SDP’ye karşı omuz omuza!

Başlıkta “SDP” dediğime bakmayın. Öyle örgüt adı, şifre falan değil. Bildiğiniz “Sağlıkta Dönüşüm Programı” bizim. Bizim dediysem, Dünya Bankası’nın aslında. Ama bilirsiniz, Dünya Bankası’nın, IMF’nin programlarını “yerli projemiz”, “büyük hayalimiz” falan olarak sunmayı pek sever AKP. Ne yaparsınız, “arakçılık” var her türlü!

İşte bu SDP, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) tarafından yaşama geçirildiğinde yıl 2003 falandı. 3 Kasım 2002 seçimleriyle iktidara gelen ilk AKP hükümeti, “sağlık reformu” falan diye bir şey açıklamış, “Sağlıkta Dönüşüm Programı” adını verdikleri bu “reformun” içeriğinde, sağlık alanının kamusal özelliğini ortadan kaldıran, alanı bütünüyle özel sektöre bırakarak ticarileştiren, koruyucu birinci basamak sağlık hizmetlerini yok eden, sağlık hizmetlerindeki “ekip” duygusunu parçalayan, “aile hekimliği”, “genel sağlık sigortası”, “performansa göre ödeme” gibi başlıklarda “yeni” düzenlemelere yer vermişti.

Sağlık alanına ilişkin “dil” bile değişivermişti birdenbire; hastalara “müşteri”, hastanelere işletme denmeye başlanmıştı. Ücretsiz sağlık hizmeti veren sağlık ocaklarına yazar kasa girmişti.

Bütün bunlar, “sağlıkta dönüşüm”ün nasıl bir dönüşüm olacağının işaretlerini veriyordu aslında ama toplum henüz bunları öngörebilmekten uzaktı. Bütün bu kavramların, değişen dilin, yeni düzenlemelerin sağlıkta neoliberal bir dönüşümün adımları olduğunu en erken öngören kurum doğal olarak (daha öncesinde de pek çok örneği olduğu gibi) Türk Tabipleri Birliği (TTB) oldu.

AKP iktidarının birinci yılında, “sağlık alanında her geçen gün artan olumsuzluklara karşı durmak ve ileride sağlık ortamını daha da yıpratacak gelişmelerin yaşanmasını önlemek”[1] amacıyla 5 Kasım 2003’te uyarı eylemi yapıldı. Hekimler ve sağlık çalışanları Türkiye’nin dört bir yanında acil servisler dışında 1 günlük iş bırakma eylemi yaptılar.

Eylem için hazırlanan ve dağıtılan broşürlerde; “ücretsiz sağlık için nüfus cüzdanı yeterli”, “bütün değerlerimize saldırıyorlar”, “sabır taşı çatlamadan, nitelikli hizmet, insanca yaşam” deniliyordu.

Ancak, AKP gözünü karartmıştı bir kere. Dünya Bankası ve IMF’ye sözler verilmişti. Sağlık alanına saldırının dozu öyle artırıldı, hizmeti alan ve vereni karşı karşıya getiren öyle uygulamalara imza atıldı ki, yaşanan olumsuzluklar yetmiyormuş gibi, son 20 yılda bir de “sağlık alanında şiddet” diye bir kavram gündemimize girdi.

Bu tarihten sonra da eylemler yaptı TTB, uyarılarına devam etti. “Sağlık haktır” dedi, “ücretsiz, eşit, nitelikli ve erişilebilir sağlık herkesin hakkıdır” dedi.

21 Nisan 2005’te yine 1 günlük iş bırakma eylemi[2], 2007 yılında Mart ayının ilk iki haftası boyunca eylemler; 11 Mart’ta “Beyaz Miting”, 14 Mart’ta “Beyaz GöREV”[3] yapıldı. 13 Mart 2011’de sağlık alanının bütün bileşenlerinin desteklediği ve yaklaşık 30 bin kişinin katıldığı “Sağlıkta Özelleştirmeye Karşı Çok Ses Tek Yürek Mitingi” gerçekleştirildi Ankara’da Sıhhiye Meydanı’nda[4]. Dr. Ersin Arslan’ın ölüm yıldönümü olan 17 Nisan 2013’te, 14 Mart 2014’te yine 1’er günlük iş bırakma eylemleri yapıldı.

Bütün bu eylemlerde temel talepler hep aynıydı: “Sağlık hakkımız, özlük haklarımız, iş güvencemiz, mesleki onurumuz için Sağlıkta Dönüşüm Programı’ndan vazgeçilmelidir, sağlıkta özelleştirme olmaz, sağlıkta şiddet son bulmalıdır.”

Kısa süre önce hekimler arasında bir anket yaptı TTB.[5] Kesin sonuçları yakınlarda açıklanacak olan ankete, 81 ilden 6 bin 178 hekim katıldı. Buna göre hekimlerin;

  • Yüzde 45’inin aylık geliri yetmiyor.
  • Yüzde 76’sı pandemi ek ödemesi almıyor.
  • Yüzde 90’ı performansa dayalı ek ödeme sisteminin adaletsiz olduğunu düşünüyor.
  • Yüzde 92’si sağlıkta şiddet ile ilgili düzenlemenin etkili olmadığını düşünüyor.
  • Yüzde 84’ü daha önce bir hasta veya yakını tarafından sözel ya da fiziksel şiddete uğradığını belirtiyor.
  • Yüzde 68’ik çalışma şartlarının yoğunluğu nedeniyle hastaları ile yeterli ve uygun şekilde ilgilenemediğini düşünüyor.
  • Yüzde 72’si çalışma ortamının pandemi koşullarına uygun olmadığını düşünüyor.

Yalnızca 2020 yılında Beyaz Kod verilen şiddet olaylarının sayısı 12 bine yaklaşmış durumda. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 2020 yılının ilk 6 ayında 2 bin 412 hekimin istifa ettiği, 522 hekimin özel hastanelere geçtiği bilgisini verse de, TTB’ye gelen bilgiler 18 ayda 8 binin üzerinde hekimin istifa ettiğini gösterdiği aktarılıyor.[6] Yurtdışında çalışmak için başvuran hekim sayısı ise 2021 yılı henüz tamamlanmadan 1111’i buldu. Bu ayda en az 80 hekimin, Türkiye’de hekimlik yapmak yerine, yurtdışında göçmen işçi/doktor olmayı tercih ettiği anlamına geliyor. Bütün bunlara ek olarak, bu süreçte 508 sağlık çalışanı yaşamını kaybetti.

Pandemi döneminin bir faydası olduysa, o da TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın Medyaport’a verdiği röportajda[7] vurguladığı gibi, SDP’nin aslında bir dönüşüm değil, çöküş programı olduğunu, sağlık alanının kamusal özelliğinin ortadan kaldırılmasının ne anlama geldiğini görünür hale getirmesidir.

Şimdi hekimler, bu tablo içerisinde, bir kez daha, sağlık alanında pandeminin katmerlediği sorunlara dikkat çekmek üzere “Emek Bizim Söz Bizim” eylemlerini düzenliyorlar. 23 Kasım’da Beyaz Yürüyüş ile başlatılan eylemler, 27 Kasım’da Ankara’da gerçekleştirilecek olan Beyaz Forum ile sona erecek.

Eylem programının sloganı özenle seçilmiş:

“Karanlığa Karşı; Önlüğümüzün Beyazına, Özlük Haklarımıza, Halkın Sağlık Hakkına Sahip Çıkıyoruz! Emek Bizim Söz Bizim!”

E, o zaman;

SDP’ye karşı omuz omuza!

[1] https://www.ttb.org.tr/TD/TD113/1.php

[2] https://www.ttb.org.tr/TD/TD136/2.php

[3] https://www.ttb.org.tr/TD/TD151/index.pdf

[4] https://www.ttb.org.tr/TD/TD13mart/index.pdf

[5] https://www.ttb.org.tr/haber_goster.php?Guid=e2ea105a-22cb-11ec-8608-b94c4ea3487d

[6] https://www.ttb.org.tr/haber_goster.php?Guid=e2ea105a-22cb-11ec-8608-b94c4ea3487d

[7] https://medyaport.net/2021/11/20/emek-bizim-soz-bizim-eylemlerini-degerlendiren-fincanci-bu-daha-baslangic/

Comments

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir