Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) geçtiğimiz hafta Çin’in Sinopharm aşısına da acil kullanım onayı verdi. Böylece DSÖ’den onay alan COVID-19 aşılarının sayısı 6’ya yükseldi: Pfizer-BioNTech (Almanya), Moderna (ABD), Johnson & Johnson (ABD), AstraZeneca (Hindistan), Astra Zeneca (Güney Kore), Sinopharm (Çin). Şu anda dünyada COVID-19 aşısı üretiminin tekeli bu firmaların elinde bulunuyor. Bakmayın firma adlarının öne çıktığına; bu firmaların her birine aşı çalışmaları için ortalama 2 milyar dolar kamu kaynağı sağlandı. Vatandaşların vergilerinden yani. Küresel bir felaket olması nedeniyle ülkeler ellerindeki bilgileri şirketlerle paylaştılar. Temel bilim çalışmaları kamu kurumlarında gerçekleşti. Ama kâr şirketlere, aşıya erişim güçlüğü ise vatandaşlara kaldı.
Dünyanın önde gelen sağlık/siyaset organizasyonları ve devletler/iktidarlar COVID-19 ile mücadelenin ne kadar canhıraş yürütüldüğünü iddia ederlerse etsinler, öyle tablolar çıkıyor ki karşımıza, öyle şeyler yaşanıyor ki, ister istemez bunun samimiyetini, gerçeğe uygunluğunu sorgulamak durumunda kalıyoruz. Aşı konusu bunlardan biri olarak karşımızda.
Pfizer-Biontech aşısının Avrupa İlaç Ajansı ve AB Komisyonu tarafından onaylandığı 21 Aralık 2020 tarihini esas alırsak (DSÖ onayı 1 Ocak 2021), yaklaşık bir buçuk yıldır dünyayı kasıp kavuran COVID-19 salgını ile mücadelede elimizi güçlendiren (tek) ürüne tamı tamına 5 aydır sahibiz. Ama ne dünyada, ne de Türkiye’de istenen aşılama oranlarına ve hızına ulaşabildik, ne de önlenebilir ölümlerin önüne geçebildik. Şu ana kadar dünyada 160 milyona yakın insan COVID-19’a yakalandı ve ne yazık ki yaklaşık 3.5 milyona yakın insan yaşamını kaybetti. Şöyle söyleyebiliriz; günde yaklaşık 10 bin kişi COVID-19 nedeniyle yaşamını yitiriyor ama insanlık bunu sadece seyrediyor.
5 aydır “bütün çabaya rağmen” dünyada 1.236.122.090 doz COVID 19 aşısı uygulanabildi. Bu, dünya nüfusunun yüzde 15.9’una denk geliyor.[1] Aşılamada zengin ülkeler ile yoksul ülkeler arasındaki fark yoksul ülkeler aleyhine olacak şekilde son derece yüksek. Halen dünyada hiç aşıya ulaşamamış 40’a yakın ülke var. Afrika her zaman olduğu gibi neredeyse dünyanın gündeminde yok gibi. Uygulanan politikalarda belirgin değişiklikler olmazsa yoksul ülkelerin 2024 yılına kadar aşılanamayacağı dile getiriliyor.[2] Oysa daha önce bu köşede belirtmiştik, bu salgından tek başına kurtuluş yok.[3]
Son günlerde COVID-19 aşılarında patentin kaldırılması talebi, dünyada da, Türkiye’de de giderek artan şekilde farklı kesimlerce dile getirilir ve tartışılır oldu. Tabii ki karşıt yaklaşımlar da hızla gardını aldı. Efendim maliyeti çok yüksekmiş, süreç çok karışıkmış, gelecekteki pandemiler için aşı geliştirme teşvikleri baltalanabilirmiş falan.[4] Tehdidin büyüklüğüne bakar mısınız?!
Tartışma yükselirken, konuyla ilgili dünya ölçeğinde iki dikkat çekici gelişme geçtiğimiz hafta yaşandı.
İlk olarak, ABD’de, “COVID-19’un küresel bir kriz olduğu ve pandeminin yarattığı olağanüstü koşulların, olağanüstü önlemler gerektirdiği” açıklamasıyla, COVID-19’a karşı geliştirilen aşılarla ilgili patent korumasının geçici olarak kaldırılması istendi ve ABD Hükümeti’nin istisnai bir düzenleme için Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) nezdinde girişimlerde bulunacağı belirtildi.[5]
İkinci gelişme ise ABD’nin bu açıklamasına dünyada ilk kullanım onayı alan Pfizer-Biontech aşısının bulunduğu Almanya’dan hızla gelen ret cevabıydı. Almanya Hükümeti adına yapılan açıklamada, patent korumasının kaldırılmasının aşı üretimine etkisi olmayacağı ileri sürüldü ve Almanya’nın ABD’nin önerisine sıcak bakmadığı belirtildi.[6]
Aynı gün, Biontech’in kurucu ortağı Dr. Özlem Türeci de CNN International’a verdiği röportajda COVID-19 aşılarında patent korumasının kaldırılmasının “kötü bir fikir” olduğunu belirterek, “Önümüzdeki 12 ay içinde alacağımız dozların sayısını artırmayacak” görüşünü aktardı. Türeci, aşıların sağlanmasında yönetimsel ve yasal süreçlerin çok daha önem taşıdığına inandıklarını dile getirdi.[7]
Aslında hâlihazırda Dünya Ticaret Örgütü TRIPS Anlaşması ve Halk Sağlığı Hakkındaki DOHA Bildirgesi patentin esnetilmesine imkân tanıyor. Bu tartışmalarda DOHA Bildirgesi’nden söz bile edilmemesi hayli ilginç.
Bu köşede, 16 Nisan’da yayımlanan yazıda “Aşıda patentin kaldırılması zorunludur ve patenti ortadan kaldıracak uluslararası adımların hızla atılması gerekmektedir. Ancak bu adımın şirketlerden ya da iktidarlardan beklenmesi gerçekçi değil ne yazık ki. Aşıda patentin kaldırılması mücadelesi; eşit, ücretsiz, erişilebilir sağlık hakkı talebinde olan herkesin, her kesimin mücadelesidir ve bu talebin ısrarla ve daha yüksek sesle dile getirilmesi gerekmektedir. Pandemi sonrasında hiçbir şey eskisi gibi olmayacaksa eğer, nereden başlayacağımıza durup bir bakmalı” demiştik.[8]
Aşıda patentin kaldırılmasından yana olan kesimlerin bu konuda elde edeceği kazanım, ileriye dönük olarak hepimize büyük umut verecek. COVID-19 aşısı şirketlere değil, insanlığa aittir. Biraz daha asılalım, bu talebi ortak bir ses haline getirip daha da yükseltelim, haydi…
[1] https://www.bbc.com/news/world-56237778
[2] https://www.washingtonpost.com/opinions/2021/03/10/dont-let-intellectual-property-rights-get-way-global-vaccination/
[3] https://medyaport.net/2021/02/26/pandemide-de-kurtulus-yok-tek-basina-ya-hep-beraber-ya-hic-birimiz/
[4] https://financernews.net/2021/05/06/covid-asi-patentlerinin-kaldirilmasina-karsi-arguman-nedir/
[5] https://gazetekarinca.com/2021/05/abd-covid-19-asilarinin-patent-haklari-askiya-alinsin/
[6] https://gazetekarinca.com/2021/05/abdnin-patent-onerisine-berlinden-ret-abden-acik-kapi/
[7] https://twitter.com/NewDay/status/1390261962219696131
[8] https://medyaport.net/2021/04/16/asida-patentin-kaldirilmasi-kimin-mucadelesi/
Bir yanıt yazın