13 sivilin yaşamını yitirdiği Gara Operasyonu, HDP’ye açılan kapatma davası, Meclis’e yığınla gelen fezlekeler, Gergerlioğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesi, İstanbul Sözleşmesi’nin iptal edilmesi, Suriye tezkeresi, orman yangınları ve seller…
Mafya ağalarının özgürce cirit attığı, söylemlerinin gündem oluşturduğu ülkede, Deniz Poyraz’ın katledildiği bir siyasi cinayet işlendi, Konya katliamı yaşandı, kaçırma olayları gerçekleşti, toplumsal muhalefet üzerinde çok ağır baskılar uygulandı…
Pandemi yönetimindeki hatalar bu yıl da zirve yaptı, canlarına tak eden sağlık çalışanlarının eylem ve grevleri gündemden hiç eksik olmadı…
Türkiye, 2021’i hem hak ve özgürlükler açısından hem de ekonomi ve pandemi yönetimi açısından çok kötü bir yıl geçirdi.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi altında ezilen iktidar, her fırsatta daha da otoriterleşen bir yönetim anlayışıyla toplumun karşısına çıktı.
Siyasi iktidar, yıla yönetilemeyen pandemi krizi ve ötelenen bir ekonomik krizle girmişti. Her yönden sıkışmışlık içinde olan iktidar çareyi daha fazla baskı uygulamakta buldu. Öğrenci eylemlerinden, siyasi cinayetlere; mafya ağalarının tehditlerinden sokak saldırılarına kadar her alanda otoriter baskıcı bir yönetim anlayışıyla karşı karşıya kaldı Türkiye.
Boğaziçi Üniversitesi’nde rektör atamasına karşı çıkan öğrencilerin Kampüs’te başlattığı sonrasında tüm kente yayılan eylemlere polis çok sert müdahale etti. Öğrenciler tutuklandı. Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ ve Gazeteci Orhan Uğuroğlu gibi çok sayıda siyasetçi ve gazeteci sokak ortasında darp edildi. İktidarın bir yıl önce dışarı saldığı mafya ağası Alaattin Çakıcı, CHP liderini tehdit etti. Bu da yetmedi Cumhurbaşkanı Erdoğan hem Kılıçdaroğlu’nu hem de Akşener’e yönelik tehditvari söylemlerini esirgemedi. HDP’ye kapatma davası açılması ve Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesi, Deniz Poyraz cinayetine karşı iktidarın sessizliği de dikkatleri çekti. İktidar dış politika alanında da sıkıntılı bir sürece imza attı. Ve son olarak Türkiye’nin AİHM kararlarını uygulamama konusundaki ısrarı, cezaevlerindeki gazeteci ve aktivistlerin sayısı…
Tüm bu manzaraya yaz aylarına damgasını vuran seller ve yangınlar ile son aylarda ortaya çıkan ekonomik kriz de eklendi. Muhalefetin erken seçim çağrılarına kulak kapatan İktidar, ciddi bir sıkışmışlık içinde çıkış yolu arıyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir yandan ortağı Bahçeli’yi kollamak için Seçim Yasası Teklifini gündeme getirirken; diğer yandan anketlere karşı kitlesini konsolide etmeye çalışıyor. Anketler her geçen gün eriyen bir siyasi partiyi ortaya koysa da Erdoğan’ın yüzde 30’lara varan kemik kitlesi tüm krizlere karşın hala Erdoğan’a desteğini sürdürüyor. Ekonomik kriz devam ettiği sürece bu kitle ne kadar AKP’ye destek vermeye devam eder bilinmez ama kim ne derse desin 2022 AKP için çok zor bir yıl olacak.
Tüm bu sıkışmışlığa karşın Muhalefet ne yapıyor?
Açıkçası toplumsal muhalefetin her zaman olduğu gibi Ana muhalefetten önde olduğunu söylemek mümkün.
Krizlerle dolu 2021 yılında Ana muhalefet ve birleşenleri her ne kadar iktidara karşı söylem üstünlüğünü ele geçirse de toplumsal muhalefeti yakalayan bir dil kullanamadı. Ancak söylem üstünlüğü, gündemi belirleme yetisi, eylemler ve kent gezileriyle güncel siyaset açısından verimli bir süreç geçirdi.
ANA MUHALEFETİN 2021 KARNESİ
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Militan Valiler” ve “128 Dolar Nerede?” sloganları gündemi belirledi; Kürt sorununda çözüm olarak HDP’yi işaret ettiği cesaretli çıkışı, Suriye tezkeresinde gösterdiği irade ve Gara Operasyonuna ilişkin duruşu dikkatleri çekti. Kanal İstanbul çıkışı ve ekonomik krize karşı Mersin’de yaptığı miting Ana Muhalefetin en önemli çıkışları oldu.
