Erdoğan’dan sonra?

Son yirmi yıldaki büyük teknolojik dönüşüm nedeniyle iletişim sektöründe iş süreçleri, kullanılan teknikler, yöntemler, öncelikler baş döndürücü bir hızla değişse de markalar/ kimlikler için ana prensip değişmedi ve değişmeyecek: “Satış yapmak” zorundasın ve rekabet var.

Rekabet yönetimi pazarlama iletişiminin önemli bir alt başlığıdır ve şu altın kurala dayanır: Asla rakibine benzeme! Çok benzer işler yapıyor olsan bile kendini farklılaştıracak bir yol bul, kendini anlatırken rakibinden farklılaştırarak konumlan.

Gerçekten de bugüne kadar güçlü bir rakibe karşı ona ne kadar benzediğini anlatarak başarı kazanmış bir marka yoktur. Bu yolla ünlenebilirsiniz, bu sayede bir miktar satış da yapabilirsiniz, ama asla güçlü bir marka olamazsınız.

Tıpkı ürünlerin konfor, kalite, ucuzluk, üstünlük, iyilik, mutluluk, güvenlik, rahatlık, gösteriş, bir yığın şey vadetmesi gibi bütün siyasi kimliklerin (partilerin) de seçmen zihninde oluşan bir karşılığı vardır. Çoğu zaman toplumsal hafızanın süzgecinden geçerek duyulan eşitlik, özgürlük, gelir artışı, cinsiyet eşitliği, iş, istihdam, güçlü ülke, büyük ordu gibi siyasi vaatler seçmenin sizi tanıması ve anlamasını sağlar.

Siyasi partilerin kendilerini sürekli seçmenin faydasına “ürünler üretme”  sorumluluğunda görebilmesi iletişimde de gerçekçi ve sonuca dönük bir çabanın içinde olmalarını sağlayabilir.

Temsil tabanlı her siyaset biçimi, eninde sonunda hasılatın seçim sandıklarında toplandığı bir satış süreci olarak görülebilir. Seçim varsa seçmen de var. Siyaset yapıyorsan seçmeni senin tarafında olmaya, tutumunu korumaya veya değiştirmeye ve senin için harekete geçmeye (sana oy vermeye, kampanyaya katılmaya, bağış yapmaya, sandığa gitmeye, komşusunu ikna etmeye vs.) ikna etmek zorundasın.

İşte bu ikna süreci marka iletişiminde olduğu gibi, siyasi iletişiminin de ana konusudur. Kullanılan yol ve yöntemler farklılaşsa da temel prensipler de benzerdir: Farklı ol ve kendi farkını anlat!

*

2017 anayasa referandumu sonrası gelişen ittifaklar dengesi Türkiye’de siyasetin önceliği haline geldi. Bu durum siyaseti, kimsenin kendini kendi gibi gösteremediği, kendi sözünü kendi gibi söyleyemediği bir tür siyasetsizliğe sıkıştırdı.

Asgari müşterekte buluşma ve bunlarla yetinme anlayışı siyasi yelpazedeki figürleri farklılıkların değil benzerliklerin iletişimini yapar hale getirdi. Hangi parti liderinin diğerinden hangi konuda, ne kadar farklı düşündüğü sanki giderek önemsizleşmeye başladı.

Acaba gerçekten önemsiz mi?

MHP ile tıpatıp aynılaşmanın Erdoğan’ı siyaset dışına itmesi gibi muhalefette -biraz HDP dışında- neredeyse tıpatıp aynı şeyleri anlatan onca parti ne kadar siyasetin içinde sayılmalı?

İktidar tarafından yerli-milli-dini olduğu iddia edilen konularda neredeyse tam bir iş birliği halinde iken ve aynı zamanda sadece tek bir hedefe, “ilk seçimde Erdoğan’ı devirme” hedefine motive şekilde yürütüldüğü izlenimi ile siyasi nüansları görmezden gelen bu çatışmasız siyaset anlayışı ve siyasi dil, muhalefete gerçekten bir güç biriktiriyor mu?

