halkların partisidir. HDP, işçilerin, emekçilerin partisidir. Tüm inançların ve farklı kimliklerin partisidir. HDP, mücadelede kararlı özgürlükte ısrarlı olan kadınların partisidir.

    HDP, genç başlayıp genç başaracak gençlerin partisidir. HDP, bu coğrafyada ezilenlerin her alanda süregiden özgün mücadeleleri ve bağımsız örgütlenmelerine gölge düşürmeksizin, bütün mücadeleleri ortak demokratik bir politik eksende birleştiren ve demokrasi mücadelesinde bir araya getirendir.

    İKTİDAR BAŞ AŞAĞI ÇÖKÜYOR

    Herkes çok iyi biliyor ki; bugün iktidar baş aşağı çöküş yaşıyor. Bu çöküşünü yalan ve hilelerle örtbas etmek ve herkesi de bundan sorumlu kılmak istiyor. Türkiye halklarının sabrı tükenmiştir. Evine ekmek götüremeyen yoksulun, insanca bir yaşam talep ettiği için coplanan, hakarete uğrayan işçinin ve emekçinin; Dili, kültürü, kendini yönetme iradesi yok sayılan Kürdün; inancından ötürü evlerine çarpı işareti konulan Alevilerin; her gün erkek ve devlet şiddetine maruz kalan, katledilen kadınların sabrı tükenmiştir. Geleceksiz bırakılan gençlerin sabrı kalmamıştır. Halkların, emekçilerin, ötekileştirilenlerin sabır taşı artık çatlamıştır. Toplumu nefessiz bırakan bu zorba sisteme tahammüllümüz kalmamıştır.

    HDP KRİTİK ANIN ÇÖZÜM GÜCÜDÜR

    Biz bu farkındalık ve kararlılıkla mücadele ediyoruz, Türkiye halklarının demokratik geleceğini inşa etme yolunda mücadelemizi yükseltiyoruz. Sokaklarda, işyerlerinde, meydanlarda, Meclis’te, zindanlarda ve iktidarın baskısını hissettirdiği bütün alanlarda kararlılıkla mücadele ediyoruz.

    Cumhuriyetin 2’nci yüzyılına girerken tüm toplumsal kesimler için tarihi dönemeçte olduğumuzun herkes farkında. HDP, bu kritik sürecin, bu kader anının çözüm gücüdür. HDP’nin tavrı, tutumu tüm bu siyasal ve sosyal gelişmeleri belirleyecek yegâne hakikattir.

    SALDIRI ALTINDAYIZ

    Bizler bugün daha çok toplum daha çok demokrasi dediğimiz için saldırı altındayız. İnkâr ve asimilasyona hayır dediğimiz için, mevsimlik tarım işçisinin, mültecinin, kağıt toplayıcısının hakkı dediğimiz için, yerel demokrasinin gücünü dillendirdiğimiz için, toplumun talep ve ihtiyaçlarını görünür kıldığımız için saldırı altındayız. Onlar sarayları yücelttikçe bizler sokağı büyüttüğümüz için, onlar yok saydıkça bizler farklı inanç ve kültürlerin iradesine sarıldığımız ve eşit-özgür bir gelecek kurma çabamızı büyüttüğümüz için kumpas davalarının, baskı ve şiddet politikalarının hedefindeyiz.

    Kumpas davaları, komplo planları, baskı ve şiddet ile durdurulmaya çalışan HDP’nin önünde hiçbir şey duramaz. Çünkü yılların mücadele mirası ile bugünlere geldik. Her zorluktan güçlenerek çıkan mücadele kökleri üzerinde yeşeriyor mücadelemiz. Herkes çok iyi bilmelidir ki, HDP tarihi sorumluluklarının farkında olarak, Türkiye halklarının demokratik geleceği için, büyük yürüyüşüne, büyük kararlılıkla devam ediyor. Bu tarihi ve zorlu süreçte üzerimize düşen her görevi yerine getireceğimizden kimsenin şüphesi olmasın. Kimse umutsuzluğa kapılmasın, çünkü umudun partisi HDP var, çünkü HDP’ye güç ve destek veren milyonlar var. Bundan dolayı bu yürüyüşte tek bir kaygımız ve tereddüdümüz yok.

    AKIN AKIN KONGREYE YÜRÜYECEĞİZ

    3 Temmuz’daki 5’inci olağan kongremiz için Hakkâri’den Edirne’ye, Ağrı’dan İzmir’e İstanbul’dan Amed’e dört bir taraftan yollarda olacağız. Akın akın Ankara’ya, kongre salonumuza yürüyeceğiz. Gençler enerjiler ile, kadınlar zılgıtlarıyla, emekçiler alın teriyle, çocuklar gülüşleriyle, kısaca rengarenk giysiler ve sözlerimizle kongre alanında olacağız. ‘Çözüm Biziz, Sözümüz Var’ diyerek hazırlandığımız kongre sürecinde, HDP olarak 10’uncu yılımızda daha güçlü olduğumuzu, bize diz çöktürmeye çalışanlara bir kez daha göstereceğiz.

    HDP bu ülkenin demokratik mücadelesinin köşe taşıdır, temel direğidir, teslim alınamaz, diz çöktürülemez. 3 Temmuz da kara bulutları dağıtacağız, yeniden umudu büyüteceğiz, 8 Mart ruhunu, Newroz coşkusunu ve 1 Mayıs inadını şimdi 5’inci olağan kongremiz de buluşturma zamanı diyoruz. HDP’nin umut, mücadele ve çözüm yürüyüşüne inanmış herkes büyük kongremize davetlidir.

    Daha çok toplum daha çok demokrasi için, kayyım rejimine, inkar ve asimilasyona hayır demek için, tecrit ve savaş politikalarına hayır demek için, toplumsal barış için, ekonomik adalet için, birlikte başarmak ve Bizler’in gücüne inanmak için, doğayı korumak ve yaşamı savunmak için, kongremizde buluşacağız. 5’inci olağan kongremiz, sokaklar, emek, doğa, kültür, renkler, başarı, direniş, özgürlük bizimdir; yaşam bizimdir diyecek. Çünkü HDP umuttur, bu iktidar yolcudur. Bizler kadim, onlar kayyımdır. Bizler aydınlık onlar karanlıktır. Evet zaman halklarındır, kadınlarındır, gençlerindir, inananlarındır, irade sahiplerinindir. Zaman HDP’nindir. Sokaklardan yükselen sesler bizim, sözler bizim, karar bizim, hak bizim, dereler bizim, bütçe bizim, irade bizim, gelecek bizim demek için 3 Temmuz da Ankara’da olacağız.

    HDP FİKRİYATINDA KARARLIYIZ

    Kongremiz şunu gösterecek; Tek adama karşı halklar, havuz medyasına karşı özgür basın, faşizme karşı demokrasi, korkuya karşı cesaret bizimdir. Kutuplaşmaya karşı ortak yaşam, yandaşa karşı yurttaş ve tecride karşı özgürlük bizimdir. Bu kongrede neyin kararı alınacak diye merak edenlere, şimdiden söylemek isterim ki: Kentimizi ve kendimizi yönetmede, anlamlı bir yaşam isteğinde, onurlu bir barışta, ülkenin her sorununa dair çözümde, adalet ve eşitlikte, kısaca HDP ve onun fikriyatında kararlıyız! Bu kararlılığı ilmek ilmek örmenin kararlılığını göstereceğiz.

    ÇÖZÜM BİZİZ, SÖZÜMÜZ VAR

    Kongremizde en büyük muhalefet partisi olarak söz kuracağız. Bu ülkenin sorunlarını gerçek anlamda çözecek tek parti olarak söz kuracağız! HDP bugün umut dolu yarınlar için, çocukların geleceği için direniyor ve her türlü baskı ve zora karşı yılmadan mücadele diyor. Bu inanç ve kararlılıkla, demokratik ve barış dolu bir gelecek inancıyla sokaklarda meydanlardayız. Tüm halklarımızı, demokrasi ve özgürlüğe inanan herkesi kongremize bir kez daha davet ediyorum, çünkü Çözüm Biziz, Sözümüz Var.”

    BULDAN VE SANCAR İLE DEVAM

    Toplantıda soruları da yanıtlayan Günay, eş genel başkanların değişip değişmeyeceğine ilişkin bir soruya şu yanıtı verdi:  “Mutabakat komisyonumuz ve parti kurullarımızdaki genel eğilim eş genel başkanlarımızın devamı yönünde. Sürpriz beklemiyoruz.”