CHP, 2021 yılına Beşli çete ve beşli çetenin mallarının kamulaştırılması gündemiyle taşınmıştı. Aynı tavrı Kanal İstanbul ihalesinde de gösterdi, Kılıçdaroğlu Kanal İstanbul ihalesine girenler için “Kimse ihaleye girmesin parasını vermeyeceğiz” dedi. 4 dilde yazdığı mektup siyasi iktidarın tepkisine neden oldu. Her adımı başarısızlıkla sonuçlanan Kanal İstanbul projesine karşı koyduğu tavır, iktidarı epey kızdırdı.
Her fırsatta liyakat ve atamaları gündeme getiren Kılıçdaroğlu’nun “Militan Valiler” çıkışı da dikkatleri çeken bir çıkıştı. Davaların muhatabı olsa da bu söyleminden vazgeçmedi. Aynı anda patlak veren Tügva skandalı ile birlikte Kılıçdaroğlu’nun söylemi toplumda büyük bir karşılık buldu. Şimdilerde mülakat mağduru gençlerle bir araya gelen Kılıçdaroğlu’nun, atanamayanlar öğrencilerle yaptığı toplantılar da önemliydi.
Yıla büyük bir şovla başlamak isteyen iktidarın, Şubat ayında gerçekleştirdiği Gara Harekatındaki başarısızlık, bir statüko partisi olarak anılan CHP’nin sınır ötesi operasyonlar konusundaki suskunluğunu bozmasına neden oldu. 13 sivilin yaşamını yitirdiği operasyon karşısında ana muhalefet partisi önemli bir tavır aldı. Belki hala gündemde olmayabilir ama Bütçe görüşmeleri sırasında CHP’li Tuncay Özkan kaçırılan 2 MİT’çinin akıbetini Meclis Genel Kurulu’nda sorarak, bu işin peşini bırakmadıklarını gösterdi.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi yaz aylarında gerçekleşen afetlerde tam anlamıyla çuvalladı. Tek kelimeyle atanan liyakatsız yöneticiler, Cumhuriyet’in kazanımları tüm kurum ve kuruluşlarının içinin boşaltılması ve kötü yönetilen bürokrasinin en önemli sonucuydu afetler karşısındaki çaresizlik. Bölgede yer alan Ana muhalefet bünyesindeki belediye başkanlarının duruşu da belediye başkanları arasındaki koordinasyon ve diyalog da burada kendisini gösterdi. CHP’nin yerel yönetimlerdeki başarısı pandemi sürecinde olduğu gibi afet sürecinde de etkiliydi.
Türkiye 2020’den 2021’e gazetecilere ve siyasetçilere yönelik sokak saldırıları ile girmişti. O saldırılar 2021’in ilk aylarında da hız kesmeden devam etti. Dahası siyasi cinayetlerin ve linç girişimlerinin konuşulduğu ülkede, Temmuz ayında HDP İzmir İl Binasında Deniz Poyraz adlı HDP’li öldürüldü. HDP il ve ilçe binalarına saldırılar yaşandı. Uzun süre HDP ile arasındaki mesafeyi koruyan CHP’nin, bu saldırılara karşı sesini yükseltmesi önemli bir eşiğin aşıldığını gösterdi. Ana Muhalefet Lideri, Kürt sorununda da muhatap olarak HDP’yi gösterdi; Konya katliamında derin devleti işaret etti.
Ekonomik kriz karşısında aldığı tavır özellikle Mersin Mitingi ile ete kemiğe büründü. Önce Merkez Bankası ziyareti ardından içeri alınmadığı TÜİK ziyareti de hafızalara kazındı.
Kılıçdaroğlu, bu çıkışlarının yanıtını siyasilerin tehditvari söylemleri ve davalarla alıyordu. Ama bu yıl daha da ağırı yaşandı. AKP – MHP ortaklığıyla geçen yıl cezaevinden çıkarılan mafya ağası Alaattin Çakıcı’nın direkt tehditlerine muhatap oldu. Hakkında fezleke düzenlendi. Kendisine yönelik linç girişiminde Mahkeme, yargılamaları savsakladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, direkt kürsüden Kılıçdaroğlu’nu tehdit etti…
Günün sonunda her açıdan gündemi belirleyen, sınır ötesi operasyonlar ve Kürt sorunu konusunda daha cesaretli tutumlar alan, psikolojik üstünlüğü ele geçirmiş bir Ana Muhalefet Partisi var karşımızda. Erken seçim tartışmasının bugün gündemde olmasının nedeni de bu.
Ama Boğaziçi direnişi, metal işçilerinin Gebze’deki eylemleri, kadın hareketi muhalefet partilerinin çok çok önünde. Önümüzdeki dönem ana muhalefetin yapması gereken en önemli şey, toplumsal muhalefeti yakalayabilmek olacaktır.
Bir yanıt yazın