Yazar: Ali Erdoğan

  • Süper Kupa finali ve TFF’nin Katar aşkı

    Katar aşkı aldı gidiyor…

    Ekonomik alanda olduğu gibi…

    Şimdi de futbolda aşk depreşti…

    Beşiktaş- Antalyaspor arasında oynanacak Süper Kupa finali 5 Ocak’ta Katar’ın başkenti Doha’da yapılacak…

    Türkiye Futbol Federasyonu’nun böyle bir kararı kendisinin aldığını sanmıyorum…

    Mutlaka bir talimat gelmiştir…

    Ya da Katar Emiri’nden bir istek gelmiştir…

    Bu, yerine getirilmiştir…

    Talimatı veren adres belli…

    Süper Lig finali Almanya’da, Azerbaycan’da oynandı…

    Türk vatandaşı çoğunlukta olduğu için normal karşılandı…

    Ancak…

    Katar’da Türk sayısı ne kadar…

    Yoksa milyonu aştı da biz mi bilmiyoruz…

    Beşiktaş ve Antalyaspor taraftarlarını böyle bir önemli kupa finalini izlemekten mahrum bırakmanın temelinde para yatıyor…

    Komplo teorisi üreteyim…

    Cumhurbaşkanı da bu maça gidebilir…

    Bakanlar…

    İş adamları…

    Kulüp Başkanları…

    Mutlaka gidecektir…

    Burada pazarlıklar olacaktır…

    Cumhurbaşkanı Katar Emiri ile birlikte Süper Kupa’yı kazanan takıma birlikte verebilir…

    Bu fotoğraf günlerce…

    Yandaş medyada yer alır…

    Para muslukları da açılır…

    Hele hele maçta önce ve sonra…

    Süper ve 1. Lig maçlarını naklen veren Katar Beinsport saatlerce yayın yapacak…

    TFF’ye bir önerim…

    Beinsport yayınlarından daha fazla para almak istiyorsanız…

    Katar’dan bir takımı da ligimize alın bu iş kökten çözülsün…

    Bu tabi ki FİFA kurallarına aykırı…

    O zaman Türkiye’de kış yoğun geçtiği için…

    Süper Lig maçlarının Katar’da oynanması için FİFA ve UEFA’ya başvurun…

    İzin çıkabilir…

    Ne de olsa 2022 Dünya Kupası finalleri Katar’da yapılacak…

    Türkiye Süper Lig’in Katar’da oynanmasında sakınca yoktur…

    FİFA kokartlı hakemimiz Cüneyt Çakır…

    Al Kuwait-Qadisia arasında oynanan Kuveyt Emir Kupasını yönettiğine göre…

    Futbol takımlarımız Kuveyt’de, Katar’da, Suudi Arabistan’da  süper kupa finali oynamış ne yazar……

    Bu final maçında yazılacak tek şey…

    Katar dolarlarının ülkemize nasıl getirileceği ve ne gibi sözlerin verileceği…

    Şunu da belirteyim…

    Süper Lig yeni ismi Katar, Kuveyt ve Suudi Arabistan firmalarından birisi olursa şaşırmamak gerekir…

    Ne de olsa biz milliyiz…

    Kahrolsun gayri millilik…

    Yaşasın TFF’nin Katar aşkı…

  • Alpay, yeşil sahadaki hırçınlığını TBMM’ye taşıdı ve Cansu Tiryaki’nin kırmızı kartı

    1996 yılı….

    Avrupa Futbol Şampiyonası İngiltere’de yapılıyor…

    Türkiye de finallere katılma şansını elde etmişti…

    İlk rakip Hırvatistan…

    Güçlü bir ekip…

    Türk Milli takımı iyi mücadele ediyor…

    Bir puana yaklaşmıştık…

    Maçın 86. dakikasında oyuna ikinci yarıda giren Hırvat futbolcu Vlaoviç süratli bir şekilde topla ceza alanımıza yaklaşıyor…

    Alpay bu futbolcuyu ceza alanı dışında, faul ile düşürür, kırmızı kart görebilirdi…

    Son adamdı, net gollük pozisyondu…

    Ancak  düşürmüyor, Vlavoiç ceza alanı içine giriyor, kaleci Rüştü’yü de geçip topu filelerimize gönderiyor…

    Sahadan 1-0 yenik ayrılıyoruz…

    FİFA toplanıp bu maçtaki hareketi nedeniyle yani Vlavoiç’i düşürmediği için Alpay’a  fair- play ödülü veriyor..

    Kamuoyu tartıştı…

    Kimileri Alpay’ı savundu…

    Kimileri eleştirdi…

    Milli Takım yurda dönüşünde Alpay çürük yumurta ile karşılandı…

    O Alpay…

    Şimdi AKP İzmir Milletvekili olarak TBMM’de…

    Hem de İdare Amiri…

    Genel Kurul Salonu’nda çıkan olayları yatıştırmasına yardımcı olması gerekirken…

    Vlavoiç’i  ayakla veya elle müdahale etmeyip düşürmeyen Alpay…

    Meclis’te yumrukla ve tekmeyle muhalefet milletvekillerine saldırıyor…

    Alpay Beşiktaş, Fenerbahçe forması giymiş milli takımda oynamış bir futbolcu olarak, yapıcı bir rol üstlenmesi gerekirdi..

    Giydiği formalar altında kendisini alkışlayan bugün yumruk ve tekme attığı muhalefet partilerinin milletvekilleri, çocukları, yakınları sizi alkışlamıştı…

    Bu alkışları görmezden gelmek yanlıştır..

    Futbolcu dönemindeki sertliğini, Meclise yansıtma Alpay…

    Atatürk ne söylemişti…

    “Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim”

    Bu ilke ile bundan sonra Meclis’te hareket et…

    Kavga yerine sevgiyle, güler yüzle olayları sakinleştir…

    Sadece AKP’lileri değil…

    Tüm muhalefetin gönlünü kazanırsın…

    Yeşil sahalardaki hırçınlığını, Meclis’e taşıma…

    Bir milli futbolcu daha Meclis’te…

    MHP Sakarya Milletvekili…

    Futbolculuk kariyeri senin üstünde…

    Hiçbir kavgaya karışıyor mu…

    Ve  sizi her zaman kavga eden değil, yatıştırıcı olarak görmek istiyoruz…

    GS/FB FARKINDALIK YARATTI

    Galatasaray ve Fenerbahçe kadın futbol takımları 7 Aralık’ta NEFT Ali Sami Yen stadında kadına şiddeti protesto etmek için karşıya geldiler…

    Birlikte sahaya “Kadına şiddete son diyoruz” pankartıyla çıktılar…

    Maçı Fenerbahçe 7-0 kazandı…

    Skor önemli değil…

    Önemli olan böyle bir farkındalık yaratmaktı…

    Çünkü tribünlerde kadına şiddete karşı çığlıklar tüm ülkeye yayıldı…

    Yeşil sahalarda bu tür tepkilerin olması gelecek için umuttur….

    Yalnız  Soner Yalçın, maçın FİFA kokartlı hakemini eleştirmiş…

    Fenerbahçeli futbolcu Esther Cordner’e ,Galatasaraylı Queenth Daniels’in yaptığı hareket nedeniyle hakem niye kırmızı kart göstermiş…

    Dostluk maçı da olsa hakemler kuralları uygular…

    Cansu Tiryaki FİFA kokartlı ve yurt dışında maç yöneten bir hakem…

    Gözlemcisi  vardır…

    Bu tür maçlarda gözlemciden düşük not aldı mı sıkıntı yaşar…

    UEFA da bu tür hakemleri yakın takip ediyor…

    Haydi kırmızı kart göstermedi…

    Bundan cesaret alan diğer sporcular aynı hareketlerde bulunsa ne olacak…

    Çünkü Galatasaraylı kadın futbolcunun sert hareketi de kadına yapılan şiddettir…

    Cansu Tiryaki o kartı  aslında kadına şiddete yönelik hareketlerde bulunanlar için göstermiştir…

  • Sporcular sendikalaşmalı

    Demokratik ortamda çelişkiler ister istemez toplumun her kesiminde  kendini  kolay gösterir…

    Türkiye’de sosyal değişim süreci yaşanmamıştır…

    Bizdeki demokratik yapılanmanın sakat kalmasının en büyük etkenlerinden biri olmuştur…

    Sporda da demokratik yapılanma  şimdiye kadar mümkün olmamıştır…

    Özellikle futbolun branş olarak ön planda olması, dönen para- futbolu cazibeli hale getirmiştir…

    Sporun her branşında yöneticilerin seçilmesi siyasi baskı sonucu ya da paranın gücünü ortaya çıkarmaktadır…

    Bugün federasyon başkanlığı için aday olanlar ve seçilenler fahri görev olarak bu işe talip olduklarını belirtiyorlar…

    Gerçekten öyle mi…

    Hayır…

    Bugün fahri olarak görev yapan federasyon başkanlarının mal varlıklarını incelediğimizde hiç de fahri görev yapmadıkları ortaya çıkmaktadır…

    Türk sporuna yön veriyorlar…

    Bugün federasyon başkanlarına bakınız…

    Bu kişilerin eğitim ve görev yaptığı federasyonlarda ne kadar bilgi sahibi oldukları ortaya çıkar…

    Türkiye’de spor denildi mi akla futbol gelmektedir…

    Öyle ise…

    Futbolcu ve teknik adamlar ne kadar kendilerini geliştirirse geliştirsin, bu yönetim anlayışıyla futbola katkıları sınırlıdır…

    Diğer federasyonlarda da aynıdır durum…

    Türk sporunun sorunu burada başlamaktadır.

    Çözüm nedir…

    Sosyal alanda tüm sporcuların özellikle de futbolcuların ve teknik adamların sosyal haklarını koruyacak sistem sivil bir örgütlenmeden geçmektedir…

    Bunun ilk adımını rahmetli Metin Kurt attı…

    Beraber yola çıkanlar, Kurt’u yalnız bıraktı…

    Şimdi pişmanlar…

    Ama bu pişmanlık fayda getirmez…

    Kaybedilen bir şey yok…

    Özellikle profesyonel sporcular örgütlenme ve sendikalaşma yolunda adımlar atmalıdır…

    Bugün dolarlar, Eurolar kazanabilirsiniz…

    Yarınınız geleceği garanti değil…

    Bunun için, sosyal hakların alınması için sosyal sorumluluk gerekir…

    Bunun yolu da birlikte örgütlenmekten geçer…

    Çünkü örgütlü halk yenilmez…

    Sporcular da özellikle futbolcular, sendikalaşma yolunda korkmadan hareket etmeli…

    Yoksa…

    Sözde spor adına kurulan dernekler, sporcuların hakları için çözüm olamaz …

  • Sporda seçim yarışı başladı ama hak, hukuk adalet var mı?

    Seçimler başladı…

    Sandıktan kimler çıkacak göreceğiz…

    İttifaklar kuruldu…

    Bu seçim cumhurbaşkanlığı, milletvekili ve yerel seçim değil…

    Spor federasyonları seçimleri…

    Siyasi seçimler gibi ittifaklar kuruluyor…

    Adayların yüzde 80’ni  işaretle aday olduğunu belirtiyor…

    Eyy adaylar…

    Neyin işaretini alıyorsunuz veya bekliyorsunuz…

    Çıkın projelerinizi anlattın, kişiliğinizi ortaya koyun seçime girin…

    Bir siyasi  partiye ve kişilere bağlı kalıp, hareket ederseniz yarın kendinizi  kurtarmanız zor olur…

    Seçimler 55 branşta yapılıyor…

    Kış Olimpiyat oyunları sonrası, bazı federasyonlarda da seçimler yapılacak…

    Seçimin ilk startı 16 Eylül’de verildi…

    4 Aralık’ta son seçim yapılacak…

    Ne yarış …

    Herkes böyle fahri bir görev için yarış yapıyor…

    Alkışlamak lazım…

    Ancak…

    Bu fahri göreve talip olanların, öncelikle birinci derece yakınları da dahil mal varlıklarını bildirmeleri gerekir…

    Yine göreve başlayacak federasyon başkanlarının devraldıkları federasyonların artı ve eksi bakiyelerini şeffaf bir biçimde kamuoyu ile açıklamaları gerekir…

    Bu seçimlerde spor teşkilatı yansız değil…

    Telefonlar durmak bilmiyor…

    Bazı başkan adaylarına ‘çekilin’ baskısı var…

    Çok itibarlı birisinin kardeşi için diğer aday çekilmek zorunda kalıyor…

    Emir büyük yerden olduğu için…

    O adayın eli kolu bağlı kalması nedeniyle, vaz geçiyor…

    Böyle bir ortamda adaletli bir seçim yapıldığı düşünülemez…

    Şu da yanlış…

    12 federasyon Danıştay kararlarına uyuyor…

    Diğerleri uymuyor…

    Danıştay yüzde 15’lik delege ve aday ücretini kaldırmıştı…

    Herkes aday olabilecekti…

    Adaylar plan ve proje yerine delege peşinde koşuyorlar…

    Böyle olunca da seçme ve seçilme hakları elinden alınıyor…

    Adaletsiz, hukuksuz, insan haklarına aykırı bir sistemle yapılan spor federasyonu seçimleri yarın yapılacak itirazlar sonucu iptal edilebilir…

    Bunun için de seçimlerin bitmesi bekleniyor…

    Gençlik ve Spor Bakanlığı, seçim startı vermeden önce tüm federasyonların Danıştay kararlarına uyması konusunda uyarmalıydı…

    Kim dinliyor ki mahkeme kararlarını, sporda da mahkeme kararlarına uyulsun…

    Yarış sürüyor…

    İpi göğüsleyenleri göreceğiz…

    Böyle bir sistemde…

    Türk sporu ne kadar başarılı olacak, göreceğiz…

    Ama önce…

    Sporda da hak, hukuk, adaleti sağlayın…

    Gerisi lafı güzaf…

    Yazar Hakkında:

    Ali Erdoğan kimdir

    1952 Divriği Gürpınar köyünde doğdu. Ortaokulu İstanbul’da, liseyi Sivas ve Ankara’da bitirdi.1973 yılında Yeni Halkçı’da gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Ulus, Yenigün, Olay gazetelerinde mesleğe devam etti.1980’de Hürriyet Gazetesi Spor Servisi’nde, 1990’da Günaydın Gazetesi’nde çalıştı; 1995’de de Evrensel Gazetesinin kuruluşunda yer aldı. Siyah-Beyaz Gazetesi’nde kısa bir çalışmanın ardından, 2001’de Sabah Gazetesi’ne geçti.15 yıl bu gazetede spor yazarlığı ve spor servisi şefliği yaptı. Daha sonra geçtiği Sözcü Gazetesi’nde de 11 ay spor yazarlığı yaptıktan sonra görevine son verildi. Meslekte 47’nci yılını dolduran Ali Erdoğan emekli ve sürekli basın kartı sahibi. Evli ve bir oğlu var.

  • Federasyon seçimleri iptal edilir

    Spor federasyonlarında seçim startı verildi…

    Başkan adayları sahne aldı…

    Şu anda başkanlık görevini yürütenler yeniden aday…

    Başarısız olanlar yeniden aday….

    Çünkü koltuk tatlı…

    Değişen ne olur ki…

    Şu andaki  federasyon başkanları da başkanlığa aday olanlar da Külliye’nin, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın kendisini istediğini her ortamda dile getiriyorlar…

    Hatta geçmiş yıllarda birlikte fotograflarını sosyal medyada paylaşmaktan çekinmiyorlar…

    Bunlar tam bir algı operasyonu…

    Herkes iktidar tarafında…

    İyi, güzel de…

    Böyle bir seçim  sistemi adil mi…

    Bence hayır…

    Danıştay yüzde 15’lik delege imzasıyla başkan adayı olma şartını ve ödenecek ücreti aykırı buldu…

    10 federasyon genel kurul veya yönetim kurulu kararı alarak Danıştay’ın kararının geçerli olduğunu belirtti….

    İsteyen aday olabilecek…

    Ancak çoğu federasyon bu kararı uygulamıyor…

    Yüzde 15 delege imzası alamayan ve belirlenen ücreti yatırmayan, aday olamıyor…

    Bir anlamda seçme ve seçilme hakkına ambargo koyuyor…

    Böyle bir uygulama olamaz…

    Danıştay kararına 10 federasyon uyuyorsa, diğer federasyonlar da uymak zorunda…

    Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın da bu kararın uygulanması konusunda federasyonları uyarması gerekirdi…

    Ama hak, hukuk, adaleti kendilerine göre uyguluyorlar…

    Danıştay kararına uyulmuş olsaydı, görevde olan çoğu federasyon başkanı aday olsa bile seçilme şansları yoktu…

    Danıştay kararına uymadıkları için devletten aldıkları maddi desteği seçim için kulüplere ve delegelere akıtıyorlar…

    Bu, tam bir adaletsizlik; eşit şartta yarış değil…

    Haydi diyelim ki…

    Danıştay kararına uyulmadı…

    Öyle ise…

    Başkan adaylarının, yönetim kurulu üyeleri birinci derecede yakınları olmak üzere mal varlıklarını belirten belgeyi Gençlik ve Spor Bakanlığı’na ibra etmeleri gerekir..

    Bakalım kim fahri görev yapıyor veya yapmaya talip…

    Federasyon Başkanlığı görevi ile zengin olan öyle başkanlar var ki…

    Bir araştırılsın…

    Neler çıkar neler…

    Kimse buna cesaret edemiyor…

    Edemez de…

    Hepsi zincirin bir halkası…

    Başkanlık koltuğunda oturan ve bu koltuğa talip olanlar…

    Siyasi güçle değil, kişiliğiniz ve spor adamlığınızla bu göreve talip olunuz…

    Şöyle bir şeyi de yaşadık..

    “Beni Külliye, bakanlık istiyor” diyenlere…

    Bunu yabilir miyiz dediğimizde…

    “Aman ha, yazmayın” diyorlar…

    Öyle ise bu algı operasyonu ile başkanlık görevinde bulunan, yeniden aday olan ve başkan adaylığı için ortaya çıkanların Türk sporuna değil kendisine faydası olur…

    Bir siyası partinin il başkanının peşinde koşanlardan Türk sporuna fayda gelmez…

    Kim kazanırsa kazansın…

    Bu seçime itiraz yapıldığı takdirde…

    İptal edilir..

    Çünkü adaylar aynı şartlarda yarışmıyor…

    Yazar Hakkında:

    Ali Erdoğan kimdir

    1952 Divriği Gürpınar köyünde doğdu. Ortaokulu İstanbul’da, liseyi Sivas ve Ankara’da bitirdi.1973 yılında Yeni Halkçı’da gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Ulus, Yenigün, Olay gazetelerinde mesleğe devam etti.1980’de Hürriyet Gazetesi Spor Servisi’nde, 1990’da Günaydın Gazetesi’nde çalıştı; 1995’de de Evrensel Gazetesinin kuruluşunda yer aldı. Siyah-Beyaz Gazetesi’nde kısa bir çalışmanın ardından, 2001’de Sabah Gazetesi’ne geçti.15 yıl bu gazetede spor yazarlığı ve spor servisi şefliği yaptı. Daha sonra geçtiği Sözcü Gazetesi’nde de 11 ay spor yazarlığı yaptıktan sonra görevine son verildi. Meslekte 47’nci yılını dolduran Ali Erdoğan emekli ve sürekli basın kartı sahibi. Evli ve bir oğlu var.

  • Ben de Külliye’nin federasyon başkan adayıyım!

    Olimpiyatlar sona erdi…

    Başaralı mı, başarısız mı olduk…

    Bakandan net bir durum değerlendirilmesi yapılmadı…

    Federasyonların seçim süreci  başladı…

    Adaylar sahne aldı…

    Başarısız olan başkanların yeniden aday olmalarına şaşırdım…

    Çoğu adaylar  projelerinden çok…

    ‘Beni külliye istiyor’ söylemleriyle  delegelere ulaşıyorlar…

    Amaç, delegeleri ve kulüpleri baskı altına almak…

    Bu işi Spor Teşkilatı yıllardır yapıyor…

    İstediği adayların yüzde 90’ını seçtiriyor…

    Bu sene  işler biraz tersine döndü…

    Millet İttifakının çoğu büyükşehir belediyeleri kazanması dengeleri değiştirdi…

    Belediyelerin delege ağırlığı var..

    İki ay içinde yapılacağı açıklanan federasyon başkanlığı seçimlerinde ortak bir çalışma yapmaları gerekir…

    CHP’nin de İYİ Partinin de Spor Kurulları var…

    Nasıl bir çalışma içerisinde olduklarını bilmiyorum…

    Şimdiye kadar seslerini fazla çıkarmadılar…

    Ya da duyuramadılar….

    Şimdi seslerini yükseltme zamanı….

    Bu federasyonlardaki yolsuzlukları gündeme getirmelidirler..

    Kamplardaki rezaleti, skandalları gün yüzüne çıkarmalıdırlar…

    Tam sırası şimdi…

    Yoksa Spor Kurulları sözde kalmış olur…

    Federasyonlardaki kadrolaşmayı gün yüzüne çıkarmalıdırlar…

    Milli takım seçmelerinde ay-yıldızlı formanın başarısı için değil, siyasi görüşü ön planda sporcular tercih edilmekte…

    Bir de şunu anlamış değilim…

    Federasyon başkanları fahri görev yaptıklarını her defasında dile getiriyorlar…

    İyi güzel…

    Ancak zengin olan federasyon başkanlarının sayısı çoğunlukta…

    Bunun için başkan adayları birinci derece yakınları da dahil olmak üzere mal varlıklarını bildirmelidir…

    Yine  başka yol bulurlar…

    Çünkü bunlar fahri görev yapıyor ya….

    İki ay seçim süreci yaşayacağız…

    Yine de plansız, projesiz açıklamalar yapacaklar…

    En büyük kozları ise Külliye’nin kendisini istedikleri olacak…

    Eh beni de federasyon başkanlığı için Külliye istiyor…

    Hangisine aday olsam diye düşünüyorum…

    Yazar Hakkında:

    Ali Erdoğan kimdir

    1952 Divriği Gürpınar köyünde doğdu. Ortaokulu İstanbul’da, liseyi Sivas ve Ankara’da bitirdi.1973 yılında Yeni Halkçı’da gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Ulus, Yenigün, Olay gazetelerinde mesleğe devam etti.1980’de Hürriyet Gazetesi Spor Servisi’nde, 1990’da Günaydın Gazetesi’nde çalıştı; 1995’de de Evrensel Gazetesinin kuruluşunda yer aldı. Siyah-Beyaz Gazetesi’nde kısa bir çalışmanın ardından, 2001’de Sabah Gazetesi’ne geçti.15 yıl bu gazetede spor yazarlığı ve spor servisi şefliği yaptı. Daha sonra geçtiği Sözcü Gazetesi’nde de 11 ay spor yazarlığı yaptıktan sonra görevine son verildi. Meslekte 47’nci yılını dolduran Ali Erdoğan emekli ve sürekli basın kartı sahibi. Evli ve bir oğlu var.

  • Kadın sporcuların başarısı niye korkutuyor?

    Filenin Sultanları Avrupa Voleybol Şampiyonası’nda üçüncü oldu ve bronz madalya kazandı…

    Büyük başarı…

    Altın madalya da kazanabilirlerdi…

    Artık Kadın Voleybolunda çıta yükseldi…

    Üçüncülüğe üzülenler var…

    Bu kadınlar…

    4 aydır evlerinden uzaktalar…

    Dünya Şampiyonası, turnuvalar, olimpiyat ve son olarak Avrupa şampiyonası nedeniyle ailelerinden uzak kaldılar…

    Ama bazıları hiç de uzak kalmadı…

    Kadın voleybolcularımızın sportif başarısını öveceklerine, giydikleri şort ve formalarına dil uzattılar…

    Bu düşüncede olanlar kadınların spor yapmasını istemiyor…

    Onlar istiyor ki kadınlar işe bile gitmesin, evinde otursun…

    Filenin Sultanları başarılı oldukça, bu gericiler iyice çılgına döndü…

    Çünkü artık her kız çocuğu voleybol oynamak isteyecek…

    Onlar da Filenin Sultanları olarak ay-yıldızlı forma ile dünya, Avrupa ve olimpiyatlarda Türkiye’yi temsil edecekler…

    Bir zamanlar Beyaz Gölge vardı…

    Televizyonda dizi olmuştu…

    Herkes bunu izlerken basketbola yönelmişti…

    Şimdi ise Filenin Sultanlarını izleyerek, voleybola yönelecekler…

    Bu sayı giderek artacak… Kızlar, kadınlar başta voleybol almak üzere çeşitli sporlar yapacak…

    Anneler, babalar kız çocuklarını spora götürecekler…

    Salonlar dolacak…

    Yüzme havuzları dolacak…

    Atletizm sahaları dolacak…

    Minderde güreş yapacaklar…

    Salonlar, sahalar, havuzlar, minderler kadın sporcularla renga renk olacak…

    İşte  çağdışı düşünenlerin korkusu da bu…

    Başarıda Filenin Sultanlarını kutlayanlar, ne yazık ki çağdışı saldırısı karşısında seslerini çıkaramadılar…

    Hatta Filenin Sultanlarının İzmir Marşı söylemesine bile tahammül edemeyip, yayıncı kuruluş TRT tarafından kısıldı…

    Neymiş…

    Jeriden kaynaklanmış…

    Kimi kandırıyorsunuz…

    İzmir Marşı’nı kısacağınıza, o gericilerin sesi kısılmalıydı…

    Üçüncülük maçında Sırbistan’da Filenin Sultanlarının yanında olan İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, yayıncı kuruluş TRT tarafından görüntüye getirilmediği gibi, isminden bile söz etmediler…

    Çünkü talimat öyle gelmişti…

    Yine bir başka  organizasyonda kadınlarımız bir ilke imza attı…

    Parolimpik Oyunlarında 2016 Londra’dan sonra 2020 Tokyo’da ikinci kez altın madalya kazanan Global Kadın Milli takımımızı da tarih yazdı…

    Kadın sporcularımızın başarısı geldikçe, çağdışı düşünen, kadınları köle olarak görenler  çıldırıyor…

    Gelsin çağdaş, Atatürkçü kadınların başarısı, çıldırın kadına ve kadın sporcuya saygı duymayanlar…

    Yazar Hakkında:

    Ali Erdoğan kimdir

    1952 Divriği Gürpınar köyünde doğdu. Ortaokulu İstanbul’da, liseyi Sivas ve Ankara’da bitirdi.1973 yılında Yeni Halkçı’da gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Ulus, Yenigün, Olay gazetelerinde mesleğe devam etti.1980’de Hürriyet Gazetesi Spor Servisi’nde, 1990’da Günaydın Gazetesi’nde çalıştı; 1995’de de Evrensel Gazetesinin kuruluşunda yer aldı. Siyah-Beyaz Gazetesi’nde kısa bir çalışmanın ardından, 2001’de Sabah Gazetesi’ne geçti.15 yıl bu gazetede spor yazarlığı ve spor servisi şefliği yaptı. Daha sonra geçtiği Sözcü Gazetesi’nde de 11 ay spor yazarlığı yaptıktan sonra görevine son verildi. Meslekte 47’nci yılını dolduran Ali Erdoğan emekli ve sürekli basın kartı sahibi. Evli ve bir oğlu var.

  • Kadın sporcuların öfkesi

    Toplumsal sıkıntılar tavan yapıyor…

    Gerginlikler had safhada…

    İnsanlar açlık ve yoksullukla  boğuşuyor…

    Yolsuzluk diz boyu…

    Yüzler gülmüyor..

    Bir de Covid belası  var…

    Sporda alınan bazı başarılar yüzümüzün gülmesini sağlıyor…

    Onlara gericiler tarafından dil uzatılmasına rağmen…

    Onlar başarıdan başarıya koşuyor…

    Kadın cinayetlerine …

    Kadına şiddete…

    Bir öfkenin ifadesi gibi…

    Filenin Sultanları Tokyo’daki başarılarını Avrupa Voleybol Şampiyonası’nda tekrarlıyor…

    Şu anda yenilgisiz gruptan çıkıp, 6 maçta 6 yaparak adlarını çeyrek finale yazdırdılar…

    Avrupa Şampiyonası yolunda emin adımlarla ilerliyorlar…

    Servisleriyle…

    Smaçlarıyla…

    Manşetleriyle…

    Bloklarıyla…

    Rakiplerini parkeye yapıştırıyorlar…

    Kendilerine dil uzatan gericilere çağdaş Atatürk kadınlarının neler yapabileceğini göstere göstere yanıt veriyorlar…

    Şampiyon olmasalar da…

    Gururumuz oldular….

    Onlar öyle bir yumruk attı ki Tokyo 2020’de…

    Boksta Busenaz Sürmeneli altın, Busenaz Çakıroğlu gümüş madalya kazanıyor…

    O öyle bir tekme vurdu ki…

    Hatice Kübra İlgün…

    Gericilerin suratına…

    Tekvandoda bronz madalyanın sahibi oldu..

    Kadınla  mayo giyip, güreş yapamaz diye günlerce yazdılar…

    Tokyo 2020’de….

    Yasemin Adar bronz madalya kazanıp, Türk güreş tarihinde bir ilke imza atarak kadının gücünü gösterdi…

    Biz kadın sporcularımızla gururlandık…

    Onlar  kadınların neler yapabileceğini gösterdi…

    Göstermeye de devam ediyorlar…

    Her gün sokakta hak arıyorlar…

    Gaz, su sıkılmasına, coplanmalarına rağmen göğüslerini gere gere mücadele ediyorlar.

    Tıpkı gericilerin kadın sporcularımıza saldırmalarına rağmen, başarılarıyla, aldıkları madalyalarla en güzel yanıtı verdikleri gibi…

    Aydınlık, çağdaş Türkiye’nin yüzü oluyorlar…

    Büyük Ozan Nazım Hikmet’in söylediği gibi….

    “Yok öyle umutları yitirip karanlıkta savrulmak

    Unutma; aynı gökyüzü altında bir direniştir yaşamak”

    Bu umudu sürdüren….

    Karanlıkta savrulmayan…

    Direnen…

    Aydınlatıcı yüz olan…

    Gülümseyen…

    Tüm kadınlara ve  kadın sporcularımıza selam olsun…

    Yazar Hakkında:

    Ali Erdoğan kimdir

    1952 Divriği Gürpınar köyünde doğdu. Ortaokulu İstanbul’da, liseyi Sivas ve Ankara’da bitirdi.1973 yılında Yeni Halkçı’da gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Ulus, Yenigün, Olay gazetelerinde mesleğe devam etti.1980’de Hürriyet Gazetesi Spor Servisi’nde, 1990’da Günaydın Gazetesi’nde çalıştı; 1995’de de Evrensel Gazetesinin kuruluşunda yer aldı. Siyah-Beyaz Gazetesi’nde kısa bir çalışmanın ardından, 2001’de Sabah Gazetesi’ne geçti.15 yıl bu gazetede spor yazarlığı ve spor servisi şefliği yaptı. Daha sonra geçtiği Sözcü Gazetesi’nde de 11 ay spor yazarlığı yaptıktan sonra görevine son verildi. Meslekte 47’nci yılını dolduran Ali Erdoğan emekli ve sürekli basın kartı sahibi. Evli ve bir oğlu var.

  • Tokyo 2020 gerçeği ve 13 madalyalı şov

    Tokyo’ya 108 sporcu ile katıldığımızı bu 108’in 8 madalya olursa şov yapılacağını bir önceki yazımda belirtmiştim..

    Öyle de oldu…

    1948 Londra olimpiyatlarında  12 madalya almıştık…

    Bunun 6’sı altındı…

    Şimdi 73 yıl sonra Tokyo’da alınan 13 madalyayı rekor olarak kabul ettik….

    Doğru…

    Madalya sayısına baktığımızda bir fazla…

    Ancak sadece iki altın madalya ile döndük Tokyo’dan…

    Londra 1948’e 58 sporcu ile katılmıştık…

    Tokyo’ya 108 sporcu ile gittik…

    Bu iki rakamı oranladığımız zaman neresi başarı…

    1948 ile 2021 yılları arasında dağlar kadar fark var…

    Şartlar tamamen eşit değil…

    Her madalya önemlidir…

    Ne yazık ki…

    Olimpiyatın özellikle sporun temeli olan atletizmde, yüzmede yokuz, jimnastikte bronz madalya kazandık…

    Jimnastikte 4 sporcumuz 7 final yaptık…

    Kadınlar güreşte, Yasemin Adar bronz madalya alarak olimpiyat tarihinde güreşte ilk kadın sporcumuz oldu…

    Okçulukta da Mete Gazoz altın madalya kazanarak, okçuluk tarihine geçmiş oldu…

    Kadın voleybolcularımız gericiler tarafından hedef tahtasına konulmasına rağmen olimpiyatta çağdaş Türk kadınının gücünü gösterdiler ve beşinci oldular…

    Kadın sporcularımıza dil uzatanlara Bakan yanıt bile vermedi…

    Veremedi…

    Kadınlarımız başarılarıyla yanıtlarını verdiler…

    Tokyo bitti, şimdi seçim dönemi başladı…

    Her olimpiyat sonrası başkanlar başarısız olmalarına rağmen, ders çıkardıklarını belirtip  yola devam edeceklerini dile getirdiler…

    Neymiş bu koltuk sevdası…

    Hem de fahri olarak yaptıklarını dile getiriyorlar…

    Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın torba yasa ile başkanları atama ile yapma girişimi içerisinde olduğu kulislerde konuşuluyor…

    Buna gerek yok…

    Zaten  kendi delegeleri var, kulüpleri arayıp, belirledikleri adaylara oy vermelerini istiyorlar…

    Ha yasayı değiştirmişsin…

    Ha değiştirmemişsin…

    Yine bakanlığın işaret ettiği adaylar seçiliyor…

    Bu seçimlerde sürpriz sonuçlar olabilir…

    Tokyo’da yaşananları fazla bilmiyoruz…

    Covid -19  aşısı olmadan giden sporcularımızın olduğu konuşuluyor…

    Bazı sporcuların ise aşı nedeniyle güçsüz düştüklerini dile getirdikleri gelen haberler arasında…

    Tabi ki bunlar bahane…

    Sanki sadece Türkiye pandemi süreci yaşadı…

    Benim duyumuma  göre….

    Sporculara müsabakalardan önce röportaj yasağı getirildi…

    Bu bir iddia…

    Spor Hizmetleri Genel Müdürü bile konuşmaktan kaçınmış…

    Gençlik ve Spor Bakanı Muharrem Mehmet Kasapoğlu ambargo koymuş olacak ki kimse müsabakalardan önce konuşma cesareti göstermemiş…

    Bir genel müdür konuşmayacaksa, durum değerlendirmesi yapamayacaksa o koltukta oturmanın bir anlamı var mı…

    Özgür medyanın olduğu dönemlerde sporla ilgili genel müdür konuşurdu…

    Bakanlar her gün konuşmazdı…

    Tokyo değerlendirmesini de herhalde Kasapoğlu yapacaktır…

    Çünkü kimi arayıp görüşlerini sorsak, bakanın açıklama yapacağını ifade ediyorlar…

    Şimdi gözler tabi ki Bakanda…

    Neler söyleyecek hep birlikte göreceğiz…

    Bakanın ilk cümlesini ben söyleyeyim…

    “Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla….”

    Bakalım bu talimatlar Türk sporunu kurtaracak mı….

    Talimatlardan ne çıkacak…

    Federasyon başkanlığı seçim sürecinde alınacak sonuçlar Türk sporunun hedefini belirleyecek…

    Her şeye rağmen federasyonların yüzde 90’nında değişim şart…

    Yoksa 13 madalya ile şov yapmak Türk sporunu kurtarmaz…

    Gerçekleri görmek lazım…

    Bir de şunu belirteyim…

    Gençlik ve Spor Bakanının öve öve bitiremediği Türkiye Olimpiyat Hazırlık Merkezi (TOHM) 15 yılda kaç sporcu yetiştirdi…

    Başarıları ne…

    Tokyo’ya kaç kişi gitti…

    Yoksa TOHM torpil merkezi mi….

  • Tokyo’da 8 madalya şov yaptırır…

    Bir olimpiyat oyunları daha başladı…

    Tokyo’da 2020’de yapılması gereken olimpiyat oyunlarının pandemi nedeniyle 2021’de yapılması kararlaştırıldı…

    Ancak yine de Tokyo 2020 diye yapılıyor…

    Pandemi gölgesinde yapılan olimpiyat oyunlarında medya, eski  oyunlarda olduğu gibi ışıklı, süslü açılış ve kapanış törenlerinin muhteşem oluşundan söz edecek…

    Türkiye Tokyo’ya 50’si kadın, 58’i erkek olmak üzere 108 sporcu ile 18 branşta temsil ediliyor..

    Kafile Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve Gençlik ve Spor Bakanı tarafından uğurlandı…

    Çeşitli fotoğraflar çekildi…

    İddialı sözler söylendi…

    Türk sporunun geliştiğini dile getirdiler…

    Bu sözler Türkiye’ye özgü değil…

    Kapitalizmin egemen olduğu az gelişmiş tüm ülkelerde, kapitalizm ruhunu tüm spor dallarına işlemiş durumda….

    Pandemi de olsa sporcularımız iki yılı aşkındır çalışıyor…

    Şimdiden başarısızlık karşısında pandemi bahane edilmemeli…

    Türkiye 1936 – 2016 yılları arasında yapılan olimpiyat oyunlarında 39 altın, 24 gümüş, 28 bronz olmak üzere toplam 91 madalya kazanmıştır…

    Bu madalyaları güreş, halter, judo, boks, teakwondo ve atletizmde kazandı…

    Güreşte 63, halterde 11, tekwondoda 7, boksta 5, atletizmde 3, judoda 2 madalya kazanan sporcularımız kürsüde yer aldı…

    Bu rakamlar da gösteriyor ki güreşçilerimiz, toplam madalyaların  yüzde 60’nı kazanmış…

    Olimpiyatların lokomotifi olmuş…

    Tokyo’da ne olacak…

    Güreş, teakwondo, cimnastik dışında madalya kazanacak sporcumuz var diyemiyoruz…

    Yine bu branşlarda kazanacağımız madalyalarla övüneceğiz…

    Atletizmde, yüzmede, boksta, okçulukta, judoda madalya gelirse büyük sürpriz olur…

    Şimdi gözler Tokyo’da…

    23 Temmuz -8 Ağustos tarihleri arasında müsabakalar yapılacak…

    108 sporcu ile gittik…

    Bakalım yüzün sekizi madalya olacak mı…

    8 madalyayı başarı kabul ederim…

    Pek de umutlu değilim….

    Yanılan ben olayım…

    Sekiz madalya kazanıldı mı şov yapılır, fotoğraflar çekilir, Türk sporunu da kurtarmış oluruz…

    Yazar Hakkında:

    Ali Erdoğan kimdir

    1952 Divriği Gürpınar köyünde doğdu. Ortaokulu İstanbul’da, liseyi Sivas ve Ankara’da bitirdi.1973 yılında Yeni Halkçı’da gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Ulus, Yenigün, Olay gazetelerinde mesleğe devam etti.1980’de Hürriyet Gazetesi Spor Servisi’nde, 1990’da Günaydın Gazetesi’nde çalıştı; 1995’de de Evrensel Gazetesinin kuruluşunda yer aldı. Siyah-Beyaz Gazetesi’nde kısa bir çalışmanın ardından, 2001’de Sabah Gazetesi’ne geçti.15 yıl bu gazetede spor yazarlığı ve spor servisi şefliği yaptı. Daha sonra geçtiği Sözcü Gazetesi’nde de 11 ay spor yazarlığı yaptıktan sonra görevine son verildi. Meslekte 47’nci yılını dolduran Ali Erdoğan emekli ve sürekli basın kartı sahibi. Evli ve bir oğlu var.