Etiket: #umut

  • İnsan umutsuzluktan umut üretir sevgili Mabet Ağacı…

    Yoğun umutsuzluğun sarıp sarmaladığı zamanlardayız. Öyle ki, her yerde görmek mümkün tükenmişliği.

    Geçenlerde oturuyorum parkta. “Umutların öldüğüne iyice inandım”, diyerek sohbete başladı benimle ileri yaşta bir mabet ağacı…

    Yıllarca; neler gördü bu gözler, duydu kulaklar. Ne acılardan geçti bedenim, ne sancılar çekti yapraklarım da hiç umutsuzluğa kapılmadım. İnsanlık derdim. Bulur ille de bir çiçek açtıracak direnci bulur da, umudu yeniden doğurur.

    Öyle ya; Anadolu ne kırımlar geçirdi. Üstünde yaşadığım toprak, ilk kez bir zulüm görmüyorum ki. Ne kötülükleri, ne zalimleri alt etti. Eder, bunu da eder derdim. Hani büyük insanlık! Ve fakat artık benim de umudum iyice tükendi.

    Hatta geçenlerde bir Puhu Kuşu kondu sonbaharda yaprakları dökülmüş dallarıma.

    Vedaya geldim. Bu coğrafya, tıpkı senin yapraksız bedenine döndü dedi. İnsanlar da her şeyini dökmüşler, ağaçlar gibi; inandıkları bir şey kalmamış, üstelik umutları da. Tükenmişler, hepsi birer sonbahar şimdi.

    Ben baharsız, ağaçsız yapamam. Hem göğün altında yaşayan ölüye dönen insanları gördükçe, ölürüm kahrımdan. Sokaklarında; çocuk cıvıltılarının, insan kahkahalarının, umudun olduğu yerlere gidiyorum…

    Yanılıyorsun dedim. İnsanlar değerlerini özler, insanca yaşamayı ister. Onca acıyı, zulmü, savaşı, yaşayıp da yeniden hep yaratmadılar mı ışığı?

    Kal, dedim. Bunu da atlatırlar, onarılır tüketilen her şey. Aydınlığın, yine iyiliğin, güzelliğin türküsünü hep birlikte söylerler. Dinlerler dallarımda senin ezgilerini, gövdelerimizin altında sevinçle raks ederler.

    Ahhh! Mabet ağacı dedi, kokunu sevmiyorlar diye kesip durmaktalar seni. Bilseler; bin bir derde devan var, kesmezler. Ama bilmiyorlar, insanlar bilmeyi istemiyorlar, sorup sorgulamıyorlar.

    Bak etrafına; artık kaldı mı Ağın ağacı, su püreni. Açıyor mu Panpal, yoğurt çiçeği? Bittiler, Tarla kuşları da gitti. Hem zaten niçin gitmesinler? Tarlalar kaldı mı ki? Kırlangıçlar da terk etti. Bir Hüzün savar kuşları direniyor. Hüznü dağıtmalıyız diyor. Bir de Bilge baykuşlar, insanları uyandırmaya çalışıyorlar.

    İnanmıyorum artık. Zehirli sarmaşıklar sardı her yanı, insanlar; bilinci, iyiliği yitirdiler.

    Haklısın dedim Puhu Kuşuna. Anlatmaya devam etti Mabet ağacı; bilinç olmayınca insanlık ölür. Ölmüş bilinç, insanlık da ölüyor.

    Daha ben cevap veremeden Mabet’e, bizi dinlemiş Bilge baykuş, girdi söze:

    “Eğer yarınlara dair bir ışık göremiyorsak, belki de karanlık gözlerimizdedir. Işığı yakalamak için kendimizden başlamak gerekir” dedi.

    Hani, Nazım’ın dizelerinde ki gibi:

    “Ben yanmasam,

    Sen yanmasan,

    Biz yanmasak,

    Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa…”

    Bin bir yönden ışık olalım. Umutlarını dahi tüketmiş bu İnsanlığı uyandıralım. Hem, şunun şurasında ne kaldı bahara, üç, beş ay daha dayanın.

    Siz yenilendikçe, baharda dallarınız yeşillendikçe, dayanamaz insanlar bir ışıkla bilinçlenir, bir umut çiçeğiyle aydınlanıverir…

    Gitmeyin, kalın. Bu topraklar zehirli sarmaşıkların değil, sizin.

    Ne diyordu sevgili Yaşar Kemal:

    “Benim kitaplarım; yaşam gibi doğru söylesin, yaşamla birlik olsun istedim. Çünkü yaşam umutsuzluktan umut üretmektir.”

    Evet, insanlık kayıp ama ölmedi. Bir şey oldu, zehirli sarmaşık dalları arasında sıkıştı kaldı. Kuşlar bir gagaladı mı, sökülür sarmaşıklar, insanlık yeniden ortaya çıkar.

    İnsan umutsuzluktan umut üreterek bugüne kadar gelmiştir. Yeter ki ekilsin umut, bilinçlendirir. Giden kuşlar yine gelir.

    Düşündüm, Bilge Baykuş haklı. Şimdi gitmek, umutsuzluk zamanı değil. Bu ölü toprağını üzerimizden atmalı.

    Hiç insan umutsuz yaşar mı? Yaşamaz. İnsan isterse eğer, umutsuzluktan umut da üretir sevgili Mabet Ağacı.

    Hadi, şimdi; bahara yeniden doğabilmek için bilinçlendirelim insanlığı, sandıklardan çıksın diye aydınlık, toprağa tohum olma zamanı.

    Hadi halkım sıra sende, umudu büyütmek için, tükenmişliği silkele…

    Yazar hakkında:

    Safiye Özşener kimdir: 1969 Van’ da doğdu. İlk okulu Adana’da, Orta ve Lise eğitimini Van’da tamamladı. Halen, İstanbul Üniversitesi’nde öğrenci. 1986-1989’da Adana’da Sabah’ta gazeteciliğe başladı. 1989-1990’da yine Adana’da Günaydın Gazetesi’nde çalıştı. 1990-1993’de Ankara, İlçe Belediyesinde Basın Danışmanlığı yaptı. 1993’de Kamu Kurumunda çalıştı. KESK/BES Sendikası İş yeri temsilciliği yaptı. Çeşitli dergi ve interaktif gazetelerde, makale ve köşe yazarı olarak mesleğe devam etti. Aynı zamanda “Şarap Rengi Bir Zaman” adlı şiir ve Diyalektiğin Kanatsız Kuşu adlı bir öykü kitabı bulunan Safiye Özşener, bir çocuk annesidir.

  • Görmüyor musunuz gidiyor…

    Gidiyor bir yaz daha, ağaç gölgelerinde saklı kalan hayallerle…

    Gidiyor işte ömrün bir yazı daha, umut feleğin demirden pençesinde…

    Öyle “geliyor gelmekte olan” da geleceğe benzemiyor, gidiyor işte bir mevsim daha bilinmeyene…

    Oysa bilseydik, çıkabilseydik bilinmezlikten hani; o kaçış duraklarında, su kenarında sığındığımız ceviz dallarında, o dehşetli susmalardan sıyrılsaydık böyle olur muyduk?

    Çünkü öyledir. Gerçek, niteliği ne olursa olsun, belirsizlik kadar kötü değildir…

    Gidiyor kuşlar, tükeniyor doğa, yok oluyor ağaçlar, bozuluyor iklim, kuruyor ırmaklar, günbegün yoksullaşıyor dünya, gitgide çirkinleşiyor ilişkiler, insanlık gidiyor çıkar çarkları peşinde, omurgalar kırılıyor…

    Ama yaşamak hiçbir yere gitmiyor. Uzun geçen günler, sonu gelmez akşamlarla her gün uyandığımız yeni karanlıkta, gelecek ne kadar puslu olursa olsun yine devam ediyoruz başkaları için çalışmaya ve yazgı denilen döngü de gerçeklere sırtı dönük hiç değişmeden bildiği yolda gidiyor…

    Yıllar gidiyor, durup dinlenmeden, huzur nedir tatmadan, mutluluk nedir bilmeden, alnımıza yazılı çilelerle gidiyor ömrümüz, nefesimiz sessizce son buluyor…

    Artık, muhafazakarların zulmü yıkıyor, devrimcilerin romantizm içinde büyüttükleri umut yoruyor…

    Zulme karşı umut değil direniş lazım, direniş için durmak değil hareket lazım…

    İnsanlara; aşk, sevgi lazım, aş, huzur lazım, ohh diyeceği özgür yarınlar lazım. Bu canım ülkeye hemen şimdi; hukuk lazım, hak, adalet lazım…

    Pek tabi bunlar için de; gerçekleri ortaya sermek, serilenleri de görmek lazım.

    Tuzum kuru benim, bana ne demeden, ürküp de sinmeden, sırt dönmeden, yürümek lazım; üstüne üstüne hainin, çıyanın, fırsatçının…

    Umut elbette, sol cevahir altında ve daima olacak olan ama aşılması gereken yol direnişte…

    Böyle giderse yarın diye bir şey kalmayacak, görünüyor.

    Tükeniyor hevesler, gidiyor tüm gençler. Soluyor insanlar, tutunamıyor bir mevsim daha giderken, bu şekilde bir kışa daha dayanacak gibi görünmüyor…

    “Yapacağız”, “edeceğiz”, “getirip-götüreceğiz”, hele bir seçim olsun, “düzelteceğiz”le; yeteneksizlikleri, kafasızlıkları, görülmemiş acımasızlıkları, maskeler altındaki gizleri, duygusuzlukları halkta taşıyacak güç kalmadı…

    İnsanları yerden yere vurup, dayanılmaz acılara boğan, adına da yazgı denen şeyden çıkaramayıp, ışığınızı bir başkasına veremedikten sonra, aydınlık bir kişiliğinizin olması neye yarar ki…

    Artık umut değil direniş, vaat değil çözüm için, ülkenin muhalifleri ve tüm aydınları hemen şimdi birleşin.

    Görmüyor musunuz gidiyor. Siz bekleyip, beklete dururken bir halkı, sadece bir mevsim değil, zulmün pençesinde çarpa çarpa “özgürlük” ölüyor…

    Yazar hakkında:

    Safiye Özşener kimdir: 1969 Van’ da doğdu. İlk okulu Adana’da, Orta ve Lise eğitimini Van’da tamamladı. Halen, İstanbul Üniversitesi’nde öğrenci. 1986-1989’da Adana’da Sabah’ta gazeteciliğe başladı. 1989-1990’da yine Adana’da Günaydın Gazetesi’nde çalıştı. 1990-1993’de Ankara, İlçe Belediyesinde Basın Danışmanlığı yaptı. 1993’de Kamu Kurumunda çalıştı. KESK/BES Sendikası İş yeri temsilciliği yaptı. Çeşitli dergi ve interaktif gazetelerde, makale ve köşe yazarı olarak mesleğe devam etti. Aynı zamanda “Şarap Rengi Bir Zaman” adlı şiiri kitabı bulunan Safiye Özşener, bir çocuk annesidir.

  • Çünkü boynumuzun borcudur yaşamak, düşmana inat…

    “Anlarsınız ya, tehlike insanların inandığı yalanlar değil, insanların doğrunun varlığına bile inanmayı bırakacak olmasında…”

    Evet, işte tam da bu yüzden bu haftaki yazım; minik düşsel, öyküsel cümlelerle, unutulan, hep unutulan, yok sayılan KHK’lılar için…

    Uyandığımda kendiliğinden gelen sabah sanki gece, günün karanlığı güneşi söndürmüş…

    Evden ne zaman çıktığımı, poğaça aldığımı hatırlamıyorum. Bir bir geçtiğim sokaklardan sonra bir parkta buldum kendimi…

    “Tak tak” diye gelen sesle sıyrıldım düşüncelerden. Karşımda bir yavru saksağan, elimdeki poğaçayı didikliyor…

    “Sana da günaydın dedim. Sahi gün “aydın” mı?”

    Kaldırdı başını simsiyah gözlerle sokuldu kucağıma. “Değil, ama hayat istemesen de devam ediyor geleceğe bakmalısın” dedi…

    Her gün biraz daha yoksul, biraz daha yoksunuz. Vaktim kalmamış artık yaşamaya, baksana çimlere düşen gün ışığı bile karanlık, gelecekte ne var ki?

    “Neyi görmek istersen o var.”

    İçimi kaplayan öfke ve çaresizlikle canım burnumda. Bir hukuksuzluğun pençesinde sallanan yıllar karşımda. Cesurca yaşamayı, sadece yaşamayı ben de isteyenlerdenim ve fakat düşünmeyi öğrenmişim bir kere.

    Olmuyor, hakkaniyet gibi gerçeği, sadece gerçekleri düstur edinerek yaşamayı öğrenenlerin, hayatın griftlerine takılmaması, varoluşun sancılarına tutulmaması mümkün değil. Karşımda bir gelecek göremiyorum…

    “Düşün tabi, iyidir düşünmek ama inanmalısın da.”

    “İnanmak ama neye?”

    “Hayallerine” dedi poğaçadan pay almaya çalışan bir başka serçe kuşu…

    “Yaşamın ağırlığından, sarsıcı sıkıcılığından kurtulman için birazda hayal kurman lazım. Arada geleceğini de düşündürecek”

    Hep güvendiği insanlardan, tutunduğu yerlerden vurulan neye bel bağlar? Bilmiyorum. Talihime mi? O doğuştan terk etmiş beni…

    Etraftaki insanlara mı? Bu ülkenin iyiye doğru değişeceğine, insanların bilinçlenip karanlığı yırtacağına mı?

    Tüm bildiklerime karşın, keskin kılıç yalnızlığımda direnen yanım yorgun. Hayatta kırılma noktaları var, bugün benim kırılma noktam, bitişe doğru…

    “Her gün yeniden başlar” dedi baba Saksağan daldan.

    “Hiç kuşkun olmasın, bir gün vurulacak hepsi, gözlerini kapattıkları sağır kulaklarından. Dün değildi, bugün de değil ama mutlaka bir gün. Çünkü hiçbir kötülük sonsuza dek sürmez, karanlık güneşe galip gelmez. Sen hayal kur. O günler daha çabuk olur.”

    Aslında ben de biliyorum mesela; öpüşmek güzel şey, buz atmak rakıya, sığınmak bir ezginin koynuna, yollar var gidilecek ve biliyorum insanlar var sevilecek. Ama dedim ya, karanlık içinde günler batarken insanlar; sağır, dilsiz, lal iken, üstelik boğazına kadar aldatmacaya batmış, yalan içinde yüzerken hayal kuramıyorum.

    Her gün daha yoksul, daha yoksunken, yaşama bir kafiye aramaktan, geleceğe umutla bakmaktan yoruldum…

    Dizlerime kondu anne saksağan. “Yarın diye bir şey var. Bir bakarsın bir beyaz güvercin, ağzında bir kağıt bitmiş hukuksuzluk, zulüm bitmiş, gözlerindeki hüzün silinmiş.”

    Öptüm gagasından minik serçeyi. “Ne dersin olur mu anne saksağanın dedikleri.”

    “Hadi isteyelim dedi. Bak kanat çırptım ben özgürlüğüne doğru.

    Biliyorum, çaresiz ve yalnızsın. Bu hukuksuzlukta çare sen de değilsin. Ama umut hayallerde, gerçek çıkacak bir gün. Bahtiyar değilsin ama sana; ihanet, yalanla riya edenlere, bu karanlık zulme inat bir gün daha fazla yaşamalısın.”

    Hadi dedi hepsi birlikte. “Şimdi bir şiir söyle. Hani bir sevgilinin koynuna girer gibi, hani yaşamın içine akar gibi, çünkü bazen gün, çünkü bazen yaşam bir şiirle başlar.”

    Sarıldı hepsi kanatlarıyla, öptüm hepsini gagasından. O an anladım ki, tüm yenilgilerime, hayal kırıklıklarıma rağmen, dirençli yanlarımı büyütüp, çoğaltıp umudumu, hayallere yelken açmam lazım…

    Çünkü bir gün gelecek, bu karanlığı yaratanlardan ve utanmayanlardan hesap sorulacak…

    İşte o günü görmem lazım…

    Sevgili KHK’lılar; hadi durmayın, geleceğe hayaller kurun.

    Çünkü boynunuzun borcudur yaşamak, düşmana inat…

    Yazar hakkında:

    Safiye Özşener kimdir: 1969 Van’ da doğdu. İlk okulu Adana’da, Orta ve Lise eğitimini Van’da tamamladı. Halen, İstanbul Üniversitesi’nde öğrenci. 1986-1989’da Adana’da Sabah’ta gazeteciliğe başladı. 1989-1990’da yine Adana’da Günaydın Gazetesi’nde çalıştı. 1990-1993’de Ankara, İlçe Belediyesinde Basın Danışmanlığı yaptı. 1993’de Kamu Kurumunda çalıştı. KESK/BES Sendikası İş yeri temsilciliği yaptı. Çeşitli dergi ve interaktif gazetelerde, makale ve köşe yazarı olarak mesleğe devam etti. Aynı zamanda “Şarap Rengi Bir Zaman” adlı şiiri kitabı bulunan Safiye Özşener, bir çocuk annesidir.

  • Yol açın, sözü gençlere bırakın…

    Asgari ücret, zamlar, NATO görüşmeleri ve değerlendirmeleri, yoksulluk, olası seçim, yaklaşan bayram…

    Hayır, bunların hiçbirinden, bir fikirden diğerine koşar adım giden muhalefetten hiç bahsetmeyeceğim…

    Ama yirmi yıllık yönetenlerin insanlarda yarattığı tahribattan bahsedeceğim…

    Yorucu koşturmalı gündüzler, uykusuz geçen ve geçecek gecelerden, hızla ve hırsla ne olduğunu anlamadan yaşayıp, tuhaf gölgeli zihinlerle zamanın bir anından diğer bir anına zıplayarak tükettiğimiz ömürle, günü her akşama evrilttiğimizde avucumuzda koca bir kaygı kalıyor geriye…

    Bu keyifsiz zamanlar içinde bulunduğumuz durumda; ruhumuzu ve bedenimizi iyice güçsüz kılıyor…

    İrademiz dışında işlemeye devam eden bir yapı var. Bu yapının icraatlarıyla boğuşmaktan ve sonuçsuz kalmaktan, bir yetmezlik haliyle çarpışıp geleceğe kaygılı bakıyoruz…

    Bizi öfkelendiren, tiksinti uyandıran onlarca şey oluyor ve olanlar karşısında hiçbir şey yapamamanın ağırlığında eziliyor, yine de yaşamak adına bir telaşla umuda sarılıyoruz…

    Bu bir hastalık hali. Evet, evet bir hastalık olmalı bu. Dirençsiz, kavgasız, kabulleniş, kanıksayış ve pasif bir umuda tutunmak, olsa olsa bir hastalık hali…

    Daha 20’li yaşların çocukları, içsel dünyalarında çoktan yaşlılığa göç ettiklerinden bahsediyorlar…

    Hiçbir hesap taşımadan yaşaması gerekirken etrafımız; ürken, şaşan, yaralanan çocuklarla dolu…

    Hayır efendim, öyle bahsettiğiniz gibi dirençli filan da değiller. Zekiler evet, keyifli çocuklar hatta. Doğrudur hepsi yaratıcı ruhla dolular…

    Fakat tüm bunları sergileyebilecekleri bir koşulları yok. Bırakın bunları, umutsuzluktan yaşamaya mecalleri yok…

    Evet, durum tam da böyle. Öyle reklam kuşaklarında gösterildiği gibi değil…

    Geriye dönüp baktığımda ben dahil iri cümlelerle umutlardan, geliyor gelmekte olandan, geççek’lerden bahsetmişiz de, hiçbir şeyin geçmediğini, geçecek gibi görünmediğini çocuklar bizlerden daha iyi görüyor…

    Sokakta kiminle konuşsan hukuk yok diyor. Bir başkası, hukukun olmadığı yerde adalet de olmuyor diyor…

    Yıllarca mürekkep yalayıp, bir başına bırakılan gençler tüm bunlar yoksa kalkınma olmaz, kalkınma yoksa iyileşme de olmaz diyor…

    Özcesi; hukukun olmadığı yerde özgürlük olmaz. Özgürlüğün olmadığı yerde adil bir yaşam olmaz diyorlar…

    Yok, bugün ne insan romantizmine bulaşmış cümleler, ne naif sevgiler, ne de iddialı büyük sözler, hele umuttan hiç bahsetmeyeceğim…

    Şu olursa çözüm olur, bu olmazsa bu bir tıkanmadır demeyeceğim…

    Sol halka inemiyor, tabana ulaşamıyor. Merkez sağ muhafazakarlıktan sıyrılıp ülke gerçeğini göremiyor. İktidar artık bırakmanın da bir hizmet olduğunu anlayamıyor demeyeceğim…

    Hastalıklı bir hal alan yaşam, çocuklar ve gençler diyeceğim. Ama ille de gençler…

    İnecekseniz eğer bir yerlere, gençlere ulaşın. Çözecekseniz eğer bir şeyleri, işe gençleri katın. Bugün hepimizin ama yarın onların…

    Nasıl bir ülkede yaşamak istiyorlar? Gençlerin fikirlerini alın…

    Sıyrılın; her şeyi kanıksayan, normalleştiren, kabulleniş hallerinizden. Kendinizle savaşmayın. Ama kötü olan her şeyle dövüşün…

    Yol açın, ülke için söz hakkını gençlerinize bırakın…

    Yazar hakkında:

    Safiye Özşener kimdir: 1969 Van’ da doğdu. İlk okulu Adana’da, Orta ve Lise eğitimini Van’da tamamladı. Halen, İstanbul Üniversitesi’nde öğrenci. 1986-1989’da Adana’da Sabah’ta gazeteciliğe başladı. 1989-1990’da yine Adana’da Günaydın Gazetesi’nde çalıştı. 1990-1993’de Ankara, İlçe Belediyesinde Basın Danışmanlığı yaptı. 1993’de Kamu Kurumunda çalıştı. KESK/BES Sendikası İş yeri temsilciliği yaptı. Çeşitli dergi ve interaktif gazetelerde, makale ve köşe yazarı olarak mesleğe devam etti. Aynı zamanda “Şarap Rengi Bir Zaman” adlı şiiri kitabı bulunan Safiye Özşener, bir çocuk annesidir.