Acaba seçmen gerçekten kimin ne yaptığının farkında mı?

Farklı araştırma şirketlerinin yayınladığı sonuçlar muhalefetin açık ve muhtemel ittifaklar ile bir miktar yol aldığını gösterse de henüz açık bir fark oluşmuş görünmüyor. Neden?

İktidarın içeride ve dışarıda yaşadığı onca soruna rağmen siyasetsizliğin iletişimi neden muhalif ittifaktaki hiçbir partiye bariz bir avantaj sağlamıyor?

Kararsız seçmenler üçüncü büyük ittifak gibi neden günden güne büyüyor?

Daha da çoğaltılabilecek benzer sorularının gördüğüm kadarıyla temel bir yanıtı var: Çünkü muhalif ittifakın lokomotifi CHP oyunu böyle kuruyor…

Kılıçdaroğlu, ittifaklar siyasetinde yıllardır ustalaşmış olan Erdoğan’a karşı gerçekten başarıyla yönettiği ve 2019 yerel seçimlerinde büyük bir zafer elde ettiği Millet İttifakı anlayışını kendini varlığını feda etme pahasına CHP siyasetinin ana ekseni haline getirdi.

Ancak araştırmalardan anlaşılan o ki CHP’nin bu büyük fedası, seçmene Türkiye’nin geleceğiyle ilgili henüz pek bir şey anlatmıyor.

İlk seçimlerde “Erdoğan devrilecek, tamam, peki sonra ne olacak?” sorusu seçmen için büyük bir önem taşıyor. Muhalefet, Millet İttifakı ile Erdoğan sonrasına ilişkin ne hayal ettiğini anlatmak zorunda.

Erdoğansız bir gelecek hiçbir seçmen grubu için tek başına yeterli bir siyaset vaadi olamaz. Bu iktidar devrildikten sonra yerine kurulacak olan ne? Ne vadediyorsun?

Uzun bir süredir tek yönlü ve tek taraflı iletişimle ve birbirinin aynı içeriklerle seçmene hayatlarının ne kadar da kötü olduğunu, giderek daha da kötü olabileceğini hatırlatmaktan başka bir şey söylemeyen muhalefet partileri ayrı ayrı ve güçlü bir şekilde kendilerini ortaya koymak zorunda. Erdoğansız gelecek için seçmeni samimi olarak ikna etmek ve kendi gelecek hayallerine ortak etmek zorunda.

Muhalif ittifakın lokomotifi, gelecekteki Türkiye’yi detaylı şekilde anlatmak, sevdirmek ve Türkiye’yi geleceğe bugünden hazırlamakla yükümlü… CHP kendinden vazgeçip sadece başka partilerle “aynılaşmada” ısrar eden bir iletişimle bunu başarabilecek mi, göreceğiz.

Öyle görünüyor ki, seçmen iki ittifak ve kararsızlar olmak üzere üç büyük dilime bölünmüş durumdayken muhalefet, ittifaklar oyununu bir süre daha bu şekilde oynayacak. Ancak bir gün iktidar değiştiğinde arkasında güçlü bir seçmen desteği olmaksızın CHP acaba herhangi bir iktidar ittifakının lokomotifi ve sonrasında lideri olabilecek mi?

Bu soru da siyasi iletişimin bugünden nasıl kurulması gerektiğine ilişkin ipuçları içeren önemli bir soru olarak akılların bir köşesinde tutulmalı.

Yazar Hakkında

Salih CEM, İletişim Uzmanı. Mülkiye, ÇEEİ mezunu. 20 yılı aşkın süre Siyasi İletişim, Pazarlama ve Marka İletişimi ve Spor İletişimi alanlarında kreatif direktör ve üst düzey yönetici olarak çalıştı. Siyasi parti ve adayların siyasi iletişim kampanyalarını yürüttü. Çok sayıda reklam kampanyası, sosyal sorumluluk projesi ve uluslararası STK projelerini yönetti. Halen iletişim danışmanlığının yanı sıra “Limitsiz Spor” platformunun genel yayın yönetmenliğini sürdürmektedir.

Comments

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir