Yazar: medyaport net

  • Çift maaş alan belediye müdürünü eleştirdi, karakolda ifade verdi

    Çift maaş alan belediye müdürünü eleştirdi, karakolda ifade verdi

    Kadir CESUR

    Serhat News Genel Yayın Yönetmeni Gazeteci Sıddık Güler, 30 Temmuz tarihinde Twitter üzerinden bir paylaşım yapmıştı. Yaptığı paylaşımda, “Van’ın İpekyolu belediyesinde kamulaştırmadan yapılan parklar sökülmeye başlandığı iddia ediliyor. Yani kamuya verilen ciddi bir zarar var. Acaba bu durumla ilgili göstermelik yanlış işlerle alakalı ilgililer hakkında açılan bir soruşturma var mı?” diye soran Güler’e, İpekyolu Belediyesi’nde Park ve Bahçeler Müdürlüğü ve Basın Müdürlüğü görevlerini yürüten Adnan Gül tarafından suç duyurusunda bulunuldu.

    “HER İKİ BİRİME BAKIP ÇİFT MAAŞ ALMASINA YÖNELİK BİR ELEŞTİRİYDİ”

    Adnan Gül tarafından, kişilik haklarına saldırdığına dair Cumhuriyet Savcılığı’na şikâyette bulunulmasının ardından, Gazeteci Güler ifadeye çağırıldı. İki Nisan Polis Merkezi’nde ifade veren Güler, “Twitter’dan yaptığım paylaşım; İpekyolu Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü ve Basın Müdürlüğü görevine, yani aynı anda iki müdürlük görevine bakan bir müdürün, bir birimden görevden alınıp sadece bir birimde görevlendirilmesi ile ilgiliydi. Ben paylaşımı yaparken elimizde somut bir veri vardı. Sulama yaparken, sulama işlerini alan bir firma bir tane normal araç veriyor, fakat firma ile konuşup Passat marka bir araba almıştır. Bunu da kendine makam aracı yapmıştır. Her iki birime bakıp çift maaş almasına yönelik bir eleştiriydi” İfadelerini kullandı.

    “PARKLAR ÖZEL MÜLKİYETE YAPILMIŞTI”

    Gazeteci Sıddık Güler, Müdür Adnan Gül ile konu hakkında görüştüğünü söyledi. Çift maaş iddiası ile ilgili olarak Gül’ün kendini savunduğunu ve belediyenin sulama işlerini yürüten şirketten sadece mesai ücreti aldığını söylediğini aktardı. Güler, “Fakat bu kişi belediyede işçi sıfatındadır. İşçiler de yasa gereği mesai ücreti alamıyor. Yani doğal olarak maaş alıyordu. Hem bir şirketten maaş alıyor hem de doğal olarak belediyede sözleşmeli olarak çalıştığı için maaş alıyor. Ayrıca önceki dönemki Van Valisi’nin, bütün kurumlara ve birimlere gönderdiği, sözleşmeli personellerin müdürlük yapamayacağına dair bir yazısı vardı. Buna rağmen Adnan Gül, bir ziraat mühendisi ya da tarım alanında bir eğitimi olmamasına, bu alanda bir okul bitirmemesine rağmen uzun bir dönem Park ve Bahçeler Müdürlüğü ve bununla beraber Basın Müdürlüğü de yaptı” dedi. Müdür Adnan Gül’ün, kendi alanı olmamasına rağmen bu iki birimi bir arada yönettiğini belirten Güler, “Bununla ilgili Twitter’da bir paylaşım yaptım. Zaten yeni gelen müdür de bazı parkların söküm işlemine başlamış. Çünkü parklar özel mülkiyete, rastgele yapılmıştı ve izin alınmadan yapılmıştı” dedi.

    “PAYLAŞIMIN YAPILDIĞI GÜN, PARK VE BAHÇELER MÜDÜRLÜĞÜ GÖREVİNDEN ALINDI”

    Belediye tarafından yapılan parkların özel mülkiyete yapılması ile kamu zararı oluştuğuna dikkat çeken Güler, “Paylaşımımda, çift maaş ve şirketten böyle bir araç alıp almadığını ve neden bu görevden alındığını bir gazeteci olarak sordum. Fakat daha sonra kendisi gidip savcılığa suç duyurusunda bulunmuş. Kişilik haklarına saldırdığıma dair bir iddiası var. Bununla ilgili olarak, savcılık talimatı ile İki Nisan Polis Karakolu’na gittim ve ifade verdim” diye anlattı. Sıddık Güler, ifadesinde “bu olayın güncel bir konu ve çift maaş meselesinin şu anda Türkiye’nin en büyük gündemlerinden biri olduğunu ve bunu Twitter’dan paylaştığı gün Park ve Bahçeler Müdürlüğü görevinden alınıp, yerine Van Büyükşehir Belediyesi’nden bir ziraat mühendisinin alındığını belirttiğini” söyledi.

    “ÇÜNKÜ BÜTÜN EVRAKLARINI KARDEŞİ KENAN GÜL TAKİP EDİYOR”

    Gazeteci Güler, Müdür Adnan Gül’e, “Siz iki tane müdürlükte görev yapıyorsunuz ama bu müdürlüğün bütün doğrudan temin işlerini Zafer Otomotiv’e veriyorsunuz? Zafer Otomotiv’in sizin aile ile ne ilişkileri var?” diye sorduğunu söyledi. Güler, “Çünkü bütün evraklarını kardeşi Kenan Gül takip ediyor. Kenan Gül de Van’da Sabah Gazetesi’nin temsilciliğini yapıyor. Her belediyeye şu anda günlük 300-400, bazı belediyelere 1000 adet günlük gazete bırakıyor. İşte böyle parsellenmiş durumdadır” dedi.

    “BEN KONUNUN MAHKEMEYE DÖNÜŞMESİNİ İSTİYORUM”

    Güler, “Bu soruşturma, davaya dönüşürse ben Adnan Gül’ün bütün dökümanlarını isteyeceğim. Her ay ne kadar maaş alıyordu? Hangi şirketten alıyordu? Görev yaptığı sürece Zafer Otomotiv’e ne kadar doğrudan temin verdi? Bu teminlerin evrak takiplerini kim yaptı? Bunun görüntülerini talep edeceğim. Bir de İpekyolu Belediyesi’nin sulama işlerini yapan firmadan Passat marka araç alıp almadığını ve ne kadar para yatırdığını, bunların tamamını mahkemede isteyeceğim. Ben aslında konunun mahkemeye dönüşmesini istiyorum. Hiç olmazsa; ortaya attığım bu iddiaların biraz daha somutlaşmasını ve resmileşmesini sağlamış olurum. Çünkü burada ciddi bir hukuksuzluk var” ifadelerini kullandı.

