** Yaşamla ölüm arasında bir tercihin yapılacağı Karadeniz’in kader tarihi…
Resmi rakamlara göre 120 bin insanın yaşadığı bir şehir.
“Yeşil Ordu”nun en gelişmiş şehirlerinden birisi.
Fındık üretimi, kestane balı, hayvancılık ve balıkçılığın yanı sıra organize sanayi sitesi de ekonomiye önemli kazançlar sağlıyor.
Her yıl devletin kasasına giren 2 milyar dolarlık döviz girdisinin 700 milyon dolarını tek başına karşılıyor. Eşsiz vadileri ve özel toprakları sayesinde Türkiye’nin en kaliteli ve leziz fındıkları orada yetişiyor.
Turizm ve organik tarımcılık potansiyeli çok yüksek. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “şifa” niyetine önerdiği kestane balının ana üretim merkezi. “Kabakdağı” gibi organik tarım yapılan ve tüm Türkiye’de tanınan özel tarımsal bölgelere sahip.
Meraları ve yaylaları hayvancılık için eşsiz bir cennet. Bir kilogram kırmızı etin 150 TL’ye dayandığı günümüzde çözüm Arjantin ve Brezilya’nın yaylalarında değil Karadeniz’in yaylalarında.
Ekonomiye katkıları saymakla bitmez…
İşte böyle bir coğrafyanın tam ortasına geldiler ve adına “altın madeni” denilen bir hançeri sapladılar.
2013 yılında ilk kazmayı vurduklarında millet ne olduğunu anlayamadı. Çünkü halkı aydınlatması gereken devlet kurumları suskun, medyası ise esir alınmıştı. İktidar FETÖ’nün yol göstericiliğinde uluslararası kartellerin önünü açarken, vahşi madencilikte köşe başlarını tutan sermaye guruplarıysa gazete ve televizyonları kontrol ediyordu. Bu nedenle yağma ve talan projeleri halka “müjde” diye sunuldu yıllarca.
Ama şimdi herkes ne olduğunu ve neyle karşı karşıya olduklarını çok net görüyor. Hani derler ya bir müsibet bin nasihattan iyidir diye. İşte Fatsa’da yaşanan tam da bu.
Aradan 10 yıl geçti. Ordu-Fatsa’daki siyanürlü altın madeni bölgeye zehir saçıyor. ÇED süresi doldu. Kapatıp, pılını-pırtısını toplayıp bölgeyi terk etmesi bekleniyor. Ama gitmiyor.
Diğerleri gibi 3-5 yıllığına geldiklerini söylediler ama girdikleri bölgeyi bitirmeden, tüketmeden gitmezler. Bahar Madencilik de farklı değildi elbette. Şimdi yeni ÇED başvurusunda bulundu. Madeni iki katına çıkarmak istiyor. Fatsa’ya 5 dakika mesafedeki bir siyanürlü maden burası. Şimdi de Fatsa’nın tepesine 50 metre derinliğinde 3 milyon metreküplük bir zehir barajı inşa etmeyi planlıyorlar. O da yetmeyecek. İkincisini, üçüncüsünü talep edecekler.
patlatılan dinamitler ve kazılar nedeniyle çevresindeki köylerde heyelanlar başladı. Evler oturulamaz hale geldi. AFAD, “Evlerinizi boşaltın” diyerek köylülere yazı gönderiyor. Peki nereye gidecekler? Bunu söyleyen yok. Bu insanların yaşam alanı orası. Ha Rusya gibi tepelerinden bomba atarak milleti evinden barkından kaçırmışsın, ha ‘madencilik yapıyorum’ diye milletin köylerini dinamitlemişsin; ortalığa siyanür saçmışsın. Ne farkın var!?
Türkiye’yi “madencilik ülkesi” yapacaklarmış.
Ordu’nun yüzde 74’ünü maden bölgesi ilan ettiler. Düşünebiliyor musunuz? Yeşil Ordu’nun yüzde 74’ü param parça edilecek. Ve buna evet diyen bir iktidar var bu ülkede. Yüzde 80’i tarım alanı ve ormanlardan oluşan bir coğrafyada siz yüzde 74’ünde yani dörtte üçünde “madencilik” izni veriyorsunuz.
Madencilik denince de öyle bildiğiniz madenlere benzemiyor bunlar. Yerin altında dehlizler, tüneller falan değil. Onun da ekosisteme zararları var ama altın madenciliği dedikleri şey tam bir ekokırım. Yıkımın zirvesi. Coğrafya tümüyle ters yüz ediliyor. ‘Şunu çıkarıp, onu alıp, tekrar eski haline getireceğiz’ değil bu iş. Onlar masal. Yapılan bütün madencilik coğrafyayı yıkmaktan ibaret. Ormanların kesilmesi, tarım alanlarının yok edilmesi, dağların parçalanması, su kaynaklarının zehirlenmesi ve bölgenin yaşanılamaz hale getirilmesi…
Üstelik Ordu Üniversitesi Fatsa Deniz Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Profesör Dr. Mehmet Aydın’ın başkanlık ettiği bir akademik çalışma grubu, siyanür madenciliğinin kaçınılmaz bir sonucu olan “ağır metal zehirlenmelerini” bilimsel bir çalışmayla da kanıtladı. Yer kabuğunda ortalama 20 milyonda bir düzeyinde olması gereken kurşun değerleri, madenin çevresinde yaklaşık 5 ile 7 kat arasında daha fazla çıktı. Yer kabuğunda ortalama 13 milyonda bir olan Arsenik değerlerinin ise, madenin yakın çevrelerinde 6-7 kat daha fazla olduğu tespit edildi. Siyanürlü altın madeninin yakın çevrelerinde bulunan sulardaki alüminyum değerleri, madenden daha uzak yerlere oranla 30 kat daha fazla. Kadmiyum değerlerinin 100 kat, bakır değerinin 80 kat, demir ve kurşun değerlerinin 100 kat daha fazla olduğu tespit edildi.
Birileri ülkenin dağlarını, ormanlarını, yaylalarını, meralarını, köylerini, su kaynaklarını “meta” olarak görüp satılığa çıkarmış durumda. Bunu da millete, “iş, istihdam, ekonomi” diye pazarlıyorlar. Onların “iş” dediği milletin köyünün yıkılması; onların “istihdam” dediği yüz binlerce ağacın bir çırpıda içindeki trilyonlarca canlıyla birlikte yok edilmesi; onların “ekonomi” dediği bu ülkenin can damarları olan yaylaların-meraların ve su kaynaklarının acımasızca zehirlenmesi. Bu bir ekonomi değil olsa olsa “ekokırım” olabilir.
Şimdi Fatsa’da, Ordu’da ve Karadeniz’de bu ekokırımın son perdesi oynanacak. 27 Nisan 2022 tarihinde saat 10.00’da Ankara’da Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nda sahne alacak.
Bakanlıkta yapılacak İDK (İnceleme Denetleme Kurulu) toplantısında Bahar Madencilik’in bölgeye yıkım getiren, kestane ormanlarını kesen, suları zehirleyen siyanürlü altın madenine tamam mı devam mı kararı verilecek.
27 Nisan’da Ordulular, Fatsalılar ve bu ülkedeki tüm yaşam savunucuları Ankara’da, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın önünden ‘güçlü bir sesle’ Yeşil Ordu’nun korunmasını talep edecek.
Bir yanıt yazın