Çünkü boynumuzun borcudur yaşamak, düşmana inat…

“Anlarsınız ya, tehlike insanların inandığı yalanlar değil, insanların doğrunun varlığına bile inanmayı bırakacak olmasında…”

Evet, işte tam da bu yüzden bu haftaki yazım; minik düşsel, öyküsel cümlelerle, unutulan, hep unutulan, yok sayılan KHK’lılar için…

Uyandığımda kendiliğinden gelen sabah sanki gece, günün karanlığı güneşi söndürmüş…

Evden ne zaman çıktığımı, poğaça aldığımı hatırlamıyorum. Bir bir geçtiğim sokaklardan sonra bir parkta buldum kendimi…

“Tak tak” diye gelen sesle sıyrıldım düşüncelerden. Karşımda bir yavru saksağan, elimdeki poğaçayı didikliyor…

“Sana da günaydın dedim. Sahi gün “aydın” mı?”

Kaldırdı başını simsiyah gözlerle sokuldu kucağıma. “Değil, ama hayat istemesen de devam ediyor geleceğe bakmalısın” dedi…

Her gün biraz daha yoksul, biraz daha yoksunuz. Vaktim kalmamış artık yaşamaya, baksana çimlere düşen gün ışığı bile karanlık, gelecekte ne var ki?

“Neyi görmek istersen o var.”

İçimi kaplayan öfke ve çaresizlikle canım burnumda. Bir hukuksuzluğun pençesinde sallanan yıllar karşımda. Cesurca yaşamayı, sadece yaşamayı ben de isteyenlerdenim ve fakat düşünmeyi öğrenmişim bir kere.

Olmuyor, hakkaniyet gibi gerçeği, sadece gerçekleri düstur edinerek yaşamayı öğrenenlerin, hayatın griftlerine takılmaması, varoluşun sancılarına tutulmaması mümkün değil. Karşımda bir gelecek göremiyorum…

“Düşün tabi, iyidir düşünmek ama inanmalısın da.”

“İnanmak ama neye?”

“Hayallerine” dedi poğaçadan pay almaya çalışan bir başka serçe kuşu…

“Yaşamın ağırlığından, sarsıcı sıkıcılığından kurtulman için birazda hayal kurman lazım. Arada geleceğini de düşündürecek”

Hep güvendiği insanlardan, tutunduğu yerlerden vurulan neye bel bağlar? Bilmiyorum. Talihime mi? O doğuştan terk etmiş beni…

Etraftaki insanlara mı? Bu ülkenin iyiye doğru değişeceğine, insanların bilinçlenip karanlığı yırtacağına mı?

Tüm bildiklerime karşın, keskin kılıç yalnızlığımda direnen yanım yorgun. Hayatta kırılma noktaları var, bugün benim kırılma noktam, bitişe doğru…

“Her gün yeniden başlar” dedi baba Saksağan daldan.

“Hiç kuşkun olmasın, bir gün vurulacak hepsi, gözlerini kapattıkları sağır kulaklarından. Dün değildi, bugün de değil ama mutlaka bir gün. Çünkü hiçbir kötülük sonsuza dek sürmez, karanlık güneşe galip gelmez. Sen hayal kur. O günler daha çabuk olur.”

Aslında ben de biliyorum mesela; öpüşmek güzel şey, buz atmak rakıya, sığınmak bir ezginin koynuna, yollar var gidilecek ve biliyorum insanlar var sevilecek. Ama dedim ya, karanlık içinde günler batarken insanlar; sağır, dilsiz, lal iken, üstelik boğazına kadar aldatmacaya batmış, yalan içinde yüzerken hayal kuramıyorum.

Her gün daha yoksul, daha yoksunken, yaşama bir kafiye aramaktan, geleceğe umutla bakmaktan yoruldum…

Dizlerime kondu anne saksağan. “Yarın diye bir şey var. Bir bakarsın bir beyaz güvercin, ağzında bir kağıt bitmiş hukuksuzluk, zulüm bitmiş, gözlerindeki hüzün silinmiş.”

Öptüm gagasından minik serçeyi. “Ne dersin olur mu anne saksağanın dedikleri.”

“Hadi isteyelim dedi. Bak kanat çırptım ben özgürlüğüne doğru.

Biliyorum, çaresiz ve yalnızsın. Bu hukuksuzlukta çare sen de değilsin. Ama umut hayallerde, gerçek çıkacak bir gün. Bahtiyar değilsin ama sana; ihanet, yalanla riya edenlere, bu karanlık zulme inat bir gün daha fazla yaşamalısın.”

Hadi dedi hepsi birlikte. “Şimdi bir şiir söyle. Hani bir sevgilinin koynuna girer gibi, hani yaşamın içine akar gibi, çünkü bazen gün, çünkü bazen yaşam bir şiirle başlar.”

Sarıldı hepsi kanatlarıyla, öptüm hepsini gagasından. O an anladım ki, tüm yenilgilerime, hayal kırıklıklarıma rağmen, dirençli yanlarımı büyütüp, çoğaltıp umudumu, hayallere yelken açmam lazım…

Çünkü bir gün gelecek, bu karanlığı yaratanlardan ve utanmayanlardan hesap sorulacak…

İşte o günü görmem lazım…

Sevgili KHK’lılar; hadi durmayın, geleceğe hayaller kurun.

Çünkü boynunuzun borcudur yaşamak, düşmana inat…

Yazar hakkında:

Safiye Özşener kimdir: 1969 Van’ da doğdu. İlk okulu Adana’da, Orta ve Lise eğitimini Van’da tamamladı. Halen, İstanbul Üniversitesi’nde öğrenci. 1986-1989’da Adana’da Sabah’ta gazeteciliğe başladı. 1989-1990’da yine Adana’da Günaydın Gazetesi’nde çalıştı. 1990-1993’de Ankara, İlçe Belediyesinde Basın Danışmanlığı yaptı. 1993’de Kamu Kurumunda çalıştı. KESK/BES Sendikası İş yeri temsilciliği yaptı. Çeşitli dergi ve interaktif gazetelerde, makale ve köşe yazarı olarak mesleğe devam etti. Aynı zamanda “Şarap Rengi Bir Zaman” adlı şiiri kitabı bulunan Safiye Özşener, bir çocuk annesidir.

Comments

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir