Yazar: Ali Erdoğan

  • Fenerbahçe ve Samsunspor formalarındaki mesaj

    Futbolda yeni sezon yaklaşıyor…

    Takımlar kadrolarını güçlendiriyor, hazırlıklarını sürdürüyor…

    İki sezon sonra statlara yarı yarıya seyirci alınacak…

    Takımlar taraftarıyla buluşacak…

    Futbol da taraftarla güzel oluyor….

    Bu nedenle takımlar yeni sezon formalarını da belirliyorlar…

    Süper Lig’in şampiyon adaylarından ve en büyük taraftara sahip takımlardan Fenerbahçe de yeni forma ile sahaya çıkacak…

    Yeni bir sponsorla anlaştı…

    Formanın ön tarafında göğüs hizasındaki üç yıldız bu sezon formada yer almayacak…

    Formalarda yer alacak en önemli görsellik…

    Kemal Atatürk imzası olacak…

    Fenerbahçe’nin formasının arkasında üstte Kemal Atatürk imzası yer alacak…

    Bu, bir anlamda Türkiye’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e sahip çıkmak ve statlarda o mesajı vermek…

    Şükrü Saraçoğlu Stadı her maçta haykırıyordu….

    Mustafa Kemal’in askerleriyiz…

    Bir başka forma atağını da 1.ligde şampiyon adaylarından Samsunspor yaptı…

    Kırmızı-beyazlılar mor formaya 15 dilde “Kadına Şiddete hayır” yazdırdı…

    Kadın şiddetine karşı bir kulübün dik duruşu…

    Bu dik duruş tarihe de geçmiş olacak…

    İstanbul Sözleşmesi kaldırılsa da kadına şiddete karşı bir spor kulübünün  tepki vermesi dikkate değerdir…

    Samsunspor bu nedenle 1919’da Atatürk’ün Samsun’dan başlattığı  Kurtuluş Savaşından sonra ‘Kadına Şiddet Hayır’ mücadelesinin statlardaki sesi olacaktır…

    Fenerbahçe’nin Kemal Atatürk imzalı…

    Samsunspor’un Kadına Şiddete Hayır mor forması…

    Statlarda ses getirecektir…

    Ancak yarın Futbol Federasyonu’na gelen bir talimat ile Fenerbahçe’nin Kemal Atatürk, Samsunspor’un Kadına Şiddete Hayır formasını  giymelerine izin vermezlerse şaşırmamak gerekir….

    Ya da bir bedel ödettirirler…

    Bekleyip, göreceğiz…

    Fenerbahçe ve Samsunspor’u bu kararlarından dolayı kutluyorum…

    Yazar Hakkında:

    Ali Erdoğan kimdir

    1952 Divriği Gürpınar köyünde doğdu. Ortaokulu İstanbul’da, liseyi Sivas ve Ankara’da bitirdi.1973 yılında Yeni Halkçı’da gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Ulus, Yenigün, Olay gazetelerinde mesleğe devam etti.1980’de Hürriyet Gazetesi Spor Servisi’nde, 1990’da Günaydın Gazetesi’nde çalıştı; 1995’de de Evrensel Gazetesinin kuruluşunda yer aldı. Siyah-Beyaz Gazetesi’nde kısa bir çalışmanın ardından, 2001’de Sabah Gazetesi’ne geçti.15 yıl bu gazetede spor yazarlığı ve spor servisi şefliği yaptı. Daha sonra geçtiği Sözcü Gazetesi’nde de 11 ay spor yazarlığı yaptıktan sonra görevine son verildi. Meslekte 47’nci yılını dolduran Ali Erdoğan emekli ve sürekli basın kartı sahibi. Evli ve bir oğlu var.

  • Milli Futbolcu Taylan Antalyalı’nın ‘Onur Yürüyüşü’

    Vay sen misin…

    Onur Yürüyüşüne destek veren…

    Hemen linç kampanyası başladı…

    Sanatçı, sporcu görüşünü belirtir…

    Nedense bizim ülkede toplumsal muhalefette sanatçı, sporcu özellikle de futbolcu destek verdi mi, kılıçlar çekilir…

    İdam fermanı yazılır…

    Linç edilenlerin başında Galatasaray’ın milli futbolcusu Taylan Antalyalı geliyor.

    Onur Yürüyüşü’nü kutlamak için özel koleksiyon bir tişört giydi…

    İnstagram hesabından da kendi takipçileriyle paylaştı…

    Antalyalı’nın tişörtünde gökkuşağı renkleriyle “Powered by Pride (Gururla destekliyorum) mesajına özellikle spor yazarlarının tepkisini anlamak mümkün değil…

    Tepki gösterenler hiçbir mücadelenin içerisinde olmayanlardır…

    Bu kişiler sözde konuşurlar, büyük teorisyen olduklarını dile getirirler ancak eyleme geldi mi ortalıkta görünmezler…

    Taylan Antalyalı inandığı bir toplumsal hareketi savunmuş…

    Destek olmuştur…

    Böyle bir futbolcuya hemen yargısız infaz başladı…

    Özellikle de yandaş medyanın spor yazarları tarafından…

    Öyle ileri gittiler ki, Taylan Antalyalı’nın bir daha Milli Takıma çağrılmamasını isteyecek kadar…

    Bırakın bu işleri…

    Keşke Taylan Antalyalı’ların sayısı artsa…

    AFP Muhabiri Bülent Kılıç Onur Yürüyüşü’nde güvenlik güçleri tarafından “Nefes alamıyorum” demesine karşın, yere yatırılarak boğazına basılıyor, gözaltına alınıyor…

    Buna ses çıkarmayanlar…

    Antalyalı’nın tişörtü ile uğraşıyorlar…

    Öncelikle kendi meslektaşlarınıza yapılan şiddeti kınayın…

    Oturup, ahkam kesmeyin…

    Söylediğiniz sözlerle Taylan Antalyalı’yı hedef gösterdiniz…

    Yarın kendini bilmez kişiler Antalyalı’ya saldırırsa ne yapacaksınız…

    Toplumsal muhalefete duyarlı Taylan Antalyalı’lar çoğaldığı takdirde, onların sesi daha gür çıkar, çözüm bulunur…

