Etiket: #Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı

  • Bakana açık mektup

    Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Sayın Murat Kurum,

    Sayın Bakan,

    Malumunuz olduğu üzere “Yeşil Ordu”nun “Yeşil Fatsa” ilçesinde yaklaşık 8 yıldır faaliyet gösteren siyanürlü altın madeni bölgeye zehir saçmaya devam etmektedir. Birinci ÇED süresi dolan ve bakanlığınıza ikinci ÇED başvurusu yapan siyanürlü maden kapasitesini iki katına çıkarmayı ve Fatsa’nın tepesine 50 metre derinliğinde 2-3 milyon metreküplük bir zehir barajı inşa etmeyi planlamaktadır.

    Buna izin vermeyiniz. Bütün Fatsalıların ve bütün Orduluların isteği budur Sayın Bakan.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Eylül 2021’de New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı açıklamanın ardından, Ekim 2021’de Paris İklim Anlaşması TBMM’de onaylandı. Siz de “Yeşil Kalkınma Devrimi” ilan ederek Türkiye’nin karbon azaltımı için atacağı adımları açıkladınız.

    Sayın Bakan,

    Dünyamız “küresel iklim krizi” gibi ağır bir hastalık geçirirken, bugün en değerli varlıklarımız ormanlarımız, tarım topraklarımız ve su kaynaklarımızdır. Tüm dünyada bilim insanları yıllardır bu konuda bütün ülkelere uyarı üzerine uyarılar yapıyor. Hal böyleyken, Türkiye’nin can damarı olan Karadeniz bölgesinde kestane bal ormanları ve fındık bahçeleri kesilerek, su kaynakları acımasızca zehirlenerek açılan siyanürlü bir altın madeni halen çalışmaktadır.

    Sayın Bakan,

    Ukrayna savaşı bize bir kez daha gösterdi ki tarım topraklarımız, su kaynaklarımız, ormanlarımız olmadan ayakta kalamayız. Karadeniz bölgesi aşırı ağaç kesimi, bilinçsiz tarımsal faaliyetler ve düzensiz yapılaşma nedeniyle zaten sorunlar yaşayan bir bölgemizdir. Ancak Ordu’nun yüzde 74’ünün, Fatsa’nın ise yüzde 92’sinin maden bölgesi ilan edilmesi bir katliamdır. Üstelik Yeşil Ordu bölgesinde dünyanın en tehlikeli madenciliği olan siyanürlü altın madenciliği yapmak, ekokırımın zirvesidir. Karadeniz Çernobil felaketini en derinden yaşadı. Kanserden binlerce insanını kaybetti ve kaybetmeye de devam ediyor. Şimdi yeni Çernobilleri getirip Karadeniz’in kalbine saplamayın. Bugün siyanürlü altın madenlerinin ortaya çıkardığı atıklar, nükleer reaktör atıklarıyla eş tutulmaktadır.

    Bugün hiçbir parti ayrımı yapmadan tüm Fatsalıların ve tüm Orduluların şiddetle karşı olduğu bu siyanürlü madenin çalışmaya devam etmesi demek, ilk etapta iki köyümüzün haritadan silinmesi, yani aileleriyle birlikte 1000 kişinin yerinden yurdundan edilmesi anlamına geliyor.

    Bilim insanlarımızın hazırladığı bir rapor ortadayken, hatta maden şirketinin kendi hazırladığı ÇED raporundaki verilerde bile bölgedeki zehirlenmeler açıkça beyan edilirken, bu yıkımın iki katına çıkarılması kabul edilemez.

    8 yıllık çalışması sonucunda bölgedeki toprak ve suların zehirlendiği ve bölgedeki köylerde heyelanların yaşandığı kanıtlanmış bir gerçektir. AFAD bölgedeki köylülerimizin evlerini boşaltmasını istiyor ama her nedense sorunların kaynağı olan madene tek kelime etmiyor.

    Sayın Bakan,

    27 Nisan’da Ankara’da bakanlığınızda yapılan İDK toplantısında tüm Fatsalıları ve Orduluları memnun eden bir karar verilmiş ve siyanürlü maden şirketinin isteği olan ikinci ÇED raporu onaylanmamıştır. ÇED süreci durdurulmuştur.

    bölge halkını mutlu eden bu kararın üzerinden iki hafta geçmiş olmasına rağmen henüz bakanlığınız tarafından yazılı bir açıklama yapılarak, ÇED’in nihai durumu açıklanmamıştır. Bizler, bölgeye daha fazla yıkım, ölüm ve zehir getirecek, “Yeşil Fatsa”nın idam fermanı olacak bu ikinci ÇED’in reddedileceğine inanıyoruz.

    Ancak bize ulaşan bazı duyumlara göre şirket hatırlı kişileri devreye sokarak ve bazı kurumları etkileyerek ÇED’in onaylanması için yoğun bir kulis faaliyeti içindedir.

    Lütfen Sayın Bakan, Fatsa’nın ve Ordu’nun ekokırıma uğratılması; ormanlarının, fındık bahçelerinin yok edilmesi, su kaynaklarının zehirlenmesi Türkiye’yi de yıkıma uğratır. Yüz binlerce insanın hayatı ve geleceği bakanlığınızın vereceği karara bağlı.

    Yeşil Orduyu çöle çeviren, fındık bahçelerini ve kestane ormanlarını yok eden bir Çevre Bakanı olarak tarihe geçmeyiniz…

    Saygılarımızla…

  • ‘Akıl ve bilim’

    Arsa ofisi veya müteahhit veya maden şirketi gibi çalışan ama kesinlikle Çevre Bakanlığı gibi çalışmayan, “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı”, tartışmalı Kanal İstanbul’un arsalarını pazarlamaya çalışıyor. Reklamlar başlamış bile… Nerede? Arap ülkelerinde… İki gündür haberlerde Ürdün’deki emlakçının Kanal İstanbul hayalini nasıl ballandıra ballandıra müşterilerine pazarladığını izliyoruz.

    İstanbul’un ekokırımı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından rant pazarına dönüştürülmüş…

    Çevreyle ilgisi olmayan bir bakanlık, şimdi de “ne bulursanız yakın” demiş. Yüksek zamlar ve doğalgaz kısıntılarıyla birlikte sanayici kömür yakmaya ve fuel oil kullanmaya başlamış. İddiaya göre, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, “Motorin ve fuel oil yakacağız” diyen sanayicilere, “Ne bulursanız yakın, görmezden geleceğiz” yanıtını vermiş.

    Ancak bu, hem Türkiye’deki yönetmeliğe hem de Türkiye’nin geçen yıl imzaladığı Paris İklim Anlaşması’na aykırı. Çünkü hem motorin hem de fuel oil, doğalgaza göre daha yüksek sera gazı etkisine sahip. Paris İklim Anlaşması’nın hükümlerindeyse sera gazı salınımının azaltılması şartı var.

    Peki bu noktalara nasıl geldik?

    “Enerjide kaynaklarımızı çeşitlendirmeliyiz. Bir-iki kaynağa bağlı kalmayalım” denildi. Bu uyarılar, yorumlar zamanında çok yapıldı. Dinleyen olmadı.

    Hava kirliliğine karşı “doğalgaz” denildi, ardından mantar gibi doğalgaz çevrim santralleri kuruldu. Rus’un İran’ın gazıyla santral ve elektrik. Birilerini kısa yoldan zengin etme yolu. Bunu bir çözüm olarak bu ülkenin önüne koydular. Sonuç ortada. Tarihinde ilk kez sanayi siteleri, fabrikalar çalışamaz hale geldi. Elektrik fiyatları füze gibi fırladı.

    Bu arada Edremit Kaymakamlığı, doğa ve yaşam savunucusu Süheyla Doğan’a Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği defterlerinde yaptığı inceleme neticesinde, bazı hataları gerekçe göstererek 51 bin 730 TL para cezası kesti.

    Neymiş o hatalar?

    Alındı belgelerinin bazılarında T.C kimlik numaraları yazılmamış, karar defterinde karar numaralarının her sene 1’den başlatılmış olması… Bir de dernek, Ayvacık depremi sonrasında yaklaşık 100 çocuğa “ayakları üşümesin” diye bot temin ettiği için, “tüzüğe aykırı faaliyet” te bulunmuş. Yani normalde uyarıyla geçiştirilebilecek bir süreci cezalandırmaya dönüştürüyorlar.

    Neden?

    Çünkü bu dernek egemenlerin projelerine karşı, doğal yıkıma karşı, ekokırıma karşı canla başla mücadele ediyor.

    Peki Türkiye neden bunları yaşıyor.

    Günübirlik kararlar ile sorunlara rant ve vurgun mantığıyla bakmanın sonunda Türkiye’nin getirildiği nokta.

    İslâm’ı siyasetlerinin bayrağı yaparak 20 yılda Türkiye’yi getirdikleri nokta. Konu ne İslam ne de etnik kimlik. Konu bunların kullanılması.

    Konu, Onuncu Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in iki cümleyle özetlediği gibi “akıl” ve “bilim.”

    “Sahabe Dönemi İktidar Kavgası” adlı kitabında, Bir Müslüman için “akıl”ın ne kadar önemli olduğunu anlatıyor Ahmet Akbulut…

    “İslâm’ın insanlığa rehberlik edebilmesi için Kur’ani mesajın Müslüman’ın aklı ile buluşması gerekir” diyor ve şöyle devam ediyor:

    “Ne iman aklın üstündedir, ne de akıl imanın. Akıl ve iman birbirlerinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır. Kur’an’ın muhatabı akıldır. İslâm’ı yaşanan hayattan uzaklaştırmanın en kısa ve en kesin yolu, aklı kınamak ve yargılamak olsa gerektir. Çünkü muhatap ortadan kalktığında mesajın da bir anlamı kalmamaktadır… Müslümanın karakteri olması gereken araştırma, inceleme ve bilmenin yerini; körü körüne inanç, geçmişe hayranlık ve mevcutla yetinme zihniyeti aldı. Siyasi alanda da bu zihniyet egemen oldu.”

    Koskoca ülkeyi enerjisiz bırakmayı, ülkenin dağlarını yerle bir etmeyi, ormanlarını kesmeyi, sularını zehirlemeyi hangi Müslüman aklıyla açıklayabiliriz? Aklını kullanmayan bir Müslüman dün İngiliz’in, bugün Amerikalının, yarın Rus’un veya Çin’in oyuncağı olmaya mahkumdur…

    Yazar Hakkında

    İbrahim Gündüz: 18 Aralık 1965 yılında Ünye’de doğdu. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. Gazeteciliğe 1987 yılında stajyer olarak girdiği Güneş gazetesinde başladı. Gece muhabiri, belediye muhabiri, siyasi parti muhabiri, diplomasi muhabiri ve parlamento muhabiri olarak görev yaptı. Kanal D Parlamento Muhabiri olarak çalışırken, artık kendisi için bir çalışma ortamı kalmadığını düşünerek 2018 yılında görevinden ayrıldı. Türkiye’deki vahşi, kimyasal, yıkıcı ve talancı madenciliği anlatan “Altın Ölüm” kitabını yazdı. Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zuhal Yeşilyurt Gündüz’le evli, Aşkın ve Barış adında iki çocuk babasıdır.