Ayağa kalkan kadınlar

Yakın dönemde iki ünlü kadın oyuncunun sürüklediği iki film gösterilmeye başlandı Netflix ekranlarında. İlki Halle Berry’nin aynı zamanda ilk kez yönetmen koltuğuna da oturduğu “Bruised”, diğeri Sandra Bullock’un yer aldığı “The Unforgivable.”

Açıkçası iki filmin de vasatın çok üzerine çıkabildiğini söylemek zor ama kendilerini izletmeyi başardıklarını söylemek gerek. Ama bu iki filmin sinemasal maharetlerinden çok daha fazla bir şeyi temsil ettiklerini belirtelim. Şöyle ki, sinema dünyası ama özellikle de Hollywood kadın oyuncuları 40’lı (bu bile iyimser bir yorum olabilir) yaşlardan sonra neredeyse görünmez kılmakla mahir. 60 yaşında erkek oyuncular aksiyondan aksiyona koşarken, 40’lı yaşlarındaki kadınlar bu erkeklerin sevgilisi/ eşi olmaya değer bile bulunmaz filmlerde. 30’lu yaşlardaki kadın oyuncular seçilir.

Yalnızca filmlerdeki eşleşmeler açısından değil. Erkek oyuncular söz konusu olduğunda oldukları yaşların çok altındaki karakterleri canlandırmalarında bir beis görülmezken, kadın oyuncular gençken daha yaşlı birini oynayabilir ama belirli bir yaştan sonra genç birisini oynayamaz. İşte bu iki film bu denklemin dışında duruyor ve yeni bir dönem olmasını umduğumuz sürecin de kapılarını aralıyor. Her iki filmin karakteri de gerçek hayatta oldukları yaştan 10-15 yaş daha küçük birilerini canlandırıyorlar ve hiç de sorun olmuyor.

Bruised filminden bir kare

Halle Berry’nin 2020’de Toronto Film Festivali’nde gösterildikten sonra platforma konulması hayli zaman almışa benzeyen filmi “Bruised”, erkek versiyonlarını daha önce defalarca gördüğümüz bir ‘ayağa kalkma’ hikayesi. Jackie Justice, bir dönem karma dövüş sanatları sporunda çok gözde iken, bir maçta paniğe kapılıp ringden kaçmış ve bütün kariyerini bitirmiştir. Sorunlu erkek arkadaşıyla birlikte yaşayıp evlere temizliğe giderken tanışırız kendisiyle. Hiçbir amacı kalmamıştır. Ancak bir gün, vaktiyle yaşadığı bir ilişkiden olan ve babasıyla yaşayan altı yaşındaki oğlu çıkagelir. Artık Jackie ile yaşayacaktır. Bu sorumluluk hissi onu yeniden ringlere dönmeye iter.

“Eski boksörün dönüş hikayeleri”nde olduğu gibi gidiyor burada da hikaye aslında. Ancak tabii ki, bir anne- oğul, anne-kız gerilimleri de söz konusu. Açıkçası Halle Berry’nin Amerikan bağımsız sineması estetiğine yaklaştırdığı kamerasıyla bir alt kültür hikayesi inşa etmeyi başardığını söylemek gerek. Ancak, Michelle Rosenfarb’ın ilk uzun metraj senaryosu ve Berry’nin rejisi finaldeki büyük dönüşün gerilimi inşa etmekte zorlanıyor. Kareografisi ve asıl olarak heyecanı da bundan nasibini alıyor haliyle.

The-Unforgivable

Diğer filmimiz “The Unforgivable”ın ana karakteri Ruth Slater ise yirmi yıl cezaevinde kalıp çıktıktan sonra kendisine yeni bir düzen kurmanın hayalini kuruyor. Ancak yirmi yıl önce işlediği suç peşini bırakmıyor. Hem kendi vicdanında hem de mağdur ettiği insanların öfkesinde bu durum böyle. Bir yandan iki işte birden çalışıp, diğer yandan da 20 yıldır haber alamadığı, evlatlık verilmiş küçük kız kardeşini bulmaya çalışıyor Ruth. İki yıl önce “Oyunbozan” (Systemsprenger) ile dikkatleri üzerine çeken Alman yönetmen Nora Fingscheidt da estetik ilhamını Amerikan bağımsızlarından alıyor kanımca. “The Unforgivable”, yalnızca Ruth’un kız kardeşini yeniden bulma çabasına odaklanmıyor öte yandan. Ana karakterinin girip çıktığı mekanlar, birlikte hareket ettiği insanların izini sürerek bir alt sınıf anlatısı da inşa etmeye çalışıyor.

Sally Wainwright’ın kaleme aldığı 2009 tarihli üç bölümlük mini dizi “Unforgiven”a dayandırılan hikaye bir yandan suçun ve suçlunun kim olduğu değişkenliğini, diğer yandan da masumiyetin sınırlarını da tartışmaya açıyor. Sandra Bullock tartışmalı oyunculardan birisi. Hatta “Sandra Bullock sevenlerden misin, yoksa sevmeyenlerden misin?” sorusuna muhatap olmuşluğum bile var. Ne yalan söyleyeyim, “Hız Tuzağı”ndan bu yana kendisini beğenenler grubundayım. Burada da oldukça kontrollü ve sade bir oyun koyuyor ortaya. “Oyunbozan” gibi bir filmden sonra Nora Fingscheidt’ın buradaki yönetimi sınıfı geçiyor belki ama beklentilerimizin altında kalıyor açıkçası.

Toparlarsak. Bu iki film, belirli bir yaşın üzerindeki kadın oyuncuların da gerçek yaşlarının altında karakterlere hayat verebileceğini göstermesi açısından anlamlı. Her iki film de bir hafta sonu seçeneği olarak tercih edilebilir. İki farklı kadının kendilerini yeniden inşa etme hikayeleri. Yumruk mu konuşsun, duygular mı ona siz karar verin!

Comments

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir