Gözümüzü açtığımız her yeni güne, başka başka yerlerde öldürülmüş kadın haberleri düşüyor…
Failler hep; anlık, aşırı öfke, cinnet sonucu işliyor!
Sığınacakları maddeler o kadar uzuyor ki, iyi hal indirimine kadar gidiyor…
Öldürülen değil “yüksekten düşen” kadınlardan tutun da
Muhayyil duygularla tahrik ettiği için katledilenlere kadar…
Hepsi şiddetli, acı ama son zamanlarda değişen katletme şekilleri (bıçaklar, samuray kılıçlarıyla kafa kesmeler..) bir o kadar korkutucu…
Dehşetli ayrıntılar içeren ve soğukkanlıca işlenen cinayetler bunlar…
ÜZGÜNÜM
Kadınların; tutkularının, yaşamla bağlarının elinden alınmasına
ÜZGÜNÜM
Toplumun yarısını oluşturan kadınlara, eşit temsil hakkı verilmeyişine
ÜZGÜNÜM
Medeniyet ve çağdaşlık…
Demokrasi adına
ÜZGÜNÜM
Kadını; çağdaş yaşamın dışına iterek sakıncalı hale getiren kafalar için
ÜZGÜNÜM
Ülkece “hukuk devleti” sancıları içinde olduğumuz için
ÜZGÜNÜM
Kadına şiddetin en önce; dilde, dilden sızan küfürde başladığı ve bunun kötü söz dahi sayılmadığı insanlarla aynı iklimde yaşadığım için
ÜZGÜNÜM
Ama artık, üzgün olmak değil “kadınlar yaşasın” istiyorum…
Elbette
Durmaksızın artan ölümlere çıkan ses, verilen tepki yüksek lakin “nedenlerine dair körlük” çıkan seslerden daha yüksek…
İşte, bu durum çok vahim. Tehlikeli ve sakil…
Zira üzülmekle şiddeti durdurmak mümkün değil.
Nedenlerini görmek ve ortadan kaldıracak çözümler üretmekle mümkün..
Buna;
“Toplumsal cinsiyet bakışı”
“Toplumsal cinsiyet kabullerinden”
“Kendinden olmayana karşı körlük”
Ve cezasızlığı ortadan kaldıracak “Hukuki Çözümler”le başlamak lazım…
Kanayan insan yanımla, bir köşe yazısında “DERİN” bir sorun ne kadar anlatılabilir bilemiyorum…
Ama,
Öldürülüyorsa bir çocuk
16’sında…
Uzakta, yakında…
Yaşanan, olup, biten tüm acıları görmemiz…
Artık “ÖLMEK İSTEMİYORUZ” diye haykırmamız gerek…
Birkaç yılda, yüzlerce yıl yaşamış gibi yorulduk…
Yandık, acılarla kavrulduk…
Haksızlığa uğradık, zulümlerde boğulduk…
Alındı elimizden; sevinçler, kaygılarla savrulduk…
Tüm yıldızları kırıp, geceleri kararttılar, toprağı kanattılar…
Hangi taşı kaldırsak altından, eril tahakkümcüler çıktı…
Kadına şiddet bitmiyor…
Kadın cinayetleri durmuyor…
Görünen o ki;
Eril Tahakküm değişmedikçe, biteceğe de benzemiyor…
Daha da geç olmadan…
Feshedildiği günden bu yana…
Katillere, daha elverişli zemin hazırlayan ortamda, bu tür ölümlerle karşılaşmamak için…
Yeniden…
İstanbul Sözleşmesi’ne geçilsin…
Hukuki…
Siyasi…
Her düzeyde adımlar bir an önce atılsın…
CEYLAN’lar…
HAZAL’lar…
SILA’lar yaşasın…
Kadınlar YAŞATILSIN…
Bir yanıt yazın