  • İslami Dayanışma Oyunları: Atletizmde skandal (2)

    İslami Dayanışma Oyunları: Atletizmde skandal (2)

    Ali ERDOĞAN

    Konya’da 5. İslami Dayanışma Oyunları, birçok dalda devam ediyor. Ancak Atletizm Federasyonu oyunlarda bir skandala imza attı. Daha önce marş sistemi kablolarındaki arıza nedeniyle atletizmde ilk 3 günde yapılan yarışlarda alınan dereceler geçersiz sayılmıştı. Atletizmde ikinci skandal da bu oldu.

     

     

     

    Elif Polat ana statüye aykırı koşturuldu

     

    İslami Oyunları Ana Statüsü 5.maddesinin 8.fıkrasında “Bir atlet en fazla 3 branş yapabilir. En az bir tanesi bayrak yarışması olmak üzere” hükmü olmasına karşın Atletizm Federasyonu bu statüyü hiçe saydı.

    Milli atlet Elif Polat, 100, 200 metre ve 4×100, 4×400 bayrak yarışlarında milli forma altında yarıştı. Böylece İslami Oyunları statüsü gereği milli atlet Elif Polat aykırı bir biçimde yarışlara sokuldu. Teknik Kurul, İslami Dayanışma Oyunları’nda böyle bir rezaletin yaşanması nedeniyle atletizm federasyonunu uyardı. Atletizm Federasyonu böylece İslami Dayanışma Oyunları’nda ikinci bir skandala imza atmış oldu.

  • İslam Oyunlarında atletizmde skandal

    İslam Oyunlarında atletizmde skandal

    Ali ERDOĞAN

    Konya’da 9 Ağustos’ta başlayan,18 Ağustos’ta sona erecek olan 5.İslami Dayanışma Oyunlarında Atletizmde ilk 3 günde yapılan yarışlarda alınan dereceler geçersiz sayıldı.

    Dünya Atletizm Federasyonu (World  Athletics) teknik delegeleri ilk 3 gününde özellikle kısa mesafe yarışlarının zamanlama sisteminden ve resmi sonuçlardan kuşkulandı. Bazı sporcuların performanslarının üzerinde dereceler elde etmesi üzerine harekete geçti .

    Bu derecelerin doğruluğunu güvence altına almak için yaptığı araştırmalar ve değerlendirmeler sonunda teknik delegeler yarışların yapılacağı 4.gün sabahı marş sisteminin  kablolarında teknik bir arıza olduğunu ortaya çıkardı.Bu nedenle 4.ve 5.gün yarışmalar için yeni bir teknik kurulum yapıldı.

    5.İslami Dayanışma Oyunları Teknik delegeleri Samuel Lopes ve Thomas Eckel ilk üç gün yarışlarının geçerli olup olmadığını Dünya Atletizm Birliği (World Athletics) sordu. Dünya Atletizm Birliği  teknik delegelerin raporunu inceledikten sonra söz konusu  sonuçların geçersiz olduğunu, dünya sıralamasında  kullanılmayacağına karar verdi. Böylece ilk  3 gün yarışlarda atletlerin dereceleri kabul edilmezken, sıralamadaki yerleri de değiştirilmedi

    Lopes ve Eckel 12 Ağustos tarihli “Geçersiz saatler hakkında tüm paydaşları bilgilendirme” başlıklı bir yazıyla bildirdi. Yazıda  Konya 2021  5.İslami Dayanışma  Oyunları atletizm programı ve madalya sıralamasında bir etkisi olmadığına da dikkati çekti.

  • Van’da, kentin ortasından geçen, önlem alınmayan tren rayları korku ve ölüm saçıyor

    Van’da, kentin ortasından geçen, önlem alınmayan tren rayları korku ve ölüm saçıyor

    Salih SERTKAL

    Van’da birçok mahallenin ortasından geçen tren raylarının geçtiği güzergahta, şimdiye kadar onlarca kişi trenin altında kalarak hayatını kaybetti. Çoğu zaman arızalı olan ya da hiç çalışmayan araç hemzemin geçitlerinde trenin çarptığı araçlarda şimdiye kadar onlarca kişi hayatını kaybetti.

    Öte yandan çocukların etrafında herhangi bir koruma tedbirinin olmadığı raylara çıkması sonucu meydana gelen kazalarda da tren yine birçok çocuğun canına mal oldu. Son olarak merkez mahalle olan Bostaniçi Mahallesi’nde 4 Ağustos günü tren çarpması sonucu 60 yaşındaki Saime Eraygen tren altında kalarak feci şekilde yaşamını yitirdi. Trenin, tedbirsizlik nedeniyle şimdiye kadar onlarca kişinin ölümüne neden olduğunu hatırlatan mahalleliler, aynı zamanda büyük bir gürültü ve sarsıntının olduğuna, bunun da kendilerinde deprem korkusuna neden olduğundan yakınıyor. Mahalliler, tren raylarının, daha fazla can almadan mahallelerden çıkarılmasını istiyor.

    TREN RAYLARININ GEÇTİĞİ HİÇBİR MAHALLEDE KORUMA TEDBİRİ YOK

    Çocuklar, önlem alınmayan raylar üzerinde tehlike altındalar

    Evlerin hemen dibinden geçen tren raylarının olduğu güzergahta hiçbir koruma tedbiri yok. Mahalleli, çocuklarının her an geçecek bir trenin altında kalacağı endişesi yaşıyor. Alt geçit hemzeminlerinin de olmadığı için kullanılan normal araç geçişlerinde ölümle sonuçlanan kazalar da yaşanmaya devam ediyor. Son olarak bir araç çalışmayan hemzemin geçitte karşıya geçmeye çalışırken tren çarptı. Çarpma sonucu araç raylardan öteye savurulurken, şans eseri ölüm yaşanmadı, ikisi ağır 5 kişi yaralandı.

    Devlet Demir Yolları (TDD) sorumluluğunda olan fakat hiçbir tedbirin uygulanmadığı tren rayları Kıratlı, Bostaniçi, Vali Mithat Bey, Akköprü, Beyüzümü, Seyrantepe, Altıntepe,İstasyon, Abdurranmangazi ve İskele mahallelerinin içinden geçerek Van Gölü feribot iskelesine ulaşıyor. Her seferinde büyük bir gürültüye sebep olup, mahalleliyi rahatsız eden tren yolunun geçtiği güzergaha yakın oturan aileler şimdiye kadar birçok çocuğun, etrafı açık olan tren raylarına çıktıklarını, bu nedenle de trenin altında kalarak hayatlarını kaybettiklerini söylüyor. Bu korkuyla çocuklarını dışarıya bırakamadıklarını söyleyen mahalleliler, tren raylarının güzergahının değiştirilmesini yada mahallelerin içinden geçen kısımlarının etrafının tel örgülerle kapatılarak önlem alınmasını istiyor.

    TREN BİZLERİN VE ÇOCUKLARIN PSİKOLOJİSİNİ BOZMUŞ DURUMDA

    Mahalleli tedbir alınmasını istiyor (Ferizade Kurt)

    Tren raylarının hemen evlerinin dibinden geçtiği Akköprü Mahallesi sakini Ferizade Kurt, tren raylarının kendileri ve çocuklarında travma yarattığından şikayetçi. Eski olması nedeniyle trenin her geçişinde büyük bir gürültü olduğunu belirten Kurt, “Her tren geçtiğinde çocuklarımla irkilip yerimizden fırlıyoruz. Raylar 50 yıl öncesinin rayları ve tren eski kara tren. Haliyle büyük bir gürültü yaratıyor” dedi. Tren raylarının mahallelerinin boydan boya içinden geçtiğini, bu nedenle birçok çocuğun tren raylarında can verdiğine şahit olduklarını aktaran Kurt, “O yüzden her an tren gelecek diye çocuklarımızı dışarı bırakamıyoruz. Tren sesi duyulduğunda küçük çocuğu olan tüm ebeveynler tren yoluna koşmak zorunda kalıyor” dedi. Kurt mahalleli olarak tren raylarının kaldırılması yada etrafının sağlam bir şekilde tel örgülerle kapatılmasını istediklerini söyledi.

    TREN BİZİM İÇİN BİR CANAVARI ANDIRIYOR

    Raylar mahalleyi de ikiye bölüyor (Gürkan Çelik tehlike saçan rayları gösteriyor)

    Tren raylarının ortasından geçtiği diğer bir mahalle olan Akköprü Mahallesi’nde yaşayan Gürkan Çelik de tren raylarına yakın oturan aileler ve çocuklar için trenin adeta bir canavarı andırdığını söyledi. Tren raylarının geçtiği güzergahta binlerce ev olduğunu belirten Çelik, “Bu tren rayları Van’da birçok mahallenin tam ortasından geçiyor. Tren her geçtiğinde çocuklar büyük bir korku yaşıyor. Yarattığı büyük gürültü bizlerin ve çocuklarımızın gözünde bir canavara dönüşmüş durumda. Çocuklar, bu bir canavar mı diye soruyorlar bazen. Aynı şekilde tren raylarının dibindeki evlerde beslenen tavuklar, kuşlar trenin yarattığı ses ve sarsıntıdan dolayı strese girerek ölüyorlar. Benim de birçok kuşum öyle öldü” diyerek, tren raylarının mahallelerin içinden çıkartılması istediklerini hatırlattı.

    TREN HER GEÇTİĞİNDE BİZE TEKRARDAN BİR DEPREM TRAVMASI YAŞATIYOR

    Levent Kekik, yanı başlarındaki tehlikeye işaret ediyor

    Tren raylarının geçtiği diğer büyük bir mahalle olan İstasyon Mahallesi sakini Levent Kekik de mağdurlardan birisi. Tüm mahallelinin durumdan rahatsız olduğunu söyleyen Kekik, “Bu tren raylarının geçtiği tüm mahallelerdeki insanların huzuru yok ve çok rahatsızlar. Tren raylarına yakın oturan insanlar zaten canından bezmiş. İki büyük deprem yaşayan Van’da hepimizde hala deprem travması var. Tren her geçtiğinde çıkardığı ses ve yarattığı sarsıntıyla her seferinden bize deprem travmasını tekrar tekrar yaşatıyor. Bu durum bizlerin ve çocuklarımızın psikolojisini etkiliyor. Ayrıca sarsıntı, depremde evlerde meydana gelen hafif çatlakların git gide büyümesine yok açıyor. Buna bir çare bulunması gerek” diye konuştu.

    RAYLARIN ETRAFI TELLERLE KAPATILIP ALT GEÇİTLERLE ÖNLEM ALINMALI

    Tren raylarının geçtiği Akköprü Mahallesi’nde market işleten Nihat Tekin de Devlet Demir Yolları’nın on binlerce insanı, bu durumdan kurtarmasını istedi. İş yerinin hemen kapısında çalışmayan bir hemzemin üst geçiti olan Tekin, bu üst geçitte sayısız kazaya şahit olduğunu söyledi. “30 yıldır burada esnaflık yapıyorum. Şu gördüğünüz, çalışmayan üst geçitte sayısız kaza oldu ve bir çok insan bu kazalar nedeniyle öldü. Etrafı açık olan tren raylarının üzerine çıkan biri engelli, üç çocuğun tren altında kalarak feci bir şekilde can verdiğine şahit oldum” dedi.

    MUHTARLAR GÜVENLİK TEDBİRLERİNİN ALINMASINI İSTİYOR

    Tren raylarının geçtiği Bostaniçi Mahallesi Muhtarı Celalettin Tuygun da, 50 yıldır yaşadığı bu mahallelede, trenin birçok kişinin canını aldığına tanık olduğunu söyledi. Muhtar Tuygun, ellerinde rakam olmamakla birlikte, trenin birçok insanın ölümüne yol açtığını dile getirdi.

    Trenin raylarının tam ortasından geçtiği diğer bir mahalle olan Akköprü Mahallesi muhtarı Ahmet Şayak da rayların geçtiği güzergahın tamamıyla güvenlikli bir alan haline getirilmesini istedi. Özellikle çocukların temas edemeyeceği şekilde etrafının tellerle kapatılmasını isteyen Muhtar Şayak, “Tren raylarının taşınması şuan için imkansız olsa da en azından araç hemzemin üst geçitlerinin sağlıklı bir şekilde çalışması ve rayların geçtiği tüm yerleşim yerlerinde etrafının tel örgülerle kapatılarak temasa kapalı bir hale getirilmesi gerektiğini” söyledi.

    Tehlike ‘geliyorum’ diyor

    BTS: HALKIN TALEPLERİNE KARŞILIK VERİLMELİ

    Birleşik Taşımacılık Sendikası Başkanı Murat Oral, Devlet Demiryolları’nın mahalleliden gelen taleplere kulak vermesini istedi. Devlet Demiryolları’nın vatandaşın can güvenliğine dikkat etmesi gerektiğinin altını çizen Oral, şunları söyledi: “Van’daki mahalleleri ikiye ayrılarak devam eden tren güzergahı boyunca tüm üst geçitler sorunsuz çalışır vaziyette tutulmalı. Alt geçitler yapılmalı. Vatandaşın can güvenliği her şeyden önce gelir. İnsanların demiryoluna temas etmeyeceği şekilde önlemler alınmalı. Tren rayları taşınmasa dahi her türlü güvenlik önleminin alınması gerekiyor. Bu şekilde ölümlerin önüne geçilebilir.”

    YETKİLİLER SESSİZ

    Yaşanan sorunlara ve mahallelileri taleplerine karşı yetkililer ise sessiz kalmayı tercih ediyor. Van’daki demiryolu ağının sorumluluğundan bulunduran Devlet Demiryolları Malatya 5. Bölge Müdürlüğü konuya ilişkin sorularımızı, “Basına açıklama yapma yetkimiz yok” gerekçesiyle yanıtsız bıraktı.

  • Çalışma Bakanı’ndan itiraf: ‘Henüz kadroya alınmayan taşeron işçileri var’

    Çalışma Bakanı’ndan itiraf: ‘Henüz kadroya alınmayan taşeron işçileri var’

    Sidar DEMİR

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Milli Savunma Bakanlığı’na bağlı işletmelerde istihdam edilen sözleşmeleri personele kadro verilip verilmeyeceğini sorduğu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin’den yanıt aldı. Bilgin, kamuda asli kadroya henüz alınmayan taşeron çalışanları olduğunu itiraf ederken Gürer de taşeron işçilerin ayrımsız kadroya alınmasını istedi

    Ömer Fethi Gürer’in soru önergesini yanıtlayan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin, kamuda taşeron işçilerin asli kadroya geçilmesiyle ilgili işlemlerin 696 sayılı OHAL kapsamında Kanun Hükmünde Kararname ile düzenlendiğini bildirdi.

    ‘HALA KADROYA ALINMAYAN TAŞERON İŞÇİ VAR’ İTİRAFI

    Bakan Bilgin, kamuda halen taşeron firmada çalışan personelin asli kadroya alınmadığını itiraf ederken, bu konuda çalışma yapıldığını bildirdi.

    Bakan Bilgin soru önergesine yanıtında şunları ifade etti:

    “2021-2022 yıllarını kapsayan ‘Kamu Toplu İş Sözleşmeleri Çerçeve Anlaşma Protokolü’nde yer alan ‘696 Sayılı KHK Kapsamı Dışında Bırakılan Kamu Taşeron İşçilerinin Daimi Kadroya Geçirilmesi’ maddesi uyarınca 696 sayılı KHK kapsamı dışında bırakılan alt işveren işçilerinin (taşeron) Kamu Kurum ve Kuruluşlarında istihdam edilmesi; ‘696 Sayılı KHK İle Kadroya Geçen İşçilerin Özlük Hakları’ maddesi kapsamında ise işçilerin iş ve iş yeri değişikliği ile özlük hakları (sağlık, hastalık, engellilik, eş durumu vb. zorunlu nedenler) konularında çalışmalar yapılmaktadır.”

    BİNLERCE ÇALIŞAN HALEN TAŞERON KAPSAMINDA

    Ömer Fethi Gürer ise 2017 yılında yürürlüğü giren 696 KHK ile kamuda bir kısım taşeron firma çalışanının asli kadroya alındığını ancak, tüm taşeron firma çalışanlarının kadroya alınacağı açıklanmasına rağmen halen taşeron firmada çalışan binlerce çalışanın bulunduğunu belirtti. Gürer, “Hastane Bilgi İşlem Çalışanları, Görüntüleme Merkez Çalışanları, Sosyal tesisi çalışanları, Yemekhane çalışanları, Karayolları, PTT, Demiryolları çalışanları, Kamuda Kiralık Araç Şoförleri, Şeker Fabrikası ve Orman, DSİ ile diğer kuruluş çalışanları, KIT ve BİT çalışanları, MEB çalışanları asıl kadro sözüne rağmen kadroya alınmadılar. Farklı Bakanlıklarda da hizmet alım sözleşmesi takılıp taşeronda kalan binlerce işçi var. Hakları ve hak ettikleri bir an önce verilmelidir” çağrısı yaptı.

    BİR AN ÖNCE HAYATA GEÇİRİLMELİ

    Bu durumun aynı işyerinde farklı statüde çalışan ve aynı işi yapan işçiler arasında hem haksızlığa hem de iş barışının bozulmasına neden olduğuna işaret eden Gürer, “Yapılması gereken tüm çalışanların kadroya alınmasıdır. Şayet bu konuda bir çalışma başlatılmış ise bunun uzun yıllara yayarak değil, bir an önce yapılması gerekir” dedi.

  • Mimarlardan tepki: ‘Züccaciye dükkânına girmiş fil gibi Kapadokya’ya dozerle girdiler’

    Mimarlardan tepki: ‘Züccaciye dükkânına girmiş fil gibi Kapadokya’ya dozerle girdiler’

    Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Kapadokya’da milyonlarca yılda oluşmuş Peri Bacaları’nın yol yapımı nedeniyle yok olmasına izin veren Kapadokya Alan Başkanlığı yetkilileri hakkında, “görevi ihmal ve görevi kötüye kullanma” suçundan Nevşehir Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.

    Suç duyurusuna ilişkin açıklama yapan Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, şunları ifade etti:

    ‘YOL YAPIMI’ ADI ALTINDA KÜLTÜR MİRASI YOK EDİLİYOR

    “Hinterlandımızdaki Nevşehir’de doğal ve kültürel varlıklarımız yıllardır sistematik bir saldırı altında. Son olarak yol yapım çalışmalarıyla 1. Derece arkeolojik ve doğal SİT alanı Göreme Milli Parkı ve Kapadokya büyük bir tehditle karşı karşıya kaldı. Ortahisar – Göreme beldeleri arasında yapılması planlanan yol çalışmaları, Göreme Açık Hava Müzesi başta olmak üzere peri bacaları oluşumlarını, yer altı zenginliklerini, Saklı Kilise’yi ve arkeolojik sit alanlarını tehdit etmektedir. Yol çalışmaları birinci derece arkeolojik sit alanı üzerinde yapılmaktadır. Anılan yola ilişkin imar planında planlama kararı bulunmamaktadır. Çevre düzenleme ve ulaşım projeleri hazırlanmadan birinci derece arkeolojik sit alanında ağır iş makineleriyle yol inşaatına başlanmıştır.

    MEVZUAT BİLE YOK SAYILIYOR

    İmar ve koruma mevzuatı yok sayılarak bütüncül kararlar üretilmeden başlayan yol inşaatı bölgeye telafisi imkansız zararlar vermektedir. Dünyanın göz bebeği Kapadokya’ya züccaciye dükkanına girmiş fil gibi dozerle girdiler. Mimarlar Odası Ankara Şubesi olarak süreci titizlikle takip ediyoruz bu vandalizme ön ayak olan ve yol yapım çalışmalarına izin veren Kapadokya Alan Başkanlığı yetkilileri hakkında Nevşehir Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunduk.”

    ‘YOL ÇALIŞMALARI ACİLEN DURDURULMALI’

    Kültür ve Turizm Bakanlığı’nı eşsiz doğal güzelliklere sahip Kapadokya’ya telafisi imkansız zarar verilmeden yol yapım çalışmalarını acilen durdurmaya çağıran Candan, “Kültür ve Turizm Bakanlığı’nı sürece dair bilgi ve belgeleri açıklıkla kamuoyu ile paylaşmaya davet ediyoruz. Kapadokya’nın geleceği için Göreme’de atılacak adımların öncesinde Göreme Açık Hava Müzesi için bütüncül çevre düzeni ve yönetim planının hazırlanması gerektiğini de bir kez daha vurguluyoruz” dedi.

  • Van’da, silah ve mobilya uğruna ceviz ağacı kıyımı yaşanıyor

    Van’da, silah ve mobilya uğruna ceviz ağacı kıyımı yaşanıyor

    Salih SERTKAL

    TÜİK’in ve Tarım Orman Bakanlığı’nın verilerine göre Türkiye’de ince kabuklu, iç hacmi ve yağ oranı fazla olan en kaliteli ceviz yetiştiriciliğinin yapıldığı sayılı yerlerden birisi de Van’a bağlı Bahçesaray ilçesi. Ancak Bahçesaray ilçesinde ceviz ağaçları, kesimi yasak olmasına rağmen şimdilerde kaçak ağaç kesimi yapan organize grupların hedefinde. Çete gibi örgütlenen bu kişiler özellikle silah ve mobilya sanayisinde kullanılan ceviz ağaçlarını hedef almış durumdalar. Çok değerli olan ceviz ağaçları, sahipsizse geceleri, sahibi varsa da sahipleri parayla ikna edilerek kesilerek, yok ediliyor.

    BATI İLLERİNE SEVK EDİLİYOR

    Van İl Orman İşletmeleri ve il tarım müdürlüklerinin verilerine göre 100 binden fazla ceviz ağacının olduğu Bahçesaray ilçesine bağlı Ulubeyli, Elmayaka, Kaşıkçılar, Çatbayır, Güneyyamaç , Altındere köylerinde ceviz ağaçları bu çetelerin tehdidi altında. Bu kişilerin, kestikleri ağaçları, Bahçesaray’a sınırı olan Bitlis iline bağlı Hizan ilçesi üzerinden kaçak yollarda batı illerine sevklerinin yapıldığı görgü tanıklarınca bildiriliyor.

    Dünya genelinde değerli olan ceviz ağaçlarının sayısı Türkiye’de, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 2019 yılı verilerine göre 10 milyon civarında. Özellikle mobilya ve silah aksesuarlarında kullanılan ceviz ağacının metreküp fiyatı şuan için 10 bin TL. Mali değeri yüksek olan ceviz ağaçları bu durumda kaçak ağaç kesimi yapanların hedefi haline geldi.

    Ceviz ağaçlarından geriye kalanlar!

    KESİMİ YASAYLA YASAK AMA HER GÜN KESİLİYOR

    Türkiye’de 1989 yılında çıkartılan yasayla ceviz ağacının kesimi yasaklandı. Mevzuata göre, ceviz ağacının kesimi sel, afet, rüzgarla ulaşım yollarına devrilmesi yada kuruduğu ve verimden düştüğü tespit edildiği zaman ancak yapılabilecek. Bu kesim işlemi de ancak Tarım ve Orman İl Müdürlüğü bünyesinde, aralarında ziraat mühendislerinin de olduğu bir heyetin raporlama sonrası izni dahilinde yapılabiliniyor.

    İL ORMAN MÜDÜRLÜĞÜ’NDE SADECE 2 İZİNLİ KESİM TALEBİ VAR

    Söz konusu kaçak ağaç kesimine ilişkin görüştüğümüz Van İl Orman Müdürlüğü yetkilileri, Van genelinde 2022 yılı için sadece 2 tane izinli Tapulu Kesim Dosyası başvurusu yapıldığını söyledi. Bahçesaray ve bağlı köylere dadanan kimi kişilerin kaçak ağaç kesimi yaptıkları yönünde bilgiler aldıklarını belirten yetkililer bu durumun anında ilçede bulunan ilgili kurumlara aktarılarak kesimlerin önüne geçilmeye çalışıldığını belirtti.

    ‘CEZAİ YAPTIRIMLAR CAYDIRICI YETERLİ DEĞİL! AĞAÇ KESİM MÜTEAHİTLERİ OLUŞMUŞ’

    Bu görüntü tehdit altında

    Tarım ve Orman İl Müdürlüğü’ne bağlı olan Bahçesaray İlçe Tarım Müdürü Erkan Hakan, kaçak ağaç kesimi yapan ve çete şeklinde örgütlenmiş kişilere cesaret veren durumun cezai yaptırımların caydırıcı olmamasından kaynaklandığını söyledi. Özel mülk alanında kaçak kesim cezasının 700 TL olduğunu belirten Hakan “Kimi yurttaşlar dalga geçer gibi önce ağacı kesiyor, sonrasında bizi arayıp kendini ihbar ederek, yapılan kesimi tebliğ edilecek kağıtla resmiyete kavuşturacak kadar rahat davranabiliyor. Kestikten sonra normalde nakliyesi yasaktır. Onu ancak yakacak olarak kullanabilir. Ama bunu iyi bir paraya sattığı için, nakliye esnasında yakalanırsa 4-5 bin TL cezayı da önemsemiyor. Şayet nakliye esnasında yakalanırsa söz konusu ceviz ağacı kesildiği yere geri getirilip boşaltılıyor. Fakat bir tane ceviz ağacını 100 bin TL’ye satan bir kişi ikinci defa yakalanma riskini önemsemeden yine kamyona yükleyip götürmeyi deniyor. Çünkü mevcut cezaların bir caydırıcılığı yok . Bundan dolayı ağaç kesim işi yapan müteahhitlerin oluştuğunu duyuyoruz” diye anlattı.

    ‘KESİLEN HER CEVİZ AĞACI, BAŞKA BİR CEVİZ AĞACININ YOK OLMASINA NEDEN OLUYOR’

    Bahçesaray ilçesinde on yıl önce 150 bin ceviz ağacının olduğunu, şimdilerde kaçak kesim nedeniyle bu rakamın 100 bine düştüğünü belirten Erkan Hakan, kesilen her ceviz ağacının başka bir ceviz ağacının yok olmasını da beraberinde getirdiğini söyledi. Hakan, “İlçemiz bir cennet gibi her yerde ceviz ağacı yetişebiliyor. Ceviz ağaçları döllenme şeklinde meyve veren ağaçlardır. Ağaçlar çiçek açtığı zaman erkek ve dişi olma hali taşıyan çiçek tozları esen rüzgarla birbirinin üzerine konar ve bu doğal döllenme yoluyla ceviz ağacı hayat bulur. Bir ağaçtaki erkek çiçek tozu bir başka ağaçtaki dişi çiçeği dölleyebiliyor. Siz bir ağacı kestiğinizde haliyle buradaki erkek çiçek tozunu da yok ediyorsunuz, bu da diğer bir ağacın döllenemeyerek ürün vermemesine ve zamanla kuruyup gitmesine neden oluyor“ diye anlattı.

    BAHÇESARAYLILAR: ‘CEVİZLERİMİZE DOKUNMAYIN’

    Bahçesaray’da esnaf olan Cevdet Öneş de ceviz ağaçlarının kesiminden ilçedeki resmi kurumlar, mülkü amirler ve vatandaş olmak üzere herkesin haberi olduğunu ifade etti. Ağaç kesim işinin oldukça yaygın olduğu Bitlis’ten ağaç tüccarlarının ilçeye gelerek ağaç aldıklarına dikkat çeken Öneş, bu tüccarların yerelde buldukları insanlarla ceviz ağaçlarını kesip, Bitlis’e bağlı Hizan ilçesine kaçak yollardan götürdüklerini anlattı. Oradan da muhtemelen ağacın silah sanayisi yada mobilya için işleneceği batı illerindeki sanayilere sevk edildiklerini belirten Cevdet Öneş, “Bu çeteler organize çeteler, ceviz ağalarımızdan ellerini çeksinler” dedi.

    Bahçesaray ilçesi sakini Onur Görünüş ise ceviz ağaçlarının kesilmiş vaziyette ilçe merkezinden geçtiğine şahit olduklarını belirterek “Bizler bu duruma çok üzülüyoruz. Bitlisli ağaç tüccarları her gün Bahçesaray ilçe merkezinde dolanıyorlar. Bahçesaray’ın iki değeri var zaten, biri ceviz biri bal bunlara da dokunmasınlar“ diye konuştu.

    ÇEV-DER: ‘KESİM YAPMAK SUÇTUR, SUÇA SESSİZ KALMAK DA SUÇTUR’

     

    Bu görüntü, kaçak kesimlerle tehdit altında!

     

    Van Çevre Tarihi Eserleri Koruma Araştırma ve Geliştirme Derneği (ÇEV-DER) Başkanı Ali Kalçık da yapılanın tamamıyla bir talan ve doğa katliamı olduğunu söyledi. Kalçık, “Yasal mevzuatla güvence altına alınan ve kesimi yasak olan ceviz ağaçları nasıl oluyor da güpe gündüz tüm askerin, polisin, belediyenin gözü önünde kesiliyor?” diye sordu. “Devletin mülkü amirlerini, devletin yasalarını, kanunlarını uygulamaya devam ediyoruz” diyen Ali Kalçık şu çağrıyı yaptı: “İlçe merkezinden kesilmiş ceviz ağaçları geçiyor. Bunu hiç mi bir yetkili görmüyor. Bu işlenen bir suç olduğu gibi buna göz yummak da bir suçtur. Bu konuda yetkilileri görevlerini yapmaya davet ediyoruz.”

  • Türkiye’nin en kariyerli teknik direktörü Ali Metin

    Türkiye’nin en kariyerli teknik direktörü Ali Metin

    Ali ERDOĞAN

    Türkiye’de futbolda Avrupa, Dünya ve Olimpiyat Şampiyonluğu yaşayan tek teknik Direktör Ali Metin… Ali Metin, İşitme Engelliler Futbol takımında bu başarılara imza atarak tarihe geçti. Takımda aralıklarla yaklaşık 16 yıldır görev yapan 57 yaşındaki Teknik Direktör Ali Metin Gazi Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Bölümü mezunu.

    Kadın Futbol Milli Takımını oluşturmak için Karabük Safranbolu’da bulunan Metin hoca spor yaşamını Medyaport’a anlattı:

    Futbolla nasıl tanıştınız?

    Aslen Divriğiliyim. Babam Ankara’ya göç etmiş, Et-Balık Kurumu’nda çalışıyordu. Ankara’da doğdum. O dönem sokaklarda ve boş tarlalarda maçlar yapardık. Beğenildim ve futbol yaşantım MTA amatör takımında başlamış oldu.1990-2000 yılları arsında Şekerspor’da profesyonel olarak futbol oynamaya başladım.

    Profesyonel liglerde görev yaptınız mı?

    Gazi Üniversitesi Beden Eğitimi mezunuyum. 2.Lig’de Şekerspor, 3.Lig de Divriğispor ve ASKİ Spor’da görev yaptım. Başka takımlardan da teklifler geldi. Ancak plan ve projelerime uygun olmadığı için kabul etmedim.

    İşitme Engelliler Milli Futbol Takımına nasıl başladınız?

    2006 yılında o dönemin İşitme Engelliler Federasyonu Başkanı beni davet etti ve teklifte bulundu. Şartları konuşup kabul ettim.

    Futbolcularla nasıl anlaşıyorsunuz?

    İlk zamanlarda zorluk çektim. Ancak hep içlerinde oldum. İşaret dilini öğrendim. Hiç tercüman kullanmadım. Günler geçtikçe daha iyi anlaştık. Antrenmanlarda işaret dilini daha da geliştirdim. Şu anda çok iyi işaret dili konuşuyorum.

    Saha içindeki futbolcularla nasıl anlaşıyorsunuz?

    Müsabakalarda neler yapacağımızı idmanlarda geniş bir biçimde anlatıyor ve pratik olarak uyguluyoruz. Bunu maçlarda harfiyen yerine getirmeye çalışıyoruz. Saha kenarında işaret diliyle futbolcuları uyarıyorum. Anlaşmada bir sıkıntı yok, fakat hiç de kolay olmuyor. Zaten bir futbolcuya anlattın mı hepsi bir anlamda birbirleriyle anlaşıyorlar.

    16 yıllık görevdeki başarılarınız nedir?

    İşitme Engelliler Futbol Takımı Teknik Direktörü Ali Metin

    Yaklaşık 16 yıldır İşitme Engelliler Futbol Milli takımında görev yapıyorum. Bu güne kadar bir olimpiyat, 2 dünya, bir Avrupa şampiyonluğu yaşadım. Ayrıca bir olimpiyat üçüncülüğü, iki kez de dünya ikinciliği kazandık. Bu kolay bir şey değil. Başarılara bakıldığında Türkiye’nin en kariyerli teknik direktörüyüm.

    Sporcuları geliştirmek için başka neler yapıyorsunuz?

    Baştan da belirttiğim gibi işaret diliyle anlaşmak kolay olmuyor. Sporcularla daha yakın köprü kurmak, onlara anlaşabilir dille anlatmak için kamplarda daha önce çekilen ve işaret diliyle anlatımı yapılan videoları izlettiriyorum. Böylece neler yapılması gerektiğini öğreniyorlar. Ayrıca tüm maçları videoya aldırıp, maçtan sonra hangi hataların yapıldığını anlatıyorum.

    Planlarınız var mı?

    Benim de kendime göre planlarım var. Profesyonel liglerde çalışmak isterim. Bu kulüp her şeyi ile hazır olmalı.Tesisi çok önemli. Futbolcunun kalacağı ve idman yapacağı yer olmalı. Ayrıca maddi sıkıntı yaşanmamalı. Verilen sözler yerine getirildiği takdirde başarı da gelir.

    Türk futbolu hakkındaki görüşünüz nedir?

    Türkiye’de futbol en sevilen spor. Son yıllarda büyük gelişme içerisinde. Bu gelişimde ülkemize transfer olan Hagi, Alex, Drogba gibi bazı futbolcular ile yıldız olmaya aday genç yabancı ve yerli futbolcular önemli. Hepsi de Türk futboluna bir şeyler vermişlerdir. Bugün Fenerbahçe’de 17 yaşındaki Arda Güler konuşuluyor. Daha çok Ardalar çıkarmamız gerekir. Nedense alt yapıya sağlıklı olarak eğilmiyoruz. Türk futbolunun kurtuluşu alt yapıda. Burada tecrübeli teknik adamlar çalışmalıdır.

  • Bir üniversite hikayesi

    Bir üniversite hikayesi

    Sidar DEMİR

    Ankara’da büyük umutlarla kurulan THK Vakıf Üniversitesi son yıllarda kayyumla, iptal edilen diplomalarla, soruşturmalarla, ödenemeyen maaşlarıyla gündeme gelmeye başladı. Maddi zorluk yaşanan Atatürk’ün kurduğu THK ve sonradan kurulan vakıf üniversitesi yönetimi, yaşanan maddi sıkıntılar nedeniyle kurumun birçok gayrimenkulünü satışa çıkarmak zorunda kaldı.

    Türk Hava Kurumu Genel Başkanlığı, Antalya, Burdur, Çanakkale, Çorum, Denizli, Edirne, Erzurum, İzmir, Kırklareli, Kocaeli, Muğla, Niğde, Tekirdağ, Aksaray ve Yalova’da yer alan gayrimenkulleri satışa çıkardı.

    Oysa büyük umutlarla kurulmuştu. Türkiye’nin ihtiyacı olan pilot başta olmak üzere mühendislik alanlarında öğrenci yetiştirmek gibi ulvi bir hedefi üstlenmişti. Büyük umutlarla kurulan üniversitenin yönetimi de kayyumda.

    Üniversiteden yüksek lisans ve doktora eğitimi alanların diplomaları dahi iptal edilmişti.

    THK Üniversitesi, son olarak SGK’nın (Sosyal Güvenlik Kurumu), THK’dan prim alacaklarını tahsil edemediği için THK ve Üniversite’nin hesaplarına bloke koydurması ile gündeme geldi.

    THK Üniversitesi öğretim üyesi ve çalışanlarının maaşlarının ise bayramdan 1 gün önce yüzde 40’ı ödenebildi. THK’nın 81 ildeki tüm il ve ilçe şubelerinin de hesaplarının bloke edildiği öğrenildi. Şubelerin bir süredir hacizler nedeniyle hesaplarına para yatıramaz hale geldiği belirtiliyor.

    THK ve SGK’dan henüz resmi bir açıklama yapılmazken, THK Genel Merkezi’nin 26 milyon TL ve THK Üniversitesi’nin 85 milyon TL prim borcu olduğu kaydedildi. Üniversite’nin kurulduğu 2011 yılından bu yana neredeyse hiç prim ödemediği söyleniyor.

    THK personeliyse gelecek ay maaşlarını alamamaktan endişe ediyor. Blokenin kaldırılması için THK Kayyum Heyeti Başkanı Abdullah Kaya’nın, SGK Yönetim Kurulu Başkan Cevdet Ceylan’la çözüm için temasta olduğu ancak henüz bir çözüm bulunamadığı öğrenildi.

    Türk Hava Kurumu’nu yönetmek üzere 2019 yılında atanan eski AK Partili bakan Kayyum Heyeti Başkanı Cenap Aşcı, 2020 yılı sonunda yaptığı açıklamada, kurumun 10 bankaya olan toplam 1,5 milyar lira borcu ile vergi ve Sosyal Sigortalar Kurumu’na 200 milyon liralık borcunun yapılandırıldığını duyurmuştu.

    ÖĞRENCİLERDEN 10 BİN DOLAR BAĞIŞ

    Yine üniversite öğrencileri bağış dayatması nedeniyle mezuniyet belgelerini alamamıştı. Mezun olma hakkı elde eden öğrencilerden 10 bin dolarlık bağış talep edildiği ve bu ödemeyi yapmayanlara diplomalarının verilmeyeceği iddia edildi.

    2014 yılında eğitimlere başlayan ve mezun olması gereken öğrencilerin sırf bu nedenle mezuniyet belgelerini alamadıkları da gelen bilgiler arasında yer aldı.

    THK Üniversitesi pilotaj bölümü öğrencileri için bir iddia daha ortaya atılmıştı. Uçuş eğitimi için sıra bekleyen adayların bu konuda kurum yöneticilerine tepki gelmemesi için kasıtlı olarak sınıfta bırakma yönteminin uygulandığı belirtilmişti.

    İPTAL EDİLEN DİPLOMALAR

    Türk Hava Kurumu Üniversitesi tarafından açılan yüksek lisans ve doktora diplomalarıyla ilgili iddialar üzerine soruşturma açılmıştı. Ardından da iptal edilmesi kararlaştırılmıştı. Sorun, bazı sendikaların devreye girmesi sonucu çözüldü. YÖK’ün kararının iptali için dava açılmış, üniversiteye müracaat etmiş, konu Kamu Denetçiliği Kurumu’na taşınmıştı. Tüm bu girişimler sonucu Türk Hava Kurumu Üniversitesi’nin yüksek lisans programından mezun olan üyelerimize diplomalarının geri verileceği duyuruldu.

    Yine geçtiğimiz yıl istifa eden Kayyum Heyeti Bakanı Cenap Aşçı şu açıklamayı yapmıştı:

    “Bankalara olan borçlar 2 yıl ödemesiz, 8 yılda ödenmek üzere yüzde 7 faizle yapılandırıldı. İlk ödememiz 2023 yılının ocak ayında başlayacak. Ödemenin olmayacağı 2 yılda sermaye ve yatırım için ihtiyaçlarımızı gidereceğiz, Kurumun faaliyetlerini yeniden canlandıracağız”

  • Eğlence değil, esaret parkı! Yunus Park’lar…

    Eğlence değil, esaret parkı! Yunus Park’lar…

    Kübra KÖKLÜ

    Özgürlük Platformu, geçtiğimiz günlerde Muğla’nın Marmaris ilçesinde faaliyet gösteren Marmaris Onmega Dolphin Park’ta Splash adlı yunusun hayatını kaybettiğini ve bu ölümün, tesiste kısa bir zaman diliminde gerçekleşen dördüncü ölüm olduğunu açıkladı. Bu olayın ardından yunus parklarının kapatılması yeniden gündeme geldi. Yunuslara Özgürlük Platformu, 12 yıldır yunus parkların kapatılması için mücadele ediyor. Eski Yunus Eğitmeni Melisa Sevim ve Yunuslara Özgürlük Platformu Kurucusu Öykü Yağcı ile yunus parklarında yaşanan olayları konuştuk.

