Son büyük salgın deneyimini yaklaşık 100 yıl önce yaşamış, bu süre içinde tıpta, bilimde ve teknolojide kat ettiği gelişmelerle artık hastalıklara değil de ölüme meydan okuyan insanlık, CoVID-19 pandemisiyle deyim yerindeyse evrensel bir şok yaşadı. Ülkeler önlem almakta ve ne çeşit önlemler alacaklarını belirlemekte geciktiler. Salgının pandemi olarak ilan edilmesi zaman aldı. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) pandemi ilanında gecikmekle eleştirildi.
Bu büyük şok içerisinde önce salgının yayılmasını durdurmak, ardından da tedavisi için yapılabilecekler tartışılmaya başlandı. Aşı konusu da bu tartışmaların tam merkezine oturdu.
Dünyada özellikle çocukluk dönemi zorunlu aşılarına karşı, 1990’lı yıllardan itibaren gündeme gelen aşı karşıtı tartışmalar, bu kez bütün dünya nüfusunu etkileyen CoVID-19 salgınına ilişkin gündeme geldi. Pandeminin ilk dönemlerinde görece “suskun” duran “aşı tereddütlüsü” gruplar, CoVID-19 virüsü üzerinde etkili aşıların bulunduğuna yönelik gelişmelerin ardı ardına kamuoyuna yansımasıyla yeniden reddiyesini yükseltti. Üstelik bu kez yoğun bir komplo teorisi çeşitlemesiyle…
Bilindiği gibi, bağışıklama hizmeti sürdürülüyor ve bu hizmete erişilebiliyor olmasına karşın aşılanmayı kabulde gecikme ya da aşı yaptırmayı reddetme vurgusu “aşı tereddütü” olarak tanımlanıyor ve aşı ile önlenebilir hastalıklarla mücadelede kaydedilen ilerlemeyi geri çevirme riski taşıyor.[1] Üstelik konu sadece “aşı kararsızlığı” ya da “tereddütü” ile sınırlı değil. Bunu dini ya da felsefi nedenlerle tümüyle reddeden bir kesim de var.
Şimdi konunun farklı bir boyutunu daha yaşıyoruz. CoVID-19 aşısının Türkiye’de uygulanması geciktikçe, aşının etkisine yönelik farklı araştırma sonuçları açıklandıkça, yöneticiler bir türlü şeffaf bilgi vermeye yanaşmadıkça “aşı tereddütü” de, aşının güvenilirliğine yönelik kaygılar da artıyor.
Oysa bu olağandışı dönemde, “tünelin ucundaki tek ışık” olarak görülen CoVID-19 aşısına yönelik tereddütü besleyecek tutumlar en hafif deyişle “sorumsuzluk” olarak değerlendiriliyor. CoVID-19 pandemisine ilişkin 10. ay değerlendirmesini geçtiğimiz günlerde açıklayan Türk Tabipleri Birliği (TTB), bu konudaki uyarılarını sürecin başından beri sürdürüyor ve aşının toplumsal dayanışma olduğunun altını çiziyor.[2]
Peki, tıp alanındaki en önemli buluşlardan biri olarak değerlendirilen aşının tarih boyunca salgın hastalıklarla mücadelede ortaya koyduğu başarı (veba, çiçek, kızamık vd.) görünür şekilde ortadayken, ne oldu da son 30 yıldır dünya aşı karşıtlığı mevzusunu tartışmaya başladı?
Galatasaray Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Ergur, The Eurasian Journal Of Medicine dergisinin Mayıs 2020 tarihli sayısında yer alan “Modernlik Eleştirileri Kapsamında Aşı Reddi-Aşı Kararsızlığı Tutumunun Toplumsal Nedenleri”[3] başlıklı makalesinde, bu konuya dikkat çekiyor.
Aşı tereddütünü “modern devlete karşı eleştiriler çerçevesinde ele alınması gereken çok katmanlı bir olgu olarak” değerlendiren Ergur, konunun yalnızca bir eğitimsizlik ya da eksik bilgilenme sorunu olmadığını, daha derinlerde bir toplumsal dönüşümle yakından ilgisi olduğunu vurguluyor.
1980’li yıllardan sonra dünya çapında uygulanmaya başlanan neoliberal politikaların etkisiyle kamu gücünün zayıfladığını, devletin toplumsal hizmet aygıtı olmaktan uzaklaştığını hatırlatan Ergur, küreselleşmenin getirdiği enformasyon ağlarının hızlı ve etkili biçimde işlemesi sonucunda sahte-bilimsel, doğruluğu tartışmalı bilgilerin de kolaylıkla yayıldığına işaret ediyor. Ergur, yine bu dönüşümün, bireyleri öznel değerlerin önceliğine ikna ettiğini, bireysel olanın toplumsal olan karşısında yüceltildiğini hatırlatıyor ve siyasi karar alıcıların bu konuda net tutum alması gerektiğini belirtiyor.
CoVID-19 aşısı ve aşı karşıtı tartışmalar daha uzun süre gündemimizde olacak açık ki. Bu nedenle aşı karşıtlığının toplumsal nedenlerini doğru anlamak zorunlu. Bu noktada sorunun adının “aşı tereddütü” değil, neoliberalizm olduğunu, neoliberal politikalara ve uygulayıcılarına duyulan güvensizlik olduğunu, kötü yönetimler olduğunu söylemek belki eksik ama yanlış olmayacaktır. Pandeminin artık açıkça ortaya serdiği gerçeği bir kez daha tekrar etmekte de bir sakınca yok: Tüm vatandaşlar için eşit, ücretsiz ve erişilebilir sağlık gibi aşı da haktır ve bunu yaşama geçirecek bir kamusal irade zorunluluktur.
[1] http://www.tipdunyasi.dr.tr/2019/06/saglik-sistemine-guvensizlik-asi-kararsizligini-pekistiriyor/
[2] https://www.ttb.org.tr/haber_goster.php?Guid=a7f5a46c-543d-11eb-8831-4f6612268b47
[3] https://www.eajm.org/en/social-causes-of-vaccine-rejection-vaccine-indecision-attitudes-in-the-context-of-criticisms-of-modernity-133285
Yazar Hakkında Bilgi
Mutlu Sereli Kaan: Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nden mezun oldu. 1997-2002 yılları arasında Cumhuriyet Gazetesi’nde muhabirlik yaptı. 2002-2020 yılları arasında Türk Tabipleri Birliği’nde Basın Danışmanı olarak görev yaptı. Yüksek lisansını Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İnsan Hakları Merkezi bünyesindeki İnsan Hakları Anabilim Dalı’nda tamamladı. Gazeteci.
Bir yanıt yazın