Yazar: medyaport net

  • Van’da acil sağlık hizmeti verilmiyor: ‘Hastanenin kapısında ölsen müdahale etmiyorlar’

    Van’da acil sağlık hizmeti verilmiyor: ‘Hastanenin kapısında ölsen müdahale etmiyorlar’

    Salih SERTKAL

    Van, 1 milyon 153 bin nüfusa sahip, Türkiye’nin 30 büyükşehrinden biri. Merkez nüfusu normalde 500 bin iken gündüzleri çevre ilçelerden gelen akınla beraber gün ortası 700 bine ulaşabiliyor. Bu nüfus yoğunluğuna rağmen Van kent merkezinde Sağlık Bakanlığı’na bağlı ek hizmet binaları olduğu halde bu hastane binalarının hiçbirinde acil servis sağlık hizmeti verilmiyor. Acil servis olmadığı için vatandaşlar sağlık hizmetine ulaşmada ciddi sorunlar yaşıyor. Sağlık sendikaları bu durumu “sağlık hakkına erişim ihlali” olarak değerlendiriyor. Van’da daha öncesinde bulunan devlete ait tek acil servis hizmeti veren Eğitim Araştırma Hastanesi’nin acil servisi de yıllardır kapatılmış durumda.

    “ENGELLİ YURTTAŞLAR OLARAK ACİL SERVİS HİZMETİ ALAMIYORUZ”

    Van kenzt merkezinde İpekyolu sınırları içinde yaşayan Ertan Hızır adlı engelli vatandaş, acil servis hizmetinin olmamasından şikayetçi. Kendisi gibi yüzlerce engelli vatandaşın olduğunu söyleyen Hızır, engellilerin acil servis hizmetine ulaşmakta ciddi sorunlar yaşadığını anlatıyor. Hızır, “Ben ve benim gibi engelli yurttaşlar için kent merkezinde acil servis hizmetinin olmaması bizi her açıdan çok zorluyor. Bizler toplu taşıma araçlarına binerek 20 kilometre yol gidemiyoruz. Normal insanlara oranla ağrılarımız sızılarımız daha fazla. Merkezdeki hastanelerde acil servis yok diye bir iğne, serum dahi yapmıyorlar. Sağlık Bakanlığımız Van kent merkezine en az iki tane acil servis açmalıdır“ diyor.

    “HASTANENİN KAPISINDA HASTAYA MÜDAHALE EDİLMİYOR”

    Sağlık Bakanlığı’na bağlı Van Eğitim Araştırma Hastanesi’nin ek hizmet binası olarak hizmet veren hastane karşısında esnaflık yapan Tuba Yokuş da müdahale edilmeyen birçok acil vaka durumuna şahit olduğunu belirtiyor. İnsanların hastane sokağında bayıldığı, fenalık geçirdiği halde hastaneden kimsenin gelip müdahale etmediğini söyleyen Yokuş , esnafların, vatandaşların kolonya, su gibi yardımlarıyla o haldeki hastalara yardımcı olmaya çalıştığını söylüyor. O haldeki insanlara dahi “Acil servise git” denilmesine tepki gösteren Yokuş, “Bu vatandaş en yakın 20 kilometre uzaklıktaki hastaneye gidene kadar belki de kalp krizi geçirip ölecek” diye ekliyor. Yokuş, öncesinde hastanenin bir yıla yakın hizmet veren acil servisinin dört yıldır kapalı olduğunu söylüyor.

    “ACİL HASTAMIZA MÜDAHALE EDİLMEDİ, HASTAMIZ ÖLDÜ”

    Van kent merkezinde yaşayan Nedim Öğünç de ölümle sonuçlanan bir tanıklığı anlatıyor. İnsanların, “hastane binası var” diye acil durumlarda, ambulansların geç gelmesi nedeniyle hastalarını kendi imkanlarıyla hastanelere yetiştirmeye çalıştığına dikkat çeken Öğünç, şu örneği veriyor: “Burada hastane binası var diye hastalarımızı acil durumlarda koşarak buralara getiriyoruz. Getiriyoruz ama kimse müdahale etmiyor. Doktor var, hemşire var, ama kimse müdahale etmiyor. Benim bir akrabam birkaç ay önce birinci kattan düşme, acil olarak buraya getirildi. Getirdik ama kimse müdahale etmedi. İç kanama geçiren hastayı 20 kilometre ötedeki hastanenin aciline götürene kadar hasta, daha da ağırlaştı. Yoğum bakımlık olan hastamız bir gün sonra hayatını kaybetti. Eğer burada acil servis hizmeti olsaydı belki de kurtulacaktı.”

    “BEN MEDİKALCİYİM, AMA MECBURİ MÜDAHALE EDİYORUM”

    Hastane binasının olduğu fakat acil servis hizmetinin olmadığı hastane sokağında medikal malzemeler alanında hizmet veren Selma Kayran da şahit oldukları olaylar karşısında hayrete düştüklerini aktarıyor. Tansiyonu yükselen hastaların tansiyonuna dahi bakılmadığını söyleyen Kayran, hastaların bu durumda ya eczacıya ya medikalciye sığınmak zorunda kaldığını belirtiyor. Kayran şahit olduklarını şöyle aktarıyor: “Burası hastanedir, insanlar koşarak buraya geliyor. Ama geldiklerine pişman oluyor. Tansiyonu yükselen yaşlı hastaya müdahale edilmediğine şahitlik ettim. Pansumanı olan çocuğun pansumanı değiştirilmedi ve ricayla eczacıya, medikalciye yaptırıldı. Tansiyonu yükselen anneye ben mecburi müdahale ediyorum, dil altı hapı vererek stabil hale getirmeye çalışıyorum.”

    “BAYILAN HASTAYA ‘ACİLE GİT’ DİYORLAR”

    Hastane sokağında işyeri olan İshak Çiftçi de tanık olduğu olayları anlatıyor. Hastane kapısında bayılan hastaya dahi müdahale edilmediğini belirten Çiftçi, “Burada, hastanenin kapısında kadın bayıldı müdahale etmediler. Engelli çocuk havale geçirdi, ‘acile götürün’ dediler. Bir vatandaş sara nöbeti geçiriyordu, biz araya girmesek ona da müdahale etmeyeceklerdi” diyor.

    “İNSANLARIN MADDİ GÜCÜ YOK TAKSİ TUTUP 20 KM UZAKTAKİ ACİLE GİTSİNLER”

    Acil servis olmamasını eleştiren bir başka vatandaş da Erkan Eriş. 600 bin insanın yaşadığı Van kent merkezine en yakın devlet hastanesi acilinin 20 kilometre uzaklıkta olduğunu belirten Eriş, zamlanan yakıt fiyatlarıyla beraber bir taksinin en az 200 lira tuttuğunu, bekleme süresi vs eklendiğinde 400-500 lira gibi bir meblağa çıktığını söylüyor. İnsanların ekonomik olarak zaten zor günler geçirdiğini belirten Eriş, insanların bir de sağlık alanında bu şekilde zora sokulduğunu söylüyor.

    SES: SAĞLIK EN TEMEL HAKTIR BU HAK VERİLMELİDİR

    Konuya ilişkin görüşlerine başvurduğumuz Sağlık Emekçileri Sendikası (SES) Van Şube Başkanı Zeki Seven ise sağlık hizmeti hakkından faydalanmanın her vatandaşın en temel hakkı olduğunu hatırlatıyor. Vanlıların acil durumlarda acil servis hizmetine ulaşamamasının “Sağlık hakkının engellenmesi” anlamına geldiğini belirten Seven, “Yaşamın tüm alanlarında olduğu gibi sağlığa erişimin de zorlaştığı bir dönem yaşadıklarını” aktarıyor. Zeki Seven, “Van kent merkezinde devletin acil servis hizmeti yok. Bu durum hem sağlık hem ekonomik olarak ciddi sorunlara neden olduğu için bu hizmetin derhal verilmesi gerekiyor” diyor. Van’da devlete ait Van Bölge Eğitim Araştırma Hastanesi ile Yüzüncü Yıl Üniversitesi Dursun Odabaşı Tıp Merkezi’nin iki tane ek binası olmasına rağmen ikisinde de acil servis olmadığını belirten Seven, bu iki binada da acil servis hizmetlerinin derhal halka açılması gerektiğini aktarıyor.

  • Gergerlioğlu’ndan cezaevlerinde görüntülü görüşme talepli imza kampanyası

    Gergerlioğlu’ndan cezaevlerinde görüntülü görüşme talepli imza kampanyası

    Sidar DEMİR

    Cezaevinde yaşanan hak ihlallerini sık sık gündeme getiren HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, change.org üzerinden, cezaevlerindeki siyasi mahpusların da aileleri ile görüntülü görüşme yapabilmesi için bir imza kampanyası başlattı.

    Cezaevlerinde kalan mahpusların ayrım yapılmadan ailesi ile en az 30 dakika görüntülü görüşme yapabilmesini talep eden Gergerlioğlu, “Anayasa’nın ruhuna ve ölçülülük ilkelerine aykırı olan ve infazın amaçlarına uymayan bu uygulamanın bir an önce düzeltilmesi gerekmektedir” dedi.

    Gergerlioğlu imza kampanyasına ilişkin şu açıklamayı yaptı:

    “Ceza İnfaz Kurumları’nın Yönetimi İle Ceza Ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmeliğin 74. Maddesinde cezaevinde kalan mahpusların aileleri ile telefonla görüşme hakkını kapsamaktadır.

    İlgili yönetmeliğin 74. Maddesi G bendinde mahpusların yakınları ile birlikte haftalık otuz dakika olacak şekilde görüntülü ve sesli telefon görüşmesi yapabileceğini belirtmektedir.

    G bendine göre terör ve çıkar amaçlı suç örgütü üyelerinin görüntülü görüşme hakkından ceza infaz kurumlarında bulunan idare ve gözlem kurulu tarafından değerlendirmeye göre yararlandırılabileceği bahsedilmektedir.

    SADECE ADLİ MAHPUSLAR GÖRÜNTÜLÜ GÖRÜŞME YAPABİLİYOR

    Adalet Bakanlığı’nın Yargı Reform Stratejisi’nin ACEP (Akıllı Teknolojilerin Ceza İnfaz Kurumlarına Entegrasyonu) Projesi Cezaevlerinde şu an için yalnızca adli mahpuslar görüntülü görüşme yapabilmektedir. Siyasi mahpuslar görüntülü görüşme hakkından faydalanamamaktadır. Adli mahpuslar 30 dakika görüntülü görüşme yapabiliyorken siyasi mahpuslara bu hak tanınmamaktadır. Hatta adli mahpusların yakınları açık görüşe gitmediği takdirde görüntülü görüşme süresi 1 saate çıkabilmektedir fakat siyasi mahpuslar yakınları ile 1 saniye bile görüntülü görüşme yapamamaktadır.

    Mahpusların ailelerinden uzakta olması ve artan enflasyon ve benzin fiyatları nedeniyle aileler mahpus yakınları ile ne yazık ki çok sık görüşememektedir. Bu nedenle her mahpusun ailesi ile görüntülü görüşmesi bir nebze olsun aileleri birleştirici unsur olacaktır. Artan fiyatlar nedeniyle aileler mahpus yakınlarını ancak 3-4 ayda bir ziyaret edebilmektedirler.

    Siyasi mahpuslara pandemi döneminde uygulanan 20 dakika telefon görüş hakkı da maalesef 10 dakikaya düşürüldüğü için mahpuslar eşi ve çocukları ile sağlıklı bir iletişim kuramamaktadır.

    Çoğu cezaevi siyasi mahpusların ailelerine görüntülü görüşme yapılacaklarını iletip, ücretleri yatırtıp sıra görüntülü görüşme yapmaya geldiği zaman görüntülü görüşme haklarından yararlandırmadı.

    Görüntülü görüşme uygulamasının “Aile Yaşamına Saygı Hakkı” kapsamında; aile bağlarının kopmaması, hükümlü/tutukluların dış dünya ile yeterli bir iletişim sürdürebilmeleri amacıyla çıkarıldığının göz önünde bulundurulması ve bu hakkın bir ölçüde hükümlü/tutukluların ailelerine verildiği de düşünülerek suç grupları arasında ayrımcılık yapılmasının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu açıktır. Suç gruplarından bir kısmına verilen bu hakkın bir kısmına verilmemesi “Kanun önünde Eşitlik” ve “Ayrımcılık Yasağı”na aykırı olmasının yanında “Haberleşme Hürriyeti”ne de bir müdahale teşkil etmektedir.

    BEN DE CEZAEVİNDE SADECE SESLİ GÖRÜŞME YAPABİLDİM

    Ben de 2021 tarihinde cezaevinde kaldığımda ailem ile sadece sesli görüşme yaptırılmıştım.

    Anayasa’nın ruhuna ve ölçülülük ilkelerine aykırı olan ve infazın amaçlarına uymayan bu uygulamanın bir an önce düzeltilmesi gerekmektedir.

    Cezaevlerinde kalan mahpusların ayrım yapılmadan her mahpusun ailesi ile en az 30 dakika görüntülü görüşme yapabilmesi için bu kampanyayı imzalamanı istiyorum.”

  • Kiğılı’nın cinsiyetçi uyarısına kadın tepkisi: Kiğılı işvereni özür diledi

    Kiğılı’nın cinsiyetçi uyarısına kadın tepkisi: Kiğılı işvereni özür diledi

    Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu (TKDF) Kiğılı‘dan çalışanlarına yapılan cinsiyetçi uyarıya tepki gösterdi. Kiğılı İnsan Kaynakları tarafından, çalışanlarına yapılan uyarıdaki “cinyisetçi yaklaşım”a tepki gösteren TKDF,  Kiğılı işvereninin toplumsal cinsiyet eğitimi almasını önerdi.

    Kiğılı’nın “mavi yakalı çalışanlarına” yönelik cinsiyetçi duyurusunu alıntı yapan TKDF, @KigiliGiyimAS etiketi ile Twitter hesabından tepki “@KigiliGiyimAS yöneticilerine mavi yakalı çalışanlarına potansiyel tecavüzcü muamelesinden ve kadın çalışanların temel hak ve özgürlüklerine müdahaleden vazgeçmeleri için acilen toplumsal cinsiyet eşitliği ve temel hukuk konularında eğitim almalarını öneririz” paylaşımı yaptı.

    KİĞILI DUYURUSUNDA NE DENİLDİ

    Kiğılı duyurusunda; şunları ifade etmişti:

    “Değerli Çalışma Arkadaşlarımız,

    Artan hava sıcaklıklarıyla birlikte kılık-kıyafet prosedürünü tekrardan hatırlatmak istedik.

    Aksesuar, saç bakımı, dekolte, etek boyu ile ilgili kurallar, kılık-kıyafet prosedürümüzde açıkça belirtilmiştir.

    Mavi yaka çalışma arkadaşlarımız ile birlikte çalıştığımız için özellikle dekolte, etek boyları konusunda aşırıya kaçılmaması ve bazen dikkat çekmeyecek şekilde giyinilmesi gerektiğini bilgilerinize sunarız.”

    Sosyal medyadan artan tepkiler üzerine ise Kiğılı yönetimi özür açıklaması yaptı. Kiğılı CEO’su Sena Suerdem imzalı açıklamada “Olaydan haberdar olur olmaz haddini aşan bu ifadelerden ötürü, öncelikle tüm çalışanlarımızdan özür diledik. Bir kez daha Kiğılı ailesinin tüm çalışanlarından, müşterilerimizden ve iş ortaklarımızdan özür dileriz. Bu metnin kesinlikle Kiğılı ve üzerine kurulu değerleri yansıtmadığının bir kere daha altını çizmek isteriz” denildi.

    Açıklama şöyle:

    “Kıyafet Yönetmeliği Hakkında” başlıklı bilgilendirme içeriğimizin çeşitli sosyal medya platformlarındaki paylaşımına ilişkin bir açıklama yapma gereği duyuyoruz.

    Türkiye’nin en köklü erkek giyim markası Kiğılı olarak, kurulduğumuz ilk günden bugüne tüm çalışanlarımız ile el ele işimizi en iyi şekilde yapmaya gayret ediyoruz. Eşitlik, adalet, hakkaniyet ve aile olma üzerine kurulu kurum kültürümüzün bizi her zaman geleceğe taşıyacağına olan inancımız ile iş süreçlerimizi yönetiyoruz.

    Bununla birlikte, her şirkette olduğu gibi şirketimizde de uygulanan kılık kıyafet prosedürünün mevsim değişikliği ile birlikte tekrar hatırlatıldığı iç iletişim duyurumuzun, maalesef kurum kültürümüzle bağdaşmayan ifadeler içerdiğini gördük. Olaydan haberdar olur olmaz haddini aşan bu ifadelerden ötürü, öncelikle tüm çalışanlarımızdan özür diledik. Bu vesile ile bir kez daha Kiğılı ailesinin tüm çalışanlarından, müşterilerimizden ve iş ortaklarımızdan özür dileriz. Bu metnin kesinlikle Kiğılı ve üzerine kurulu değerleri yansıtmadığının bir kere daha altını çizmek isteriz.

    Çıktığımız yolda yaptığımız sayısız proje ve uğraşlarımızın bir hata ile geri plana düşmesini asla istemeyiz. Hem kendi içimizde hem etki ettiğimiz her noktada bunun için çalışmaya devam edeceğimizi, böyle bir olayın bir daha yaşanmaması için her türlü önlemi ivedilikle aldığımızı bilmenizi isteriz.

    Kiğılı Ailesi olarak böyle bir konu ile gündemde olmaktan büyük üzüntü duyduğumuzu belirtir, tüm kamuoyundan tekrar özür dileriz.”

  • Adli tıp ‘Cinsel istismar var’ dedi, mahkeme beraat kararı verdi

    Adli tıp ‘Cinsel istismar var’ dedi, mahkeme beraat kararı verdi

    Kübra KÖKLÜ

    İstanbul’da yaşayan 16 yaşındaki bir kız çocuğu, 8 Aralık 2020 tarihinde emniyete giderek, yıllardır babası, ağabeyi ve öğretmenlerinin de aralarında bulunduğu 23 kişinin cinsel istismarına uğradığını belirterek, şikayetçi oldu. İddialar doğrultusunda 23 kişi emniyete giderek ifade verdi. Çocuk Şube’de ifade veren mağdurun kuzeni İ. S. ve kuzeninin arkadaşları F.R., F.A., A.Y., A.Ç., B.A., A.Y., ve M.K’nin iddiaları kabul etmedikleri öğrenildi. Suça sürüklenen 8 çocuğun ardından emniyette ifade veren Orhan Veli Ortaokulunda çalışan Okul Müdürü E.A., Görsel Sanatsal Öğretmeni H.D., ve İnkılap Tarihi Öğretmeni T.S., amca A. S., baba T. S., ve babanın arkadaşı olan 7 kişi de iddiaları kabul etmedi. İfade sonrası 23 kişiden sadece mağdurun amcası A.S., babası T. S., ve babanın arkadaşı olan 7 kişi tutuklandı. 9 şüpheli 25 gün tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakıldı. Olayın duyulmasının ardından mağdur kız çocuğunun okul hayatı bitti, öğretmenler ise ifade sonrası görevlerine devam etti.

    ‘KORKTUĞUM İÇİN BUGÜNE KADAR SUSTUM’ 

    Cinsel istismar olayına ilişkin İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldı. Soruşturma kapsamında savcılık tarafından şüpheli okul müdürü E.A., öğretmenler T.S. ve H.D., mağdurun amcası A. S., babası T. S., mağdurun kuzeni İ. S. ve kuzeninin arkadaşları F.R., F.A., A.Y., A.Ç., B.A., A.Y., ve M.K’nin hakkında “çocuğun nitelikli cinsel istismarı” ve “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma”, ‘’cebir ve hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’’ ve ‘’çocukları fuhuşa teşvik etmek veya aracılık ettirmek’’ suçlamasıyla iddianame hazırladı. 23 kişi hakkında “kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma” ve “nitelikli cinsel istismar” suçlarından dava açıldı. İddianame İstanbul Anadolu Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Ancak 18 yaşın altında olan, 8 suça sürüklenen çocuk ile 15 şüphelinin dosyası farklı mahkemelerde görüldü. İddianamede yer alan mağdur çocuğun ifadesinde şunlar yer aldı: “İlk cinsel istismara 8’inci sınıfa giderken maruz kaldım. Okul müdürü E.A., öğretmenlerim T.S. ve H.D., amcam A. S., babam T. S., kuzenim İ. S. ve kuzenimin arkadaşları F.R., F.A., A.Y., A.Ç., B.A., A.Y., ve M.K., tarafından defalarca cinsel istismara uğradım. Babam beni para karşılığı fuhuşa zorladı. ‘Bizim istediklerimizi yapmazsan, adını çıkarırız, rezil ederiz’ demeleri üzerine sustum, korktum. Bana yaptıklarını videoya çektiler. Sonra da bu videoları sosyal medyada paylaşmakla tehdit ettiler. Korktuğum için bugüne kadar sustum.” Psikolojik destek almaya başlayan kız çocuğu, ablası M.B’nin yanına taşındı.

    ADLİ TIP ‘İSTİSMAR VAR’ DEDİ

    Dava sürecinde mahkeme, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı’ndan rapor istedi. Oy birliği ile karar verilen Adli Tıp raporunda, genç kızın beyanlarının doğru olduğu, olay nedeniyle ruh sağlığının bozulduğu tespitleri yer aldı. Ayrıca bilirkişi tarafından hazırlanan raporda suça sürüklenen çocuk şüpheli F.A’nın telefonunda yapılan incelemede, “Çocukları fuhuşa teşvik etmek veya yaptırmak, aracılık ettirmek suçu ile ilgili olabileceği değerlendirilen; WhatsApp sohbeti, Instagram sohbeti ve video verileri rapora eklenmiştir” denildi.

    ‘ŞÜPHELİLER DELİLLERİ KARARTTI’

    Davanın 2 Haziran günü yapılan karar duruşmasında mahkeme, tutuksuz yargılanan şüpheli 8 çocuğun beraatine karar verdi. Olaya ilişkin tutuksuz yargılanan 23 kişiden sadece 8 kişi beraat etti.  Mağdurun babası, amcası, okul müdürü, öğretmenlerinin de aralarında bulunduğu 15 kişinin ise dava süreci devam ediyor.

    ‘BİR KIZ ÇOCUĞU NİYE BU KADAR KİŞİYE İFTİRA ATSIN?’ 

    Mağdurun avukatı Ayşe Özcan, kararı istinafa taşıyacağını duyurdu. “Dosya ayrıntılı bir şekilde incelenmedi” diyen Özcan; “Şüpheli çocukların mesajlarını incelediğimizde gördük ki, aralarında konuşurken örtülü bir şekilde suçu işlediklerini kabul ediyorlar. Bu yazışmalar ve adli tıp raporuna rağmen beraat kararını beklemiyorduk. Şüphelilerin mesajlarında, ‘Bizi öğrenmişler, susturmamız lazım, ortaya çıkarsa birimizin üstüne atalım’ şeklinde konuşmalar var. Bunlar suçun işlendiğini gösteren delillerdir” dedi. “Bir kız çocuğu niye bu kadar kişiye iftira atsın?” diye soran ve bunun bir mantığının olmadığını belirten Avukat Özcan, “Mahkemenin mütalaanın da dışında karar verdiğini, verilen kararın hukuka aykırı olduğunu” söyledi. “Şikayetin hemen ardından şüphelilerin evlerinin aranmadığını, bu yüzden de şüphelilerin rahatlıkla delilleri kararttıklarını” belirten Ayşe Özcan şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Artık ülkede suçluya ödül, mağdura da ceza verilen bir düzen var. Bu kararla birlikte birçok çocuk emsal gösterilerek mağdur edilecek. Suçlunun adeta ödüllendirilmesi vicdanen de hukuken de kabul edilemez. Adalet mücadelemize devam edeceğiz.”

  • Yağış ve fırtına Ankara’yı esir aldı: Çankaya, Yenimahalle, Etimesgut ve Sincan’da dolu ve yağış

    Yağış ve fırtına Ankara’yı esir aldı: Çankaya, Yenimahalle, Etimesgut ve Sincan’da dolu ve yağış

    Ankara‘da yoğun yağış başladı. Çankaya, Etimesgut, Yenimahalle, Sincan ilçelerinde dolu ve sağanak yağış başladı. Medyaport ekibinden gelen fotoğrafa göre, bir ağaç yağıştan kaynaklı etkilerden dolayı kırıldı ve ikiye bölündü. İşte o fotoğraf:

    Kızılay’dan video:

    Video:

    ANKARA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ’NDEN UYARI

    Ankara Büyükşehir Belediyesi’nden yapılan uyarıda “Bugün Ankara’da başlayan ve merkeze yönelen gök gürültülü sağanak yağışların akşam saatlerine kadar devam etmesi beklenmektedir. Büyükşehir Belediyemiz tüm birimlerinden 1277 araç 3138 personeliyle teyakkuz halinde olup, vatandaşlarımızın da yağışın olası olumsuzluklarına karşı dikkatli ve tedbirli olmasını rica ederiz.” denildi.

    İçişleri Bakan Yardımcısı ve Bakanlık Sözcüsü İsmail Çataklı: “Şu ana kadar metrekareye 20 kilogram yağış düştü. Saat 16.00 itibarıyla ağaç devrilmesi, çatı uçması, toprak kayması, su baskını, mazgal tıkanması gibi 112 üzerinden itfaiyeye 1378, AFAD’a 159 ihbar ulaştı. Mahsur kalan 3 çocuk kurtarıldı. Bir sele kapılma ihbarı bulunmakta olup AFAD ve JAK ekipleri yönlendirildi.” tweetini attı.

    Kentte yağmur ile birlikte rüzgar da etkili oldu. Bazı bölgelerde binaların çatıları uçtu, ağaçlar devrildi. Altındağ ilçesinde binanın camları şiddetli rüzgarda kırıldı, cami minaresindeki hilal de uçtu.

  • ODTÜ’de Onur Yürüyüşü’ne polis müdahalesi

    ODTÜ’de Onur Yürüyüşü’ne polis müdahalesi

    Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) LGBTİQAA+ Dayanışması, iki yıl aradan sonra Onur Yürüyüşü organize etti. Rektörlüğün “izin vermiyoruz” söylemi üzerine, bu yürüyüşün yıllardır kampüste yapıldığını ifade eden öğrenciler, yine yapacaklarını söyledi.

    Sabah saatlerinden itibaren kampüse çok sayıda polis konuşlandırıldı. ODTÜ Rektörlüğü tarafından “yapılmasına müsaade edilmeyeceğini” duyurduğu yürüyüş olacağı için, kampüse giriş yapmak isteyen birçok ODTÜ mezununa kampüse giriş izni verilmedi. ODTÜ öğrencilerinin düzenlemek istediği Onur Yürüyüşü’ne saldıran polis kampüsün farklı noktalarında öğrencilere müdahale etti. Plastik mermilerle saldıran polis öğrencileri darp etti. Çok sayıda öğrenci gözaltına alındı.

    KAMPÜSÜN FARKLI NOKTALARINDA AÇIKLAMA

    ODTÜ LGBTİQAA+ Dayanışması’ndan aktivistler, kampüsün farklı yerlerinde basın açıklaması okumaya başladı ve “kayyım rektörün tüm faşist, ötekileştiren ve fobik dayatmalarına karşı hatırlayın, alışın, gitmiyoruz demek için buradayız” dedi. ODTÜ yönetimine tepki gösterilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “SALDIRI TÜM LUBUNYALARA YAPILDI”

    • Biz lubunyalar, 20 Mayıs’ta Boğaziçi Onur Yürüyüşü’ne saldıran gücü tanıyoruz, bu saldırı tüm lubunyalara yapılmış bir saldırıdır. Bu güç, aynı zamanda kampüslerimizde bizleri kısıtlayan, hedef gösteren, şiddet uygulayan gücün ta kendisidir. Yaşam alanlarımız olan yurtlar dahil olmak üzere kampüsün her alanında karşılaştığımız fobi, ötekileştirme ve baskılamanın asıl sorumlusunun fobik kayyım rektör Verşan Kök olduğunun hepimiz farkındayız ve tüm bunlara karşın “Hatırla!” diyoruz.

    “HATIRLA DEMEYE DEVAM EDİYORUZ”

    • Kayyım baskısına karşın kampüslerde mücadele veren lubunyaları “Hatırla!”, LGBTİ+fobiyi “Hatırla!”; barınma, çalışma ve yaşama hakkı gözetilmeyen lubunyaları “Hatırla!”; trans cinayetlerini “Hatırla!”, trans intiharlarını “Hatırla!”; Hande Kader’i, Eylül Cansın’ı, Hande Buse Şeker’i, Ahmet Yıldız’ı, Okyanus Efe’yi, Zirve Soylu’yu, Didem Akay’ı “Hatırla!” demeye her anımızda olduğu gibi bugün, burada da devam ediyoruz.

    “ALIŞIN HER YERDEYİZ”

    • Hayatlarımızın, varlığımızın ve özgürlüğümüzün bu fobik, ötekileştiren ve hedef gösteren baskılarla kısıtlanmaya çalışılmasına karşın biz “Her yürüyüşümüz Onur Yürüyüşü”, “Alışın, her yerdeyiz, varız ve gitmiyoruz” diyerek direnmeye, boyun eğmemeye ve bu sözlerimizi her seferinde “Hatırlatmaya” devam ediyor; fobik kayyıma, baskıcı iktidara, faşist düzene karşı “Hatırla!” diyoruz.

    ODTÜ HOCALARINDAN POLİSE: BURASI BİZİM EVİMİZ

    Polislerin öğrencilere yönelik müdahalesi kampüsün farklı noktalarında devam etti. Gözaltına alınan öğrencilerin serbest bırakılması için öğretim üyeleri devreye girdi, ancak çabaları sonuç vermedi.

    Çok sayıda öğrenciyi gözaltına alan polis kampüste dolaşan kişilere, “Bu saatte kampüste ne işiniz var” diye sorarken öğretim üyeleri “burası bizim evimiz” diye yanıt verdi.

    Polis, kampüs binalarındaki öğrencilere de müdahale ederken öğrencilerin binalardan çıkamadığı ve bekleyişin devam ettiği öğrenildi.

  • Van’da Erdoğan’ın ziyareti öncesi bilindik manzaralar

    Van’da Erdoğan’ın ziyareti öncesi bilindik manzaralar

    ÖZEL HABER – KADİR CESUR

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Van mitingi öncesinde, kentte sıkı güvenlik önlemleri alındı. Çöp kovaları yerinden söküldü, caddeler ve kaldırımlar polis barikatları ile kapatıldı, farklı şehirlerden polis ekipleri takviye edildi. Erdoğan’ın Van ziyaretinde kullanacağı yollarda Erdoğan posterleri ve bayrakları asıldı.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yarın (11 Haziran 2022 Cumartesi) Van’da Beşyol Meydanı’nda 154 yatırımın toplu açılış törenine katılacak. Cumhurbaşkanı’nın Van’ da hangi yatırımların açılışını gerçekleştireceği ile ilgili kesin bir bilgi henüz paylaşılmadı. Kentteki yerel ve ulusal basın çalışanları Erdoğan’ın programını takip edebilmek için Van Valiliği’ne akreditasyon başvurusunda bulundu. Mitinge 24 saatten daha az bir süre kaldığı halde, akredite edilen gazeteci listesi henüz paylaşılmadı.

    BARİKATLAR KİLOMETRELERCE UZADI

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Van ziyareti öncesinde kentte güvenlik önlemleri de arttırıldı. Erdoğan’ın geçiş yapacağı güzergahlarda kaldırımlara polis barikatları dizildi. Kilometrelerce uzunluktaki polis barikatları yetersiz kalınca diğer şehirlerden barikat takviyesi yapıldı. Özellikle mitingin yapılacağı Beşyol Meydanı’nda polis barikatları caddeye kadar taştı.

    ÇÖP KOVALARI YERLERİNDEN ÇIKARILDI

    Miting öncesinde alınan güvenlik tedbirlerinden biri de çöp kovalarının yerlerinden çıkarılması oldu. Kentte Erdoğan’ın geçiş yapacağı güzergahlardaki belediyelere ait çöp kovaları, ekipler tarafından söküldü. Kovaların sökülmesi nedeniyle dünden bu yana yurttaşlar çöplerini kaldırım kenarlarına bırakmak zorunda kaldı.

    YOL ÇİZGİLERİ YENİLENDİ

    Van’ın en işlek noktası olan Beşyol Meydanı’nda Erdoğan’ın kullanacağı sahne mitinge bir gün kala kuruldu. Kentteki en işlek diğer caddeler ise bu gece saat 20.00’den itibaren yol çizgilerinin yenileneceği belirtilerek trafiğe kapatıldı. Yaklaşık bir haftadır devam eden yol çizgilerini boyama çalışmasında bu gece sona gelinmiş olacak. Yol çizgileri en son yine Erdoğan’ın başka bir ziyareti öncesinde yenilenmişti.

    KAMU ÇALIŞANLARINA TOPLU MESAJ GÖNDERİLDİ

    Erdoğan’ın mitingine katılımı arttırmak için yine bilindik bir yönteme başvuruldu. Belediyeler ve diğer kamu kurumlarında çalışan personellere toplu mesajlar gönderildi. Gönderilen mesajlarda mitinge katılım çağrısı yapıldı. İlçelerden Van merkeze gelmek isteyen kamu çalışanları için ücretsiz servis imkanı sağlandığı bilgisine de yer verildi. Ayrıca belediye çalışanlarına kurum amirleri gönderdikleri mesajla ‘geçerli mazaret’ dışında mitinge kesinlikle katılım göstermesi uyarısı yaptı.

    Konu ile ilgili olarak Halkların Demokratik Partisi (HDP) Van Milletvekili Muazzez Orhan, Twitter üzerinden SGK Van İl Müdürlüğü binasının fotoğrafını paylaşarak, “Van’da halkın-esnafın tepkisiyle yarın AKP Genel Başkanı’nı hiç kimsenin karşılamayağını öngörenler; sivil güvenlik güçleri, kamu çalışanlarıyla alanı doldurmaya çalışıyor. İdareciler-memurlar zorunlu tutulup,tehdit ediliyor. Çevre illerinden öğrenci, korucu vb.taşınıyor.” dedi.

    İLHAN, ‘GİDERAYAK’ VURGUSU YAPTI

    Saadet Partisi Van İl Başkanlığı tarafından, Erdoğan’ın Van ziyareti ile ilgili basın açıklaması geldi. İl Başkanı Özay İlhan, Van’ın sosyo-ekonomik duruma ilişkin konuştu. İlhan, Van’da her 3 kişiden 1’nin işsiz olduğunu belirterek, “Van Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı Dünya Gıda Programı’nın yayınladığı açlık haritasına göre nüfusunun %17,48’i yaklaşık 222 bin kişinin yetersiz beslendiği bir kenttir.” dedi.

    SP İl Başkanı Özay İlhan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın görevinin son yılına girdiğini vurgulayarak, Giderayak ilimize faydalı bazı hizmetlerin yapılması konusunda gerekli talimatları vermesi en büyük beklentimizdir.” ifadelerini kullandı.

  • Erdoğan’ın başdanışmanı Ordu’da siyanürlü madeni savundu!

    Erdoğan’ın başdanışmanı Ordu’da siyanürlü madeni savundu!

    İbrahim GÜNDÜZ

    Ordu’da katıldığı bir panelde siyanürlü altın madenleriyle ilgili bir soruya sinirlenen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başdanışmanı Ayhan Oğan, siyanürlü altın madenlerini savundu. Başdanışman Oğan, kendisine Fatsa’daki siyanürlü altın madenini soran Ordulu gazeteci Akın Çiçek’e, “Burası çadır devleti mi kardeşim… Kulaktan dolma bilgilerle konuşmayın” diyerek azarlamaya çalıştı.

    Yıllardır Fatsa’daki siyanürlü madene karşı mücadele eden Fatsalılar ve Ordulular, Erdoğan’ın Başdanışmanı Ayhan Oğan’ın açıklamalarının şokunu yaşıyor.

    Ordu-Fatsa’da 8 yıldır faaliyette olan siyanürlü altın madeninin kapatılması için mücadele eden Ordulular, son aylarda açıklanan Kurşunçalı, Ulubey ve Perşembe Yaylası siyanürlü maden projeleriyle iyiden iyiye gerildi. Kentin yüzde 74’ünün maden bölgesi ilan edilmesinin sarsıntısıyla yaşayan Ordulular, yemyeşil ormanları, fındık bahçeleri, kestane bal ormanları ve eşsiz su kaynaklarının siyanürlü madenlere feda edilmesine şiddetle karşı çıkıyor.

    İşte böyle bir ortamda bir kent siyanürlü vahşi madenciliğin korkusuyla ve kabusuyla yaşarken ve üstelik Türkiye seçim ortamına girmişken şehre gelen Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Ayhan Oğan siyanürlü madenleri savundu.

    Gazeteci Akın Çiçek

    Ordu Ticaret ve Sanayi Odası’nın misafirleri olarak Ordu’ya gelen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başdanışmanları Ayhan Oğan, Mehmet Uçum ve İnsan Şener bir panele katıldı. Panelde gazeteci Akın Çiçek’in sorusuna sinirlenen Başdanışman Oğan, “Burası çadır devleti değil. Burada bir yönetmelik var. Çevre raporu alınmadan, denetimleri yapılmadan bu ruhsatlar verilmez. Bunu provoke eden bazı kesimler var… Kulaktan dolma bilgilerle bu meseleler yürümez” dedi.

