Yazar: Ali Erdoğan

  • Sporda futbolculara aşı ayrıcalığı

    Öğretmene aşı yok…

    İşçiye, emekçiye aşı yok…

    Madende yeraltında çalışanlara aşı yok…

    Toplu taşıma yapan sürücülere aşı yok…

    Ama milyarlar kazanan, altında limuzin olan, villarda oturan futbolculara aşı önceliği var…

    İyi güzel de…

    Spor yapan sadece futbolcular mı…

    Avrupa ve dünya şampiyonalarına katılan milli sporcularamıza aşı yapılmazken futbolculara yapılması hiç de hoş değil…

    Evine ekmek parası götürmek için çalışan, sokak ve caddelerin temizliğini yapan belediye işçilerine aşı önceliği tanınmazken, her alanda olduğu gibi parasal gücü olan futbolcuların diğer sporculardan ayrı tutulması insan sağlığına verilen değerin bir göstergesi…

    Paran varsa yaşarsın..

    Paran yoksa ölürsün…

    Futbolcular özellikle Süper Lig’de oynayan bir futbolcu 1 milyon dolardan ve eurodan aşağıya imza atmıyor…

    Corona virüsü sanki bu futbolcuları hedef alıyor da, diğer sporcuları almıyor…

    Neymiş bu corona virüsü…

    Parası olan aşı yaptırıyor…

    Parası olmayan kaderiyle baş başa bırakılıp, sırasını bekliyor…

    Covid bazı partilerin kongrelerine uğramadığı gibi, amatör sporculara da uğramyor…

    Devlet her vatandaşa eşit davranmalıdır…

    Aşı yapılacaksa kritik yerlerde çalışan emekçiler öncelikli olmalıdır…

    Haftada bir maça çıkan ve en düşüğü bir milyon dolar ve euronun üzerinde yıllık transfer ücreti alan futbolculara öncelik tanınıp güreşte, halterde, basktette, voleybolda, yüzmede tanınmıyorsa devletin spor ve sporcuya bakış açısının göstergesidir…

    Sporda varsa yoksa futbol…

    Yazılı ve görsel medya da futbolu hep gündemde tutuyor…

    Halterde, güreşte, boksta veya başka bir branşta şampiyon olup altın madalya kazanan bir sporcunun hangi şartlarda şampiyon olduğunu gündeme getirmekten kaçıyorlar…

    İşin kolayını yapıyorlar…

    Türkiye’de aşı yapılacaksa, futbolculardan daha öncelikli sporcular ve yaşam mücadelesi veren işçiler emekçiler olmalıdır…

    Parası olan güçlüdür ya…

    Futbolcular da paralı olduğu için böyle bir istek gelmiştir ve kabul görmüştür…

    Futbolcuları covide karşı aşılayan zihniyet, spora da ayrıcalığın aşısını yapmıştır…

    Bu ayrımcılığın nedeni de sporcuların birlikte seslerini yükseltilmemesinden kaynaklanmaktadır. Bugün sporcuların bir sendikası olsaydı, futbolculara bu ayrıcalık olmazdı…

    Bu sendika konusuna gelecek yazımda değineceğim…

    Her alanda ötekileştirme, ayrıştırma sporda da oldu…

    Yaşasın futbol ve futbolcular…

    Aşılar sizi bekliyor…

    Yazar Hakkında:

    Ali Erdoğan kimdir

    1952 Divriği Gürpınar köyünde doğdu. Ortaokulu İstanbul’da, liseyi Sivas ve Ankara’da bitirdi.1973 yılında Yeni Halkçı’da gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Ulus, Yenigün, Olay gazetelerinde mesleğe devam etti.1980’de Hürriyet Gazetesi Spor Servisi’nde, 1990’da Günaydın Gazetesi’nde çalıştı; 1995’de de Evrensel Gazetesinin kuruluşunda yer aldı. Siyah-Beyaz Gazetesi’nde kısa bir çalışmanın ardından, 2001’de Sabah Gazetesi’ne geçti.15 yıl bu gazetede spor yazarlığı ve spor servisi şefliği yaptı. Daha sonra geçtiği Sözcü Gazetesi’nde de 11 ay spor yazarlığı yaptıktan sonra görevine son verildi. Meslekte 47’nci yılını dolduran Ali Erdoğan emekli ve sürekli basın kartı sahibi. Evli ve bir oğlu var.

  • Kadın sporculara çağdışı bakış

    Ali Erdoğan

    Spor evrenseldir…

    Barıştır…

    Sevgidir…

    Kardeşliktir…

    Dil, din, ırk, cinsiyet gözetmez…

    Bu kurallara uymadığınız zaman uluslarası spor organizasyonlarında yer alamazsınız…

    Ağır yaptırımları vardır…

    Türkiye’de ne yazık ki çağdaş düşünceden ve sporun evrensel dilinden uzak olanların kadın sporculara karşı bir alerjileri var..

    Öyle ileri gittiler ki…

    Malum gazetenin malum yazarı…

    Kadınların güreş yapmasına karşı çıkıyor

    Neymiş efendim…

    Kendi deyimiyle şöyle açıklamış…

    “Kadınları güreştirme rezaletiyle ilgili duyduklarımızı yazmazsak, Allah bize hesabını sorar düşüncesiyle kalemimize sarıldık. Kadını güreştirme yolunda 20-25 yıl önce başlayan çalışmaların, bırakın çıraklık ve kalfalığı, ustalık dönemini bile çoktan solladığını görüyoruz! Bu satırlarda neleri paylaşmadık ki. ‘Dur’ denilmediği sürece ‘Kitap olur mu acaba?’ demeye kalmayacak, her yeni haberle o kitaplara yeni ciltleri eklenecek gibi gözüküyor; işletilen süreç o derece üzücü, rezalet, o derece çirkin ki. Adına spor diyerek, kadınlara mayo giydirip ülke insanımın o saf, temiz duyguları nasıl suiistimal edilebilir ki, halen anlamış değiliz. Yazılı olduğu kadar, sözlü olarak da ‘Müslüman Türk kadınını sözde güreş diye, çirkin oyunun içerisine çekmeyin!’ ikazlarımıza rağmen, bakıyoruz da, güreşen kadın sayısı her geçen gün artmakta. O kadar uyarılarımıza rağmen halen ‘Kardeşim ben kadının güreşmesine karşıyım ve yasaklıyorum’ diyen, masaya yumruğunu vuran çıkmadı.”

    Bu düşüncesini dile getiren, gülümseyen kişi ne yazık ki geçmiş dönemlerde Gençlik ve Spor Bakanlığı ile AKP’li İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde spor uzmanı olarak görev yapmış…

    Bu kişiye göre mayo giyip, spor yapan kadınlar Türk insanının temiz duygularını suistimal ediyormuş…

    Vah vah…

    Yüzmede…

    Voleybolda…

    Halterde…

    Atletizmde…

    Güreşte…

    Tenis, basketbol ve futbolda kadınlar şort giyiyor…

    Uluslararası Spor Federasyonlarının kuralları gereği kadın sporcular belirlenen kıyafetleri giymek zorunda… Mayonun giyilmesi de bunlardan biri…

    Türk federasyonları da bu kuralları uyguluyor…

    Onlara göre kadın…

    Evinden dışarı çıkmasın…

    Kurum ve kuruluşlarda çalışmasın…

    Siyaset yapmasın…

    Sanatçı olmasın…

    Düşüncesini sokağa taşımasın…

    Evinde bulaşık, çamaşır yıkasın, temizlik yapsın…

    Mutfakta ömrünü geçirsin…

    Sadece eşinin cinsel arzularını yerine getirsin…

    Kısacası kadın eve kapatılsın…

    Genç kızları ve kadını her platformda ötekileştiren, İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmasını alkışlayan bu düşüncedekilerle sporda da kadınları ötekileştirme oyunları, tezgahları yıllardır sürüyor…

    Erkek egemenliği istiyor bu düşüncedekiler…

    Yarın erkeklerin güreşte, yüzmede, atletizmde mayo giymesine karşı çıkarlarsa şaşırmamak gerekir. Kadın sporcuları hedef alarak çağdaş Türk kadınının kapanmasını istiyor.

    Güreş üzerinden algı operasyonu yapıp, bunu gerçekleştirmeye çalışıyorlar daha sonra diğer branşlardaki kadın sporculara sırayı getirmek amacındalar..

    Çabaları boşa çıkacaktır…

    Atatürkçü, çağdaş Türk kadını bu oyunlara da nasıl ki kadına şiddete, cinsel istismar ve insanlık dışı tecavüzlerde tek ses olup haykırıyorlarsa, kadın sporcularla da el ele, omuz omuza verip İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmasına karşı haykırdıkları gibi… ..

    Gören gözleriniz…

    Sadece mayoyu görüyor…

    O gözleriniz başarıyı görsün ve alkışlasın…

    Yoksa gözlerinizi kapatın, karanlıkta kalın….

    Boşuna çırpınmayın….

    Çünkü çırpındıkça batıyorsunuz…

    Yazar Hakkında:

    Ali Erdoğan kimdir

    1952 Divriği Gürpınar köyünde doğdu. Ortaokulu İstanbul’da, liseyi Sivas ve Ankara’da bitirdi.1973 yılında Yeni Halkçı’da gazeteciliğe başladı. Daha sonra sırasıyla Yeni Ulus, Yenigün, Olay gazetelerinde mesleğe devam etti.1980’de Hürriyet Gazetesi Spor Servisi’nde, 1990’da Günaydın Gazetesi’nde çalıştı; 1995’de de Evrensel Gazetesinin kuruluşunda yer aldı. Siyah-Beyaz Gazetesi’nde kısa bir çalışmanın ardından, 2001’de Sabah Gazetesi’ne geçti.15 yıl bu gazetede spor yazarlığı ve spor servisi şefliği yaptı. Daha sonra geçtiği Sözcü Gazetesi’nde de 11 ay spor yazarlığı yaptıktan sonra görevine son verildi. Meslekte 47’nci yılını dolduran Ali Erdoğan emekli ve sürekli basın kartı sahibi. Evli ve bir oğlu var.