    Melisa Sevim (Eski yunus eğitmeni, yunuslara yapılanlar üzerine bu mesleği yürütmüyor artık)

    Eski Yunus Eğitmeni Melisa Sevim, esarette ölen deniz memelerinin gizli bir şekilde gömüldüğünü vurgulayarak, hamile olan yunusların çalıştırıldığına dikkat çekti. İnsanların yunus parklarına gitmediği takdirde yunus parklarının kapatılacağını dile getiren Sevim, “Çalıştığım yunus parkında bir yunus ölü doğdu. Ve bu ölü doğan yunus, yetkililere bilgi verilmeden hemen gizlice gömüldü. Bodrumda esarette olan ve ölen belugalar ise gizlice restoranın arka bahçesine gömüldü” dedi.

    O sevimli dostların, sevgilerini her fırsatta gösteren yunusların, eziyet çektiklerine dikkat çeken Sevim, bu eziyeti şöyle anlattı: “Çocukları gerçekten hiç ama hiç sevmeyen bir yunusla çalışıyordum. Yunus, çocuklardan rahatsız oldu ve havuzun diğer tarafından üzerime öyle bir atladı ki, 200-250 kiloluk hayvan kafama inecekti. Neyse ki, tam yanıma denk geldi. Yemek yememe pahasına hareketleri yapmayan yunuslar vardı. Hareketleri yapmayan yunuslar aç bırakılıyordu. Hamile olan yunuslar çalıştırılıyordu.”

    ‘AKP’DEN ÖNCE TÜRKİYE’DE YUNUS PARKLARI YOKTU’

    Yunus Parkların sahipleri tarafından deniz memelerinin ölümleri ve ölüm nedenlerinin örtbas edildiğini kaydeden Yunuslara Özgürlük Platformu Kurucusu Öykü Yağcı da AKP’den önce Türkiye’de yunus parklarının olmadığını söyledi. Yağcı, AKP’nin iktidarıyla birlikte hayvanların tematik akvaryumlarda, alışveriş merkezlerindeki hayvanat bahçelerinde esaret altına alınmasına neden olduğunun altını çizdi.

    Marmaris Onmega Dolphin Park’ta Splash adlı yunusun ölmesine değinen Yağcı, “Marmaris’teki yunusların ölümüne aynı zamanda denizin kirliliği de neden olmuş olabilir. Bu parktaki yunuslar denizin içinde küçük bir alana hapsedilmiş durumdalar. Su sığ ve yunus dışkısıyla dolu olduğu için oradaki deniz dibi canlıları da ölüyor. İnsanlar da bulaşıcı hastalık ve kaza-ölüm riski altında. Çünkü burada insanlar da yunuslarla aynı alanda yüzdürülüyor. Hem hayvanların sağlığı hem de halk sağlığı tehdit ediliyor” dedi.

    Yunusların bu tür esarete dayanamadıklarını, esarete alındıktan sonraki ilk bir ay içinde ölüm oranlarının 6 kat fazla olduğunu, doğada 50 yıl yaşayabilen yunusların esarette en fazla 12 ila 15 yıl yaşadığını aktaran Yağcı; “Ölüm oranlarının da yüzde 60’a ulaştığı tespit edilmiş durumda. Esarette dünyaya gelmiş yunusların yüzde52’sinin ise 1 yaşını bile doldurmadan hayatını kaybettikleri gözlemlendi” diye anlattı vehameti.

    ‘YUNUS İLE TERAPİ’ YUNUSLARI ÖLDÜRÜYOR

    “Yunus ile terapi” ücretinin 3 ila 5 bin euro arasında değiştiğine ve “eğitimli” yunusların 300 bin dolara satıldığına dikkat çeken Yağcı, ekonomik ve siyasi çıkarların ağır bastığını, hayvanların acılarının göz ardı edildiğini söyledi. İktidarın yunus parklarını kapatmak istemediğini öne süren Yağcı, ‘’Bunun nedeni de belli ki bu parklardan çıkarları var. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun da parklardan biri ile bağlantısı olduğunu öğrendik. AKP’li milletvekillerinin yunus parkı sahipleri ile sarmaş dolaş çekildiği fotoğrafları da gördük. 2019’da olduğu gibi, 2014 yılında da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Çevre Komisyonu’na yunus parklarının kapatılması için bilimsel rapor sunduk. Ancak raporumuza karşılık eski AKP Milletvekili Mehmet Metiner, “Yunus parkları bizim ekonomik ve kültürel zenginliğimizdir. Kapatılamaz” dedi. AKP’li milletvekillerinin oy çokluğuyla yunus parkları kapatılmadı. Bu oylamanın ardından yaklaşık 1,5 sene sonra Fettah Tamince’ye ait büyük bir otel zinciri ve içinde yeni bir yunus parkı daha açıldı” dedi.

    ‘YUNUSLARI GİZLİ BİR ŞEKİLDE GÖMÜYORLAR’

    “Deniz memeleri doğalarından koparılarak katliam yapılıyor” diyen Yağcı, bu hayvanların doğadan yakalanması sırasında yaralanıp öldüğünü, Türkiye’de yunusların avlanmasının yasak olmasına rağmen Tarım ve Orman Bakanlığı’nın, imzacısı olduğu uluslararası sözleşmelere de aykırı hareket ederek, 2006- 2007 yıllarında yunus parklarına denizden canlı yunus yakalanması için özel izin verdiğini kaydetti. Yunus parklarının açıldığı 2006 yılından bugüne kadar çok fazla deniz memelisinin hayatını kaybettiğini vurgulayan Yağcı, “2010 yılında yurttaşlar bizleri telefon ile arayarak ‘yunusları gizli bir şekilde gömüyorlar’ diye ihbar ediyorlardı. Yunusların hep güler yüzlü görünmesinin ardında çok büyük bir acı söz var. Bu hayvanlar yıllardır esaret altında. İnsanların empati yapmasını talep ediyoruz” diye konuştu.

    ‘DİŞLERİ SÖKÜLÜYOR’

    Yunus parklarında bulunan deniz canlılarının ziyaretçilere ve eğitmenlere verebilecek zararı en aza indirmek için dişlerinin söküldüğünü vurgulayan Yağcı, şunları vurguladı: “Diş sökme, törpüleme ve delme işlemi, hatta hayvanların çeşitli organlarını çıkarma uygulaması, esaret endüstrisinin gizlemeye çalıştığı, pek çok bilimsel rapor ve haberle tespit edilip kanıtlanmış gerçeklerden biri. Esarete alıştırılmaları sürecinde başta kusmalarına ve yememelerine rağmen ölü balık yemeğe zorlanıyorlar. Yunuslar üzerine çalışan veteriner hekimlerin ve akademisyenlerin makaleler yoluyla aktarımlarına göre bu tesislerde, insanlara yönelik saldırganlığı ve akranlar arası agresyonu en aza indirgemek amacıyla hayvanlara, düzenli olarak sakinleştiriciler veriliyor.”