3 Haziran 1963, Nazım sürgünde, motorlar sürüldü maviliklere…

Söz bu kitabında kalmıyor işte, dokunuyor cana, dökülüyor dile…

Heyhat sorun sadece uygulayıcılarda değil, sorun on yıllardır süregelen sistemin içinde. Ve demek istiyor insan, bu yasaklar bir günde oluşmadı diye…

Hatta eklemek istiyor; hani biraz açığı, biraz koyusu morun lacivertin ama hep vardı diye…

Bir kaç gündür 3 Haziran’a programlar yapıldı. Andıktan sonra tekrar rafa kaldırılacak; duyarlı şarkılar, içli şiirler okumak üzere, başladı Nazım anması…

Koymayın bu cümlelere gönül, öyle…

Anmaktan öteye gidemediğimiz üretilen her düşünce, bir sonraki çağda biraz daha kalmıyor mu gölgede?

“Sen yanmazsan, ben yanmazsam, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa” dediğinden bu yana Nazım’ın, değişen ne var bir bakmak lazım…

Geçmişe şöyle bir döndüğümüz zaman görüyoruz ki düşünsel tarihimizde “yazmak” ağır bedeller ödenen çileli bir iş…

Son yıllarda uygulananlarla “gündelik yasaklar” dönemine girdiğimiz günlerde görüyoruz ki, sistemler değişmediği sürece “yasaklar” da yasaklardan beslenenler değişmiyor, değişmeyecek de…

Hani, gidiyor siyah-beyaz geliyor ebrulisi biraz, ama değişmiyor…

Çünkü gelen hiçbir iktidar, çünkü toplumlar kendileriyle hakikat temelli bir yüzleşmeyi gerçekleştirmiyor…

Yüzleşmenin olmadığı yerde, iyileşme de olmuyor…

Yasaklayanlardan ziyade, yasaklı zihniyetlere zemin hazırlayan sistemi irdelemediğimiz sürece de başkaca renk, başkaca boyutta bu coğrafyada hep olacak yasaklar…

1963’ten, hani Nazım’ın vedasından, ustanın uğrunda hapisler yattığı, sürgünlere vurulduğu zamanlardan bu yana ne koyabilmişiz ürettiklerinin üzerine? Ne kadarını hayata geçirebilmişiz fikirlerinin?

Tüm değerlerle beraber “sevginin” de alınır-satılır olduğu bu çağı hep birlikte yaratırken, Sabahattin Ali’nin “sevgiyi kutsayan” duygularını ne kadar yaşatabilmişiz?

Evet ekonomi. Koca bir inşaatın istinat duvarı çökmüş üstümüze ve altında kalanlar yine bizleriz. Ama çöken duvarların harcında birer tutam katkı sunan da bizler…

Son yirmi yılda kanıksamadık mı her şeyi?

Sistemler değişmeden düzelir mi ekonomi?

Düzelir “gibi” oldurur, pembe bir kaç yıl yaşatırlar, ta ki bir başka istinat duvarı altında kalıncaya kadar…

Sonrası…

Gidenin bittiği, gelenin koyacağı, yaşamaya mecbur bırakılacağımız başka yasaklar durağı…

Zira coğrafyada on yıllardır bu böyle, bitişi olan erk’ler çareyi hep yasaklarda görmüşler…

Dedik ya; Edebiyat, ince bir işçilik.

Yaşamımıza çok yönlü dokunabilir; tiyatroyla, sinemayla, sanatla sanatçılar. Yazılarla yazarlar…

Ki, düşünsel tarihimizde; yazar, gazeteci, çizerler ve sanatçılarımız bu meşakkatli yolda ağır bedeller ödedi…

Yazılarından ötürü Nazım 15 yıla yakın hapis yattı, memleketinden sürgün hasretiyle yandı. Sabahattin Ali gibi sevgi yürekli bir adama kıyıldı…

Kemal Tahir, Orhan Kemal, Enver Gökçe, Ahmet Arif, Rıfat Ilgaz, Aziz Nesin gibi daha pek çok yazarın mahpushaneler oldu adresleri…

Ve şimdi; kenarından köşesinden kemirmeye, delmeye başladılar güzel olan her şeyi…

Kemirmeye başladılar merkezinden ufak ufak, bedeller ödenerek kazanılmış tüm değerleri…

Son zamanlarda; sonu nereye varır tahayyül edemediğimiz, sıkça maruz bırakıldığımız yasaklar var…

Ve bir şeyler yapılmazsa bu yasakların “Sürdürülebilirliği” ile karşımıza çıkacaklar…

Artık, an’malarla yetinmeyip, fikirleriyle yaşatmalıyız cesur yürekleri…

Tüm kokular kurumadan ve renkler solmadan…

3 Haziran 1963’te toprağa düşen bedenin Nazım’ın ve cümle “aydınlık” için bedel ödeyenlerin fikirleri, 3 Haziran 2022’de yeniden, maviliklere sürülmeli…

İşte o zaman an’malar anlam bulabilir. Yoksa bu sistemde;

Yasaklılar döneminin biri gider, belki biraz daha yumuşağı ama bir diğeri gelir…

Yazar hakkında:

Safiye Özşener kimdir: 1969 Van’ da doğdu. İlk okulu Adana’da, Orta ve Lise eğitimini Van’da tamamladı. Halen, İstanbul Üniversitesi’nde öğrenci. 1986-1989’da Adana’da Sabah’ta gazeteciliğe başladı. 1989-1990’da yine Adana’da Günaydın Gazetesi’nde çalıştı. 1990-1993’de Ankara, İlçe Belediyesinde Basın Danışmanlığı yaptı. 1993’de Kamu Kurumunda çalıştı. KESK/BES Sendikası İş yeri temsilciliği yaptı. Çeşitli dergi ve interaktif gazetelerde, makale ve köşe yazarı olarak mesleğe devam etti. Aynı zamanda “Şarap Rengi Bir Zaman” adlı şiiri kitabı bulunan Safiye Özşener, bir çocuk annesidir.

Comments

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir