Arsa ofisi veya müteahhit veya maden şirketi gibi çalışan ama kesinlikle Çevre Bakanlığı gibi çalışmayan, “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı”, tartışmalı Kanal İstanbul’un arsalarını pazarlamaya çalışıyor. Reklamlar başlamış bile… Nerede? Arap ülkelerinde… İki gündür haberlerde Ürdün’deki emlakçının Kanal İstanbul hayalini nasıl ballandıra ballandıra müşterilerine pazarladığını izliyoruz.
İstanbul’un ekokırımı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından rant pazarına dönüştürülmüş…
Çevreyle ilgisi olmayan bir bakanlık, şimdi de “ne bulursanız yakın” demiş. Yüksek zamlar ve doğalgaz kısıntılarıyla birlikte sanayici kömür yakmaya ve fuel oil kullanmaya başlamış. İddiaya göre, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, “Motorin ve fuel oil yakacağız” diyen sanayicilere, “Ne bulursanız yakın, görmezden geleceğiz” yanıtını vermiş.
Ancak bu, hem Türkiye’deki yönetmeliğe hem de Türkiye’nin geçen yıl imzaladığı Paris İklim Anlaşması’na aykırı. Çünkü hem motorin hem de fuel oil, doğalgaza göre daha yüksek sera gazı etkisine sahip. Paris İklim Anlaşması’nın hükümlerindeyse sera gazı salınımının azaltılması şartı var.
Peki bu noktalara nasıl geldik?
“Enerjide kaynaklarımızı çeşitlendirmeliyiz. Bir-iki kaynağa bağlı kalmayalım” denildi. Bu uyarılar, yorumlar zamanında çok yapıldı. Dinleyen olmadı.
Hava kirliliğine karşı “doğalgaz” denildi, ardından mantar gibi doğalgaz çevrim santralleri kuruldu. Rus’un İran’ın gazıyla santral ve elektrik. Birilerini kısa yoldan zengin etme yolu. Bunu bir çözüm olarak bu ülkenin önüne koydular. Sonuç ortada. Tarihinde ilk kez sanayi siteleri, fabrikalar çalışamaz hale geldi. Elektrik fiyatları füze gibi fırladı.
Bu arada Edremit Kaymakamlığı, doğa ve yaşam savunucusu Süheyla Doğan’a Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği defterlerinde yaptığı inceleme neticesinde, bazı hataları gerekçe göstererek 51 bin 730 TL para cezası kesti.
Neymiş o hatalar?
Alındı belgelerinin bazılarında T.C kimlik numaraları yazılmamış, karar defterinde karar numaralarının her sene 1’den başlatılmış olması… Bir de dernek, Ayvacık depremi sonrasında yaklaşık 100 çocuğa “ayakları üşümesin” diye bot temin ettiği için, “tüzüğe aykırı faaliyet” te bulunmuş. Yani normalde uyarıyla geçiştirilebilecek bir süreci cezalandırmaya dönüştürüyorlar.
Neden?
Çünkü bu dernek egemenlerin projelerine karşı, doğal yıkıma karşı, ekokırıma karşı canla başla mücadele ediyor.
Peki Türkiye neden bunları yaşıyor.
Günübirlik kararlar ile sorunlara rant ve vurgun mantığıyla bakmanın sonunda Türkiye’nin getirildiği nokta.
İslâm’ı siyasetlerinin bayrağı yaparak 20 yılda Türkiye’yi getirdikleri nokta. Konu ne İslam ne de etnik kimlik. Konu bunların kullanılması.
Konu, Onuncu Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in iki cümleyle özetlediği gibi “akıl” ve “bilim.”
“Sahabe Dönemi İktidar Kavgası” adlı kitabında, Bir Müslüman için “akıl”ın ne kadar önemli olduğunu anlatıyor Ahmet Akbulut…
“İslâm’ın insanlığa rehberlik edebilmesi için Kur’ani mesajın Müslüman’ın aklı ile buluşması gerekir” diyor ve şöyle devam ediyor:
“Ne iman aklın üstündedir, ne de akıl imanın. Akıl ve iman birbirlerinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır. Kur’an’ın muhatabı akıldır. İslâm’ı yaşanan hayattan uzaklaştırmanın en kısa ve en kesin yolu, aklı kınamak ve yargılamak olsa gerektir. Çünkü muhatap ortadan kalktığında mesajın da bir anlamı kalmamaktadır… Müslümanın karakteri olması gereken araştırma, inceleme ve bilmenin yerini; körü körüne inanç, geçmişe hayranlık ve mevcutla yetinme zihniyeti aldı. Siyasi alanda da bu zihniyet egemen oldu.”
Koskoca ülkeyi enerjisiz bırakmayı, ülkenin dağlarını yerle bir etmeyi, ormanlarını kesmeyi, sularını zehirlemeyi hangi Müslüman aklıyla açıklayabiliriz? Aklını kullanmayan bir Müslüman dün İngiliz’in, bugün Amerikalının, yarın Rus’un veya Çin’in oyuncağı olmaya mahkumdur…
Yazar Hakkında
İbrahim Gündüz: 18 Aralık 1965 yılında Ünye’de doğdu. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. Gazeteciliğe 1987 yılında stajyer olarak girdiği Güneş gazetesinde başladı. Gece muhabiri, belediye muhabiri, siyasi parti muhabiri, diplomasi muhabiri ve parlamento muhabiri olarak görev yaptı. Kanal D Parlamento Muhabiri olarak çalışırken, artık kendisi için bir çalışma ortamı kalmadığını düşünerek 2018 yılında görevinden ayrıldı. Türkiye’deki vahşi, kimyasal, yıkıcı ve talancı madenciliği anlatan “Altın Ölüm” kitabını yazdı. Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zuhal Yeşilyurt Gündüz’le evli, Aşkın ve Barış adında iki çocuk babasıdır.
Bir yanıt yazın