“Aydın abi merhaba, ben İbrahim Gündüz. Bir süredir siyanürlü-sülfürik asitli madenlerle ilgili bir kitap çalışması içindeydim. Basım aşamasında. Bu çalışmam sırasında sizin de yazılarınızdan ve yorumlarınızdan yararlandım. Kitabımı size de göndermek isterim. Hangi adrese ulaştırabilirim acaba? Selamlar. Saygılar…”
“Merhaba İbrahim, ben Marmara Adası’ndayım ve kar yağana kadar da burada kalmaya niyetliyim. Yani en az Kasım sonuna kadar. O yüzden dolaylı bir adres vereceğim. Ada’ya sadece PTT kargo ile kitap yollanabiliyor…”
“Abi merhaba, kitap elinize ulaştı mı? Merak ettim. Selamlar. Saygılar…”
“Nihayet bugün, biraz önce geldi İbrahim. Tevekkeli Marmara Adası resmen de ‘mahrumiyet bölgesi’ sayılıyor. Daha okumadım, sana yazarım. Selamlar ve teşekkürler…”
Bu satırlar Aydın Engin abiyle yaptığım ilk ve son yazışmalarım oldu.
Aydın abiyle aynı büroda çalışma şansım olmadı. Gazetecilik faaliyetlerim sırasında elbette onunla TBMM veya parti kongreleri gibi ortak mekânlarda karşılaştık. Abimizdi ama pek sohbet imkânımız olmadı. Onu zaman zaman televizyonların tartışma programlarında izledim. Katıldığım görüşleri oldu, katılmadıklarım da ama bilgiyle konuşan bir gazeteciydi.
2018-2019 yıllarında Türkiye’de madencilik adı altında yaşanan yağma-talan sistemini ele aldığım kitap çalışmasına başladığımda sık sık karşıma çıktı Aydın abi. Yaşadıkları, tecrübeleri ve anılarını anlattığı yazıları çok kıymetliydi. Bir kısmına kitaplarımda de yer verdim.
Türkiye’deki siyanürlü altın madenciliğinin ilk adımı olan Bergama’daki madenin açılışı sırasında yaşananları, onun bakış açısıyla ve tecrübesiyle okumak çok değerliydi. Ovacık Altın Madeni’ni ziyaret etmesi, orada kendisine anlatılan masallar, manipülasyon amacıyla kullanılan bir kitap ve o kitabın tek dayanak noktası olan bir belgenin ve o belgenin sahibinin ortada olmayışı. Hepsi ülkede yaşanan vahşi madencilik gerçeğini ifşa eden çok değerli gazetecilik çalışmalarıydı.
Aslında Aydın abiyle “Altın Ölüm” ve “Altın Girdap” kitaplarını yazarken yüz yüze konuşmayı, ziyaret etmeyi çok istedim ama bir türlü yakalayamadım o fırsatı. İlk kitap ve ardından gelen ikinci kitap çalışması derken zaman çok hızlı akıverdi. İkinci kitabımın basımı yeni yapıldı. Daha ona Altın Girdap’ı gönderemeden acı haberi geldi.
Onun anıları arasında beni en çok etkileyen yazılarıysa, siyanürlü madenle ilgili yazı dizisinin o dönem çalıştığı Cumhuriyet gazetesinde yayınlanamayışıydı. Nasıl bir güçse, nasıl bir ilişkiler ağıysa veya nasıl bir manipülasyonsa Aydın Engin’in yazı dizisini engelleyebilmişti. İçim acıyarak okudum bu konuyla ilgili yazdıklarını.
Benzer bir tecrübeyi ben de Kanal D’de çalışırken Çaldağı haberim sırasında yaşamıştım. Yine bir zehirli madencilik ve yine bir yayın faciası vardı ortada. O dönem Mehmet Ali Birand gibi bir ustanın yönetiminde olan Kanal D Haber, Çaldağı dosyasını yayınlayamamıştı. Holding medyacılığında bu türden sıkıntılar yaşanıyordu ama ilk kez bu kadar bariz bir şekilde yaşamıştık. “O haber girmez”, “O haberi istemiyorlar” diye daha baştan bazı haberlerin önünün kesildiğine şahit olmuştuk ama ilk kez İstanbul Haber Merkezi’nin onayıyla gittiğimiz bir haberimiz son anda yayın akışından çıkarılmıştı. Tepeden gelen bir sansür vardı. O günlerde “holdingler arası dayanışma” diye yorumladık ama Kanal D’nin sahibi Aydın Doğan’ın da maden işinde olduğunu bilmiyorduk. En azından ben bilmiyordum. Sonradan “Altın Ölüm”ü yazarken araştırmalarım sırasında anladım o sansürün nedenini.
Bugün hala Türkiye’de ülkenin en can yakıcı sorunları sanki tali sorunlarmış gibi geçiştiriliyor ya da olması gerektiği gibi verilmiyor ya da verilemiyor. Bir ülkede dağlarınız param parça edilirse, ormanlarınız yok edilirse, su kaynaklarınız zehirlenirse, tarım alanlarınız tarumar edilirse ve havanız zehirlenirse ayakta kalamazsınız. Kimin lider ya da iktidarda olduğundan ve günlük kısır siyasi çekişmelerden çok daha önemli bir konudur bu.
Bir ülkenin tarımı batırılıyorsa, hayvancılığı öldürülüyorsa, bilinçli olarak köysüzleştirme ve alan boşaltma siyaseti izleniyorsa bunun ağır bedelini hep birlikte ödüyoruz ve ödeyeceğiz. Birileri bilinçli veya bilinçsiz veya küçük siyasi çıkarları için bazı adımları atıyor olabilir, birileri “Türkiye’yi madencilik ülkesi yapıcaz” diyerek ülkeyi çöküşe sürükleyebilir ama bunu göstermek ve neyle karşı karşıya olunduğunu ortaya çıkarmak da özgür gazetecilerin işidir.
İşte Aydın Engin o özgür gazetecilerden biriydi.
Güle güle Aydın abi… Mekânın cennet olsun…
Yazar Hakkında
İbrahim Gündüz: 18 Aralık 1965 yılında Ünye’de doğdu. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. Gazeteciliğe 1987 yılında stajyer olarak girdiği Güneş gazetesinde başladı. Gece muhabiri, belediye muhabiri, siyasi parti muhabiri, diplomasi muhabiri ve parlamento muhabiri olarak görev yaptı. Kanal D Parlamento Muhabiri olarak çalışırken, artık kendisi için bir çalışma ortamı kalmadığını düşünerek 2018 yılında görevinden ayrıldı. Türkiye’deki vahşi, kimyasal, yıkıcı ve talancı madenciliği anlatan “Altın Ölüm” ve “Altın Girdap” kitaplarını yazdı. Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zuhal Yeşilyurt Gündüz’le evli, Aşkın ve Barış adında iki çocuk babasıdır.
Bir yanıt yazın