    Dünyada herkesin madenler için birbirini bıçakladığını savunan Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oğan, “Bütün emtianın fiyatlarında beş kat, on kat, yirmi kat artan fiyatlar var. Herkes şu anda yer altı, yer üstü bütün zenginliğini işleme peşinde. Çünkü dünya böyle bir dönemden geçiyor. Böyle bir durumda birilerinin provokasyonuna bakarak ‘ya burada maden işletmesi istemiyoruz, fındığa zarar veriyor…’ Kahvede duyduğunuz şeylerle hareket ederseniz kamuoyunu provoke etmiş oluyorsunuz. Memleketimize zarar veriyoruz. Madenimizi çıkarttırmıyoruz. Herkes maden için birbirini bıçaklıyor diyorum, sen hala bana anlatıyorsun…”

    Başdanışman Oğan, Almanya, İsviçre ve Avrupa’nın her yerinde siyanürlü altın madenlerinin çalıştığını da savunarak, “Özellikle bakıyorsunuz adamın kendi ülkesinde maden siyanürlü çıkıyor Almanya’da, İsviçre’de, Avrupa’nın her yanında, Amerika’da adamın çıtı çıkmıyor ama orada kurulmuş bir dernek Türkiye’de maden çıkarılacağı zaman geliyor burada dikiliyor, gösteri yapıyor. Bu oyuna gelmeyelim” diye konuştu.

  • Birlik Sendikası: Öğretmenlik Meslek Yasası öğretmenlerin sorunlarına tamamen yabancı

    Birlik Sendikası: Öğretmenlik Meslek Yasası öğretmenlerin sorunlarına tamamen yabancı

    Ayça ONURALMIŞ

    Birlik Sendikası Öğretmen Bürosu Üyesi Nihan Soycan, Öğretmenlik Meslek Yasası’nın öğretmenlerin sorunlarına tamamen yabancı olduğunu belirterek, “Öğretmenliği kariyer basamaklarını tırmanmak üzere rekabete zorlayan bu yasa, mesleğin özgün niteliğini de çözündürüyor” dedi.

    Birlik Sendikası Öğretmen Bürosu Üyesi Nihan Soycan, Öğretmenlik Meslek Yasası’nı ve Aday Öğretmenlik ve Öğretmenlik Kariyer Basamakları Yönetmeliği’ni Medyaport’a değerlendirdi.

    Meslek kanunlarının, uzmanlık gerektiren işlerde hem işi yapan hem de işten faydalanan kişilerin haklarını korumak amacıyla standartlar getiren, farklı kanunlara dağılmış birçok konuyu derleyip toparlayan bir düzenleme anlamına geldiğine dikkat çeken Soycan, “Ancak söz konusu Öğretmenlik Meslek Kanunu böyle değil. Kanun yalnızca öğretmenleri kariyer basamaklarına ayırıyor ve ilk atanmadan itibaren geçen sürece dair sadece 10 maddeden oluşan bir düzenlemeden ibaret” diye konuştu.

    ‘TABAN MAAŞ DÜZENLEMESİ KANUNDA NEDEN YER ALMIYOR?’

    Profesyonalizmden adım adım planlı olarak uzaklaşıldığını söyleyen Soycan, “Taban maaş düzenlemesi bu kanunda neden yer almıyor? Eğer bu standardı sağlamayacaksanız bu kanun neye yarıyor? Atanmayan öğretmenlere çözüm öne sürüldü mü? Ders ücretli olarak çalışan, sözleşmelilikle güvencesizleştirilen kamu öğretmenlerine dair ne deniyor? Eğer toplumsal anlamda hak ettiğimiz mertebeye ulaştırma vaadi samimi ise, bu meslek kanunu hazırlanırken neden öğretmenlerin üye olduğu sendikaların görüşleri bile alınmadı?” diye sordu.

    ‘ÖZEL KURUM ÖĞRETMENLERİ İÇİN YENİ PROBLEMLER YARATIYOR’

    Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun uzun zamandır gündemde olduğunu anımsatan Soycan, “Doğa Koleji’nde çalışan öğretmenler uzun süre ücret alamaması sonucu boykot kararı almıştı hatırlarsanız. Bu gündeme dair açıklama yapmak zorunda kalan Bakanlığın hızla tekrar ısıttığı bir konu oldu. Hemen sonrasında bir taslak olduğu konuşuldu. Taslağı hiç kimse görmeden önerilen metin kanunlaştı. Öğretmenlerin sorunlarına çözümmüş gibi yansıtılan bu kanun hiçbir sorunumuza yanıt olamadığı gibi, hem kamu hem de özel kurumlarda çalışan öğretmenler için yeni problemler yaratıyor” dedi.

    Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun öğretmenler arasında kimi sıfatlara dayalı ayrımlarla eşitsizliğe zemin oluşturduğu gibi, kamuda göreve atanan bir öğretmenin güvencesizleşmesine sebep olduğunu kaydeden Soycan, şu ifadeleri kullandı:

    “Kanunla getirilen aday öğretmenlik statüsü ile mesleğe yeni atanan bir öğretmen, aynı kurumda görev yapan bir başka öğretmenin (danışman öğretmen) denetimi altına alınıyor. Adaylık sürecini tamamlaması için okulun müdürü ve danışman öğretmenin de dahil olduğu bir komisyon tarafından, neye göre olacağı bilinmeyen bir değerlendirmeden geçmesi bekleniyor. Bu durum, öğretmenlerin amir ve danışmanları tarafından baskısına açık hale gelmesine neden olabilir. Benzer bir sorun, öğretmenlerin KPSS sonrası mülakat sınavları için de konuşulmuştu.

    Kaldı ki, öğretmenler fakültelerde eğitimlerini tamamladıklarında diplomalarını alır, mesleki yeterlikle göreve başlarlar. Bizler, fakültede aldığımız pedagojik eğitim sırasında bir eğitim öğretim yılı boyunca zorunlu stajyer olarak görev almaya başlarız aslında. Bunun üzerine bir ‘adaylık’ sürecini zorunlu tutmak, iddia edilenin aksine öğretmenler için küçük düşürücü ve alınan lisans eğitiminin en önemli kısmını yok sayan bir uygulamadır.”

    ‘SORUNLARIMIZI YASA DEĞİL, KENDİ DAYANIŞMAMIZ ÇÖZER’

    “Özel kurumlarda çalışan öğretmenler için ise yönetmelik hükümleri görev yapılan sürelerin uzman veya başöğretmenlik için gereken hizmet sürelerinin hesabında dikkate alınacağı belirtiliyor. Dolayısıyla ilgili şartları tamamlayan özel kurum öğretmenleri uzman öğretmen ya da başöğretmen olmak üzere başvurabiliyor” diyen Soycan, şöyle devam etti:

    “Ancak, kamuda öğretmenlerinden farklı olarak, bu başvuruları sırasında özel kurumlarda çalışmaya devam eden öğretmenlerin elde ettikleri şey sadece bir unvan! Yönetmeliğin 28. maddesine göre bir özel kurum öğretmeni, uzman veya başöğretmen unvanını almaya hak kazansa bile bu unvanların getirdiği ekonomik haklardan özelde çalıştığı müddetçe yararlanamıyor. Ancak kamuya atanırsa bu haklardan yararlanabilecek.

    Birlik Sendikası Öğretmen Bürosu, Öğretmenlik Meslek Yasası’nın öğretmenlerin sorunlarına tamamen yabancı olduğunu ifade ediyor. Özel kurumlarda çalışan öğretmenlerin temel derdi geçimlerini gittikçe zorlaşan yaşam koşulları içinde sağlayabilmektir. Unvan karın doyurmaz. Öğretmenliği kariyer basamaklarını tırmanmak üzere rekabete zorlayan bu yasa, mesleğin özgün niteliğini de çözündürmektedir. Kurulduğumuz günden beri vurguladığımız üzere, bizim sorunlarımızı şu ya da bu yasa değil, kendi dayanışmamız çözer. Bu nedenle hak ettiğimiz çalışma ve yaşam şartlarını sağlamak için öğretmenleri örgütlenmeye, Birlik Sendikası’na üye olmaya davet ediyoruz.”

  • ‘İstanbul Sözleşmesi Yaşatır’ın cezası belli oldu

    ‘İstanbul Sözleşmesi Yaşatır’ın cezası belli oldu

    Kübra KÖKLÜ

    İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi’nde 29 Eylül 2021 tarihinde mezuniyet töreni düzenlendi. Törene katılan Edebiyat Fakültesi’nin 2 akademisyeni ‘İstanbul Sözleşmesi Yaşatır’ yazılı maske takan 2 kadını sahneye çıkarken hedef gösterdi. Akademisyenler, özel güvenlik görevlilerine ‘’Bu maskeleri taktırtmayacaksınız, çıkarttırın o maskeleri. Burada ‘İstanbul Sözleşmesi Yaşatır’ yazmayacak’’ diye emir vermesinin ardından 2 kadın sahneden darp edilerek çıkarıldı. Hakkında soruşturma başlatılan Kampüs Cadıları üyesi Rozana Urkun kınama cezası aldı. Diğer darp edilen kadın ise okulu bitirdiği için ceza almadı. Tüm bu olayların ardından Rozana Urkun, yaşadıklarını Medyaport.net’e anlattı.

    ‘HERKES TEHDİT EDİLİYOR’

    Kınama cezasının iptali için idari mahkemeye başvuran Rozana Urkun, cezanın hukuka aykırı olduğunu belirtti. Urkun, ‘İstanbul Sözleşmesi Yaşatır’ demekten asla vazgeçmeyeceğini vurgulayarak, ‘’Kayyum rektör ve özel güvenlik tarafından tehdit edildik. ‘İstanbul Sözleşmesi Yaşatır’ yazılı maske takmak suç değildir’’ dedi. Sahnede LGBTİ+ ve Bi+ bayrağı açmaya çalışırken 4 erkek güvenlik görevlisi tarafından darp edildiğini söyleyen Rozana Urkun, ‘’Dokuz Eylül Üniversitesi’nin 2021 mezuniyet töreninde İstanbul Sözleşmesi Yaşatır yazılı maske ile diplomamı almak istediğimde, platforma çıkamadan güvenliğin saldırısına uğradım. Kayyum rektörün gelmesiyle birlikte üniversite de baskı dönemi başladı. Kulüplerimiz kapatıldı. Boğaziçi’li öğrencilere destek verenlere soruşturma başlatıldı. Okul içinde yapılması planlanan bütün etkinlikler sansüre maruz kalıyor. Herkes tehdit ediliyor. Bu törende de bu tehditler somut olarak ortaya döküldü” diye konuştu.

    ‘’Ders dönemim devam ederken okulun bana ‘İstanbul Sözleşmesi Yaşatır’ yazılı maske taktığım ve LGBTİ+, Bi+ bayrağı taşıdığım için soruşturma açtığını öğrendim’’ diyen Rozana Urkun ‘’ Gerçekleştirdiğim eylemin cezasının uzaklaştırma olduğu fakat daha önce disiplin cezası almadığım için bir alt ceza olan kınama cezası ile cezalandırıldığım tarafıma yazılı yolla bildirildi. Üniversite yönetimi mezuniyete katılan öğrencilere beyaz ya da siyah maske takma zorunluluğunu önceden bildirdiklerini iddia etti. Ama gerçekte böyle bir şey söylenmedi. Öte yandan sahnede beyaz ve siyah dışındaki renklerde maske takan öğrencilere hiçbir müdahalede bulunulmaması olayı yeterince açık kılıyor’’ ifadelerini kullandı.

    ‘İSTANBUL SÖZLEŞMESİ YAŞATIR YAZILI MASKE TAKMAK SUÇ DEĞİL’

    İnsanların kimlikleriyle var olmalarının önüne hiçbir şekilde geçilemeyeceğini dile getiren Urkun, ‘’Kınama cezasının kaldırılması için avukatımla yasal süreci işletiyoruz. Çünkü ‘İstanbul Sözleşmesi Yaşatır’ yazılı maske takmak suç teşkil etmiyor. Üniversitelerde hâkim kılınmak istenen kadın ve LGBTİ+ düşmanlığının bir sonucu olarak ben kınama cezası almış oldum. Bu cezanın ayrımcı ve insan hak ve özgürlüklerini hiçe sayan bir ceza olduğunu düşünüyorum. Zaten verebilecekleri hiçbir ceza gençlerin üniversitelerde kadın ya da LGBTİ+ kimlikleriyle var olmasını engelleyemez’’ dedi.