Cumhurbaşkanı Erdoğan, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü’nde bu ülkenin doktorlarına, “Varsın gidiyorlarsa gitsinler” diye seslendi…
“Geçinemiyoruz… Eziliyoruz… Ölüyoruz…” diyen ve haklarının verilmesini isteyen binlerce doktorlara yapılan çağrı buydu… Hem de koronavirüs salgınındaki ağır kayıplarına ve insanüstü çalışmalarına rağmen…
Kendi ülkesindeki beyinlere “Nereye giderlerse gitsinler” diye seslenen bir CUMHURBAŞKANI…
İçinde bulunduğumuz yüz yılda en kıymetli şey: YETİŞMİŞ BEYİNLER…
Bir ülkenin ayakta kalabilmesi, kendi kendine yetebilmesi ve dünyadaki kıyasıya rekabete dayanabilmesi için BEYİNLERE ihtiyacı var…
O beyinler yoksa ülken yağma-talana teslim olur. O beyinler yoksa başkalarının hazırladığı sömürge projelerinin oyuncağı olursun…
AKP iktidarının ilk yıllarında Erdoğan’ın ağzından “Monşerler” lafı düşmezdi. Sık sık “Monşerler” denilerek bu ülkenin yüz yıllar içinde süzülmüş diplomasi geleneğini sürdürmeye çalışan eski-yeni diplomatları hedef alındı; küçümsendi. “Monşerler” denilerek bu ülkenin diplomasi hafızası, strateji yeteneği yok edildi. “Aktif dış politika”, “Stratejik derinlik” sloganlarıyla hakaret edilmedik ülke, kavga edilmedik komşu, “Eyyy” diye saydırmadığımız lider kalmadı…
Emekli diplomatlarımız uyardılar: “Dış politika, öyle günü kurtarmaya yönelik, kendisiyle çelişki içinde ‘perakende’ açılımlarla, üç-beş yabancı sözcüğü yerli yersiz kullanmakla, diplomatlara karşı küçük düşürücü ifadelerle yürütülmez. Yürütülmeye kalkışılırsa bedeli ağır olur. İşin acı tarafı, bu bedeli de sadece bu açıklamaları yapanlar değil tüm millet öder…”
Öyle de oldu…
Şam’da namaz kılma hayalleri kurarken bir de baktık sokaklarımız milyonlarca mülteciyle, göçmenle dolmuş…
Önce “Eyyyy… Heyyyy…” diplomasisini anlayamayan diğer ülkeler de mütekabiliyet ilkesine uyup benzer tonda konuşmaya başlayınca bu kez frene basıldı…
İktidarının ilk yıllarında, “Bunlar iş bilmezler… Vücut dilinden anlamıyorlar” denilerek devleti ayakta tutan, kurumların hafızası olan bürokratlar bir kenara itildi. Bakanlıkların en temel kurumları olan müsteşarlıklar kaldırılıp, yerine arpalık haline getirilen bakan yardımcılıkları oluşturuldu.
Maliye Teftiş Kurulu, Hesap Uzmanları bu ülkeyi ayakta tutan kurumlar bir bir kapatıldı…
Tam 15 yıl önce Şubat 2006’da Mersin’de “Çiftçinin hali ne olacak, anamız ağladı” diyen çiftçiye, “Ananı da al git” dendi. Bugün o çiftçi ve binlerce çiftçi tarlasını satışa çıkardı. Traktörüne mazot koyacak, ilaç alacak, gübre alacak parası yok. Ayçiçek yağı Ukrayna’dan, buğday Rusya’dan, ceviz Arjantin’den, kırmızı et Sırbistan’dan ithal ediliyor. Bir litre sütün fiyatı 15 TL’ye dayandı.
26 Aralık 2020 Eskişehir’deki Eti Maden Lityum Karbonat Üretim Tesisleri’nin açılış törenine canlı bağlantıyla katılan Cumhurbaşkanı Erdoğan, doğayı, yeşili, çevreyi savunanlara, “Çevreci maskesi takmış vandallar” dedi.
Türkiye açık hava kimya fabrikasına çevrildi. İhale edilmeyen dağ, orman, yayla-mera kalmadı. Köyler, şehirler, zeytinlikler, fındık bahçeleri yerli ve yabancı kartellere içindeki vatandaşlarla birlikte pazarlandı.
Doğal sit alanları dahil her yer ama her yer madencilik yapıyoruz denilerek yağma ve talana açıldı.
Yaşanan EKOKIRIM yandaşlarca ekonomi-istihdam diye alkışlatıldı. Afrika’da yüz yıllardır uygulanan SÖMÜRGE MADENCİLİĞİ kurtuluş reçetesi diye dayatıldı. Türkiye’nin dağları, ormanları, yaylaları blok blok, ton ton yurt dışına satılmaya başlandı.
2018 yılında Genişletilmiş İl Başkanları toplantısında “terörist sevicileri” diyerek Türk Tabipler Birliği hedef alındı…. 2020’de yine Türk Tabipleri Birliği’nin, terör örgütleri tarafından ele geçirildiği, Türkiye’nin en kısa zamanda bu ayıptan kurtulması gerektiği söylendi.
Türk Tabipler Birliği, Türkiye Barolar Birliği, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği gibi meslek kuruluşlarının, ülke aleyhindeki oluşumlarla birlikte hareket ettiğini belirtilerek, “Türk ve Türkiye ismini hak etmeyen meslek kuruluşlarından bu imtiyazlarını derhal almalıyız” denildi.
8 Ocak 2022’de yerli aşı Turkovac’ı eleştiren Türk Tabipleri Birliği hedef alındı: “Bugüne kadar bir eseriniz var mı? Sahtekarsınız” dendi…
2017 yılında İzmir’deki Torba Yasa protestosunda Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan aleyhinde slogan attıkları ve hakaret ettikleri iddiasıyla TMMOB ve MMO yöneticilerine dava açıldı…
Vatanın bütün şehirlerinde rant tavan yaptı. Rant uğruna milyarlarca ton beton şehirlere, kırlara döküldü. Ardından 2017 yılı Ağustos ayında Sarayda yapılan konuşmada, “Bugünkü şehirlerimiz maalesef insan fıtratını değil bireysel hırsları merkeze alan bir bakış açısıyla inşa ediliyor. İnsan fıtratıyla mütenasip olmayan her yer zamanla insanın zindanı haline dönüşüyor. Bu sebeple günümüz şehirleri insana huzur vermiyor” diye konuştu.
Kanal İstanbul’un İstanbul’a ve Trakya’ya zarar vereceğini söyleyerek karşı çıkanlara, “İnadına yapacağız” diye meydan okundu…
Bir iktidar düşünün, 20 yıl boyunca mühendisleriyle, bürokratlarıyla, diplomatlarıyla, doktorlarıyla, sanatçılarıyla, gazetecileriyle, hukukçularıyla kavga halinde…
Dolar: 15 TL’ye dayandı…
Benzin ve mazot 25 TL’ye dayandı…
Buğday, arpa, yağ ithal ediliyor…
Zeytinlikler kesilmeyi bekliyor, Fındık bahçeleri talan edilmeyi…
Ülkenin bütün ormanları, tarım alanları ve su kaynakları madencilik ve rant projeleriyle tehdit altında…
Millet kendi vergileriyle yapılan otobanlardan ve köprülerden geçebilmek için fahiş ücretler ödemek zorunda…
Birileri ülkesindeki beyinlerle savaş halinde; Almanya, İngiltere, Hollanda gibi birileriyse o beyinleri kapmak için yarışıyor…
Beyinlerini kaybeden ve sömürge madenciliğine teslim edilmek istenen bir Türkiye…
TEHLİKE GERÇEKTEN ÇOK BÜYÜK…
En acısı da Dostoyevski’nin kitaplarından söz edenler en azından bir kitabını bile okumuş olsalar…
Yazar Hakkında
İbrahim Gündüz: 18 Aralık 1965 yılında Ünye’de doğdu. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. Gazeteciliğe 1987 yılında stajyer olarak girdiği Güneş gazetesinde başladı. Gece muhabiri, belediye muhabiri, siyasi parti muhabiri, diplomasi muhabiri ve parlamento muhabiri olarak görev yaptı. Kanal D Parlamento Muhabiri olarak çalışırken, artık kendisi için bir çalışma ortamı kalmadığını düşünerek 2018 yılında görevinden ayrıldı. Türkiye’deki vahşi, kimyasal, yıkıcı ve talancı madenciliği anlatan “Altın Ölüm” kitabını yazdı. Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zuhal Yeşilyurt Gündüz’le evli, Aşkın ve Barış adında iki çocuk babasıdır.
Bir yanıt yazın