    Siyasi parti mitinglerine katılan, liderlerine övgüler dizen futbolcu ve milli sporculara ses çıkarma…

    Genç Taylan Antalyalı’nın Onurlu Yürüyüş desteğine tepki göster…

    Hadi canım siz de…

    Yazar Hakkında:

    Ali Erdoğan kimdir

    1952 Divriği Gürpınar köyünde doğdu. Ortaokulu İstanbul’da, liseyi Sivas ve Ankara’da bitirdi.1973 yılında Yeni Halkçı’da gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Ulus, Yenigün, Olay gazetelerinde mesleğe devam etti.1980’de Hürriyet Gazetesi Spor Servisi’nde, 1990’da Günaydın Gazetesi’nde çalıştı; 1995’de de Evrensel Gazetesinin kuruluşunda yer aldı. Siyah-Beyaz Gazetesi’nde kısa bir çalışmanın ardından, 2001’de Sabah Gazetesi’ne geçti.15 yıl bu gazetede spor yazarlığı ve spor servisi şefliği yaptı. Daha sonra geçtiği Sözcü Gazetesi’nde de 11 ay spor yazarlığı yaptıktan sonra görevine son verildi. Meslekte 47’nci yılını dolduran Ali Erdoğan emekli ve sürekli basın kartı sahibi. Evli ve bir oğlu var.

  • Tokyo için pandemi bahane edilmemeli

    Spor bir toplumun kültüründen ayrı düşünülemez. Toplumsal kültür ise iç ve dış siyaset, ekonomik, kültürel unsurların etkisinde oluşur.

    Spor bir anlamda dışa dönük bir yapıya sahiptir. Toplumdaki siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel değişiklikler spora bakış açısını, spor politikasını, spor ekonomisini büyük ölçüde etkiler.

    Türk sporunda belli bir sistem yok. Bu olmayınca da belirli ülkelerin sistemlerini ülkemize monte etmeye çalışıyoruz. Ancak bugüne kadar gelinen nokta belli.

    Sporda söz sahibi olmuş ülkelerin modellerini Türkiye’ye getirmek için o ülkenin ekonomik, kültür, siyasal yapısını da iyi bilmek, neleri yaptığını irdelemek gerekir.

    Tesis, eğitici ve sporcu seçimi bu modellere uygun yapılmalı. Bunun için de sabır gerek. Hemen başarı beklediğiniz zaman hedefe varmak mümkün değildir.

    Türkiye’de spora bakış sadece günlük başarılara göre değerlendirilir. O gün madalya alan sporcuları alkışlar, onlarla medyada yer alarak şov yaparız.

    Oysa bu başarıların kalıcı olması için alt yapıya önem verilmesi şart. Bir sporcu alt yapıdan gelecek sporcunun kendisini zorlayacağını bilerek çalışır. Yoksa madalya alıp, yan gelip yatmaz.

    Tokyo olimpiyatlarına az bir süre kaldı…

    Pandemi nedeniyle 10 gün önceden gidilme şartı var. Giden sporcular da Tokyo’da olimpiyat köyü dışına çıkamayacak. Belli bir stres içerisinde yaşayacaklar. Çalışmalarını sürdürecekler.

    Tokyo’da başarısız olduk mu bahanesi pandemi olacak. Başarısız federasyon başkanları pandemi bahanesiyle olimpiyat sonrası yapılacak seçimler için “Tokyo’dan ders çıkardık. Daha iyi çalışacağız” mesajı ile o camiayı kandıracak, yeniden göreve talip olacaklar.

    Tokyo’da ne kadar madalya alırız bilinmez. Şu bir gerçek ki bugünkü tabloya baktığımızda en fazla 8 madalya alabiliriz.

    Bu bile başarı sayılmalıdır…

    Madalya alacağımız branşların başında güreş, cimnastik, tekvando geliyor. Atletizmde madalya almak sürpriz olur.

    Sporda ne kadar gelişip gelişmediğimiz ortada. 28 olimpik branşta sadece üç-dört branşta madalya beklentisi içerisinde olmamız bunun bir göstergesidir.

    Dünyanın en büyük spor organizasyonlarında tesadüflerin dışında kürsüye çıkmamız mümkün değil. Tokyo’da da öyle olacak.

    Türk sporunun gelişmesi için radikal kararlar alınmalıdır. Bugünkü gibi yönetilmeye devam edildiği sürece sadece kendi kendimizi kandırmış oluruz.

    23 Temmuz -8 Ağustos tarihleri arasında Tokyo’da yapılacak olimpiyat oyunlarında Türk sporunun da röntgeni çekilmiş olacak.

    Yine de pandemi bahane edilecek…

    Sanki diğer ülkeler pandemi süreci yaşamadı…

    Bizde başarısızlığı bahanelerle örtmek bir gelenek haline dönüştü. Bu gelenek değişmelidir.

    Yazar Hakkında:

    Ali Erdoğan kimdir

    1952 Divriği Gürpınar köyünde doğdu. Ortaokulu İstanbul’da, liseyi Sivas ve Ankara’da bitirdi.1973 yılında Yeni Halkçı’da gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Ulus, Yenigün, Olay gazetelerinde mesleğe devam etti.1980’de Hürriyet Gazetesi Spor Servisi’nde, 1990’da Günaydın Gazetesi’nde çalıştı; 1995’de de Evrensel Gazetesinin kuruluşunda yer aldı. Siyah-Beyaz Gazetesi’nde kısa bir çalışmanın ardından, 2001’de Sabah Gazetesi’ne geçti.15 yıl bu gazetede spor yazarlığı ve spor servisi şefliği yaptı. Daha sonra geçtiği Sözcü Gazetesi’nde de 11 ay spor yazarlığı yaptıktan sonra görevine son verildi. Meslekte 47’nci yılını dolduran Ali Erdoğan emekli ve sürekli basın kartı sahibi. Evli ve bir oğlu var.

  • Gençlik ve Spor Bakanlığı fasılı

    Gençlik ve Spor Bakanlığı…

    Adı üzerinde…

    Gençliğe spor yaptırmak..

    Bunun için araç ve gereç sağlamakla sorumlu…

    Bakanlığın internet sitesinde…

    Misyon ve vizyon şöyle tanımlanmakta…

    Misyon:

    “Ülkemiz gençliğini ve sporunu günümüz gerekleriyle uyumlu, geleceğin meydan okumalarına karşı hazırlıklı, yerli değerlere duyarlı, dünya kültürünü reddetmeyen, yenilikçi ve rekabetçi bir düzeye ulaştırmak; sportif olarak, Türkiye’nin uluslararası alanda başarılı ve nitelikli temsil edilmesini sağlamak.”

    Vizyon:

    “Yerelden evrensele değişimin ve gelişimin öncüsü bir gençliğin Bakanlığı olmak….!

    Misyon vizyon söylemi güzel…

    Gençlik tam olarak spor yapıyor mu…

    Tesisler yeterli mi…

    Yetecek kadar antrenör ve eğitici var mı…

    Bunlara kafa yorulması gerekirken, en iyisi bir fasıl yapalım diyorlar…

    Gençliğe krediler yetersiz…

    Burs alıp, ödeyemedikleri için hacizler geliyor….

    İşsizlik had safhada…

    Geleceklerini yurt dışında arıyorlar…

    Gençlik ve Spor Bakanlığı ne yapıyor…

    Şov yapıyor…

    Gençlik ve Spor Bakanlığı Gençlik Merkezi personelinin Üsküdar Belediyesi’ne ait Valide Sultan Gemisinde, İstanbul Boğazı’nda fasıllı organizasyon düzenledi….

    Görüntülerde maskeye, mesafeye uyulmadığı da net…

    Temizlik nedir bilinmiyor…

    Cumhurbaşkanı her konuşmasında Covid ile ilgili olarak…

    Temizlik…

    Maske…

    Mesafe…

    Açıklamasında bulunuyor…

    Sporun yapıldığı statlarda, salonlarda TMM pankartıyla yer alıyor…

    Ama …

    Gençlik ve Spor Bakanlığı ne yapıyor…

    Bu kuralları hiçe sayıp, gemide fasıl organize ediyor…

    İyi güzel…

    Gençlerin de eğlenmek hakkı…

    İstanbul ve Boğazı görmeyen kaç genç oraya davet edildi…

    O gençlerin listesinin çıkarılması halinde kimlerin katıldığı, hangi amaçla düzenlendiği ortaya çıkar…

    Çıkarılmalıdır da…

    Ne diyelim…

    Gençliğin…

    İşsizliği…

    Eğitim ve öğretimi…

    Geleceği…

    Kredi ve burs borcu…

    Yurt sorunu…

    Umurlarında değil…

    Öyle ise…

    Boğazda teknede…

    Fasıl yapanlar yapsın…

    Ama siz…

    Fasıl ile gençliğin sorunlarını unutturmaya çalışıyorsunuz…

    Gençlik fasıl değil, gerçek sorunlarına çözüm bekliyor…

    Yazar Hakkında:

    Ali Erdoğan kimdir

    1952 Divriği Gürpınar köyünde doğdu. Ortaokulu İstanbul’da, liseyi Sivas ve Ankara’da bitirdi.1973 yılında Yeni Halkçı’da gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Ulus, Yenigün, Olay gazetelerinde mesleğe devam etti.1980’de Hürriyet Gazetesi Spor Servisi’nde, 1990’da Günaydın Gazetesi’nde çalıştı; 1995’de de Evrensel Gazetesinin kuruluşunda yer aldı. Siyah-Beyaz Gazetesi’nde kısa bir çalışmanın ardından, 2001’de Sabah Gazetesi’ne geçti.15 yıl bu gazetede spor yazarlığı ve spor servisi şefliği yaptı. Daha sonra geçtiği Sözcü Gazetesi’nde de 11 ay spor yazarlığı yaptıktan sonra görevine son verildi. Meslekte 47’nci yılını dolduran Ali Erdoğan emekli ve sürekli basın kartı sahibi. Evli ve bir oğlu var.

  • Spor yazarı gazeteci değil mi? Susmamalı

    Gazetecilik zor zanaattır…

    Habercilik birinci görevidir…

    Her konuda kamuoyunu doğru ve gerçekleri yazarak bilgilendirir.

    Gazeteci özgür haraket etmiyorsa gerçekleri kamuoyundan gizler. İşte o zaman gazetecilik yapmıyor demektir.

    Bir olayı tüm yönleriyle araştırıp yazmak başka, kendisine gelen istihbaratı kişi, kurum ve kuruluşa zarar verir diyerek ötelemek başka.

    Yazarken bir çok kaynağa ulaşarak yazmaya özen gösteriyorum…

    Yoksa başkası gibi hele şu kriz bitsin yazarız düşüncesine kapılmadım.

    Çünkü gazetecilik olaylara refleks göstermek ve haber beklemez kuralıyla hareket etmektir.

    Bir olay var ise enine boyuna araştırıp haber veya yorumlarıma yer veririm.

    Olaylar karşısında sessiz kalanlar, bir gün kendi seslerinin de kısılmaya çalışıldığını göreceklerdir….

    Yine ben karşı çıkarım…

    Basın hürdür, sansür edilemez diye…

    Günümüzde gerçekleri yazan az sayıda gazete ve yazar var…

    Sporda da öyle…

    Spor kulüplerinin ve federasyonların oluşumunun siyasi tercihler sonucu kurulduğunu dile getiremiyorlar…

    Öyle bir yapı oluşmuş ki…

    Federasyonların başında olanlar hiç değişmiyor…

    Olimpiyatlar sonrası yapılacak seçimlerde yine aynı kişiler aday olacak ve federasyon başkanı seçilecek…

    Başarılı olmuş, olmamış kimsenin umurunda değil…

    Şimdi basın kartları çeşitli bahanelerle iptal edilecek…

    Bir gözdağı…..

    Hangi spor yazarı ve muhabir hak verilmez diye haykıracaktır…

    Bir spor yazarı olarak Gençlik ve Spor Bakanı’nı, bağlı genel müdürlüklerini eleştirme hakkım yok mu…

    Federasyonlarda yaşanan yolsuzluk, taciz iddialarının üzerine gitmeyecek miyim…

    Kendilerine spor yazarları diyen, İstanbul’da kulüpleri çok iyi bildiklerini belirten köşe kapmış kişilere sesleniyorum…

    Emre Belezoğlu’nun Bursa’ya giderken vapurda kavga ettiğini neden yazmıyorsunuz…

    Galatasaray’da Başkan Mustafa Cengiz ile Teknik Direktör Fatih Terim arasında yaşanan olayları neden yazmıyorsunuz…

    Hasan Şaş’ın neden Fatih Terim’in yardımcılığını bıraktığını yazmıyorsunuz…

    Beşiktaş ile oynayacağı maç için bir gün önce Alanyaspor’un Nevzat Demir tesislerinde idman yaptığının etik olmadığını yazamadınız…

    TFF başta olmak üzere MHK, Disiplin, Tahkim Kurullarının neden Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaşlı olarak bilinen kişilerden oluştuğunu yazamıyorsunuz…

    İstanbul’da 29 Mayıs’ta oynanacak olan Şampiyonlar Ligi finalinin alınmasının perde arkasında Türkiye’deki ekonomik ve siyasi uygulamalar ile pandemi sürecindeki başarısızlığımızın yattığını yazamadınız…

    En önemlisi de Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş kulüplerine az dokunan muhabirlerinizin neden görevine son veriliyor, ses çıkarmıyorsunuz…

    Ve şu sloganı unutmayın diyorum…

    Susmayın, sustukça sıra size de gelir…

    Ne demişti…

    Ünlü Halk Ozanı Aşık Mahzuni Şerif 70’li yıllarda yazdığı ve başta Selda Bağcan olmak üzere çeşitli sanatçıların seslendirdiği türküsünde….

    “Aman gazeteci gel bizim köye

    Bizim halları da yaz

    Şehirde ojeli parmakları yazma

    Bir de bizim köyde nasırlanmış elleri

    Yaz gazeteci yaz

    Bankada parası olan kulları yazma

    Onlara aldanıp yolundan azma

    Şehirden asfalt geçen yolları yazma

    Bir de bizim köyden eşşek geçmeyen yolları

    yaz gazeteci.”

    Sana yasa ile hak verilmiş…

    Basın kartları, yazılan haber ve yorumlara göre iptal edilecek..

    Yaz spor yazarı yaz…

    Senin de basın kartı, sürekli basın kartı sahibi olduğunu yaz…

    Spordaki yozlaşmayı yolsuzlukları yaz…

    Yazınız ki karanlıklar aydınlığa çıksın…

    Gelin bu sıra gelmeden hakkımız olan basın kartlarına da sahip çıkalım…

    Basın kartı hakkımız elimizden alındığı takdirde, yarın başka haklarımız da elimizden alınır…

    Öyle ise gerçek gazetecilik yaparak basın kartlarına sahip çıkalım…

    Spor yazarı da korkusuz olmalı, gerçekleri yazmalı…

    İşte o zaman Türk sporunda başarı gelir…

    Yazar Hakkında:

    Ali Erdoğan kimdir

    1952 Divriği Gürpınar köyünde doğdu. Ortaokulu İstanbul’da, liseyi Sivas ve Ankara’da bitirdi.1973 yılında Yeni Halkçı’da gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Ulus, Yenigün, Olay gazetelerinde mesleğe devam etti.1980’de Hürriyet Gazetesi Spor Servisi’nde, 1990’da Günaydın Gazetesi’nde çalıştı; 1995’de de Evrensel Gazetesinin kuruluşunda yer aldı. Siyah-Beyaz Gazetesi’nde kısa bir çalışmanın ardından, 2001’de Sabah Gazetesi’ne geçti.15 yıl bu gazetede spor yazarlığı ve spor servisi şefliği yaptı. Daha sonra geçtiği Sözcü Gazetesi’nde de 11 ay spor yazarlığı yaptıktan sonra görevine son verildi. Meslekte 47’nci yılını dolduran Ali Erdoğan emekli ve sürekli basın kartı sahibi. Evli ve bir oğlu var.

  • Süper Lig sezonu neden sağlıkçıların ismi olmadı

    Süper Lig’de isim geleneği başlamıştı…

    Kulüplerin vefat eden efsane başkan ve futbolcularının isimleri Süper Lig’in oynanan sezonuna veriliyordu…

    2014-2015 Süper Lig’de Süleyman Seba sezonu olarak ilk uygulamaya adım atıldı. TFF bu uygulamayı 2016-2017 Süper Lig sezonunu Turgay Şeren, 2017-2018 sezonunu İlhan Cavcav, 2018-2019 Lefter Küçükandonyadis, 2019-2020 sezonunu Cemil Usta ile devam ettirdi…

    Böylece futbolunun yakın tarihinin unutulmaz isimleri anılmaya başladı.

    İyi bir uygulama olmuş, efsaneler unutulmamıştı…

    Bu isimlerin yer aldığı sezonda Beşiktaş, Galatasaray, Fenerbahçe, Trabzonspor Süper Lig’de şampiyon olamazken, Gençlerbirliği Süper Lig’den küme düşmüştü…

    TFF bu geleneği sürdürmek istiyordu…

    2020-2021 Süper Lig sezonuna isim tartışması başladı…

    Vefat edenlerden Fenerbahçeli Can Bartu ile Göztepe’nin ve Milli Takımın eski teknik direktörlerinden Adnan Süvari ile yine Göztepe’nin unutulmaz futbolcusu Gürsel Aksel ismi gündeme geldi…

    Adnan Süvari ve Gürsel Aksel ismi ağırlık kazandı. Ancak nedense “Gavur İzmir” olduğu için mi verilmedi. Bunun üzerine Göztepe Kulubü Başkanı Mehmet Sepil aynı zamanda yürüttüğü Kulüpler Birliği Vakfı Başkanlığından istifa etti.

    Bu bir tepki olarak değerlendirildi.

    2020-2021 Süper Lig sezonuna isim aranmaya başlandı…

    Covid -19 vakası ve pandemi nedeniyle gece-gündüz çalışan, bu çalışma süresince canlarını kaybeden sağlıkçıların ismi gündeme geldi.

    TFF Başkanı sezon başlamadan önce 10 Eylül 2020 tarihinde şu açıklamayı yapmıştı:

    “İlk defa 2014’te Süleyman Seba’nın adıyla başladık. Bu sezon da isim koymamız beklendi. Bu konuyu yönetim kurulumuzda tartıştık. Pandemi döneminde bize fedakarca yardım eden ve pandemi nedeniyle hayatını kaybeden birçok sağlık ekibimiz olduğunu hepimiz biliyoruz. Sağlıkla ilgili bir isim mi koysak diye tartıştık. Süper Lig’de 2020-2021 sezonunu sağlıkçılara ithaf etmek istiyoruz. Bütün sağlıkçılarımız için önemli etkinlikler yapmayı düşünüyoruz. Belki beIN Sports yalın olarak bu isim hakkını kullanarak önemli bir gelir elde ederse orayı da boş tutmayı düşünüyoruz. Bir hafta sonra bu ismi koyabiliriz.”

    Sağlıkçılar bu açıklamaya sevinmişti…

    En azından Süper Lig maçlarında sağlıkçıların ismi geçecek, hatırlanmış olacaktı…

    “Bu bizim ligimiz” diyeceklerdi…

    Doktorların çoğunluğunun Türk Tabipleri Birliği, diğer çalışanların yine çoğunluğu Sağlık-Sen üyesi olmaları nedeniyle Külliyenin bu isme sıcak bakmadığı iddiasıyla vaz geçildi…

    Sağlıkçıların sevinçleri kursaklarında kalmıştı…

    Hastanelerde ve statlarda görev yapan sağlıkçılar yine de insan sağlığını ön planda tutarak kendi canlarını feda edip görevlerini yapmaya devam ettiler. Ediyorlar da.

    Ne oldu sonra…

    Süper Ligin adı 15 Şubat 2021 tarihinden itibaren “Spor-Toto Süper Lig Sezonu” olarak oynanmaya başlandı…

    Para gelmişti…

    Her şey paraydı…

    Sağlıkçıların isim hakkı için verecek parası yoktu ama 84 milyona sağlık hizmeti veriyordu…

    Bu yeter de artar…

    Sağlıkçılara ne kadar teşekkür etsek az…

    Spor-Toto Süper Lig ‘de vefat eden futbolcu, kulüp başkanları için maç başlamadan saygı duruşu yapıldı, ancak bu saygı duruşu pandemi süresince canlarını kaybeden sağlık çalışanları için bir kez bile yapılmadı…

    Yazık, çok yazık….

    Futbol sezonu sağlıksız bitti ama, sağlıkçılar dimdik ayakta, canları pahasına insan hayatını kurtarmak için çalışmaya devam ediyorlar..

    Sağlıkçılara ne kadar teşekkür etsek az…

    Yazar Hakkında:

    Ali Erdoğan kimdir

    1952 Divriği Gürpınar köyünde doğdu. Ortaokulu İstanbul’da, liseyi Sivas ve Ankara’da bitirdi.1973 yılında Yeni Halkçı’da gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Ulus, Yenigün, Olay gazetelerinde mesleğe devam etti.1980’de Hürriyet Gazetesi Spor Servisi’nde, 1990’da Günaydın Gazetesi’nde çalıştı; 1995’de de Evrensel Gazetesinin kuruluşunda yer aldı. Siyah-Beyaz Gazetesi’nde kısa bir çalışmanın ardından, 2001’de Sabah Gazetesi’ne geçti.15 yıl bu gazetede spor yazarlığı ve spor servisi şefliği yaptı. Daha sonra geçtiği Sözcü Gazetesi’nde de 11 ay spor yazarlığı yaptıktan sonra görevine son verildi. Meslekte 47’nci yılını dolduran Ali Erdoğan emekli ve sürekli basın kartı sahibi. Evli ve bir oğlu var.

  • İngiltere’nin UEFA’ya baskısı gerçekleşir mi?

    UEFA Şampiyonlar Ligi finalinin 29 Mayıs tarihinde İstanbul’da oynanacağı açıklanmıştı…

    İki İngiliz takımı Chelsa ve Manchester City karşı karşıya gelecek…

    Ancak…

    Şimdi rüzgar tersine esmeye başladı…

    Pandemi süreci her şeyi değiştireceğe benziyor…

    İngiliz hükümeti harekete geçti. Türkiye’nin seyahat konusunda kırmızı listede yer aldığını, Şampiyonlar Ligi finalini iki İngiliz takımının oynayacağını belirterek İngiltere’de oynanması için harekete geçti……

    Her iki takım taraftarlarını İstanbul’a gitmemesi konusunda da uyardı…

    Bu gerçekleşir mi…

    Bilemeyiz…

    UEFA’daki gücümüze bağlı…

    İngiltere harekete geçtiğine göre sıkıntılı bir süreç yaşayacağımız gerçek. Bu konuda Türkiye Futbol Federasyonu güvence veriyor…

    UEFA bu konuda henüz net değil…

    Türkiye’deki pandemi koşullarını yakından takip ediyor…

    İstanbul’da covid vakası fazla olduğu için, sporda öncelikle sağlık düşüncesiyle Şampiyonlar Ligi finalinin Türkiye’nin elinden alınma noktasına geldiği bir gerçek.

    Türkiye, covid konusunda süreci iyi yönetemediği için futbolda en büyük organizasyon olan Şampiyonlar Ligi finali elinden alınmak üzere…

    Avrupa futbolunun patronu da Türkiye’deki son dönemlerdeki antidemokratik uygulamaları göz önünde tutuyor…

    UEFA siyaset dışı denilse de orada koltukta oturanlar kendi ülkelerinin önerisini de dinlemek zorunda.

    Avrupa’nın hak, hukuk, adalet, basın özgürlüğü konusunda Türkiye’ye bakış açısı belli…

    Spor barış, kardeşlik, din, dil, ırk, cinsiyet gözetmediği için pandemi sürecinde atılan adımları beğenmeyen, Türk futboluna siyasetin egemen olduğunu yakinen bilen Avrupa ülkeleri, futbolda şampiyonlar liginin İstanbul’dan alınması konusunda da UEFA’ya tam destek verecektir…

    Avrupa ülkeleri özellikle İngiltere kendi ülkesinin takımlarını ve izin çıkması halinde katılacak taraftarlarının sağlığını riske atmak istemiyor…

    Gelen haberler bu doğrultuda…

    Futbolda, Avrupa futbolunun en büyük kupası olan Şampiyonlar Ligi firnaline ev sahipliği yapmak bir prestijdir…

    Bu prestij elimizden alınacak gibi görünüyor…

    Her alanda olduğu gibi Türkiye futbolda da Avrupa’da yalnızlığa itilmek isteniyor…

    Şampiyonlar Ligi finalinin İstanbul’dan alınması için atılan adımlar da bunun bahanesi…

    Acaba neden…?

    İşte bu sorunun yanıtı iktidarın izlediği politikalarda yatmaktadır…

    Ne diyelim…

    Pandemi bahane…

    Şampiyonlar Ligi finalinin İstanbul’dan alınması için yapılan çalışmalar şahane…

    İngiltere’nin UEFA’ya baskısı sonuç verdiği takdirde futbolda da yalnızlığı yaşayacağız…

    Yazar Hakkında:

    Ali Erdoğan kimdir

    1952 Divriği Gürpınar köyünde doğdu. Ortaokulu İstanbul’da, liseyi Sivas ve Ankara’da bitirdi.1973 yılında Yeni Halkçı’da gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Ulus, Yenigün, Olay gazetelerinde mesleğe devam etti.1980’de Hürriyet Gazetesi Spor Servisi’nde, 1990’da Günaydın Gazetesi’nde çalıştı; 1995’de de Evrensel Gazetesinin kuruluşunda yer aldı. Siyah-Beyaz Gazetesi’nde kısa bir çalışmanın ardından, 2001’de Sabah Gazetesi’ne geçti.15 yıl bu gazetede spor yazarlığı ve spor servisi şefliği yaptı. Daha sonra geçtiği Sözcü Gazetesi’nde de 11 ay spor yazarlığı yaptıktan sonra görevine son verildi. Meslekte 47’nci yılını dolduran Ali Erdoğan emekli ve sürekli basın kartı sahibi. Evli ve bir oğlu var.

  • Futbol antrenörlerine vurulan pranga

    Futbolda profesyonel takımlar hep başarıyı ister.

    3. ligdeki 2. lige, 2. ligdeki 1. lige, 1. ligdeki süper lige çıkmak, süper ligde ise şampiyon olmak, futboldaki pastanın büyük dilimini yemek ister…

    Süper ligde şampiyon olan takım şampiyonlar ligine direkt katıldığı için yaklaşık 16 milyon, Avrupa Ligine katılacak takım ise 3 milyon euroyu kasasına koyuyor.

    Sezon öncesi kadrolarını güçlendiriyor, isim yapmış teknik adamlarla anlaşmalar yapıyorlar.

    Bol keseden para harcıyorlar…

    Çoğu kulüp, transferleri teknik adamın istediği değil, kendilerine göre yapıyor. Teknik adam ancak birkaç futbolcunun transferinde etkili oluyor.

    Transferleri kendilerine göre yapan, milyon dolar ve euroları harcayan kulüp başkan ve yöneticiler başarısızlığın faturasını 5-6 maçta teknik direktöre kesiyor…

    Teknik direktör sözleşme gereği parasını alıyor.

    Bir teknik direktör profesyonel liglerde sadece bir sezon içerisinde iki takımda görev yapabiliyor.

    Çalışmasına izin verilmiyor, pranga vuruluyor.

    Ne yazık ki kulüpler bir sezon içerisinde 5-6 teknik adamla sözleşme imzalayabiliyor…

    Kulüp başkan ve yönetimi isterse her maça bir teknik adamla çalışma olanağı veriyor, ancak teknik adamlar iki takım dışında çalışma olanağı bulamıyor.

    Teknik adamlar özellikle süper ve 1. ligde iyi para kazanıyor.

    Arz-talep meselesi…

    Teknik adamların bir sezonda iki takımı çalıştırma izni verilmesi insan haklarına aykırı…

    Nasıl ki patronlar işçi kıyımı yapıyorsa, futbol kulüpleri de teknik adam kıyımı yapıyor.

    Bir başka çelişkili durum ise prou lisansı olmayan bir teknik adam sadece iki maçlığına süper ligde takımı sahaya çıkarır.

    Bu teknik adam maç önü ve sonu basın toplantısına katılamaz.

    UEFA pro lisansı olmayan teknik adam takımı bir hafta çalıştırıp, maça hazırlıyor. Takım yeniliyor veya yeniyor nedenlerini canlı yayında basın toplantısıyla açıklama yapmasına izin verilmiyor.

    Ya pro lisansı olmayan teknik adama süper ligde çalışma izni vermeyeceksiniz ya da konuşma izni vereceksiniz.

    Pro lisans kursları göstermelik…

    Seminere UEFA’dan üst düzey iki teknik adam katılıyor üç-dört gün süren seminer sonunda pro lisansı veriliyor.

    Bu pro lisansına katılmak için de 40 bin lira ödemek zorunluluğu var.

    Öyle ise…

    Futbol Federasyonu teknik adamlara bir sezonda iki takımı çalıştırma şartı getirirken, kulüplere de bu şartı getirmeli…

    Futbol Antrenörler Derneği ne yapıyor?

    Sadece üye antrenörlerden ve TF’den para alıyor.

    Bu paraları alırken antrenör kıyımına karşı sesini çıkaramıyor.

    Bu sesin çıkması için de futbol antrenörlerinin sendikalaşmaları gerekir.

    Prangalar ancak o zaman kırılır…

  • Futbol ve Kapitalizm

    Kapitalizm egemenliğini kurarken her alanda değişim ve dönüşüm yaşanmayı başlandı. Sporu, kültür ve sanatta olduğu gibi yerellikten kurtarıp evrenselleştirip, ideolojik, ekonomik ve siyasi kazanç elde etmeye başladı.

    Kapitalizm el attığı alanlar çürümeye başlayınca, endüstriyel futbol kapitalizmin çürüyen en değerli ürünü oldu. Futbolda yaşanan pislikler ise ortadadır.

    Türk futbolunun Taçsız Kralı Metin Oktay TİP’e oy verdiği, Denizlerin idamını engellemek için imza kampanyasına katıldığı için solcu ilan edilmişti.. Yine bir başka isim, Metin Kurt sporda özellikle de futbolda sendikalaşma hareketini başlattığı için kulübü Galatasaray’dan dışlanmıştı.

    Metin’lerin çoğalmaya başlaması kapitalistleri endişelendirmişti. Bunun için hemen harekete geçip, kendi sömürü düzenine karşı çıkmayacak futbolcuları ön plana çıkarmaya başladı.

    Galatasaray Teknik Direktörü Fatih Terim’in mekan basması, Arda Turan’ın uçakta gazeteciye saldırması Türk futbolu ve yıldız futbolcular hakkında fikir edinmemize yardımcı oluyor.

    Futbolu, bugün dünyada en fazla takip edilen ve izlenen spor dalı olduğu için diğer spor dallarından ayıran özelliği ekonomik boyutudur. Bu nedenle kapitalizm futbola çocuğu gibi bakar ve büyütür.

    Bugün gerek ülkemizde gerekse diğer ülkelerde başarılar elde etmek için altyapıdan futbolcu yetiştirmek için vakit harcamıyorlar.

    Ülkemizde olduğu gibi diğer ülkelerde de futbolcular ve teknik adamlar kulüplerin bütçesine bakıyor, parayı kim fazla verir ise o kulüpleri tercih ediyor.

    Yıldız futbolcuları barındıran kulüpler her alanda para basıyor. Yazılı ve görsel medyada, naklen yayınlarda, formalarında, maç biletlerinde, formalarına aldıkları reklam ve sponsor anlaşmalarıyla bütçelerini güçlendiriyorlar.

    Son yıllarda da özellikle Süper Ligde yer alan Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş, Trabzonspor başta olmak üzere bazı kulüpler şirketleşmeye gitti ve borsada yer almaya başladı.

    Para akmaya başlayınca, bol keseden pahalı transferler de gündeme geldi. Özellikle kulüp başkan ve yöneticileri kendi parasıymış gibi harcama yaptılar. Büyük paraların dolaştığı futbol sektöründe futbolun kurallara göre oynanması da olası değil.

    Bu nedenle dünya futbolunun şeffaf ve adil bir oyun olarak oynanmasını sağlamak için kurulan UEFA ve FİFA’nın harekete geçmesini beklediler. Bu iki kuruluş da kapitalizmin esiri olup futbola sportif yönüyle değil, ekonomik yönüyle baktılar.

    Bugün FİFA ve UEFA’ya karşı kapitalizm tekrar bir diriliş içerisine girme hareketinde bulundu. Şampiyonlar ve Avrupa Liglerine karşı Avrupa futbolunda söz sahibi olan ülkelerin en güçlü takımlarının oluşturacağı Avrupa Süper Ligi’ni kurma girişimini başlattı.

    İlk başta Avrupa ve dünya futbolunda söz sahibi Barcelona, Real Madrid, Chelsa, Liverpoal, Atletico Madrid, Juventüs gibi takımların başı çektiği bu hareket şu anda belirsizliğini koruyor.

    Kapitalist sistem çöktüğü için yeniden diriliş daha fazla sömürü ve para kazanmak için böyle bir hareketin doğmasına neden oldu.

    Çünkü endüstriyel futbolun gözbebeği konumunda, Şampiyonlar liginde boy gösteren takımlar kapitalist ülkelerde yıllarca şampiyon olan ve üst sıralarda yer alan takımların bir turnuvası oluyor.

    Şampiyonlar ligindeki gelirin yine adaletsiz dağılımından yakınan bu kulüplerin Avrupa Süper Ligi kurma nedeni kapitalizmin sömürü düzenini sürdürmek ve futbol emekçilerinin sırtından para kazanmak.

    Sömürenler daha fazla kazanmak ister. Türkiye’de de futbol endüstrisinden en fazla payı Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş, Trabzonspor alıyor. Diğer kulüpler ise paylarına ne düşerse “şükür” deyip geçiyorlar.

    Avrupa Süper Lig’i kurulur mu, kurulmaz mı belirsiz. Şu bir gerçek ki transfer ayında yıldız futbolculara boşuna 70-80 milyon euro’luk bonservis bedeli ödemiyorlar. Bu yıldızların statlarda boy göstermesini sağlayıp, emekçileri bilet parası vererek tribünelere çekip, bu futbolculara ödediklerini çıkarma peşinde koşuyorlar.

    Bu Türkiye’de de böyle, dünyada da…

    Ve emekçiler kendi verdikleri paralarla tribünlerde futbolculara alkış tutuyor.

    Kulüp başkanları da locada keyif çatıyor…

    Şu bilinmeli ki kapitalizmin çöküşü futbola da yansıdı. Bu çöküşün önüne geçmek zor olacak. Arayış içerisinde olmalarının nedeni de bu.

    Yazar Hakkında:

    Ali Erdoğan kimdir

    1952 Divriği Gürpınar köyünde doğdu. Ortaokulu İstanbul’da, liseyi Sivas ve Ankara’da bitirdi.1973 yılında Yeni Halkçı’da gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Ulus, Yenigün, Olay gazetelerinde mesleğe devam etti.1980’de Hürriyet Gazetesi Spor Servisi’nde, 1990’da Günaydın Gazetesi’nde çalışmıştı; 1995’de de Evrensel Gazetesinin kuruluşunda yer aldı. Siyah-Beyaz Gazetesi’nde kısa bir çalışmanın ardından, 2001’de Sabah Gazetesi’ne geçti.15 yıl bu gazetede spor yazarlığı ve spor servisi şefliği yaptı. Daha sonra geçtiği Sözcü Gazetesi’nde de 11 ay spor yazarlığı yaptıktan sonra görevine son verildi. Meslekte 47’nci yılını dolduran Ali Erdoğan emekli ve sürekli basın kartı sahibi. Evli ve bir oğlu var.

  • Metin Kurt gibi yürekli yok mu?

    Örgütsüz mücadele olmaz…

    Nasıl ki işçiler ve emekçiler sendikalarda örgütlenip, haklarını arıyorsa, spor emekçileri de örgütlenip haklarını aramalıdır.

    Bugün futbolcular işçi statüsünde…

    Kulüpler tarafından alınıp, satılıyor…

    Tam bir köle ticareti gibi…

    Ancak özellikle futbolda bu ticaretten alan da, satan da, satılan da memnun…

    Futbolcular gerçek değerleri üzerinden mi ücret alıyor ya da futbol endüstrisinde olduğundan fazla ücret mi alıyor…

    Burada futbolcuları suçlamak yanlış…

    Onlar menajerleri vasıtasıyla pazarlık yapıp, kulüpleri tercih ediyorlar…

    Milyonlara imza atan bir futbolcunun geleceği garanti altında olabilir…

    Bu sayı ülkemizde Süper Lig’de oynayan futbolcular için geçerlidir…

    Ne yazık ki bu futbolcular bir sakatlanma anında veya kulüp patronları tarafından kenara itildikleri zaman haklarını aramada zorlanıyorlar.

    Sadece sözleşmede yer alan maddeler çerçevesinde hak talep edebiliyorlar. Bu haklarını ancak mahkeme yoluyla elde etmeye çalışıyorlar…

    Bu nedenle futbolcular başta olmak üzere, tüm sporcular örgütlü bir şekilde sendikalaşma içerisinde olmalıdır.

    Sendika sporcuların haklarını aramak için kulüp patronlarıyla masaya oturup, haklarını daha iyi alabilirler.

    Sendikalar hak alır, futbol ve bir kaç spor dalında kulüplerle pazarlık yapan menajerler ise para alır…

    Bugün bir sporcuya yapılan haksızlığa kim karşı çıkabilir…

    Spor kulüpleri istediği zaman futbolcuyu kulüpten gönderebiliyor, kadro dışı bırakabiliyor…

    Bunun haklı tarafı olmasa da sporcular örgütlü olmadığı için direniş yapamıyor…

    Bir futbolcuya veya sporcuya haksızlık yapıldığı zaman veya çalışma şartları iyi olmayan bir sporcuya destek verip, grev hakkını kullanabiliyorlar mı…

    Grev hakkının kullanılması için de sporda sendikalaşma mutlka olmalıdır…

    Yıllar önce Galatasaraylı rahmetli Metin Kurt bu hareketi başlatmıştı…

    Metin Kurt ile Evrensel Gazetesi’nde bir yıl birlikte çalıştım…

    Hep sporcu haklarından söz etti…

    O dönemde sendikal hareket başlattığı için Galatasaray’dan gönderildi…

    Metin Kurt önce dernek olarak bu hareketi başlattı.

    Amatör Futbolcular Derneği’nin o dönem İstanbul Başkanlığı’nı Galatasaray’da kaleci olan Eser Özaltındere yaptı…

    Peki…

    Beşiktaş sorumlusu kimdi…

    Yıllarca siyah-beyazlı formayı giyen şu anda da Beşiktaş altyapı sorumlusu olan Mehmet Ekşi…

    Burada durun…

    Trabzonspor sorumlusu kimdi…

    Şu anda Milli Takım Teknik Direktörlüğü yapan Şenol Güneş…

    Dernek 12 Eylül faşist darbesiyle kapatıldı…

    Dernek 2009’da Spor-Sen olarak yeniden faaliyete geçti. Kuruluş dilekçesi verildi. Ancak fazla mücadele gücünü ortaya koyamadı ve etkisiz kaldı…

    Nasıl ki tüm emekçiler sendikalarda örgütleniyorsa, spor emekçilerinin de örgütlenmesi gerekir.

    Bunun öncülüğünü yapacak birisi çıkmalı…

    Süper Lig dışında birinci, ikinci, üçüncü liglerde mücadele eden futbolcular ile çoğu kulüplerde amatör branşlarda spor yaşamını sürdüren sporcuların sakatlanması halinde ne zor şartlar altında yaşam mücadelesi verdikleri ortada…

    Futbolcular ve sporcular şu gerçeği bilmeli…

    Başarılı sporcuların kara kaşı kara gözü için kulüp ve federasyon başkanları onlara ilgi göstermiyor…

    Bu sporcuların sırtından para kazanıp, kendi sömürü çarklarının dönüşmesine neden oluyor…

    Onun içindir…

    Futbolcular başta olmak üzere tüm sporcular sendikalaşmalıdır..

    Bu hareketi başlatan mutlaka bedelini ödeyecektir…

    Nasıl ki Metin Kurt’un ödediği gibi…

    Bu sendikalaşma hareketine elbette biri liderlik yapacaktır…

    Metin Kurt gibi yürekli birileri ortaya çıkıp, örgütlü mücadele için sendikal hareketi başlatmalı…

    Yazar Hakkında:

    Ali Erdoğan kimdir

    1952 Divriği Gürpınar köyünde doğdu. Ortaokulu İstanbul’da, liseyi Sivas ve Ankara’da bitirdi.1973 yılında Yeni Halkçı’da gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Ulus, Yenigün, Olay gazetelerinde mesleğe devam etti.1980’de Hürriyet Gazetesi Spor Servisi’nde, 1990’da Günaydın Gazetesi’nde çalıştı; 1995’de de Evrensel Gazetesinin kuruluşunda yer aldı. Siyah-Beyaz Gazetesi’nde kısa bir çalışmanın ardından, 2001’de Sabah Gazetesi’ne geçti.15 yıl bu gazetede spor yazarlığı ve spor servisi şefliği yaptı. Daha sonra geçtiği Sözcü Gazetesi’nde de 11 ay spor yazarlığı yaptıktan sonra görevine son verildi. Meslekte 47’nci yılını dolduran Ali Erdoğan emekli ve sürekli basın kartı sahibi. Evli ve bir oğlu var.