Etiket: #Cumhurbaşkanı

  • Finale kalkan uçak

    Osmaniye’de üç öğrenci BİR TABLDOT YEMEĞİNİ birlikte yiyor…

    Eskişehir’de 6 yaşındaki Elif AÇLIKTAN ÖLÜYOR…

    Öğretmenler okula AÇ GELEN öğrencileri için ağlıyor… Gıda desteği sunulsun diye yalvarıyor ama “KAYNAK YOK” deniyor… Yani devletin parası yok! Söylenen bu…

    Belediyeler üniversitelerin önlerinde ÖĞRENCİLER AÇ KALMASIN diye bedava çorba, yemek dağıtıyor…

    EYT’liler yıllardır çırpınıyor, “KAYNAK YOK” deniyor…

    Atanamayan öğretmenler yıllardır sokaklarda, bakanlık kapılarında, “BİZE KADRO VERİN” diye haykırıyor, “KADRO YOK, KAYNAK YOK, ÖDENEK YOK” diyorlar…

    Açlık sınırı 7 bin lirayı, yoksulluk sınırı 25 bin lirayı aşmış. Ve bu ülkede milyonlarca emekçi ASGARİ ÜCRETLE geçinmeye çalışıyor…

    Bir litre süt 25 TL’ye dayanmış, bir somun ekmek 5 TL’yi aşmış…

    Ulaşım, barınma ve beslenme masraflarına ne öğrenciler ne de aileler yetişemiyor…

    “YARDIM EDİN” diyenlere, “KAYNAK YOK, PARA YOK” diyorlar…

    Memura, emekliye, asgari ücretliye, “FAKİR-FUKARA” diyen Maliye Bakanı Nurettin Nebati, “Fakir- fukaraya vermek, bereket getirir” diyerek çorba dağıtıyor… Çifte maaşlı Maliye Bakan Yardımcısı Mahmut Gürcan, kira artışlarından yakınan esnafa, “DUA EDİN, İNŞALLAH SİZİN DE MÜLKLERİNİZ OLUR” diye tavsiyelerde bulunuyor…

    Mezun olan gençlerin çoğu işsiz…

    Yasal olsun, kaçak olsun milyonlarca göçmen veya mülteci sokakları doldurmuş…

    Saldım çayıra, Mevlam kayıra anlayışıyla ülke yönetiliyor…

    Haberlerde izliyoruz, Olympos antik kentine gitmek için köprü yok, birçok köyde yol yok…

    Bunları anlatınca, “KAYNAK YOK, PARA YOK” diyorlar…

    Derelerin ve ırmakların kanalizasyona dönmüş, zehir kusuyor, “TEMİZLEYİN, ÖNLEYİN” dendiğinde, “KAYNAK YOK, PARA YOK” diyorlar…

    Katar’da dünya kupası finali oynanıyor. Arjantin ve Fransa karşı karşıya. Fransa Devlet Başkanı Macron orada ama Arjantin Devlet Başkanı Alberto Fernandez evinde. Final maçını ailesiyle birlikte televizyondan izliyor… Ülkesi ekonomik dar boğazdayken, özel uçakla Arjantin’den Katar’a gitmeyi göze alamıyor…

    156 ülkenin yer aldığı SEFALET ENDEKSİ’nde TÜRKİYE BİRİNCİ, ARJANTİN İKİNCİ SIRADA yer alıyor. Yani iki ülkede de ekonomik çöküş yaşanıyor…

    İşte bu tabloda finali oynayan ülkenin Cumhurbaşkanı maçı evinde izlerken, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ise beraberindeki heyetle, 13 UÇAKLIK FİLOSUNUN gözdelerinden “Airbus A340-500 TC-CAN” uçağına atlayıp ver elini KATAR…

    Şimdi yukarıda saydıklarımıza KAYNAK YOK, PARA YOK ama Katar’a maç izlemek için özel uçak kaldırmaya KAYNAK DA VAR PARA DA…

    Bu ülke nasıl bu hale geldi?

    Sadece Katar’a gidiş-dönüş masrafınız bile, yüzlerce öğrencinin yıllık yemek masrafı…

    Şurada Ankara’nın göbeğindeki ODTÜ dahil birçok devlet üniversitesi bakımsızlıktan dökülüyor… “KAYNAK YOK, ÖDENEK YOK” söylenen bu…

    Ama bir yerden bir yere giderken arkanızda bir ordu dolaşıyor… Lüks araçları, jipleri, limuzinleri say say bitmiyor…

    Dünyanın en gelişmiş ve zengin ülkelerinden Almanya’da ise ŞANSÖLYE, MİNİBÜSLE DOLAŞIYOR…

    Bu nasıl oluyor?

    Bir lokma, bir hırka anlayışından dünyanın en lüks uçaklarına ve otomobillerine ve saraylarına nasıl evrildiniz?

    Bindiğiniz o lüks araçlar, oturduğunuz o saraylar, aldığınız o çifter çifter maaşların birilerinin yoksulluğu, açlığı ve yokluğu olduğunu göremiyor musunuz?

    Yirmi yıldan fazla TBMM’de Parlamento Muhabiri olarak görev yaptım. Kendileri söz konusu olunca nasıl da rahat harcıyorlar o OLMAYAN KAYNAKLAR!. Onu da yapalım, bunu da yapalım. Makam odalarını yenileyelim, yazlık kafeterya, halkla ilişkiler binası, olmadı yenisi. Lojmanları tadilat yapalım, olmadı bir sene sonra komple yıkalım. Sanki Meclis’e para musluğu bağlamışlar… Akıyor mübarek… Ara sıra vatandaşı düşündükleri de oluyor tabii, mesela Meclis’in eskiyen, kullanılmayan koltukları ve masalarını okullara ve devlet dairelerine gönderiyorlar. Ne kadar yardımseverler değil mi? Anlayış bu, memlekete, vatandaşlara bakışları bu. TEBA OLARAK GÖRÜYORLAR. Aşamadılar…

    Katar’a kalkan o uçak, aynı zamanda okulların çöken duvarı demek, EYT’liye “KAYNAK YOK” demek, çocukların beslenmesine “PARA YOK” demek. Eliflerin ölmesi demek. Dökülen müzeler, bakımsız devlet kurumları, bakımsız okullar, düşük ücretli memurlar demek…

    Türkiye tarihinin en büyük ekonomik bunalımlarından birini yaşıyor. Enflasyon yüzde yüzleri aşmış… Alış-veriş işkenceye dönmüş… Doğalgaz faturalarından korkusuna millet evinde donuyor. İşte bütün bunlara rağmen, hiçbir rahatsızlık duymadan üstelik finali oynayan ülkenin Devlet Başkanı evinde maçı izlerken, bizim CUMHURBAŞKANIMIZ “Airbus A340-500 TC-CAN” uçağına atlayıp beraberindeki heyetle birlikte Katar’a uçuyor…

    İYİ UÇUŞLAR…

    Yazar Hakkında

    Gündüz: 18 Aralık 1965 yılında Ünye’de doğdu. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. Gazeteciliğe 1987 yılında stajyer olarak girdiği Güneş gazetesinde başladı. Gece muhabiri, belediye muhabiri, siyasi parti muhabiri, diplomasi muhabiri ve parlamento muhabiri olarak görev yaptı. Kanal D Parlamento Muhabiri olarak çalışırken, artık kendisi için bir çalışma ortamı kalmadığını düşünerek 2018 yılında görevinden ayrıldı. Eylül 2020’de Türkiye’deki vahşi madenciliği, yağma-talan madenciliğini anlatan “Altın Ölüm” kitabı, Ocak 2022’de de yine vahşi madenciliği konu alan ikinci kitabı “Altın Girdap” yayınlandı. Son olarak Kasım 2022’de ise Türkiye’nin yakın tarihine ve medyanın yaşadığı çöküşe ışık tutan “O Soruyu Biz Sormayalım” adlı kitabı yayınlandı. Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zuhal Yeşilyurt Gündüz’le evli, Aşkın ve Barış adında iki çocuk babası.

  • Ülke kara, futbol Katarlılara teslim

    Kar yağdı…

    Hayat felç oldu…

    Gerek karayolu, gerekse de havayolu ulaşım sıkıntısı büyük…

    Elektrik zamları yaktı…

    Evde bir ampul zor yanıyor…

    Nerede ise mumla aydınlatacağız…

    Mum fiyatları bile arttı…

    Doğal gazı yakmaya korkuyoruz…

    Bir ekonomik darboğazdan geçiyoruz…

    Bu nedenle…

    Tüm futbol maçları gündüz oynanmalı…

    Hiç değilse gece statlarda elektrik tasarrufu sağlamış oluruz…

    Bu işi yayıncı kuruluşa bırakmamak lazım…

    Elektrik ve doğalgaz tasarrufu yapılacağı gibi…

    Soğuk havada taraftarların maça gidiş-geliş kolaylığı da sağlanmış olur…

    Gece maçları 19.00’da başladığı için…

    Özellikle İstanbul’da taraftarların kış günü evlerine dönüşü saat 24.00’ü buluyor…

    Futbol Federasyonu acil karar almalı…

    Ne yapalım…

    Yayıncı kuruluş Katarların…

    Hem elektrik yakacağız…

    Hem de doğalgaz…

    Taraftarların da yollarda çektiği eziyeti bir kenara iteceğiz…

    Katarların kararına bırakacağız…

    Şu naklen yayın konusunda…

    Cesur olalım da…

    Katarların değil, bizim dediğimiz olsun…

    Futbol maçları gündüz oynansın…

    Oynanmalıdır da…

    TFF yine Cumhurbaşkanının ağzından çıkacak söze bakacaktır…

    Bir de kendi başınıza karar verin…

    Bu bir ülke sorunu…

    Vatandaş elektrik, doğalgaz parası ödeyemediği için…

    Hep kesintiye uğruyorlar.

    Katarların kararını siz kesintiye uğratın…

    Kışın maçları gündüz oynatma kararını alın…

    Bana ne Katarlı yayıncı kuruluştan…

    Biraz da ülkenizi…

    Vatandaşınızı düşünün…

    Ülke kara teslim…

    TFF’de Katarlılara teslim…

  • ‘Varsın gitsinler’

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü’nde bu ülkenin doktorlarına, “Varsın gidiyorlarsa gitsinler” diye seslendi…

    “Geçinemiyoruz… Eziliyoruz… Ölüyoruz…” diyen ve haklarının verilmesini isteyen binlerce doktorlara yapılan çağrı buydu… Hem de koronavirüs salgınındaki ağır kayıplarına ve insanüstü çalışmalarına rağmen…

    Kendi ülkesindeki beyinlere “Nereye giderlerse gitsinler” diye seslenen bir CUMHURBAŞKANI…

    İçinde bulunduğumuz yüz yılda en kıymetli şey: YETİŞMİŞ BEYİNLER…

    Bir ülkenin ayakta kalabilmesi, kendi kendine yetebilmesi ve dünyadaki kıyasıya rekabete dayanabilmesi için BEYİNLERE ihtiyacı var…

    O beyinler yoksa ülken yağma-talana teslim olur. O beyinler yoksa başkalarının hazırladığı sömürge projelerinin oyuncağı olursun…

    AKP iktidarının ilk yıllarında Erdoğan’ın ağzından “Monşerler” lafı düşmezdi. Sık sık “Monşerler” denilerek bu ülkenin yüz yıllar içinde süzülmüş diplomasi geleneğini sürdürmeye çalışan eski-yeni diplomatları hedef alındı; küçümsendi. “Monşerler” denilerek bu ülkenin diplomasi hafızası, strateji yeteneği yok edildi. “Aktif dış politika”, “Stratejik derinlik” sloganlarıyla hakaret edilmedik ülke, kavga edilmedik komşu, “Eyyy” diye saydırmadığımız lider kalmadı…

    Emekli diplomatlarımız uyardılar: “Dış politika, öyle günü kurtarmaya yönelik, kendisiyle çelişki içinde ‘perakende’ açılımlarla, üç-beş yabancı sözcüğü yerli yersiz kullanmakla, diplomatlara karşı küçük düşürücü ifadelerle yürütülmez. Yürütülmeye kalkışılırsa bedeli ağır olur. İşin acı tarafı, bu bedeli de sadece bu açıklamaları yapanlar değil tüm millet öder…”

    Öyle de oldu…

    Şam’da namaz kılma hayalleri kurarken bir de baktık sokaklarımız milyonlarca mülteciyle, göçmenle dolmuş…

    Önce “Eyyyy… Heyyyy…” diplomasisini anlayamayan diğer ülkeler de mütekabiliyet ilkesine uyup benzer tonda konuşmaya başlayınca bu kez frene basıldı…

    İktidarının ilk yıllarında, “Bunlar iş bilmezler… Vücut dilinden anlamıyorlar” denilerek devleti ayakta tutan, kurumların hafızası olan bürokratlar bir kenara itildi. Bakanlıkların en temel kurumları olan müsteşarlıklar kaldırılıp, yerine arpalık haline getirilen bakan yardımcılıkları oluşturuldu.

    Maliye Teftiş Kurulu, Hesap Uzmanları bu ülkeyi ayakta tutan kurumlar bir bir kapatıldı…

    Tam 15 yıl önce Şubat 2006’da Mersin’de “Çiftçinin hali ne olacak, anamız ağladı” diyen çiftçiye, “Ananı da al git” dendi. Bugün o çiftçi ve binlerce çiftçi tarlasını satışa çıkardı. Traktörüne mazot koyacak, ilaç alacak, gübre alacak parası yok. Ayçiçek yağı Ukrayna’dan, buğday Rusya’dan, ceviz Arjantin’den, kırmızı et Sırbistan’dan ithal ediliyor. Bir litre sütün fiyatı 15 TL’ye dayandı.

    26 Aralık 2020 Eskişehir’deki Eti Maden Lityum Karbonat Üretim Tesisleri’nin açılış törenine canlı bağlantıyla katılan Cumhurbaşkanı Erdoğan, doğayı, yeşili, çevreyi savunanlara, “Çevreci maskesi takmış vandallar” dedi.

    Türkiye açık hava kimya fabrikasına çevrildi. İhale edilmeyen dağ, orman, yayla-mera kalmadı. Köyler, şehirler, zeytinlikler, fındık bahçeleri yerli ve yabancı kartellere içindeki vatandaşlarla birlikte pazarlandı.

    Doğal sit alanları dahil her yer ama her yer madencilik yapıyoruz denilerek yağma ve talana açıldı.

    Yaşanan EKOKIRIM yandaşlarca ekonomi-istihdam diye alkışlatıldı. Afrika’da yüz yıllardır uygulanan SÖMÜRGE MADENCİLİĞİ kurtuluş reçetesi diye dayatıldı. Türkiye’nin dağları, ormanları, yaylaları blok blok, ton ton yurt dışına satılmaya başlandı.

    2018 yılında Genişletilmiş İl Başkanları toplantısında “terörist sevicileri” diyerek Türk Tabipler Birliği hedef alındı…. 2020’de yine Türk Tabipleri Birliği’nin, terör örgütleri tarafından ele geçirildiği, Türkiye’nin en kısa zamanda bu ayıptan kurtulması gerektiği söylendi.

    Türk Tabipler Birliği, Türkiye Barolar Birliği, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği gibi meslek kuruluşlarının, ülke aleyhindeki oluşumlarla birlikte hareket ettiğini belirtilerek, “Türk ve Türkiye ismini hak etmeyen meslek kuruluşlarından bu imtiyazlarını derhal almalıyız” denildi.

    8 Ocak 2022’de yerli aşı Turkovac’ı eleştiren Türk Tabipleri Birliği hedef alındı: “Bugüne kadar bir eseriniz var mı? Sahtekarsınız” dendi…

    2017 yılında İzmir’deki Torba Yasa protestosunda Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan aleyhinde slogan attıkları ve hakaret ettikleri iddiasıyla TMMOB ve MMO yöneticilerine dava açıldı…

    Vatanın bütün şehirlerinde rant tavan yaptı. Rant uğruna milyarlarca ton beton şehirlere, kırlara döküldü. Ardından 2017 yılı Ağustos ayında Sarayda yapılan konuşmada, “Bugünkü şehirlerimiz maalesef insan fıtratını değil bireysel hırsları merkeze alan bir bakış açısıyla inşa ediliyor. İnsan fıtratıyla mütenasip olmayan her yer zamanla insanın zindanı haline dönüşüyor. Bu sebeple günümüz şehirleri insana huzur vermiyor” diye konuştu.

    Kanal İstanbul’un İstanbul’a ve Trakya’ya zarar vereceğini söyleyerek karşı çıkanlara, “İnadına yapacağız” diye meydan okundu…

    Bir iktidar düşünün, 20 yıl boyunca mühendisleriyle, bürokratlarıyla, diplomatlarıyla, doktorlarıyla, sanatçılarıyla, gazetecileriyle, hukukçularıyla kavga halinde…

    Dolar: 15 TL’ye dayandı…

    Benzin ve mazot 25 TL’ye dayandı…

    Buğday, arpa, yağ ithal ediliyor…

    Zeytinlikler kesilmeyi bekliyor, Fındık bahçeleri talan edilmeyi…

    Ülkenin bütün ormanları, tarım alanları ve su kaynakları madencilik ve rant projeleriyle tehdit altında…

    Millet kendi vergileriyle yapılan otobanlardan ve köprülerden geçebilmek için fahiş ücretler ödemek zorunda…

    Birileri ülkesindeki beyinlerle savaş halinde; Almanya, İngiltere, Hollanda gibi birileriyse o beyinleri kapmak için yarışıyor…

    Beyinlerini kaybeden ve sömürge madenciliğine teslim edilmek istenen bir Türkiye…

    TEHLİKE GERÇEKTEN ÇOK BÜYÜK…

    En acısı da Dostoyevski’nin kitaplarından söz edenler en azından bir kitabını bile okumuş olsalar…

    Yazar Hakkında

    İbrahim Gündüz: 18 Aralık 1965 yılında Ünye’de doğdu. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. Gazeteciliğe 1987 yılında stajyer olarak girdiği Güneş gazetesinde başladı. Gece muhabiri, belediye muhabiri, siyasi parti muhabiri, diplomasi muhabiri ve parlamento muhabiri olarak görev yaptı. Kanal D Parlamento Muhabiri olarak çalışırken, artık kendisi için bir çalışma ortamı kalmadığını düşünerek 2018 yılında görevinden ayrıldı. Türkiye’deki vahşi, kimyasal, yıkıcı ve talancı madenciliği anlatan “Altın Ölüm” kitabını yazdı. Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zuhal Yeşilyurt Gündüz’le evli, Aşkın ve Barış adında iki çocuk babasıdır.