  • Madımak Katliamı, 29. Yılında da Madımak önünde protesto edilecek

    Madımak Katliamı, 29. Yılında da Madımak önünde protesto edilecek

    Sivas Madımak Katliamı‘nda yaşamını yitiren 33 kişi, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) öncülüğünde, demokratik kitle örgütleri, emek ve meslek örgütleri ve siyasi partilerin katılımı ile Madımak önünde anılacak.

    2 Temmuz 1993 yılında meydana gelen ve Sivas’a Pir Sultan etkinlikleri için giden 33 kişinin Madımak Oteli’nde yakılarak katledildiği Madımak Katliamı, 29. yılında da kınanacak. Yaşamlarını kaybedenlerin anılıp, katliamın kınacağı miting, 2 Temmuz Cumartesi günü Sivas Madımak Oteli önünde ve Ankara’da Tandoğan Meydanı’nda gerçekleşecek.

    Anma için sözü edilen örgütlerin çağrısı ile 1 Temmuz Cuma saat: 18.30’da Dikmen Caddesi 297 numara önünde toplanılacak. Buraya ölenler adına karanfiller bırakılmasının ardından, 2 Temmuz Anıt Parka yürünecek. Burada türküler söylenip, semah dönülecekb Daha sonra da Sivas’a gitmek için yola çıkılacak.

    Sabah erken saatte çeşitli illerden Sivas’a gidecek olanlar, ailelerin de katılımı ile Madımak önüne yürüyüp, burada anma gerçekleştirecek.

    Ankara’daki miting için de saat 17.00’da Beşevler Metro Çıkışında toplanılıp, Anıtpark’a yürünecek. Saat 18.30’da da burada miting gerçekleştirilecek.

    PSAKD ve katılımcı örgütler yaptıkları açıklama ve dağıttıkları bildirilerde, “BİRLİKTE SES OLMAK, BİRLİKTE GÜÇ OLMAK ve omuz omuza yürümek için sizleri de anma etkinliğimize davet ediyoruz” dediler. Çağrıda, “Katliamlara, asimilasyona, şeriata, gericiliğe, ırkçılığa, tacize, tecavüze, kadın düşmanlığına, ötekileştirmeye ve baskılara dur demek için alanlarda buluşalım. İnsanca yaşam, eşitlik, özgürlük ve adalet için Gelin Canlar bir olalım” denildi.

  • Kayyum, Kürt Yazarlar Derneği’ne üyeliği soruşturma konusu yaptı

    Kayyum, Kürt Yazarlar Derneği’ne üyeliği soruşturma konusu yaptı

    Metin YOKSU

    Kayyum yönetimindeki Batman Belediyesi’nde 24’ü işçi 30 çalışan hakkında idari soruşturma açtı. Demokratik kitle eylemlerine katılmış olunması ve KHK ile kapatılan Kürt Yazarlar Derneği’ne üye olmak soruşturma konusu edilirken, çalışanlara savunma için 7 günlük süre verildi.

    Batman Belediyesi’nde Genel İş Sendikasına üye bulunan 24 işçi ile Tüm Bel Sen üyesi 6 memur hakkında kayyum yönetimi soruşturma başlattı. 375 Kanun Hükmünde Kararname’nin geçici 35’inci maddesinden yola çıkarak İçişleri Bakanlığı’nın valiliklere gönderdiği genelge ile soruşturmanın açıldığı öğrenildi. 12 ile 30 yıllık çalışanlara açılan soruşturmalarda savcılık tarafından kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar olmasına rağmen savunma talep edilirken, 30 yıldır belediyede çalışan memura Kürt Yazarlar Derneği’ne geçmişte üye olma nedeni de soruldu. Belediye çalışanlarının yanında olduklarını dile getiren sendika temsilcileri ekonomik krizin olduğu bir dönemde savunma istenmesinin kaygı verici olduğunu vurguladı.

    ‘KAYGI VERİCİ’

    Tüm Bel- Sen Batman Temsilcisi Sedat Demirtaş soruşturmanın açıldığını ve dün itibari ile çalışanlara tebliğ edildiğini söyledi. Demirtaş, sendikalarına üye olup olmadıklarına bakılmaksızın tüm çalışanların haklarını arayacaklarını ve çalışanların yanında olduklarını vurguladı. Her ne kadar valiliğin İçişleri Bakanlığı Genelgesi ile hareket ettiğini söyleyen Demirtaş, “Bakın geçici maddenin süresi 25 Temmuz’da bitiyor. İstanbul ve Ankara Belediyeleri’nde işçiler işten çıkarıldı. Şimdi de Batman’da 30 çalışana soruşturma açılıyor. Ve savunmaların istendiği durumlar hukuka da aykırı durumlar bulunmaktadır. Üyelerimizin içinde olduğu bir çalışana 2007 yılında bir soruşturma açılmış. Ve çalışan emekçi arkadaşımız savcılık tarafından soruşturması kovuşturmaya yer olmadığı kararı ile kapatılmıştır. Üstünden 15 yıl geçmiş ve kapatılmış bir soruşturmadan neden savunma talep ediliyor. Masumiyet karinesine bu durum aykırı değil de nedir?” diyerek tepkisini gösterdi. Eski soruşturmaların ısıtılıp ısıtılıp insanların önüne getirilmesinin ekonomik kriz döneminde kaygı verici olduğunu ifade eden Demirtaş, “Bakın 30 yıldır belediye emekçi bir arkadaşımız yazardır. Kitapları bulunmaktadır. Kendisi 2016 yılında KHK ile kapatılmış. Emekçi arkadaşımız bu derneğe üyelik yaptırmış. Aradan 6 yıl geçmiş ve neden üye olduğu soruluyor. Bugün arkadaşımız ile konuştuğumuzda kendisinin ne zaman üye olduğunu dahi hatırlamadığını dile getiriyor. Ekonomik krizin arttığı, işsizliğin yüksek olduğu bir dönemde ve bayram arefesinde bu tedirginliğin insanlara yaşatılmasını doğru bulmuyoruz. Yaşananlar kaygı verici ve hukuk dışıdır” diyerek tepkisini dile getirdi.

  • Eğitim Sen Genel Başkanı Nejla Kurul: Üniversitelerde sivil ölümün etkileri hissediliyor

    Eğitim Sen Genel Başkanı Nejla Kurul: Üniversitelerde sivil ölümün etkileri hissediliyor

    Ayça ONURALMIŞ

    Eğitim Sen Genel Başkanı Nejla Kurul, üniversitelerde sivil ölümün etkilerinin hissedildiğini belirterek, “Barış akademisyenleri sivil ölüme mahkûm edilmişti, ancak bilgi üretme ve bilginin toplumsallaşmasına ilişkin katkıları devam ediyor, yani ölüm felsefesi ve pratiği değil yaşam felsefesi yaşam buluyor. Hukuk mücadelemiz devam ediyor, ancak OHAL Komisyonu’ndan neredeyse tüm barış akademisyenlerine ret geldi. Barış akademisyenlerinin üniversiteye dönüşü, Türkiye’nin demokratikleşmesiyle mümkün” dedi.

    Kurul, Medyaport’a yaptığı değerlendirmede, AKP iktidarının 20 yıl içinde demokratik ve özerk üniversite tahayyülüne çok büyük zararlar verdiğini söyledi.

    “Üniversitelerimiz sessiz, suskun ve dilsiz bugün. Üniversiteler, baskı ve yıldırma politikaları ve ÖMK ile okullarda yaratılmak istendiği gibi üniversitede yaratılmış kariyerizm ve rekabetin basıncı altındadır” diyen Kurul, bunun en önemli nedenlerinden birinin KHK’larla haksız ve hukuksuz biçimde ihraç edilen öğretim elemanları ile üniversitelerde yaratılmış olan korku iklimi olduğunu belirtti. Bu korku iklimini dağıtan en etkili rüzgârın Boğaziçi Üniversitesi öğretim elemanları ve öğrencilerinin onurlu direncinden geldiğini vurgulayan Kurul, şöyle konuştu:

    “Tüm üniversitelerin de içten canlandırılması bizim dileğimiz. Üniversitelerde sivil ölümün etkileri hissediliyor. Barış akademisyenleri sivil ölüme mahkûm edilmişti, ancak bilgi üretme ve bilginin toplumsallaşmasına ilişkin katkıları devam ediyor. Hukuk mücadelesini kazansak bile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarını, Anayasa Mahkemesi ve yargı kararlarını umursamayan bir iktidar ile karşı karşıyayız. Siyasal mücadele ile sendikal mücadele birlikte ilerlemek zorunda.

    Bu süreç biraz da üniversitelerdeki öğretim elemanları, idari personel ve öğrencilerin etkin biçimde birlikte mücadele ederek kendilerini canlandırmalarına ve güçlendirmelerine bağlı. Yeniden akademisyenlerin öğrencileriyle ve akademik personelle güçlendirici ilişkiler geliştirmesi, eskinin o kederli yılgınlığını aşıp sevinçli bir yola doğru birlikte yürünmesi çok önemli. Biz de bunun için çaba gösteriyoruz.

    “TÜRKİYE’DE KÖKLÜ, RADİKAL BİR DÖNÜŞÜME İHTİYAÇ VAR”

    Artık Türkiye’de köklü, radikal bir dönüşüme ihtiyaç var. Sosyal ve demokratik, basını özgür, yargısı özgür, üniversiteleri özgür, yurttaşlığın güçlendirildiği bir demokratik ve sosyal Türkiye’ye ihtiyacımız var. Türkiye’deki yurttaşlarımız bu sorunu görüyorlar, hem ‘geçinememe’ sorununu görüyorlar hem ‘nefes alamama’ sorununu, yargının siyasallaştığını ve tarafsızlığını yitirdiğini görüyorlar. Gereken cevabı da sandıklarda ve alanlarda vereceklerdir.”

    NEJLA KURUL

    1963 Kayseri doğumlu olan Kurul’un çocukluğu ve ilk gençliği Eskişehir, İstanbul, Konya ve Almanya’da (Kronach-Nürnberg) geçti. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Eğitim Yönetimi ve Planlaması Bölümü’nü 1985’te bitirdi. Aynı üniversitede öğretim üyesi olarak 30 yıl çalıştı. 1994 yılında kurulmuş olan ancak 2001 yılında kendini feshederek Eğitim Sen’e katılan Öğretim Elemanları Sendikası’nda (ÖES) bir dönem yönetim kurulu üyeliği yaptı. Wisconsin Üniversitesi’nde bir yıl (2000-2001) konuk öğretim üyesi olarak bulundu ve yükseköğretimin siyasal ekonomisi konusunda araştırmalar yaptı. Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası Yükseköğretim Bürosu’nda bir dönem çalıştı.

    Nejla Kurul, “Küreselleşme ve Üniversiteler”, Adnan Gümüş ile birlikte “Bologna Süreci Kime Hizmet Ediyor?”, “Eğitim Finansmanı” ve çok yazarlı “KHK Öyküleri”, “Başka Bir Eğitim Hikâyesi: Bireyin Gelişimi Toplum ve Doğa Etkileşimi Üzerine Sorgulamalar” kitaplarının yazarı, “Kamusal Eğitim: Eleştirel Yazılar” adlı kitabın yazarı ve editörüdür. Çok sayıda akademik dergi yanında, eğitim, bilim ve siyaset dergilerinde makaleleri yayımlandı. Gazetelerde ve internet haberciliği yapan mecralarda yazılar yazdı. 7 Şubat 2017 tarihinde barış imzacısı olması nedeniyle 686 sayılı KHK ile yüzlerce meslektaşı ile birlikte üniversiteden ihraç edildi. 2020 11. Olağan Genel Kurulu’nda seçilerek Eğitim Sen Genel Başkanı olarak göreve geldi.

  • Devlet erkanı, tarikat şeyhinin cenaze töreninde

    Devlet erkanı, tarikat şeyhinin cenaze töreninde

    İsmailağa tarikatının ‘şeyhi’ Mahmut Ustaosmanoğlu’nun cenazesi, devlet erkanının geçit törenine dönüştü. Cenazeye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve birçok bakanın yanı sıra Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ve CHP Milletvekili İlhan Kesici de katıldı.

    Fatih Camisi’nde düzenlenen törene AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu, Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu, eski Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, AKP Grup Başkanvekili Mahir Ünal, AKP Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş, eski Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İsmail Kahraman, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, CHP Milletvekili İlhan Kesici katıldı.

    SOYLU, MARMARİS’TEN GELDİ

    Sabah saatlerinde Marmaris’teki yangın bölgesinde bulunan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da İstanbul’a gelerek cenazeye katıldı.

    Cenaze namazını kılındığı Fatih Camisi’nde cuma hutbesini Diyanet İşleri Başkanı Erbaş okudu.

    ERDOĞAN: ÖNDERİMİZİ UĞURLUYORUZ

    Törende konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi:

    “Sevgili kardeşlerim, bugün ilim irfan ve hikmet sahibi bir önderimizi ebediyete yolcu ediyoruz.

    Ben Hocaefendi hazretlerini 65-66 yıllarındayken Fatih İmam Hatip’te öğrenciyim, cuma namazlarında genelde İsmailağa Camii’ne gelir, orada kendisini dinlerdik. Zaman zaman Yavuz Selim Camii’nde sohbetlerinde bulunurduk. Son dönemlerinde gerçekten çok çile çekti ve bu çileni ardından bugün Hakk’a uğurluyoruz. Yaş 93. Kendisini tanıdık, bildik, bu imanı ile de biz sevgili habibine komşu olacağına da inanıyoruz. Rabbim cümlemizi inşallah sevgili habibi ile komşu kılsın, bizleri de hep birlikte haşru cem eylesin. Tekrar ruhu için el Fatiha.”

    Erdoğan, cenaze namazının ardından Mahmut Ustaosmanoğlu’nun tabutunu da taşıdı.

  • Berberdeki büyük tehlike: Kan taşı

    Berberdeki büyük tehlike: Kan taşı

    Kübra KÖKLÜ

    Kan taşı, tarih öncesi çağlardan kalma olup, Osmanlı zamanından beri de berberlerde kanı durdurmak için kullanılan bir taştır. Türkiye genelinde 80 bine yakın berber dükkanı var. Tek kullanımlık kan taşları maliyet açısından pahalı olduğu gerekçesiyle berberler, geleneksel kan taşlarını kullanmayı tercih ediyor. Geleneksel kan taşını kullanan berberler, tıraş sonrası istemsiz kesikler neticesinde oluşan kanamaları durdururken tehlike saçıyor. Hijyen koşullarına dikkat edilmeden, berbere gelen her erkekte kullanılan kan taşı, kan yolu ile bulaşan birçok hastalığa da davetiye çıkarıyor. Halk arasında şifa taşı olarak bilinen kan taşının, kan yoluyla bulaşan Hepatit A, Hepatit B, Hepatit C, HIV/AIDS, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi ve Maymun Çiçeği gibi hastalıkların hızlı bir şekilde yayılmasına yol açıyor.

    Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan ve İstanbul Berberler Odası Başkanı Şükrü Akyüz kan taşının halk sağlığı açısından tehlikelerini Medyaport.net’e anlattı.

    ‘KAN TAŞI YASAKLANMALI’

    Genellikle berberlerde kullanılan kan taşının, halk sağılığını tehlikeye attığı gerekçesiyle yasaklanmasını isteyen Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, Maymun Çiçeği hastalığının da yayılmasını sağladığına dikkat çekti. Yurttaşların da kan taşına ilişkin bilinçli olması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, “Kan taşı birden fazla kişide kullanılıyorsa, hastalık yayılır. Kan taşı, dezenfekte edilemez, kaynatılamaz. Berberlerin bu kan taşını kesinlikle kullanmaması gerekiyor. Berberlere giden yurttaşlar da kan taşına dikkat etmeli. Kan taşı ile Hepatit A, Hepatit B, Hepatit C, HIV/AIDS, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi ve Maymun Çiçeği hastalıkları bulaşıyor. Kan taşı ile sıtma hastalığı bile bulaşabilir” uyarısı yaptı.

    Kan yoluyla bulaşan yüzlerce hastalığın olduğunu kaydeden Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, “Aslından kan yoluyla bulaşan yüzlerce hastalık mevcut. Bu yüzlerce hastalıktan bazıları Türkiye’de hiç görülmüyor. Ancak kan taşı ile Türkiye’de rastlanılamayan hastalıklar da ortaya çıkmaya başladı. Sülük tedavisinde de kan yoluyla hastalıklar bulaşıyor. Kan taşının ve sülük tedavisinin bir an önce yasaklanması gerekiyor. Kan taşının kullanıldığı yerler denetlenmeli ve gereken önlemler alınmalıdır” dedi.

    ‘EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ’NDE HACAMAT YAPILIYOR’

    Pandemi sonrası gündeme gelen hastalıklara da değinen Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, “Pandemi sonrası iki hastalık gündeme geldi. Bu hastalıklardan biri hepatitler, diğeri ise Maymun Çiçeği. Bu iki hastalık da kan yoluyla bulaşabiliyor. Kan yoluyla bulaşan hastalıklar, çok ağır seyreder ve bir çoğunun tedavisi yok” uyarısı yaptı.

    Ceyhan, geleneksel yöntemlerin kan yoluyla bulaşan hastalıkların önünü açtığını dile getirerek, şunları söyledi: “Pasaport işlemleri için emniyete gittim. Emniyetin doktoru benimle tanışmak istedi. Doktorla tanıştım. Emniyetin içinde yaptığı kliniği gezdirdi. Bir baktım ki klinikteki her şey kan içerisinde. Neden bu halde diye sorduğumda doktor, ‘burada hacamat uyguluyorum’ dedi. Emniyet Müdürlüğü’nün içerisinde hacamat yapılıyor. Bunu yapan da bir kurum doktoru. Polislere uyguluyormuş. Doktora, ‘İyi ki Hacettepe Tıp Fakültesi’nden mezun değilsin yoksa kendimden utanırdım’ dedim. Devletin kurumunda bu nasıl yapılır? Bu yöntemler kan yoluyla bulaşan hastalıkların önünü açıyor.”

    ‘KAN TAŞI KULLANILMASIN DİYE YILLARDIR MÜCADELE EDİYORUM’

    İstanbul Berberler Esnaf Odası Başkanı Şükrü Akyüz ise berberlerin sıklıkla belediyeler tarafından denetlenmesi gerektiğini söyledi. Akyüz, İstanbul Berberler Esnaf Odası’nın da kan taşının yasaklanması için mücadele ettiğini ve berberleri kan taşını kullanmamaları konusunda uyardıklarını ifade etti. 10 berberden birinde kan taşına rastlanıldığına dikkat çeken Akyüz, “Berberlerin kan taşını kullanmasına karşıyım. Yıllardır berberlerin kan taşını kullanılmamaları için mücadele ediyorum. Berberlere verilen eğitimlerde kan taşının zararları anlatılıyor ve kullanılmaması gerektiği belirtiliyor. Halk sağlığına dikkat eden ve önem veren berberler asla kan taşı kullanmıyor” dedi.

    Berberlerin genellikle hijyen kurallarına dikkat ettiğini belirten Akyüz, “Yurttaşlar, kan taşının gerektiği yerlerde berberden tek kullanımlık kan taşı talep etmelidir” uyarısı yaptı.

  • Ankara’da gazeteciler ‘sansür yasası’nı protesto etti

    Ankara’da gazeteciler ‘sansür yasası’nı protesto etti

    AKP ve MHP’nin internet medyası ve sosyal medyaya yeni yaptırımlar öngören kanun teklifi bugün TBMM Genel Kurulu’nda görüşülecek. Ankara Ulus’taki Atatürk Anıtı önünde bir araya gelen basın meslek örgütleri, “Sansür yasasına hayır” dedi.

    Basın emekçileri eylemde “Susturma Korkutma, Hapsetme Yasasına Hayır, Basın Hürdür Sansür Edilemez” yazılı pankart açtı.

    Eyleme; Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin, Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı Gökhan Durmuş, Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Başkanı Can Güleryüzlü, Parlamento Muhabirleri Derneği Başkanı Kemal Aktaş, İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi, Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu Genel Başkanı Nuri Kolaylı, DİSK Basın İş Bölge Temsilcisi Turgut Dedeoğlu ile Avrupa Gazeteciler Birliği Türkiye Temsilciliği ve Gazetecilikte Kadın Koalisyonu yöneticileri katıldı.

