Asgari ücret, zamlar, NATO görüşmeleri ve değerlendirmeleri, yoksulluk, olası seçim, yaklaşan bayram…
Hayır, bunların hiçbirinden, bir fikirden diğerine koşar adım giden muhalefetten hiç bahsetmeyeceğim…
Ama yirmi yıllık yönetenlerin insanlarda yarattığı tahribattan bahsedeceğim…
Yorucu koşturmalı gündüzler, uykusuz geçen ve geçecek gecelerden, hızla ve hırsla ne olduğunu anlamadan yaşayıp, tuhaf gölgeli zihinlerle zamanın bir anından diğer bir anına zıplayarak tükettiğimiz ömürle, günü her akşama evrilttiğimizde avucumuzda koca bir kaygı kalıyor geriye…
Bu keyifsiz zamanlar içinde bulunduğumuz durumda; ruhumuzu ve bedenimizi iyice güçsüz kılıyor…
İrademiz dışında işlemeye devam eden bir yapı var. Bu yapının icraatlarıyla boğuşmaktan ve sonuçsuz kalmaktan, bir yetmezlik haliyle çarpışıp geleceğe kaygılı bakıyoruz…
Bizi öfkelendiren, tiksinti uyandıran onlarca şey oluyor ve olanlar karşısında hiçbir şey yapamamanın ağırlığında eziliyor, yine de yaşamak adına bir telaşla umuda sarılıyoruz…
Bu bir hastalık hali. Evet, evet bir hastalık olmalı bu. Dirençsiz, kavgasız, kabulleniş, kanıksayış ve pasif bir umuda tutunmak, olsa olsa bir hastalık hali…
Daha 20’li yaşların çocukları, içsel dünyalarında çoktan yaşlılığa göç ettiklerinden bahsediyorlar…
Hiçbir hesap taşımadan yaşaması gerekirken etrafımız; ürken, şaşan, yaralanan çocuklarla dolu…
Hayır efendim, öyle bahsettiğiniz gibi dirençli filan da değiller. Zekiler evet, keyifli çocuklar hatta. Doğrudur hepsi yaratıcı ruhla dolular…
Fakat tüm bunları sergileyebilecekleri bir koşulları yok. Bırakın bunları, umutsuzluktan yaşamaya mecalleri yok…
Evet, durum tam da böyle. Öyle reklam kuşaklarında gösterildiği gibi değil…
Geriye dönüp baktığımda ben dahil iri cümlelerle umutlardan, geliyor gelmekte olandan, geççek’lerden bahsetmişiz de, hiçbir şeyin geçmediğini, geçecek gibi görünmediğini çocuklar bizlerden daha iyi görüyor…
Sokakta kiminle konuşsan hukuk yok diyor. Bir başkası, hukukun olmadığı yerde adalet de olmuyor diyor…
Yıllarca mürekkep yalayıp, bir başına bırakılan gençler tüm bunlar yoksa kalkınma olmaz, kalkınma yoksa iyileşme de olmaz diyor…
Özcesi; hukukun olmadığı yerde özgürlük olmaz. Özgürlüğün olmadığı yerde adil bir yaşam olmaz diyorlar…
Yok, bugün ne insan romantizmine bulaşmış cümleler, ne naif sevgiler, ne de iddialı büyük sözler, hele umuttan hiç bahsetmeyeceğim…
Şu olursa çözüm olur, bu olmazsa bu bir tıkanmadır demeyeceğim…
Sol halka inemiyor, tabana ulaşamıyor. Merkez sağ muhafazakarlıktan sıyrılıp ülke gerçeğini göremiyor. İktidar artık bırakmanın da bir hizmet olduğunu anlayamıyor demeyeceğim…
Hastalıklı bir hal alan yaşam, çocuklar ve gençler diyeceğim. Ama ille de gençler…
İnecekseniz eğer bir yerlere, gençlere ulaşın. Çözecekseniz eğer bir şeyleri, işe gençleri katın. Bugün hepimizin ama yarın onların…
Nasıl bir ülkede yaşamak istiyorlar? Gençlerin fikirlerini alın…
Sıyrılın; her şeyi kanıksayan, normalleştiren, kabulleniş hallerinizden. Kendinizle savaşmayın. Ama kötü olan her şeyle dövüşün…
Yol açın, ülke için söz hakkını gençlerinize bırakın…
Yazar hakkında:
Safiye Özşener kimdir: 1969 Van’ da doğdu. İlk okulu Adana’da, Orta ve Lise eğitimini Van’da tamamladı. Halen, İstanbul Üniversitesi’nde öğrenci. 1986-1989’da Adana’da Sabah’ta gazeteciliğe başladı. 1989-1990’da yine Adana’da Günaydın Gazetesi’nde çalıştı. 1990-1993’de Ankara, İlçe Belediyesinde Basın Danışmanlığı yaptı. 1993’de Kamu Kurumunda çalıştı. KESK/BES Sendikası İş yeri temsilciliği yaptı. Çeşitli dergi ve interaktif gazetelerde, makale ve köşe yazarı olarak mesleğe devam etti. Aynı zamanda “Şarap Rengi Bir Zaman” adlı şiiri kitabı bulunan Safiye Özşener, bir çocuk annesidir.
Bir yanıt yazın