Yazar: medyaport net

  • ‘Ünsal Ban, kaçtığı 4,5 milyon liralık tekneyi, AKP’li Zehra Taşkesenlioğlu’nun parasıyla almış’

    ‘Ünsal Ban, kaçtığı 4,5 milyon liralık tekneyi, AKP’li Zehra Taşkesenlioğlu’nun parasıyla almış’

    Halk TV’den İsmail Saymaz, AKP milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu ile olaylı boşanmasıyla gündeme gelen akademisyen Prof. Dr. Ünsal Ban’ın Yunanistan’a kaçmaya çalışırken yakalandığı teknenin 4,5 milyon Euro olduğunu ve parasını Taşkesenlioğlu’ndan aldığını yazdı.

    Saymaz’ın yazısı şöyle:

    AK Partili Erzurum Milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu’nun eşi Ünsal Ban, 27 Ağustos’ta Twitter’da şunları yazdı:

    “Boşanma davası ile ilgili gizlilik kararı ve twit yasağı vardır. Konu ile ilgili bilgiler Türk adaletine saygımdan dolayı mahkeme dilekçemde yer alacaktır. Dilekçe verildiği gün tüm kamuoyuna mal olacaktır.”

    “Dilekçenizi gönderebilir misiniz?” diye sordum.

    “Hazırlayınca tabi ki” şeklinde yanıt verdi.

    Ertesi gün oldu.

    28 Ağustos.

    Köşe yazımda yanıt hakkına yer vermek üzere Ban’ı telefonla aradım. Açmadı. WhatsApp’tan “Dönebilirseniz sevinirim” diye yazdım. Mesajı görmesine rağmen yanıt vermedi. Oysaki telefon numaram kendisinde kayıtlıydı. Bu sessizliğe anlam veremedim.

    Meğer aynı saatlerde yoldaymış ve Yunanistan’a kaçıyormuş.

    İddiaya göre başkasına ait araçla dağ yollarından dolanarak, Muğla’ya ulaşmaya çalışıyormuş. Amacı Bodrum’daki ‘Betina’ adlı yatıyla denize açılmakmış.

    4.5 milyon Euro’luk tekne

    Ankara Hacı Bayramı Veli Üniversitesi’nde profesör olan Ban, akademisyen maaşıyla nasıl tekne alabildi?

    Eşi Zehra Taşkesenlioğlu’nun 18 Ağustos’ta Gölbaşı 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne sunduğu boşanma davasının dilekçesinde, servetin kaynağı açıklanıyor.

    Taşkesenlioğlu, Ban’ın kendisinden aldığı paralarla bu tekneye sahip olduğunu öne sürüyor.

    Taşkesenlioğlu’nun iddiasına göre Ban, ilkin 750 bin TL’ye bir tekne almış. Daha sonra tekneyi satarak, 4.500.000 Euro karşılığında ‘Betina’ adlı tekneye sahip olmuş.

    Yaklaşık 82,5 milyon TL’lik bir servetten söz ediyoruz.

    Dilekçede tekneye ilişkin şu bilgiler yer alıyor:

    “Davalı koca evlilik birliği içinde müvekkilden aldığı para ile müvekkilin tüm itirazlarına rağmen önce 750.000 TL’ye bir tekne almış, bunu satarak 4.500.000 Euro’ya yeni tekne almış ve tekneyi Malta’da Elit Yaycılık adına kayıt ettirmiştir.”

    ‘Ferretti 100 Art’ model teknenin Malta bayrağı taşıdığı ve bu tarihte Göcek marinasında olduğu kaydediliyor.

    Taşkesenlioğlu’nun tekneden haberi var

    Tekneden Taşkesenlioğlu’nun haberinin olduğu anlaşılıyor.

    Dilekçede, Taşkesenlioğlu’nun “Bu kadar yüksek bedeli nereden buldun?” diye sorduğu, Ban’ın “Kredi çektim” diye karşılık verdiği ifade ediliyor.

    Dilekçeden:

    “Müvekkil bilgisi dışında böyle bir kredi çekilerek borçlanılmasından duyduğu rahatsızlığı dile getirdiğinde ağır hakaret ve söylemlere maruz kalmıştır.”

    Öyle mi, değil mi, bilmiyoruz.

    “Verdiği paralarla yapılan alım satım işlerine ortak edilmeyen” Taşkesenlioğlu’nun “Tekneye ilişkin bilgi ve belge istemesi, hatta tekne kaptanı ve personelle görüşmesi” bile Ban tarafından yasaklamış.

    Ban ile gözaltına alınmadan iki gün önce yaptığımız sohbette, tekne iddiasını sormuştum. Ban, tekneyi finansal kiralama yoluyla kredi çekerek aldığını ve iade ettiğini söyledi. “Taşkesenlioğlu’nun parasıyla mı aldınız?” diye sorunca Ban, “Olmayan parayla nasıl alacaksınız!” dedi.

    Anlıyorum ki tekneyi iade etmemiş.

    ETİ’den de ihale almış

    Ban’ın tekne kaptanının yanı sıra şoförü Ahmet Karakaş da gözaltına alındı.

    Karakaş, Ban için özel bir isim.

    Çünkü Mengen ve Dentak adlı şirketlerini, kağıt üzerinde O’na devrecek kadar Karakaş’a güveniyor.

    İddiaya göre polis, Karakaş’ın Ankara’daki evine baskın yaptı. Karakaş’ın eşi ve baldızı bazı belgeler yakarken yakalandı.

    Merak ediyorum.

    Acaba yakılan ya da yakılmak üzereyken ele geçirilen belgeler arasında Maya Araştırma Danışmanlık Eğitim Organizasyon Ticaret Limited Şirketi’ne ait olanlar da var mı?

    Çünkü Zehra Taşkesenlioğlu ve kız kardeşi Nesrin Kakırman’a ait olan Maya, 10 Ekim 2019’da Karakaş’a devredildi.

    Şirketin Karakaş’a geçirildiği tarihte, Eylül-Kasım 2019 arasında bir kamu kurumu olan ETİ Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nden ‘Üretim Yönetimi ve Uzmanlık Eğitimi Programı’nın ihalesini aldı. Bu tarihten bir yıl önce de ETİ’nin ‘Kurumsal Gelişim Eğitimi Programı’nı üstlendi. İki ihale alınırken Taşkesenlioğlu’nun milletvekili olduğunu hatırlatmam gerekir.

    Karakaş, Maya’nın 20.000 hissesinden 19.999 adetini 2020’de Ban’ın ağabeyi Ünal’a verdi.

    Durum değişmedi.

    Çünkü ikisi de paravan isimlerdi.

    Şirketleri gerçekte Ünsal Ban yönetiyordu.

    Ayrıca Taşkesenlioğlu’nun bu trafikten haberdar olmaması mümkün değildi. Ağabeyi Ali Fuat Taşkesenlioğlu’nun Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanı olduğu tarihte Ban’ın Maya üzerinden borsada hisse alım satımı yaptığını, ücret karşılığı danışmanlık hizmeti verdiğini biliyor olmalı.

    İtirafçılar susturuluyor

    Ban, eşinin görüntülerini gizlice çekip Peker’e göndermekten, tehdit ve şantaj suçlarından dört gündür gözaltında.

    Ban, eşi ve kayınbiraderi hakkında ifşaatlarda bulunacağını söylemişti.

    Diğer taraftan…

    SPK’nın şikayet üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca soruşturma açıldı.

    Sanki bir numaralı şüpheli, eski SPK Başkanı’na ulaşmak için Zehra Taşkesenlioğlu ile Erzurum’da görüşen ve rüşvet istendiğini iddia eden Mine Tozlu Sineren olacak.

    ‘Bağımsız’ Türk yargısı her zamanki gibi iktidara değil, iktidar sahiplerinin bulaştığı suçlar için tanıklık bildirene ve itirafta bulunana dokunuyor.

    Türk Hava Kurumu Üniversitesi’ndeki usulsüzlüklerden ötürü hakkında 18 dava açılırken bir gün gözaltına alınmayan Ban, “Konuşacağım” dediğinde, dağ yollarında izi sürülerek, yakalanıyor. Kendisinden rüşvet talep edilenler Beştepe’deyken, Sineren savcılığa çağrılmayı bekliyor.

    Boşanma davası dilekçesine bile özel hayat gerekçesiyle yayın yasağı getiriliyor.

    Taşkesenlioğlu, milletvekili olduğu için dokunulmazlık zırhına güveniyor. TBMM’de çoğunluğu elinde tutan Cumhur İttifakı’nın dokunulmazlığını kaldırmayacağını elbette biliyor.

    Belli ki ayakkabı kutusu içinde rüşvet alanların…

    Kravat kutusunda ‘hediye’ kabul edenlerin…

    Bileğine 700 bin TL’lik bir saat takanların aklanmış olmasına güveniyor.

    Başörtüsü ile bunca haramı örteceğini sanıyor.

    Fena halde yanılıyor.

    Artık AK Parti’nin teknesi su alıyor.”

  • Meclis’e ‘Hastaneler kapatılmasın’ ziyareti

    Meclis’e ‘Hastaneler kapatılmasın’ ziyareti

    Etlik Şehir Hastanesi için başta Dr. Sami Ulus ve Ulucanlar Göz gibi hastaneleri olmak üzere Ankara için önemli hastaneler ile Onkoloji Hastanesi’nin kapatılmak istenmesine karşı Hastanemi Açın Platformu ve Onkoloji Hastanesi Kapatılmasın Platformu üyeleri, taleplerini Meclis’e taşıdı.

    Hastanemi Açın Platform (HAP) sözcüsü Dr. Bayazıt İlhan, Ankara Tabip Odası Bşk. Dr. Muharrem Baytemur, Onkoloji Hastanesi Kapatılmasın Platformu üyelerinden Alime Güney, Fatma Akay, Zeki Yalçındere, Hatice Kabadayı, Fahri Kaymaz, İYİ Parti Toplumsal Politikalar Başkanı ve eski Devlet Bakanı Ayfer Yılmaz’ı ziyaret etti. Ziyaretçiler, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e iletilmek üzere kapatılması planlanan hastaneler ve Ankara Şehir Hastaneleri ile ilgili bir dosya sundular.

    Görüşmeye ilişkin medyaport’a açıklama yapan ATO Başkanı Dr. Muharrem Baytemur, görüşmede şehir içi ve hastane içi erişilebilir sağlık hakkının önemini ve kapatılmak istenilen kamu hastaneleri ve Şehir Hastaneleri gerçeğini anlattıklarını söyledi.

    Etlik Şehir Hastanesi için kapatılacak olan Onkoloji, Sami Ulus, Ulucanlar Göz, Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma hastaneleri gibi kapatılacak hastanelerin erişilebilirlik, sağlık hizmeti açısından önemlerini anlattıklarını, bu hastanelerin kapatılmasının vatandaşın sağlık hizmeti almasının önünde engel olduğunu söylediklerini de aktaran Baytemur, görüşmede ayrıca kapatılan hastanelerin yerine Şehir Hastanelerinin fahiş kiralarına, özel sektör eliyle yürütülen ve vatandaş için paralı hale getirilen sağlık hizmetlerine vurgu yaptıklarını ifade etti.

    Şehir hastaneleri üzerinden yapılan kaynak transferine, müşteri garantilerine, uzun süredir yatırım yapılmaması nedeniyle köklü hastanelerin kötü duruma düşürülerek, kapatılmak istendiğine vurgu yaptıklarını belirten Baytemur, pandemi sürecinde kapatılan diğer hastanelerin öneminin bir kez daha görüldüğünü aktardıklarını da söyledi.

  • Taşkesenlioğlu ile eşi Ünsal Ban arasındaki 2.5 milyon dolarlık sır perdesi aralandı

    Taşkesenlioğlu ile eşi Ünsal Ban arasındaki 2.5 milyon dolarlık sır perdesi aralandı

    Boşanma aşamasında olan AKP Erzurum Milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu ile eski THK Ünversitesi Rektörü Ünsal Ban’ın arasındaki 2.5 milyon dolar alacak verecek tartışmasının gerisinde yatan sır perdesi aralandı.

    Önceki gün kendisine ait olmayan bir araçla Marmaris’te yakalanan Ünsal Ban’ın Zehra Taşkesenlioğlu’nun 2.5 milyon dolar borç verdiği gerekçesiyle bu parayı boşanma aşamasında geri istediğini belirten Ban, “Sormak lazım 2.5 milyon doları nereden buldun?” diye konuşmuştu.

    Borsa çevrelerinden konuşulan iddialara göre, Zehra Taşkesenlioğlu’nun eşinden talep ettiği 2.5 milyon dolarlık borç, ortak aile hesabından kendisinin ve ağabeyi Ali Fuat Taşkesenlioğlu’nun bilgisi dışında alınarak borsada batırılmasından kaynaklanıyor.

    “AİLENİN KASASI”

    Cumhuriyet Gazetesi’nin haberine göre, Zehra Taşkesenlioğlu’nun ağabeyi olan eski SPK Başkanı Ali Fuat Taşkesenlioğlu, sermaye piyasalarında deneyimli olan ve eskiden de Verusa Holding bünyesinde faaliyet yürüten Ünsal Ban üzerinden şirketlerle iş çevirdiği, Ban’ın Taşkesenlioğlu ailesinin kasası olduğu belirtiliyor. Borsanın en büyük manipülatörü Nihat Özçelik’in yanında yetişen Ünsal Ban’ın, bir yandan kasa işlevi görürken diğer yandan da ortak havuzda toplanan paraların değerlendirilmesi konusunda da söz sahibi olduğu söyleniyor.

    Ünsal Ban, birkaç ay önce Sinpaş GYO iştiraklerinden Servet GYO’nun tahtasını yöneterek manipülatif işlemlerle parasını katlamak istiyor. Bu duruma eşi ve kayınbiraderi karşı çıkıyor. Ancak iddialara göre AKP Samsun Milletvekili Çiğdem Karaslan’ın eşi ile birlikte bu işe giren Ünsal Ban, eşi Zehra Taşkesenlioğlu ile kayınbiraderi Ali Fuat Taşkesenlioğlu’ndan bu işi gizliyor.

    HİSSELERE TALEP YOK

    Ortak kasadan aldığı 150 milyona yakın bir parayla Servet GYO’nun halka açık hisselerini önce manipülatif olarak yükseltip sonra da “keriz silkeleme” diye tabir edilen yöntemle yatırımcıya çakmak amacıyla topluyor. Şirketin Almanya’da aldığı arsanın basında “yurtdışında büyük yatırım” diye lansmanı yapılınca yatırımcıların bu hisseye gözü kapalı gireceklerini düşünüyorlar. Fakat ustası Nihat Özçelik’ten bu işi yarım yamalak öğrenmiş olmalı ki Servet GYO’nun hisselerine talep olmuyor ve paralar batıyor.

    Eşi Zehra Taşkesenlioğlu ile eski SPK Başkanı olan kayınbiraderi Ali Fuat Taşkesenlioğlu, batırılan parayı geri istiyor. Paranın bir kısmı kurtarılabiliyor. Ancak 2.5 milyon dolarlık kısmını geri alamıyorlar. Bu nedenle boşanırken Zehra Taşkesenlioğlu eşi Ünsal Ban’dan hem 70 milyon lira tazminat hem de evlenirken borç verdiğini iddia ettiği 2.5 milyon doları istiyor.

    Bu iddiaların gerçek olup olmadığı Takasbank işlemlerinden kolaylıkla araştırılabilir. Takasbank’ta Ünsal Ban ismi büyük bir ihtimalle görülmeyecektir. Zira oda ustası Nihat Özçelik gibi ya Panama ya da benzeri ülkelerde kurduğu fon şirketleri üzerinden hisse alımı yapmış olabilir.

  • Belgeli Yüksek Hızlı Tren rüşveti: Siemens’in YHT ihalesiyle ilgili iç soruşturma raporu ortaya çıktı

    Belgeli Yüksek Hızlı Tren rüşveti: Siemens’in YHT ihalesiyle ilgili iç soruşturma raporu ortaya çıktı

    Siemens Türkiye ile iki eski çalışanı arasındaki iş davasında gizlilik kararı verildi. Karar, Siemens’in talebiyle, TCDD’nin zarar görebileceği beyanlar nedeniyle alındı. Dava, Siemens’in TCDD’den aldığı, yaklaşık 60 milyon Avroluk Yüksek Hızlı Tren (YHT) ihalesini hatırlattı. Olay kafalarda soru işareti yaratırken Cumhuriyet, Siemens’in YHT ihalesiyle ilgili iç soruşturma raporunu ortaya çıkardı.

    Cumhuriyet’ten Barış Terkoğlu’nun haberine  göre; soruşturma, Siemens’in, Kolin ile kurduğu ortaklıktaki rüşvet ihbarı nedeniyle yapılmıştı. İhbarda, “Siemens Türkiye’nin, alt tedarikçi Kolin’e, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları (TCDD) yetkililerine rüşvet dağıtması için fazla ödeme yaptığı…” ifadeleri yer alıyordu.

    İddiayı inceleyen Siemens soruşturmacıları, rüşvet iddialarını belgeleyemedi. Ancak Siemens’in Kolin’e yaptığı ödemeleri tutarsız buldu. “Siemens, Kolin’e, işini yapmamasına rağmen, neredeyse tüm sözleşme tutarında ödeme yaptı” tespitinin yapıldığı soruşturmanın ardından, Siemens sözleşmeyi feshetti. Kolin’den ödemelerini geri almak için Uluslararası Tahkim Mahkemesi’ne başvurdu. Bu arada, rapor sayesinde, Siemens’in, Kolin’i “yüksek riskli şirket” olarak tanımladığı anlaşıldı.

    Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları, haberimizin ardından bir açıklama yaptı. Rüşvet iddialarını yalanlayan TCDD, Kolin’in alınan ihalede yapılan iş ile ilgisinin olmadığını söyledi. Cumhuriyet, yaşanan gelişmelerin ardından süreci aydınlatacak belgeleri yayımlıyor.

    İŞTE ALMANYA’DAKİ SORUŞTURMAYA GİREN O BELGELER 

    1 -SIEMENS’İN SORUŞTURMA RAPORU

    20 Eylül 2021 tarihli rapor, “Siemens Mobility Türkiye şirketinde yolsuzluk ve toksik çalışma ortamı iddialarına yönelik soruşturma” başlığını taşıyor.

    2- KOLİN İLE YAPILAN SÖZLEŞMENİN ELEŞTİRİSİ

    Raporda, Kolin ile yapılan sözleşme için şu sonuca varılmış: Siemens Türkiye’nin Kolin ile yaptığı sözleşmenin içeriği sorunlu.

    3- RÜŞVET DAĞILIMI İHBARI

    Raporda, 10 milyon Avroluk rüşvet dağıtım ihbarı şu şekilde yer bulmuş: “İhbarı yapan, Siemens Türkiye’nin verdiği 10 milyon Avro’nun şu şekilde dağıtıldığını iddia etti: Yüzde 30 Türk devlet görevlilerine, yüzde 20 Kolin’e, yüzde 20 TCDD yetkililerine, yüzde 20 ise Siemens ile Kolin’i buluşturan aracılara, yüzde 10 ise Siemens Türkiye’nin yöneticilerine.”

    4- TCDD, ‘YOK’ DEDİ AMA SÖZLEŞME VAR

    TCDD, söz konusu iş ile Kolin’in ilişkisinin olmadığını söyledi. Ancak Siemens’in Kolin ile 1 Ağustos 2018 tarihli sözleşmesi var. Sözleşme açıkça, TCDD’ye tren seti ve bakım-onarım işini kapsadığını belirtiyor.

    5- TCDD, KOLİN’İ TANIYOR

    TCDD, açıklamasında Kolin’den habersiz görünse de TCDD’nin resmi yazışmalarında Kolin’in adı geçiyor. 14 Ekim 2021 tarihli, TCDD Araç Bakım Dairesi Başkanlığı’nın hazırladığı yazıda, Kolin’in YHT projesinde destek ekibi olarak yer aldığı anlatılıyor.

  • Batmanlı Mazlum; Kolombiya’da atletizmde yürüyüşte dünya şampiyonu oldu

    Batmanlı Mazlum; Kolombiya’da atletizmde yürüyüşte dünya şampiyonu oldu

    Ali ERDOĞAN

    Batman nere…

    Kolombiya nere…

    İşte Batmanlı 19 yaşındaki Mazlum Demir, 5 Ağustos’ta Kolombiya’da yapılan Dünya Atletizm Şampiyonasında teknik olarak zor olan yürüyüş müsabakasında 10 kilometreyi 42.36.02’lik derecesiyle önde bitirip, şampiyon oldu. Ülkesine, ailesine altın madalya kazandıran Mazlum, Batman Petrolspor’un sporcusu. Mazlum Demir medyaport. net’i n sorularını yanıtladı:

    Atletizme nasıl başladın?

    9 yaşında ilkokula gidiyorum. Herkes gibi ben de futbolcu olmayı istedim. Batman Petrolspor’da futbola başladım. Kuzenlerim atletti, ben daha sonra Onlarla atletizm idmanlarına gidip gelmeye başladım. Sonra bir daha da bırakmadım atletizmi. 10 yıldır atletizm dalında spor yapıyorum.

    Neden yürüyüş?

    Atletizmde kros, engelli müsabakalar önemli. İdmanlarda bu branşlarda çalışırken atletizm antrenörümüz Ümit Kemal Pişkin benim teknik kapasitemin yüksek olduğunu belirterek, yürüyüşe yönlendirdi. Ben de o gün bugündür yürüyorum.

    Kolombiya Batman’a çok uzak etkilendin mi?

    Biraz yorucu oldu. Ancak şu anda üç yıldır antrenörlüğümü yapan Sadullah Ergin beni Kolombiya’nın iklimine göre çalıştırdı. Çok çalıştık ve karşılığını hocamla birlikte aldık.

    Günde kaç saat yürüyorsun

    Başarılı olmak için çalışmak gerekir. Bu nedenle her gün, sabah ve öğleden sonra olmak üzere çift idman yapıyorum. Günde 20-25 kilometre yürüyorum. Hiç yorulmuyorum. İdman yaptıkça daha da güç kazanıyorsun.

    Yürüyüş nasıl bir branş?

    Yürüyüş koşulardan farklı. En az bir ayağının yerle temas halinde olması gerekir. Zaten zorluğu da burada. Vücudunun da çok esnek olması gerekiyor.

    Nerede idman yapıyorsun

    Yürüyüş yarışları asfaltta yapıldığı için mecburen asfaltta daha ağırlıklı çalışıyoruz. Zor ama yapacak bir şey yok. Tartan pistlerde de zaman zaman çalışmalarımız oluyor. Ağırlıklı asfalt ama. Bir anlamda tüm asfaltlar yürüyüşçünün pisti.

    Ailen hiç karşı çıktı mı?

    İlk başlarda karşı çıktılar. Okula ağırlık vermemi istediler. Ama ben başaracağımı biliyordum. Üst üste Türkiye şampiyonlukları, Balkan birinciliği ve diğer organizasyonlarda aldığım dereceler nedeniyle ailem de bana büyük destek vermeye başladı.

    Ne kadar maddi destek gördün?

    Petrolspor yardım ediyor. Müsabakalarda da ödül alıyorum. Federasyonun da desteği var. Bunlar yeterli olmuyor. Sadece benim için değil, başarılı olmuş, yetenekli tüm sporculara sponsorlar vasıtasıyla yardım yapılmalı. Her şey devletten beklenilmez.

    Şu anda maddi durumun nasıl?

    Kendi evimiz var. Babam şehir içi nakliyecilik yapıyor. Annem ev hanımı. 4 kardeşiz. En büyükleri benim. Geçinip gidiyoruz.

    Yemekle aran nasıl?

    Uzun süreli kamplar ve yurtdışı müsabakalar olduğu için yemeklere alıştık. Kolombiya’da da fazla sıkıntı çekmedim. Türkiye’ye dönünce annem benim çok sevdiğim kavurmayı yapmıştı. Bir anlamda şampiyonluk ödülü de oldu.

    Hedefin ne?

    Her sporcunun olduğu gibi benim de hedefim olimpiyatlarda madalya kazanmak. Bunun için hocam Sadullah Ergin ile birlikte 2024 Paris Olimpiyatlarına şimdiden hazırlanıyoruz. Başarılı olacağımıza da inanıyorum.

  • Yemek zamlarını protestonun cezası, yurttan atılma, bursların kesilmesi!

    Yemek zamlarını protestonun cezası, yurttan atılma, bursların kesilmesi!

    Salih SERTKAL

    Diyarbakır Dicle Üniversitesi’nde (DÜ) okuyan ve Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın Kredi Yurtlar Kurumu’na (KYK) bağlı Halid Bin Velid erkek yurdunda kalan öğrenciler yemek zamlarını protesto ettikten sonra yurttan atıldı, bursları kesildi. Yurtta çok sayıda öğrencinin yemek fiyatlarına yapılan zamları protesto etmek için eylem düzenlediğini belirten atılan öğrenciler, eylem sonrası yurt müdürlüğünün cadı avına başladığını ve sonucunda 5 öğrencinin yurttan atılarak burslarının kesildiğini söyledi. İlk etapta haklarında kınama-uyarı cezası verildiğini belirten öğrenciler, yurt müdürlüğünün aylarca yürüttüğü soruşturma sonucunda okulların açılmasına yakın bir tarihte yurttan atıldıklarını öğrendiklerini söyledi. Öğrenciler, kendilerine haksızlık yapıldığını ve okullar açılmadan yurt sorunu çözülmediği takdirde okulu bırakmak zorunda kalacaklarını ifade etti.

    YURTTAN SÜRESİZ ÇIKARMA CEZASI SONRASI, BURSLARI DA KESİLDİ

    Dicle Üniversitesi öğrencilerinin kaldığı KYK yurdu olan Halid Bin Velid erkek öğrenci yurdunda 1 Mart 2022 tarihinde akşam saatlerinde öğrenciler, yemek zamlarını protesto etmek amacıyla eylem düzenledi. Sonrasında ise öğrencilere dönük soruşturmalar başladı. Yemek protestosuna katılan ve sonrasında yurttan atılarak bursu kesilen öğrencilerden Botan Koçak ve Mehmet Can Eşkin yaşananları medyaport.net’e anlattılar.

    Koçak, Eşkin ve diğer üç öğrenci hakkında yurt müdürlüğü tarafından “Yurt görevlilerine ve öğrencilerine hakaret etmek. Toplu veya bireysel olarak eylemlerde bulunmak” gerekçesiyle soruşturma başlatıldı. Yürütülen soruşturma sonucunda aylar sonra öğrencilere, “Yurttan süresiz çıkarma cezası” aldıkları tebliğ edildi. Botan ve Eşkin, yurttan çıkarılma süresinin ardından burslarının da kesildiğini aktarırken; okulların açılmasına yakın yurttan atılmaları karşısında çaresiz kaldıklarını söyledi.

    ‘TÜM EĞİTİM HAKLARIM ELİMDEN ALINDI’

    Yaşadıklarını aktaran Koçak; “Bizler maddi zorluklar ile mücadele eden öğrencileriz. Ailelerimizin desteği ile zar zor okuyabiliyoruz. Kaldığımız Halid Bin Velid adlı devlet yurdunda yemeklere sürekli zam yapılıyordu. Bizler de yasal hakkımızı kullanarak, büyük bir öğrenci kitlesi ile bunu protesto ettik. Bu eylem esnasında yurt yetkilileri bizlere hakaret ederek tehditte bulundular. Eylem sonrası ben ve dört öğrenciye önce kınama cezası verdiler” dedi. Yürütülen soruşturma sürecinin tamamlanmasından sonra da “Yurttan süresiz çıkarma cezası”, ardından da burslarının kesilmesi ile cezalandırıldıklarını aktaran Koçak, “Tüm eğitim haklarımı elimden aldılar. Ben demokratik bir biçimde KYK zamlarını protesto ettim, öğrencilerin haklarını savundum ama öğrencilere hakaret etmekle suçlanıyorum. Ben ve benim gibi çok arkadaş mağdur edildi ve şu anda okuyamıyorum. Bu haksızlık karşısında herkesin duyarlı olmasını istiyorum” dedi. Verilen cezayı haksız bulan ve kabul etmeyen Koçak, verdikleri itiraz dilekçelerine de “red” yanıtı aldıklarını söyledi.

    ‘HAKARETE UĞRADIK, TEHDİT EDİLDİK’

    Yurt müdürlüğü tarafından hakkında soruşturma başlatılarak yurttan atılan öğrencilerden biri de Mehmet Can Eşkin. “Yemeklere sürekli zam yapılınca, artık yurtta yemek alamaz hale gelmiştik. Zaten maddi durumu iyi olmayan öğrenciler en çok bu duruma itiraz etti. Eylem esnasında yurt yetkilileri yanımıza gelerek bizi provakatörlükle suçladılar. Bize ‘Kanı bozuk‘ diyecek kadar pervasızlaştılar. ‘Sizin işiniz bitti, sizle emniyette görüşürüz’ diye tehdit edildik” diyen Eşkin, sonrasında müdür tarafından yazılı savunmalarının alındığını, başlatılan soruşturma sonunda da 5 öğrencinin, yurttan süresiz olarak çıkardıklarının kendilerine tebliğ edildiğini söyledi. Eşkin, yurttan atıldıktan sonra bu 5 öğrencinin de burslarının kesildiğini aktardı.

    ÇARE BULUNMAZSA OKULLARINI BIRAKACAKLAR

    Atılan öğrencilerin tümünün il dışından gelerek Diyarbakır’da okuyama çalıştığını belirten Eşkin, “Hepimiz yoksul aile çocuklarıyız. Yaz tatillerinde hepimiz iş bulup okul harçlıklarımızı çıkarmaya çalışan öğrencileriz. Bazı arkadaşlarımız okumak için çok kötü ve zor şartlarda çalışıyor. Verilen burslar zaten yetersiz bir de her seferinde yemeklere zam yapmaya çalışınca biz de itiraz ettik” dedi. Okulların açılmasına günler kaldığını ve kendilerinin yurttan atıldığını, üstelik burslarının da kesildiğini aktaran Eşkin, “Şimdi ne yapacağımızı düşünüyoruz” diyerek çaresizliğini dile getirdi.

    Karara yapılan itiraza yurt müdürlüğünün red cevabı verdiğini de belirten Eşkin; bu konu hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını, çözüm bulunmadığı takdirde okulu bırakmak zorunda kalacaklarını söyledi.

  • Seçim öncesi 3. ittifak yolda: ‘Emek ve Özgürlük İttifakı kuruluyor!’

    Seçim öncesi 3. ittifak yolda: ‘Emek ve Özgürlük İttifakı kuruluyor!’

    Halkların Demokratik Partisi (HDP), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF), Türkiye İşçi Partisi (TİP) ve Emek Partisi (EMEP), Kadıköy’de bulunan TİP İstanbul İl Başkanlığı’nda bir araya geldi. Toplantının ardından ittifakın adı “Emek ve Özgürlük İttifakı” olarak açıklandı. Yapılan açıklamada “Kurumlarımızın girişimiyle, eylül ayı sonunda kitlesel bir halk buluşması ve en geniş demokrasi güçleriyle birlikte Emek ve Özgürlük İttifakı’nın kuruluşunun ilan edilmesine karar verilmiştir” denildi.

    Üzerinde, “Dayanışma, mücadele ve umutla bir arada” yazılı pankartın asıldığı salonda yapılan toplantıya, EHP Sözcüsü Özge Akman ile Merkez Komite üyesi Hakan Öztürk; EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz ile Genel Başkan Yardımcısı Selma Gürkan; HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ile Mithat Sancar, Eş Başkan Yardımcıları Tuncer Bakırhan, MYK üyesi Sultan Özcan; SMF Sözcüsü Barış Kayaoğlu ile MYK üyeleri Mahir Gürz, Erdal Ataş; TİP Genel Başkanı Erkan Baş, TİP Sözcüsü Sera Kadıgil ve Genel Başkan Yardımcısı Doğan Ergün; TÖP Sözcüsü Perihan Koca, Sözcüler Kurulu üyesi Pelin Kahiloğulları ile  TÖP MK üyesi Tamer Doğan katıldı.

    TOPLANTI SONUÇ DEKLERASYONU

    Toplantı sonrası açıklanan deklerasyon metninde şu ifadeler yer aldı:

    “25 Ağustos’ta İstanbul’da, ülkemizin bugününde ve yarınında eşitlik, özgürlük, kardeşlik, barış ve demokrasi temelinde bir değişimi yaratacak birlikteliği vurgulamak, siyasal ve toplumsal iradeyi güçlendirmek, kararlı duruşumuzu, mücadelemizi, dayanışmayı ve umudu büyüten yürüyüşümüzü şekillendirmek üzere bir kez daha bir araya geldik.

    Aylar süren emeklerimizin sonucunda;

    Türkiye’nin tüm kentlerinde, sokaklarında ve meydanlarında, tarlalarında ve fabrikalarında, okullarında ve üniversitelerinde, her alanda mücadeleyi büyütmek;

    Emekçilerin, işçilerin, kadınların, gençlerin, çiftçilerin ve üreticilerin taleplerini ve mücadelelerini ortaklaştırmak üzere sürdürdüğümüz ittifak çalışmasını tamamlama aşamasına geldik.

    Yaşadığımız ve her gün daha da derinleşen ekonomik, sosyal ve siyasal kriz karşısında toplumsal adalet, eşitlik ve güçlü demokrasi temelinde değişim mücadelesini ortaklaştıracak bu ittifakın mücadele ilkelerini, siyasal program çerçevesini, seçimler öncesini ve sonrasını kapsayan yol haritasını Eylül ayında kamuoyuyla paylaşma kararına vardık.

    Tarihsel sorumluluğumuzun farkındayız ve buna uygun davranma konusunda kararlıyız.

    İttifakımız; AKP-MHP iktidarının halk düşmanı politikalarına direnen, bu düzenden ve iktidardan kurtulmak; sorumlulardan hesap sormak isteyen tüm kesimlerin, siyasal ve toplumsal muhalefet güçlerinin katılımı, katkısı ve desteğiyle büyüyecektir.

    İttifakımız; bir yol arkadaşlığı, bir mücadele arkadaşlığı olacaktır.

    İnsanca çalışılacak ve yaşanacak bir düzen için; halkın egemenliğine dayanan bir güçlü demokrasi için; Kürt sorununda barışçıl ve demokratik bir çözüm için; kadınlar, gençler ve dezavantajlı grupların eşitliği ve özgürlüğü için; doğanın ve kültürel varlıklarımızın korunması için hep birlikte mücadele edeceğiz.

    Çağrımız tüm emekçilere, demokrasi, hak, hukuk, özgürlük, eşitlik mücadelesini yürüten bütün toplumsal hareketler, kurum, kuruluş ve yurttaşlaradır.

    Hep beraber sorumluluk alalım. Yangın yerine çevrilen ülkeyi ortak talepler ve birlikte mücadele anlayışıyla özgür ve demokratik bir şekilde yeniden inşa edelim.

    Emek, barış, özgürlük ve demokrasi değerleri temelinde, halkın egemen olduğu bir toplumsal ve siyasal düzeni kurmanın, ezilen ve sömürülen tüm toplum kesimlerinin gücüyle mümkün olduğunu biliyoruz.

    Herkesi bu anlayış ve çağrı doğrultusunda ortak ve birlikte mücadeleye davet ediyoruz.

    Tek adam iktidarına, sermayenin ve zulmün düzenine karşı hep birlikte başaracağız.”

  • Van Gölü için ‘kaş yapalım derken göz çıkarılıyor!’

    Van Gölü için ‘kaş yapalım derken göz çıkarılıyor!’

    Salih SERTKAL

    Dünyanın en büyük sodalı gölü olan ve bölge insanı tarafından ‘Van Denizi’ olarak adlandırılan Van Gölü büyük bir tehdit altında. Evsel atıklarla kirletilen Van Gölü’nde, kirlilik tehdidi her geçen gün daha da büyüyerek devam ediyor. Uzmanlar, kirliliğin önüne geçmek adına yapılan kimi işlem ve uygulamalarla göle daha çok zarar verildiğini belirtiyor. Arıtma tesislerinin tam teşekküllü çalışmamasından kaynaklı yıllardır kirletilen göl, dibinde kanalizasyon atıklarından oluşan dip çamuru ile giderek daha çok kirleniyor. Temizleme de eski usul iş makineleriyle yapılıyor. Üstelik, gölden çıkartılan dip çamuru yine gölün kıyısına boşaltılarak, daha fazla kirlilik yaratılıyor.

    Çevre dernekleri bu şekildeki temizlemenin, yanlış olduğuna dikkat çekerek, “Kaş yapalım derken göz çıkartılıyor” yorumu yapıyorlar.

    Van Gölü’nün bu güzellikleri tehdit altında!

    NASA FOTOĞRAF YARIŞMASINDA BİRİNCİ OLAN GÖL GİDEREK KİRLENİYOR

    NASA tarafından düzenlenen uzaydan çekilen çevrimiçi fotoğraf yarışmasında birinci olmasıyla dikkatleri üzerine çeken Van Gölü, sağlıklı bir koruma programına tabi tutulmadığından, her geçen gün daha da kirletilmeye devam ediliyor. Başta Van merkez Tuşba, İpekyolu, Edremit ilçeleri olmak üzere Erciş ilçesi ile Bitlisi’in Tatvan, Adilcevaz, Ahlat ilçeleri göl kıyısına kurulu yerleşim yerleri. Totalde bu yerleşim yerlerinde 1 milyon 100 bin kişiye yakın insan yaşıyor. Bu yerleşim yerlerinde geçmişte tüm kanalizasyon atıkları göle verilirken, şimdilerde ise kimi yerlerde kurulan arıtma tesisleri tam teşekküllü çalışmadığından göl kirlenmeye devam ediyor. Kanalizasyon atıklarıyla beraber çevreden doğru göl kenarına atılan çöpler ve özellikle yaz aylarında piknik ve serinlemek için göl kıyısına tüm ilçelerden gelen akınla birlikte göldeki kirlenme oranı iki katına çıkıyor.

    VAN GÖLÜ’NDE YÜZMEK ARTIK GİDEREK ZORLAŞIYOR

    Gölde oluşan ve her gün daha da artan kirliliğe tepki gösteren vatandaşlardan biri de Welat Alparslan. Alparslan, kirlilik nedeniyle artık çok uzaklara gidip göle girmek zorunda kaldıklarını söyledi. Gölün giderek daha da kirlenmesine tepki gösteren Alparslan “Bundan 15 yıl öncesine kadar mahalle servislerine atlayıp gidiyor, göl kıyısında bulduğumuz her yerde suya giriyorduk. O dönemler berrak ve tertemiz olan kıyı sularında bırakın şu an yüzmeyi, kirlilikten kaynaklı hiçbir deniz canlısı yaşayamıyor. Göl suyunun rengi değişmiş. Temiz bir göl suyuna girmek için Van kent merkezinden en az 40 kilometre uzağa gitmek zorunda kalıyoruz. Korkarım oralarda da birkaç yıla kadar girilemeyecek kadar kirlenme olacak” diyerek önlem alınmasını istedi.

    ‘BAŞKA BİR VAN GÖLÜ YOK’

    Gölde giderek artan kirlilik sorunun en büyük ve öncelikli muhatabının mülkü amirler, kurum-kuruluşlar olduğuna dikkat çeken Van Barosu Çevre Komisyonu üyesi Avukat Hüseyin Eliş, vatandaşlara da büyük bir sorumluluk düştüğünü söyledi. Eliş, “Öncelikli olarak en büyük iş göl kıyısında bulunan belediyelere düşüyor. Her belediyenin tam teşekküllü çalışan bir arıtma sistemine sahip olması şart. Ayrıca göl kıyısında bulunan sosyal tesis donatıları ve kampların kanalizasyonlarının asla göle verilmemesi ve katı atıklarla kirletilmemesi gerekiyor. Yaz aylarında özellikle çok yoğun kullanılan sahillerde vatandaşlara dönük bilgilendirme, duyarlılık çalışmaları da yapılmalı. Herkes ‘başka bir Van Gölü’nün olmadığını’ bilmeli. Bu farkındalık yaratılmalı” dedi. Eliş, bu doğrultuda bilinçlendirme çalışmaları yapılması gerektiğini de ifade etti.

    ‘ATIKLARI TEMİZLEYELİM DERKEN DAHA DA FAZLA ZARAR VERİLMEMELİ’

    Van Gölü’nde dip çamuru temizlemesi- Dipten alınan atık göl çevresine dökülüyor!

    Van Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan arıtma tesisinden göle akan kanalizasyon için temizlik yapılıyor. Ancak bu çalışmalar eski usül yöntemlerle yapılıyor. Buna tepki gösteren Türkiye Mimarlar ve Mühendisler Odası Birliği (TMMOB) Van şube üyesi Zeynep Timur, bu yöntemin gölde yaşayan diğer canlılara zarar verebileceğini söyledi. Timur, Van Gölü’nde yapılan dip çamuru temizleme işlemini şöyle özetledi: “Şu an gölün içine doğru kayalarla, molozlarla dolgu işlemi yapılarak yol açılıyor. O yoldan büyük ekskavatörleri göndererek dip çamuru temizleniyor ve kıyıya doğru geri çekiliyor. Gölün derinliklerine daldırılan kepçe ağızlarıyla çamur çıkarmaya çalışıyorlar ama bunu yaparken de göldeki canlılara ve gölün doğal dokusuna nasıl bir zarar veriyorlar kimse bunu şu an test edemiyor. Bu tarz bir temizleme yöntemi dünyanın hiçbir yerinde yok. İstanbul’da Haliç bu şekilde mi temizlendi?. Ve gölden çıkarttıkları dip çamuru götürüp yine gölün kıyısı olan bir yere döküyorlar ki, bu da ayrı bir sorun. Bu noktada yetkilileri daha duyarlı davranmaya davet ediyoruz.”

    ‘VAN GÖLÜ ÇEVRESİ DOĞAL SİT ALANI AMA BELEDİYE HALA ATIK DÖKÜYOR’

    Van Gölü ve çevresinin, Resmi Gazete’de yayınlanan karar ile ‘Doğal Sit-Sürdürebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı’ olarak ilan edildiğini hatırlatan Van Tarihi Eserleri Koruma Araştırma ve Geliştirme Derneği (VAN ÇEVDER) Başkanı Ali Kalçık, bu karara rağmen resmi kurumların gölün kenarına hala katı atık dökmeye devam ettiğine dikkat çekti. Gölün büyük bir kirlilik sorunuyla karşı karşıya olduğunu ve alarm verdiğini dile getiren Kalçık, “450 kilometrelik Van Gölü sahilinde devlet kurumlarına ait onlarca tesis var. Bunların çoğunda arıtma sistemleri yok. Kanalizasyon ve atıklar doğrudan göle akıtıyor. Van Gölü havzası içerisinde 2 il 9 ilçe var ve her gün göle 56 bin metreküp evsel kanalizasyon atığı akıtılıyor. Bunun büyük bir bölüm ise arıtılmadan, direkt göle veriliyor. Arıtma tesisleri tam teşekküllü çalışmıyor“ dedi.

    GÖLDEN ÇIKARILAN PİSLİK YİNE GÖLÜN KIYISINA DÖKÜLÜYOR

     

     

     

    ÇEV-DER Başkanı Ali Kalçık, dipten toplanan çamurların göl kenarında nasıl kirlilik oluşturduğunu anlatıyor!

     

    Van Büyükşehir Belediyesi tarafından Van Tuşba ilçesi İskele Mahallesi’nin kıyı kısmına kurulan eski ve yeni arıtma tesislerinin arıtabildikleri suyun göle verildiği kısımda bir dip çamuru temizliği yapılıyor. Dip çamuru temizleme olayına ilişkin görüş bildiren ÇEV-DER Başkanı Ali Kalçık, “Şu an gölde eski usul bile olup olmadığı şaibeli bir yöntemle, kepçe-kamyonla göle dalınmış, sözüm ona temizlik yapıyorlar. Ve gölden çıkarttıkları kanalizasyon atık çamurunu yine getirip temizledikleri alanın 2 kilometre ötesindeki kıyı kısmına döküyorlar. Yani gölden çıkarttıkları pislikleri yine gölün kıyısına döküyorlar. Gölde bu şekilde yaptıkları çalışmayla ‘kaş yapalım derken göz çıkarıyorlar.’ Gölün canlı ekosistemine zarar verebilirler. İstanbul, İzmir gibi illerde böyle bir temizleme sistemi yok. Tam tersi daha modern araç gereçlerle bu işlem yapılarak, göl, deniz dokusuna zarar verilmemeye çalışılıyor” dedi.

    GÖLÜN BİYOLOJİK ARITMASI OLAN SAZLIKLAR DA YOK EDİLİYOR

    Göl çevrelerinde bulunan sazlıkların göllerin doğal biyolojik arıtmaları olduğuna dikkat çeken Kalçık, göl çevresindeki birçok sazlığın kurutulduğunu yada dolgu yapılarak yok edildiğini belirtti. Dolgu yapılan sazlıkların sonradan da imara açılarak ranta dönüştürüldüğünü belirten Kalçık, bu sazlıkların aynı zamanda doğal üreme alanları olduğunu, göldeki birçok canlıyı koruma görevi gören sazlıkların direkt yok edildiğini aktardı.

    VAN GÖLÜ GİDEREK YOK OLUYOR

    Van Gölü’nün bu güzelliliği yok olmasın!

    Van Gölü’nün özellikle de son yıllarda alarm verdiğini belirten Kalçık, “ Van Gölü uzaydan çekilen fotoğraflar içinde en ihtişamlı en güzeli seçildi. Dünyanın en büyük sodalı gölüne karşı çok ihmalkar ve yıkıcı yaklaşılıyor. Van Gölü, tüm insanlık için olduğu gibi özellikle de bölge açısından son derece önemli bir doğa harikasıdır. Gelecek nesiller için Van Gölü’nü korumalıyız. Baştan kendi şahsımızdan başlayarak devamında kamu kurum kuruluşlarının bu konuda duyarlı olmaya zorlamalıyız. Van Gölü mevcut kirlilik durumuyla alarm veriyor. Onun için yetkililerin bu konuda üstün bir çaba göstermeleri gerekiyor” dedi.

  • Paylan: ‘Milyonlarca Ortodoksun Patrik Bartholomeos’u Ekümenik saymasına Fatih Kaymakamlığı mı engel olacak?’

    Paylan: ‘Milyonlarca Ortodoksun Patrik Bartholomeos’u Ekümenik saymasına Fatih Kaymakamlığı mı engel olacak?’

    Fatih Kaymakamlığı, 15 Ağustos 2022 tarihinde İstanbul Rum Patrikliği’nin ‘ekümeniklik’ sıfatını kullanması hakkında yazılı bir açıklama ile “Patrikhanenin ekümenik olduğu iddiasının, yasal bir dayanağı bulunmadığını” ve kurumun “kaymakamlığa bağlı dini bir kuruluş” olduğunu ilan etmişti.

    İstanbul Ortodoks Patrikliği’nin onursal biçimde kullandığı ‘ekümeniklik’ sıfatı, 2010 yılında dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından kabul görmüş, 2020 tarihinde ise Cumhurbaşkanlığı tarafından Ortodoks Patriğine “Sayın Ekümenik Patrik I. Bartholomeos” hitabı ile T.C. Cumhurbaşkanlığı antetli resmi kâğıt üzerinde davet gönderilmişti.

    Konuyu Meclis gündemine taşıyan HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.

    “VI. yüzyıldan bu yana İstanbul Ortodoks Patrikliği’nin kullandığı, ‘onursal bir sıfat’ olan ‘Ekümeniklik’ Osmanlı İmparatorluğu zamanında da kabul görmüş ve hatta desteklenmiştir. Öte yandan Türkiye Cumhuriyeti döneminde İstanbul Ortodoks Patrikliği’nin onursal biçimde kullandığı ‘ekümeniklik’ sıfatı, 2010 yılında dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından kabul görmüştür. Nitekim, o tarihte Yunanistan temasları sırasında kendisine sorulan ‘Fener Rum Patriği’nin ‘Ekümenik’ olarak nitelenmesi sizi rahatsız ediyor mu?’ sorusuna ‘Rahatsız etmez’ cevabını vermiştir. Dahası 26 Kasım 2020 tarihinde, Cumhurbaşkanlığı tarafından Ortodoks Patriğine ‘Sayın Ekümenik Patrik I. Bartholomeos’ hitabı ile T.C. Cumhurbaşkanlığı antetli resmi kâğıt üzerinde davet gönderilmiştir” diyen Paylan, İstanbul Rum Patriği’ne Trabzon’da hediye edilen “Ekümenik Patrik Bartholomeos” yazılı formaya da dikkat çekti. Paylan, “Fatih Kaymakamlığı’nın; Osmanlı’dan Cumhuriyet’e ‘ekümeniklik’ sıfatını taşıyan İstanbul Ortodoks Patrikliği’nin ‘ekümenik olmadığı, kaymakamlığa bağlı dini bir kuruluş’ olduğunu açıklama ihtiyacı duymasına sebep olmaktadır” dedi.

    Paylan bu bağlamda, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’dan şu sorulara yanıt istedi:

    • “ Din işlerine neden devleti karıştırıyorsunuz?
    • Lozan Anlaşması ile koruma altına alınan azınlık kurumlarının statüsüne ilişkin açıklama yapmak Fatih Kaymakamının işi midir?
    • Cumhurbaşkanlığı, Patrik Bartholomeos’u ‘Ekümenik’ sayarken Fatih Kaymakamlığı’na ne oluyor?
    • Yüz milyonlarca Ortodoksun Patrik Bartholomeos’u Ekümenik saymasına Fatih Kaymakamlığı mı engel olacak?
    • Fatih Kaymakamı’na ekümenikliğin evrenselliği ifade eden, ruhani bir sıfat olduğunu anlatacak mısınız?”
  • Eski Ağrı Belediye Eş Başkanı Mukaddes Kubilay, açık görüşte selamlaştığı için şartlı tahliye edilmedi

    Eski Ağrı Belediye Eş Başkanı Mukaddes Kubilay, açık görüşte selamlaştığı için şartlı tahliye edilmedi

    Ayça ONURALMIŞ

    Eski Ağrı Belediye Eş Başkanı Mukaddes Kubilay, 4 Ağustos tarihinde tahliye olması gerekirken, “açık görüşte diğer hükümlülerin aileleri ile selamlaştığı, slogan attığı” gibi gerekçelerle şartlı tahliye hakkından yararlanamadı.

    Ağrı Belediye Eş Başkanı iken 26 Aralık 2016’da tutuklanan ve 1 Mart 2017’de yerine kayyum atanan Mukaddes Kubilay’ın 4 Ağustos 2022’de tahliye olması gerekiyordu. Kubilay için Sincan Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü İdare ve Gözlem Kurulu (İGK), “dönem puanının 25 olduğu, eşik puanı aşamadığı, örgütle bağının kopmadığı, tarafsız ve bağımsız olduğuna dair beyanının olmadığı, işlediği suçtan dolayı pişmanlık göstermediği” gibi gerekçelerle iyi halli olmadığına karar verdi. İnfaz hakimliğinin, Kubilay’ın puanının hangi sebeple kesildiğinin açıklanmadığı ve sebebinin belirtilmediği gerekçesi ile kararı kaldırmasının ardından, cezaevi savcısının itirazı üzerine Ankara Batı Ağır Ceza Mahkemesi kararı onadı.

    İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığı, 28 Temmuz 2022 tarihli kararı ile yeniden Kubilay’ın iyi halli olmadığına koşullu salıverilmesinin uygun olmadığına karar verdi. İGK’nın asıl gerekçesini “hükümlünün mülakata çağrıldığı ama gelmediği” iddiası oluşturuyor ancak koşullu salıverme koşulları arasında mülakat yer almıyor.

    İGK’nın diğer gerekçeleri “1.07.2022 ve 22.07.2022 tarihlerinde açık görüş sırasında hükümlülerin diğer hükümlülerin aileleri ile selamlaşması nedeni olumsuz davranışa yönelik gruplaşmaya neden olduğu ve 6.06.2022 tarihinde slogan attığı” iddiası.

    Avukat Nuray Özdoğan, yaptığı açıklamada, yıllardır cezaevinde açık görüşte insanların selamlaştığını ve müvekkilinin slogan attığı iddiasını kabul etmediğini belirterek, “Kamera kayıtlarından da rahatlıkla anlaşılabilecek iken tahliye tarihinde yakında verilen gerçekliğe aykırı bu cezalarla müvekkilin tahliyesi engellenmeye çalışılmaktadır. Cezaevi, Anayasa Mahkemesi kararı gereği cezaevi güvenliğini ihlal etmediği sürece slogan atmak ceza sebebi olamaz. Kurul, disiplin kurul karar numarası bildirmemiştir. Bu nedenle denetlemek mümkün olmamakla birlikte hükümlü müvekkil hiçbir zaman slogan atmamıştır” dedi.

    Özdoğan, şöyle devam etti:

    “5275 sayılı İnfaz Kanunu’nun 89. maddesi 14.4.2020 tarihinde 7242 sayılı Kanunla değiştirilmiş, Gözlem ve Sınıflandırma Merkezleri ile Hükümlülerin Değerlendirilmesine Dair Yönetmelik ise 15.04.2020 tarihli Resmi Gazete’ de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

    Müvekkil hakkında iyi hal değerlendirmesi ve koşullu salıverilme kararının 5237 sayılı Ceza Kanunu 7. Maddesine göre, suç tarihi olan 08.10.2015 tarihinde yürürlükte olan Ceza İnfaz Kanununa göre yapılması gerekmekte iken 2020 yılında yapılan değişikliğe göre hukuka aykırı bir biçimde yetkileri genişletilen İdare ve Gözlem Kurulu’nun iyi hal değerlendirmesi esas alınmıştır. Kanunilik ilkesi ihlal edilmiştir.

    Adli suçlardan mahkum olanlar hakkında şartsız uygulanan tahliyeler (ki COVİD düzenlemesi ile binlerce adli mahkumun denetimli serbestlik hakkı devam etmektedir), siyasi faaliyetleri nedeni ile yargılanıp ceza alan tutuklu ve hükümlülere yönelik fiili olarak farklı ve insanlık onuruna aykırı infaz rejimi uygulanmaktadır. Hükümlülerin her türlü hak talepleri disiplin cezası ile sonuçlanmaktadır. Cezaevlerinde İyileştirme programı mevzuata da aykırı biçimde siyasilerin siyasi faaliyetlerine ve görüşlerine son vermesi amaçlı uygulanmaya çalışılmaktadır.”

    MUKADDES KUBİLAY KİMDİR?

    1955 Ağrı Doğubeyazıt doğumlu olan Mukaddes Kubilay, 13 kardeşli bir ailede büyüdü. 3 çocuk annesi olan Kubilay, 1990 yılından itibaren kadın kimliği ile aktif siyaset yürütüyor.

    1999 yılında Ağrı’nın Doğubeyazıt ilçesinde belediye başkan adayı oldu. HADEP’den seçilen ilk 3 kadın belediye başkanından biridir.

    2004 yılında partinin ön seçiminde 8 erkek adaya karşı ön seçimi kazanarak girdiği belediye seçimlerinde yüksek bir oy oranı ile yeniden belediye başkanlığını kazandı. 2009 yılında görevi sona erdi.

    1 Haziran 2014 seçimlerinde BDP Ağrı Belediye Başkanlığı’nı BDP kazandı, belediye başkanı Sırrı Sakık ile birlikte belediye eş başkanlığı görevini yürüttü.

    26 Aralık 2016 da hakkında tutuklama kararı verildi. 1 Mart 2017 tarihinde de belediyeye kayyum atandı.