    Ayrıca CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, CHP Grup Başkanvekilleri Engin Altay ve Özgür Özel, Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş, DEVA Partisi Sözcüsü İdris Şahin ve CHP milletvekilleri Utku Çakırözer, Alpay Antmen, Kani Beko, Ali Haydar Hakverdi, Gamze Taşcıer, Sibel Özdemir, Rafet Zeybek, Murat Emir, Candan Yüceer, Burhanettin Bulut, Sevda Erdan Kılıç, Yıldırım Kaya, Ali Mahir Başarır, Ali Şeker, Atila Sertel, Tekin Bingöl ve İlhami Özcan Aygun ile KESK Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil, TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz, Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Candan Karakuş, RTÜK’ün CHP kontenjanından seçilen üyesi İlhan Taşcı da gazetecilerin eylemine katılarak destek verdi.

    Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin basın örgütleri tarafından hazırlanan ortak metni okudu.

    Bilgin, haftalarca Meclis’te iktidar ortaklarına “Gazetecileri dinlemeden basın yasası yapılmaz” dediklerini, öneriler verdik, itiraz ettiklerini anımsatarak, şöyle konuştu:

    “Tek bir cümlemizi bile dikkate almadılar. Bu nedenle ülkemizin en büyük basın meslek örgütleri olarak Türkiye’nin dört bir yanından buraya, milletin meclisine geldik. Yasayı geri çekin, basın yasalarını gazetecilere danışarak yapın diyoruz. Sanmayın ki bizler dezenformasyonun önlenmesini istemiyoruz. Ama bunun yolu yasadaki gibi hapis cezasından geçmez. Yargıtay Hâkimi de Adalet Komisyonunda açıkça uyararak, bu yasanın uygulama sırasında yargıda karmaşa ve keyfilik yaratacağını söylemiştir. Ama dinlemediler…

    Yasada yazılı basının kapısına kilit vuracak maddeler vardır. Öyle ki Anadolu basını hiçe sayılmış, gözden çıkarılmıştır. Yaklaşık 1000 gazete, yaşam kaynakları olan resmi ilanları büyük oranda kesilerek, kapanmakla karşı karşıya bırakılacaktır. Basın ilanlarının dağıtımına ilişkin değişikliklerle yazılı basına kilit vurduracak olan düzenleme, meslektaşlarımızın özlük haklarında da hiçbir iyileştirme içermiyor. Bunları söyledik, anlattık, yazdık ama dinlemediler.”

    ‘BU YASA ANAYASAYA AYKIRI’

    Bu yasanın temel insan haklarına, haberleşme özgürlüğüne, basın özgürlüğüne; yani Anayasa’ya aykırı olduğunu vurgulayan Bilgin, şunları ekledi:

    “Anayasa ile güvence altına alınan haklarımıza aykırıdır. Bu yönüyle sadece gazetecilerin özgürlüklerine değil tüm toplumun özgürlüklerine engeldir. Yanlış bilgiyi alenen yayma suçu oluşturup 3 yıl hapis cezası getiren bu yasa tüm toplumu yazmaktan, eleştirmekten, sosyal medyada mesaj paylaşmaktan alıkoyacaktır. Bu yasa toplumsal bir otosansür dalgası yaratacaktır. Bu nedenle sadece gazetecilerin sorunu değildir. Neden getiriliyor bu hapis cezası? Bu nasıl uygulanacak? Seçimlere bir yıldan az bir zaman kalmışken çıkarılan bu yasayla sağlıklı siyasi tartışma ortamı nasıl sağlanacak? Yargıtay’ın görüşündeki gibi uygulamada doğacak karmaşa ve keyfilik nasıl önlenecek? Bu soruları defalarca sorduk ama Meclis’te bizlere hiçbir yanıt verilemedi.

    İşte bu nedenlerle basın meslek örgütleri olarak, tünelden önceki son çıkışta buradayız.

    Atatürk Anıtı önünden hep beraber sesleniyoruz. Bu yasada gazeteciler yok, gazetecilerin görüşleri yok, basın özgürlüğü yok diyoruz. Bir kez daha bu yasada susturma, korkutma ve hapsetme var diyoruz. Biz gazeteciler bu yasanın geri çekilmesini istiyoruz.”