Yazar: Ali Erdoğan

  • TFF ölü evinde düğün yaptı

    Gelenek, göreneklerimize bağlı bir milletiz…

    İnançlara saygı duyarız…

    Irk, cins, dil, din, mezhep farkı gözetmeksizin…

    Herkese saygı duymamız gerekir…

    Ancak bazı konularda da dikkat etmemiz gerekir…

    Komşunun evinde…

    Bir üzüntü var ise…

    Düğün dernek yapamayız…

    Onun üzüntüsünü paylaşırız…

    Neden bunlardan söz ettim…

    Bandırmaspor ile İstanbulspor…

    Süper Lig’e çıkmak için…

    Kocaeli Stadı’nda karşılaştılar…

    Kocaelispor geçen sezon 1.lige çıktı…

    Küme düştü…

    Bu ayrı bir konu…

    Kent bir üzüntü içerisinde…

    Deyim yerinde ise…

    Ölü evine dönmüş…

    Böyle bir görüntüde…

    Futbol Federasyonu’nun Kocaeli stadında…

    Final maçını vermesi…

    Ölü evinde düğün yaptırmaya neden oldu…

    Futbol Federasyonu’nun Bandırma ve İstanbulspor’a…

    Aynı mesafede Kocaeli’de oynatması normal karşılanabilir …

    1.Ligde küme düşmüş, üzüntü içerisinde bir final oynatılması hiç de hoş bir şey değil…

    İki takımın mesafesi göz önünde alındığında…

    Sakarya’da da oynatabilirdi…

    Futbol Federasyonu ne yaptı…

    Ölü evinde, düğün yaptı…

    Hiç yakışmadı…

    Yakışmayan bir başka şey ise…

    VİDEO Yardımcı Hakem(VAR) uygulaması…

    Kocaeli ile Riva arasında bir bağlantı olmadığı için…

    VAR sistemi olacaktı…

    Neden böyle bir riske girildi…

    Anlamak mümkün değil…

    Anlamadığım bir konu da…

    Türkiye Kupası finalini yöneten…

    FİFA kokartlı hakemin…

    Bandırmaspor-İstanbulspor final maçına verilmesiydi…

    Demek ki…

    Merkez Hakem Kurulu’nun elinde bu final maçını yönetecek hakem yok…

    Ya da MHK…

    Şöyle düşündü…

    Sezonun son finalinde hakem tartışılmasın…

    17 Haziran’da yapılacak TFF Genel Kurulu sonrası…

    Seçilecek yeni yönetim…

    Bizi tekrar göreve getirir…

    Getirir, getirmez bilinmez…

    Sadece şunu bilirim…

    Ölü evinde düğün olmaz…

    Yazar Hakkında:
    Ali Erdoğan kimdir: 1952 Divriği Gürpınar köyünde doğdu. Ortaokulu İstanbul’da, liseyi Sivas ve Ankara’da bitirdi.1973 yılında Yeni Halkçı’da gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Ulus, Yenigün, Olay gazetelerinde mesleğe devam etti.1980’de Hürriyet Gazetesi Spor Servisi’nde, 1990’da Günaydın Gazetesi’nde çalıştı; 1995’de de Evrensel Gazetesinin kuruluşunda yer aldı. Siyah-Beyaz Gazetesi’nde kısa bir çalışmanın ardından, 2001’de Sabah Gazetesi’ne geçti.15 yıl bu gazetede spor yazarlığı ve spor servisi şefliği yaptı. Daha sonra geçtiği Sözcü Gazetesi’nde de 11 ay spor yazarlığı yaptıktan sonra görevine son verildi. Meslekte 47’nci yılını dolduran Ali Erdoğan emekli ve sürekli basın kartı sahibi. Evli ve bir oğlu var.

  • Ankaragücü Eryaman Stadı’na şükretsin

    19 Mayıs Spor Kompleksi denildi mi…

    Ankara’nın spor mabedi akla gelir…

    Ne yazık ki…

    Bu mabedin yerinde yeller esiyor…

    2018 yılında yıkılan 19 Mayıs Stadı…

    İki yıl içinde yapılacaktı…

    Kimler söz vermedi ki…

    Bakanlar…

    Belediye Başkan aday adayları…

    En son noktayı da…

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AKP’nin son Ankara Mitingini, yıkım işlemi başlamadan önce 19 Mayıs Stadı’nda yapmıştı…

    Söz vermişti…

    Ama dört yıl geçti…

    Henüz bir gelişme yok…

    Sadece sözler var…

    İşte bu sözlerden biri de…

    21 Mayıs Cumartesi günü…

    Süper Lig’e çıkan Ankaragücü’nün…

    19 Mayıs Stadı’nın boş arazisinde yapılan kutlamalarda verildi…

    Söz veren…

    Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay oldu…

    Stadın temelinin atılacağını söyledi…

    Kürsüye çıktığına bin pişman oldu…

    Ankaragücü taraftarları tarafından yuhalandı…

    Böyle bir olay yaşanmasaydı…

    İyi olurdu…

    Bu tepki…

    Bir isyanın haykırışıydı…

    Bu tepki kandırmacaya karşı ortak bir sesti…

    Çoğu illere yeni statlar yapılırken…

    Başkent’e neden yapılmıyor…

    Eryaman stadının ihtiyacı karşılamadığı ortada…

    Çünkü UEFA standartlarında değil…

    Bunun içindir ki…

    A Milli Futbol takımımız 20.08.2003 yılında Moldova’yı 2-0 yendiği maçtan sonra…

    Başkent, milli takım maçlarına 19 yıldır hasret…

    Bu isyanlar…

    Tepkiler, bu birikimin sonucudur…

    Oktay yine stat yapılacak dedi…

    Belirsizliğini koruyor…

    Korumaya da devam edecek…

    Para olmadığı iddiaları…

    Bu nedenle müteahhitlerin ihaleye girmek istemedikleri…

    Kulislerde konuşuluyor…

    Demek ki…

    19 Mayıs Stadı’nın temeli…

    Seçim sonrası atılacak…

    Olan Ankaragücü ve Başkentlilere olacak…

    Ne ise…

    Cumhurbaşkanı Erdoğan ne demişti:

    “Maalesef ülkemizde bazı kesimlerde bir şükürsüzlük, tatminsizlik, karamsarlık hali aldı başını gidiyor. Halbuki önce elimizdekilere şükredeceğiz.”

    Ankaragücü…

    Şu anda elindeki…

    Eryaman Stadı’na şükretsin…

    Yazar Hakkında:
    Ali Erdoğan kimdir: 1952 Divriği Gürpınar köyünde doğdu. Ortaokulu İstanbul’da, liseyi Sivas ve Ankara’da bitirdi.1973 yılında Yeni Halkçı’da gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Ulus, Yenigün, Olay gazetelerinde mesleğe devam etti.1980’de Hürriyet Gazetesi Spor Servisi’nde, 1990’da Günaydın Gazetesi’nde çalıştı; 1995’de de Evrensel Gazetesinin kuruluşunda yer aldı. Siyah-Beyaz Gazetesi’nde kısa bir çalışmanın ardından, 2001’de Sabah Gazetesi’ne geçti.15 yıl bu gazetede spor yazarlığı ve spor servisi şefliği yaptı. Daha sonra geçtiği Sözcü Gazetesi’nde de 11 ay spor yazarlığı yaptıktan sonra görevine son verildi. Meslekte 47’nci yılını dolduran Ali Erdoğan emekli ve sürekli basın kartı sahibi. Evli ve bir oğlu var.

  • Sporcular sömürüye karşı çıkmalı

    Bugün spor…

    Kapitalizmin elinde…

    Ona göre şekilleniyor…

    Tam bir rant kapısına dönüştürülmüş durumda…

    Bir madalya uğruna…

    Alınacak ödül için…

    İlaçların pompalandığı bir gerçek…

    Özellikle de…

    Güç sporlarında pompalanma çok oldu…

    Ancak…

    2004 Atina Olimpiyatları sonrası…

    Uluslararası Doping Ajansı (WADA) doping ile mücadelede kesin kararlı…

    Hiçbir sporcunun gözyaşına bakmıyor…

    Yine de doping yapan sporcular var…

    Bunlar ağır cezalar alıyor…

    Olimpiyat, dünya ve Avrupa şampiyonalarından men ediliyor…

    Yine de bazı sporculara ilaçlar veriliyor…

    Özellikle de…

    Sporda başarıyı hedefleyen genç sporcular…

    Aldatılıyor…

    Sermayenin sömürü ağlarına takılıyor…

    Bu ağlara takılan sporcular…

    Kendilerini sömürenlere para kazandırmaktan başka kıymete binmiyorlar…

    Sporcu kazanıyor ama…

    Antrenörü de kazanıyor…

    Federasyon başkanı da…

    Şurası bir gerçek ki…

    Kapitalizmin egemen olduğu spor anlayışında spor rant kapısı şekline dönüştü…

    Zihinsel ve bedensel olarak…

    Spor, insanın bedensel ve zihinsel olarak gelişimi için bir araçtır…

    Ne yazık ki…

    Günümüzde özellikle kapitalist toplumlarda afyona dönüşmüş…

    Bir takımın…

    Bir sporcunun…

    Peşinde koşup…

    Kendi yaşamını unutur olmuştur…

    Evine ekmek alamayan…

    Kişi statlara ve salona gitmektedir…

    Yoksulluk…

    Onun için ikinci plandadır…

    Bunun içindir ki…

    Spor böyle bir sömürü düzeninde…

    Herkesin yararlanabileceği, faaliyet gösterebileceği bir düşünceden uzak olmuştur…

    Spor en büyük sömürü aracıdır…

    Özellikle de futbolda …

    Geçmişte bunu kullanan…

    Faşist diktatörler olmuştur…

    Hitler…

    Franco …

    Bunun en bariz örneği…

    Sporda başarılı olmak için…

    Başta emekçiler olmak üzere, geniş kitlelerin spor yapması sağlanmalıdır…

    Ve sporda da…

    Başarılı olmuş sporcular…

    Kendi sırtlarından…

    Kazanan…

    Başkan ve antrenörlerin…

    Sömürüsüne karşı çıkılmalı…

    Bunun yolu da…

    Sendikalaşmadan, örgütlenmeden geçer..

    Yoksa…

    Yarın başarılı olamadıkları zaman…

    Bir kenara atılıp, unutulurlar…

    Yazar Hakkında:
    Ali Erdoğan kimdir: 1952 Divriği Gürpınar köyünde doğdu. Ortaokulu İstanbul’da, liseyi Sivas ve Ankara’da bitirdi.1973 yılında Yeni Halkçı’da gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Ulus, Yenigün, Olay gazetelerinde mesleğe devam etti.1980’de Hürriyet Gazetesi Spor Servisi’nde, 1990’da Günaydın Gazetesi’nde çalıştı; 1995’de de Evrensel Gazetesinin kuruluşunda yer aldı. Siyah-Beyaz Gazetesi’nde kısa bir çalışmanın ardından, 2001’de Sabah Gazetesi’ne geçti.15 yıl bu gazetede spor yazarlığı ve spor servisi şefliği yaptı. Daha sonra geçtiği Sözcü Gazetesi’nde de 11 ay spor yazarlığı yaptıktan sonra görevine son verildi. Meslekte 47’nci yılını dolduran Ali Erdoğan emekli ve sürekli basın kartı sahibi. Evli ve bir oğlu var.

  • Trabzonspor-Altay maçı neden İstanbul’da?

    Süper Lig gelecek hafta sonlanıyor…

    Trabzonspor şampiyon oldu…

    Tebrik ederiz…

    Çaykur Rizespor…

    Altay…

    Göztepe…

    Malatyaspor…

    Küme düştü…

    Trabzonspor şampiyonluğunu ilan etti ve 2-2 berabere kaldığı Antalyaspor maçının son dakikalarında taraftar sahaya indi…

    Ortalık karıştı…

    Çünkü hakem Atilla Karaoğlan bitiş düdüğünü çalmamıştı…

    Böyle bir olay karşısında hakem Karaoğlan’ın soyunma odasına gitmesi gerekirdi…

    Çünkü gittiği takdirde…

    Maçın tatil edilme tehlikesi ve Trabzonspor’un hükmen yenilgisine neden olabilirdi…

    Ancak orta sahada…

    Sahaya inen taraftarların arasında kaldı…

    Antalyaspor’un kalecisi Boffin taraftarlar tarafından tartaklandı…

    Yine de büyük bir olay olmaması sevindirici…

    Bu olaylar nedeniyle…

    Trabzonspor TFF Profesyonel Disiplin Kurulu 600 bin lira para cezası verdi…

    Böyle bir olay karşısında sahanın kapatılması gerekirdi…

    PDK böyle bir şey yapmadı…

    Belki de diğer takımlar için de böyle bir olay karşısında ceza alması gündeme gelmeyecek…

    Taraftarları yüreklendirecek…

    Ne Atilla Karaoğlan soyunma odasına gidebildi…

    Gidemezdi de…

    Ne de PDK bu olayı geçiştirdi…

    Yine de lig bittiği için…

    Büyük olayların çıkması da bir anlamda önlenmiş oldu…

    PDK Trabzonspor’un sahasını kapatmadı…

    Trabzonspor kendi sahasını kapattı…

    Küme düşen İzmir ekibi Altay ile kendi sahasında oynayacağı maçın…

    İstanbul Olimpiyat Stadında oynanması için TFF’ye başvurdu…

    TFF kabul etti…

    Yeni bir yol açılmış oldu…

    Takımlar istediği şehirlerde maç yapabilecek…

    Trabzonspor-Altay maçı bir örnek teşkil edecek…

    Asıl nedenin başka olduğu kulislerde konuşulmaya başlandı…

    Trabzonspor şampiyonluk kupasını Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın elinden alması için böyle bir istekte bulundu…

    TFF’nin hemen kabul etmesi…

    Bu iddiaların doğruluğunu gösteriyor…

    Ne diyelim…

    8 Mart’ta hakemlere operasyon yapılıyor…

    Tahkim Kurulu bu hakemlerin itirazını kabul ediyor…

    Hakemler yeniden sahalara alkışlarla dönüyor…

    TFF Başkanı Nihat Özdemir istifa ediyor…

    Ferhat Gündoğdu MHK’sı istifasını veriyor…

    Kayserispor-Trabzonspor maçı sonrası Trabzon ve Milli takımın kalecisi Uğurcan Çakır, “taraftarlarımız bu olayı unutmasın” sözleriyle bir anlamda tahrik ediyor…

    Ne yazık ki Disiplin Kuruluna verilmiyor…

    Böyle olunca da…

    Beşiktaş-Fenerbahçe maçının hakemi Arda kardeşler kale ve top atışında kripto para kullanıyor…

    Bir zahmet soruşturma açılmış…

    Ne demişler…

    Balık baştan kokar…

    Böyle olunca da…

    Şampiyonluk Kupası için…

    İstanbul ‘a evet denilmesi normal…

  • Deniz, Yusuf, Hüseyin ve Metin Oktay

    6 Mayıs…

    Deniz…

    Yusuf…

    Hüseyin…

    Üç fidan…

    6 Mayıs 1972’de idam edildiler…

    Karşıyaka Mezarlığına gidip…

    50.yılında andık…

    Marşlar söyledik…

    Sloganlar attık…

    Tam Bağımsız Türkiye diye haykırdık…

    Üç fidanın idamını önlemek için…

    Eylemler yapan ve Kızıldere’de katledilen…

    Mahir Çayan’ı da…

    Unutmadık…

    Saygıyla andık…

    Üç fidanın idamını engellemek için…

    Türk futbolunda da bir isim vardı…

    Galatasaray ve Milli takımın golcüsü…

    Türk futbolunun Taçsız Kralı…

    Metin Oktay’dı…

    Metin Oktay sosyalist düşünceyi hep savundu…

    Oyunu İşçi Partisi’ne verdiğini açıklayan tek futbolcuydu…

    Tüm futbolseverlerin efsane ismi olmuştu…

    Fenerlisi, Beşiktaşlısı Metin Oktay’a saygı duyardı…

    Metin Oktay…

    Üç fidanın idamını engellemek için imza kampanyası başlattı…

    Her yerde, her platformda idama karşı çıktı…

    Ancak gücü yetmedi…

    Türk futbolunda Metin Oktay’dan sonra bir başka Metin olan Metin Kurt da sosyalist mücadelesini sürdürdü…

    O da arkadaşları tarafından yalnız bırakıldı…

    Metin Oktay şimdiki bazı futbolcular gibi…

    Ne tarikata sığındı…

    Ne de Cumhurbaşkanına, Başbakana…

    O hep bildiği doğruda hareket etti…

    O’nu Taçsız Kral yapan hareket de buydu…

    Metin Oktay futbolu bırakınca…

    CHP ve Adalet Partisi…

    “Gel bizden milletvekili ol” diye baskı yaptı…

    Ve şu yanıtı verdi…

    “İkinizin de teklifine hayır diyorum beyler. Benim sahada yaptığım ayak oyunlarının ne değeri olur, ne sözü olur, mecliste sizlerin arasında”

    Üç fidanı andığımız günde…

    Türk futbolunun Taçsız Kralını da unutmayalım…

    Futbol hayatı boyunca 632 gol atan…

    1991 yılında vefat eden…

    Metin Oktay’ı…

    Türk futbolunun sosyalist futbolcusunu bir kez daha saygıyla anıyorum, analım…

    İmza kampanyasında…

    Üç fidanın idamını engelleyemedi…

    Ancak neden Taçsız Kral olduğunu bir kez daha gösterdi…

  • Metin Kurt,1 Mayıs ve spor emekçileri

    Galatasaray’da oynadı…

    Milli formayı giydi…

    Giydiği formayı sonun kadar terletti…

    Çünkü o bir futbol emekçisiydi…

    Sömürülüyordu…

    Kulüp başkanları istediği gibi at oynatıyordu…

    Futbolcular başta olmak üzere tüm sporcular sömürülüyordu…

    İşte Metin Kurt bu sömürüye karşı çıkmak için…

    Türkiye Devrimci Spor Emekçileri Sendikası’nı (Spor Emek-Sen) kurdu…

    Sendikaya üye akını başladı…

    Ne yazık ki Metin Kurt’u Galatasaray’da takım arkadaşları yalnız bıraktı…

    1970 yılında formasını giydiği sarı-kırmızılı kulüpte, sendikal faaliyetler nedeniyle kadro dışı bırakıldı…

    1976 yılında Kayserispor’a transfer oldu…

    Formanın rengi yine sarı-kırmızıydı…

    Üç yıl sonra 31 yaşında futbolu bıraktı…

    Metin Kurt her ortamda sporcuların sömürüldüğünü dile getirdi…

    1995 yılında Evrensel Gazetesi’nde birlikte çalıştık…

    Spor Müdürlüğü görevini yapıyordu…

    Hep sporcuların emeklerinden yana bir spor sayfasını keyifle hazırlardık…

    Çoğu toplantılara birlikte katıldık…

    Metin Kurt 2012 yılında vefat etti…

    10 yıl geçti…

    Futbolcular ve sporcular egemen güçlerin elinde…

    Para kazananlar da var…

    Ancak kazanamayanlar…

    Bir kenara itilenler de var…

    1 Mayıs 2022…

    Metin Kurt’u bir kez daha saygı ile anarken, O’nun 1 Mayıs ve spor emekçileriyle ilgili yıllar önce sendikalaşmanın önemini belirten konuşmasının virgülüne, noktasına dokunmadan siz okurlarıma aynen aktarıyorum…

    “Günümüzde spor bir oyun değil artık, sporcular da artık oyuncu değiller. Spora damgasını vuran burjuva rekabet ideolojisi sporu metalaştırmış, sporcuları da doğal işçi yapmıştır. Ama bu yasal zemin de yok. Özel Spor Yasası çıkması gerekirken, onun yerine İş Kanunu’nda, ‘sporculara uygulanmaz’ maddesi var. İş kolu olarak bile kabul edilmiş değil, bu kadar paraların döndüğü bir alan üstelik.
    Bizim sendikanın adı futbol sendikası değil, Devrimci Spor Emekçileri Sendikası. Tabandan tavana doğru bütün sporcularla mücadele veriyoruz biz.
    “Sanayi devriminden sonra, işçiler örgütlenip mücadele etmeye ve kazanım elde etmeye başlıyorlar. İşgünü saatlerini kısaltıyorlar. Sermaye, işçilerin boş zaman elde etmesinden, sınıf savaşımını kızıştıracağı gerekçesiyle korkarak sporu ortaya atıyor. Fabrika takımları oluşturuluyor. “Aile” görüntüsü verilerek; patron, işçi ve memurlar aynı takımda yer alıyorlar. Tribünlerde kimler kavga ediyor? Dayanışma içerisinde olması gereken, aynı işkolundaki işçiler. Bundan kimler kazançlı çıkıyor? Patronlar. Bunu işçi liderleri fark ediyorlar. Örgütlü işçilere “Maçlara gitmeyin, bu bize bir tuzaktır” diyorlar ama öyle bir tutku gelişiyor ki, engelleyemiyorlar. O zaman ayrı örgütlenmeye, ayrı takım kurmaya karar veriyorlar. Patronları almayan işçi takımları. Bu sefer de, özellikle Almanya’da, işçi kulüplerinde spor yapan sosyalist işçiler, S.A.’lara (y.n.: Nazilerin paramiliter askeri örgütü) çok kolay hedef oluyorlar. O zaman da solcular bu işi görmezlikten gelmeye başlıyorlar. 3F hikâyesiyle, “kitlelerin afyonu” hikâyesiyle bu işten uzak durmaya çalışıyorlar.

    12 Eylül’den önce bir sendikacı maçlara gittiğini, takım tuttuğunu kolay kolay söyleyemezdi kimseye. Daha sonra, sosyalist ülkelerin olimpiyatlara girmesiyle, amatörlüğü ön plana çıkarmaya başladılar. “Seyir değil, kitle sporu” sloganıyla, profesyonellerin yaptığı spora karşı çıkıp, oyunu baz alan; ama aslında yine aynı tabanda olan bir şeyi savundular. O da tutmadı. Ben bütün bunların hepsinin pratiğinde olduğum için, bu olaya muhalif açıdan yaklaşmanın bir tek yolu kaldığını düşünüyorum: Biz spordan yana değil, sporcudan yana olmak zorundayız. Sporda fanatik değil, izleyici olmak zorundayız. Sporcular da örgütlü olarak kendi haklarını sermayeye karşı savunabilmeli. Spor Emekçileri Sendikası, bu ikisini birden yapmaya çalışacak.

    Bir de şu var: bu sporu asıl spor yapan, burjuva rekabet ideolojisi. Burjuva kurumlarındaki bu oyunu, işçilerin oynaması da yanlış. O da kendi kalemize atılan bir gol. Biz birbirimizi neden kapitalist rekabet ideolojisiyle kıralım? Eğer ben sınıf bilinci içerisinde bir işçiysem, dostça yarışırken niye karşımdakine çelme çakayım?
    Bu mücadeleyi herkesin desteklemesi gerekiyor. Bugün artık yüreğinde iyilik, doğruluk, güzellik meşalesi olan herkes, bu meseleye sağ-sol meselesi olarak değil, ekmek meselesi olarak bakmalı ve onu desteklemeli.”
    “Sanayi devrimi döneminde İngiltere’de, topraklarından koparılan insanlar devrimci burjuva demokratik sisteminin doğal uzantısı olan modern köleler olarak 18 saat çalıştırıldı. O sırada İngiltere’de de etkileyici bir sendikal hareket vardı. 1 Mayıs 1848’de ilk kez işçiler-emekçiler patronlarını masabaşına oturtup, on saatlik işgününe imza attırdılar. Her 1 Mayıs’ta aslında o tarihi zafer anı kutlanır. Son 1 Mayıs’tan buruk ayrıldım. Çünkü 1 Mayıs sisteme karşı mücadelenin simgesi olmak zorunda. Renklerin kardeşliği hikayesi değil, sınıfın kardeşliğidir olay. Bu yıl bu ayrım yapılamadı. Kürsülerden sınıfın kardeşliği üzerine değil renklerin kardeşliği üzerine mesajlar verildi. Sistemle bütünleşmenin, sistemi savunanların mesajları verildi. Oysa ki bizim kurtuluşumuz. Sistemi dönüştürmektir. Sistemle mücadeledir. Bu yüzden bu 1 Mayıs bana göre eksik kaldı.

    İşçi sınıfı üretim sürecinde yaptığı mücadeleyi yeniden üretim sürecine taşıyamamış. Oysaki sömürü, yeniden üretim sürecinde sanat, kültür, spor gibi etkinliklerle devam ediyor. Şu anda milyarların döndüğü sektörde spor emekçisi tanımı iş kanununda bile geçmiyor. Ama diğer taraftan sigortalılar da. Amatör sporcular, sözleşmesiz, sosyal güvencesiz sporcular, profesyonel sporcular da sözleşmeli ama yine sosyal güvencesiz sporcular. Hepsi sosyal güvencesiz. Bizim meselemiz sistemle. Sistem değişmediği müddetçe kaç sporcu üye olursa olsun fark etmez. Bizim derdimiz tabandan başlayan bir örgütlenme kurabilmek.”

    “Türkiye’de spor denince akla futbol futbol denince de akla parmakla sayılabilecek sayıda elit futbolcu gelmektedir. Sermayenin uydurduğu bu sahte ortamda sporcuların örgütlenmesi ise gereksiz görülmektedir. Oysa trilyonlar kazanan elit futbolcularla, spor emekçilerinin genelini özleştirmek, sermayenin sınıf çıkarları gereği ortaya koyduğu bilinçli bir propagandadır. Bu durum spor ve sporcu gerçeğini yansıtmamaktadır.
    Sporcuların gerçek durumundan yola çıkan ve emeğin öncelikli değer anlayışını benimsemiş, şimdilik bir avuç spor emekçisi sistemden kaynaklanan ve yüz binlerce spor emekçisini içine alan spordaki sömürüye son vermek amacıyla Türkiye Devrimci Spor Emekçileri Sendikası (Spor Emek-Sen)’ni kurmuşlardır.
    Artık hiçbir şut emekçi kalesine girmeyecek, önce sporda ter dökenler kurtulacaktır.”

  • Hakemlere Ergenekon-balyoz kumpası geri tepti

    Futbolda tam bir Ergenekon-Balyoz olayı yaşandı…

    8 Mart 2022 tarihinde…

    Merkez Hakem Kurulu bir anda aralarında FİFA kokartlı hakem Cüneyt Çakır, Ali Palapıyık, Abdülkadir Bitigen olmak üzere 12 hakemin görevlerini sonlandırmıştı…

    Hakemler…

    MHK’ya göre…

    2 ay takip edilmiş…

    Bu izleme sonucunda görev verilmeyeceği açıklanmıştı…

    Gerekçe yoktu…

    Hakemler Tahkim Kurulu’na gitti…

    Tahkim Kurulu kararıyla görevlerine dönmeleri doğrultusunda karar verildi…

    Bu karar üzerine…

    Ferhat Gündoğdu başkanlığındaki MHK istifa etti veya ettirildi…

    Yeni MHK Başkanı Sabri Çelik tarafından açıklandı…

    Çelik önce 12 hakemle görüştü…

    Sonra Cüneyt Çakır’a maç görevi verdi…

    Diğer hakemler gelecek haftalarda alacak…

    Çakır’a öncelik tanıması…

    FİFA’nın, Katar’da yapılacak Dünya Kupası maçına çağıracak olması…

    Çakır, çağrıldığı takdirde…

    Dünya Kupası’na üçüncü kez katılan dünyada tek hakem olacak…

    Bazı eski hakemler ve bir grup yandaşları bunu engellemeye çalıştılar…

    Çeşitli suçlamalar yönettiler…

    Ancak ellerinde hiçbir belge yoktu…

    İşte bunun için Tahkim Kurulu belge istedi ama eski MHK Başkanı Gündoğdu veremedi…

    Şimdi hakemler geri döndüğüne göre…

    Ligler de arap saçına döndü…

    Bu hakemlerin yönettikleri maçlarda…

    Puan kaybedenler…

    Şampiyonluğu kaçıranlar…

    Küme düşen takımlar…

    Tahkim Kurulu’na gidecek…

    Bu hakemlerle kaybettikleri puanları gerekçe gösterip…

    Şampiyonluğu kaçırdıklarını…

    Küme düştüklerini söyleyecekler…

    Siyasileri de arkalarına alıp…

    Bu sezon ligin tescil edilmemesini isteyecekler…

    Görünen o ki…

    Lig bitecek, ancak Tahkim’de bitecek…

    Şimdi gelelim hakemlerin durumuna

    Bu hakemler ne yaptı?

    Şike mi yaptı?

    Bahis mi oynadı?

    Hakemlik dışı başka olaylara mı karıştılar?

    Çıt yok…

    O zaman akıllara geçmişteki…

    Askerlere yönelik Ergenekon ve balyoz hareketi geldi…

    Yıllar sonra aklandılar…

    Hakemler ise 18 günde aklandılar…

    Şimdi bekleyeceğiz…

    16 Haziran 2022’de Futbol Federasyonu Genel Kurulu var…

    Bu seçim sonucunda futbol çok şeylere gebe olacak…

    Yazar Hakkında:
    Ali Erdoğan kimdir: 1952 Divriği Gürpınar köyünde doğdu. Ortaokulu İstanbul’da, liseyi Sivas ve Ankara’da bitirdi.1973 yılında Yeni Halkçı’da gazeteciliğe başladı. Daha sonra Yeni Ulus, Yenigün, Olay gazetelerinde mesleğe devam etti.1980’de Hürriyet Gazetesi Spor Servisi’nde, 1990’da Günaydın Gazetesi’nde çalıştı; 1995’de de Evrensel Gazetesinin kuruluşunda yer aldı. Siyah-Beyaz Gazetesi’nde kısa bir çalışmanın ardından, 2001’de Sabah Gazetesi’ne geçti.15 yıl bu gazetede spor yazarlığı ve spor servisi şefliği yaptı. Daha sonra geçtiği Sözcü Gazetesi’nde de 11 ay spor yazarlığı yaptıktan sonra görevine son verildi. Meslekte 47’nci yılını dolduran Ali Erdoğan emekli ve sürekli basın kartı sahibi. Evli ve bir oğlu var.

  • İktidar futbolu da bitirdi

    Nerelerden…

    Nereye geldik…

    Cumhur ittifakında…

    Her şeyde dibe çakıldık…

    Ekonomiyi getirdiğimiz nokta belli…

    Her şey ateş pahası…

    Sadece bakıp geçiyoruz…

    Yoksulluk demeye gerek yok…

    Nefes almaya çalışıyoruz…

    Ekonomide uçuşa geçeceğiz diyorduk…

    Enflasyonda uçuşa geçtik…

    Görsel ve yazılı medyada…

    Tartışmaların odağı…

    Millet İttifakının Cumhurbaşkanı adayı kim olacak…

    Ekonomi, siyaset elbette konuşulacak…

    Benim konum spor…

    2000 yılından bugüne kadar Türk sporu çöküş döneminde…

    2002 yılında Dünya Kupası üçüncüsü olan A Milli Futbol takımımız…

    Şimdi Avrupa Uluslar Kupasında…

    C grubunda…

    Rakiplerimiz…

    Litvanya, Lüksemburg, Faroe Adaları…

    Haziran’da yapılacak maçlar sonunda grup birincisi olduğumuz takdirde B ligine, daha sonra ise bu ligi de geçtiğimiz takdirde A ligine yükseleceğiz…

    Bekleyeceğiz…

    Göreceğiz…

    Süper Lig’in hali…

    Kulüpler borç batağında…

    Türkiye yabancı futbolcu cenneti oldu…

    Avrupa’da başarımız var mı?

    Galatasaray’ın 2000 yılında Avrupa UEFA Kupası ve Süper Kupa şampiyonluğu var…

    Siyasetçilerin gözdesi…

    Seçimleri etkileyecek…

    Z kuşağı bunu hatırlayamaz…

    Ülkelerin puan sıralamasına baktığımızda…

    Türk futbolunun nereden nereye geldiğini gösteriyor…

    UEFA Avrupa sıralamasında…

    1990-1991 yılından itibaren 18’nci sıranın altına düşmedik…

    Bu sıralama nedeniyle…

    Süper Lig’de şampiyon olan takım direkt Şampiyonlar Ligi’ne katılıyordu…

    Süper Lig ikincisi bir ön elemede kazanması halinde Şampiyonlar Liginde gruplara kalabiliyordu…

    Üç takımımızın da UEFA Avrupa ligine katılma hakkı vardı…

    Şimdi 20’nci sıradayız…

    Bu nedenle…

    2023-2024 sezonunda…

    Süper Lig şampiyonu ön eleme turunu geçmesi halinde…

    Şampiyonlar liginde oynayacak…

    UEFA Avrupa Kupasına katılamıyoruz…

    Bir alt organizasyon olan…

    Konferans ligine katılacağız…

    Takımlarımız oynadıkları iki ön eleme maçlarını kazandığı takdirde…

    Hani Türkiye Süper Ligi Avrupa’da ilk beşte yer alıyordu…

    Futbolda yokuz…

    Enflasyonda…

    Yoksullukta…

    Geçim sıkıntısında…

    Yolsuzlukta…

    Fikir özgürlüğüne zincir vurmada…

    Kadın şiddetinde…

    Avrupa’yı bırakın…

    Dünya şampiyonuyuz…

    İşte bu da bize yeter…

    En sonunda Cumhur İttifakı futbolu da bitirdi…

    Şu anda yönetimde olanlar…

    Bu iktidarın adamları…

    Nerelerden…

    Nereye geldik…

    Cumhur ittifakında…

    Her şeyde dibe çakıldık…

    Ekonomiyi getirdiğimiz nokta belli…

    Her şey ateş pahası…

    Sadece bakıp geçiyoruz…

    Yoksulluk demeye gerek yok…

    Nefes almaya çalışıyoruz…

    Ekonomide uçuşa geçeceğiz diyorduk…

    Enflasyonda uçuşa geçtik…

    Görsel ve yazılı medyada…

    Tartışmaların odağı…

    Millet İttifakının Cumhurbaşkanı adayı kim olacak…

    Ekonomi, siyaset elbette konuşulacak…

    Benim konum spor…

    2000 yılından bugüne kadar Türk sporu çöküş döneminde…

    2002 yılında Dünya Kupası üçüncüsü olan A Milli Futbol takımımız…

    Şimdi Avrupa Uluslar Kupasında…

    C grubunda…

    Rakiplerimiz…

    Litvanya, Lüksemburg, Faroe Adaları…

    Haziran’da yapılacak maçlar sonunda grup birincisi olduğumuz takdirde B ligine, daha sonra ise bu ligi de geçtiğimiz takdirde A ligine yükseleceğiz…

    Bekleyeceğiz…

    Göreceğiz…

    Süper Lig’in hali…

    Kulüpler borç batağında…

    Türkiye yabancı futbolcu cenneti oldu…

    Avrupa’da başarımız var mı?

    Galatasaray’ın 2000 yılında Avrupa UEFA Kupası ve Süper Kupa şampiyonluğu var…

    Siyasetçilerin gözdesi…

    Seçimleri etkileyecek…

    Z kuşağı bunu hatırlayamaz…

    Ülkelerin puan sıralamasına baktığımızda…

    Türk futbolunun nereden nereye geldiğini gösteriyor…

    UEFA Avrupa sıralamasında…

    1990-1991 yılından itibaren 18’nci sıranın altına düşmedik…

    Bu sıralama nedeniyle…

    Süper Lig’de şampiyon olan takım direkt Şampiyonlar Ligi’ne katılıyordu…

    Süper Lig ikincisi bir ön elemede kazanması halinde Şampiyonlar Liginde gruplara kalabiliyordu…

    Üç takımımızın da UEFA Avrupa ligine katılma hakkı vardı…

    Şimdi 20’nci sıradayız…

    Bu nedenle…

    2023-2024 sezonunda…

    Süper Lig şampiyonu ön eleme turunu geçmesi halinde…

    Şampiyonlar liginde oynayacak…

    UEFA Avrupa Kupasına katılamıyoruz…

    Bir alt organizasyon olan…

    Konferans ligine katılacağız…

    Takımlarımız oynadıkları iki ön eleme maçlarını kazandığı takdirde…

    Hani Türkiye Süper Ligi Avrupa’da ilk beşte yer alıyordu…

    Futbolda yokuz…

    Enflasyonda…

    Yoksullukta…

    Geçim sıkıntısında…

    Yolsuzlukta…

    Fikir özgürlüğüne zincir vurmada…

    Kadın şiddetinde…

    Avrupa’yı bırakın…

    Dünya şampiyonuyuz…

    İşte bu da bize yeter…

    En sonunda Cumhur İttifakı futbolu da bitirdi…

    Şu anda yönetimde olanlar…

    Bu iktidarın adamları…

  • TFF seçimleri için damatlar karşı karşıya

    Nihat Özdemir Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Başkanlığından istifa etti…

    Ya da affını istedi…

    Yeni senaryolar üretilmeye başlandı…

    Kim TFF Başkanı olacak?

    Kulislerde çok kişinin ismi geçiyor…

    Göksel Gümüşdağ…

    Ahmet Ağaoğlu…

    Mustafa Denizli…

    Servet Yardımcı…

    Mehmet Baykan…

    16 Haziran’a daha çok var…

    Sürpriz isimler de çıkabilir…

    Göksel Gümüşdağ’ın ismi ağırlık kazanınca…

    Turkuaz medyası harekete geçti…

    Kim medyanın başında…

    Serhat Albayrak…

    Berat Albayrak’ın abisi…

    Sarayın damadı…

    Göksel Gümüşdağ kim?

    Başakşehir’in başkanı…

    AKP Büyükşehir Belediyesi gurubunun başkan vekili…

    En önemlisi de…

    Emine hanımın yeğeni Müge Baran ile evli olması…

    Turkuaz medyası Göksel Gümüşdağ’ın aleyhine yazılar yazmaya başladı…

    Nihat Özdemir de Gümüşdağ’dan yıldığını istifasında belirtmişti…

    Demek ki bir talimat verildi…

    Gümüşdağ gözden çıkarıldı…

    Şimdi iki damat karşı karşıya…

    Albayraklar, Trabzonspor’un ve Kulüpler Birliği Vakfı’nın da şu anda başkanlığını yapan Ahmet Ağaoğlu’nun TFF Başkanı olmasından yana…

    Destekleri bu yönde…

    Ahmet Ağaoğlu’da TFF Başkanlığına sıcak bakıyor…

    36 yıl sonra Trabzonspor’u şampiyon yapan takımın başkanı olarak anılmak istiyor…

    İşte bu nedenle…

    Turkuaz medyası Göksel Gümüşdağ hakkında olumsuz haberler üretip, iyice yıpratmaya çalışıyor…

    Çalışmaya da devam edecekler…

    TFF seçimlerinde damatların üstün bir rol oynayacağı kesin…

    Orta bir yol bulunur mu?

    Biraz zor görünüyor…

    Burada en zor durumda olan ise Emine hanım…

    Bir yanda yeğenin kocası…

    Diğer yanda kızının kocasının desteklediği aday…

    16 Haziran’a yaklaşık iki aylık bir süre var…

    Bu kapışma sonucunda…

    Bir başka aday sürpriz yapabilir mi?

    Dengeler değişse bile…

    Son sözü her şeyde olduğu gibi…

    Saray söyleyecek…

    Başka yolu var mı?

  • Spor Yasası aceleye getirildi

    Ve nihayet…

    20 yıl sonra Spor Kulüpleri Yasası Meclis’e geldi…

    Komisyonda kabul edildi…

    Genel Kurul’da görüşülecek…

    Kabul edileceği belli…

    Değişiklik olur mu?

    Bilinmez…

    Bakarsınız Cumhur İttifakının unuttuğu bir şey akıllarına gelir, önerge verebilirler…

    Komisyondan geçen yasaya bakıldığında…

    Akademik çevrelerce, Spor Yüksek Okulu Bölümleriyle, spor medyası ile kamuoyunda tartışılmadı…

    Türkiye’de şu anda üç türlü federasyon sistemi var…

    Ayrı bir kanuna göre kurulmuş ve tabi olan Futbol Federasyonu…

    Özerk spor federasyonları…

    Bağlı spor federasyonları…

    Bu da gösteriyor ki…

    Türkiye’de tek tip federasyon yapısına gidiliyor…

    Delege yapısında değişiklik yok…

    Branşlarında olimpiyat, dünya ve Avrupa şampiyonu olmuş sporculara kendi federasyon seçimlerinde delege hakkı verilmiyor…

    Bu hakkın verilmemesi şampiyon sporcuları federasyondan uzak tutma taktiği…

    Başkan adayları için yine mevcut delegenin yüzde 15’inin imza şartı kaldırılmıyor. Kaldırılması halinde Spor Bakanlığı’nın etkisi kalmayacak…

    Kişilerin seçme ve seçilme hakkı elinden alınmış oluyor…

    Spor federasyonlarının denetimi yine Spor Bakanlığı’nda…

    Bakanlık her alana el atarsa sporun gelişmesini de engellemiş olur…

    Burada yasanın çıkması değil, spora getireceği faydaların tartışılıp Meclis’e getirilmesi gerekirdi…

    Böyle bir tartışma yapılmadan hazırlanan yasa teklifi Cumhur İttifakının ‘güç bende, istediğim gibi çıkarırım’ görüşüyle hareket etmesi hukuka, adalete ve demokrasiye aykırıdır…

    Spor federasyonlarının denetimini bakanlık yapacak…

    Böyle bir durumda federasyonların Denetim Kurulu ne görevi yapacak?

    Bu da yasa teklifinde açıkça belirtilmemiş…

    Harcamaların denetimini Devlet teşkilatı içinde bir kurumun yapacağı belirtiliyor…

    Bu kurumun ismi belirtilmemiş…

    Demek oluyor ki bunu da bakanlık kendisi yapacak…

    Neden federasyonlar harcamalar konusunda Sayıştay tarafından denetlenmiyor…

    Kulüp başkan ve yöneticileri, borçlardan sorumlu olacak…

    Bu yasanın Meclis’te kabul edilmesi halinde ne zaman yürürlüğe girecek?

    Üç-dört yıl sonra mı bu hüküm uygulamaya konulacak?

    Belirsiz…

    Kulüpler borç batağında…

    Spor federasyonları da öyle…

    Gerek kulüpler gerekse federasyonlara başkan olmak isteyenler böyle bir borç yükünün altına girerler mi?

    Acele yazılan bir yasa teklifi…

    Yarın getirir yasalaştırır…

    İş işten geçmiş olur…

    Ne derler…

    Acele işe şeytan karışır…

    Öyle olmuş…

    Bakalım Genel Kurul’da ne gibi değişiklikler yapılacak…

    Göreceğiz…