ZIR CAHİLLE AŞIRI AYDINLANMIŞLARIN YOLUNU KESİŞTİREN AŞI KARŞITLIĞI
Bu koşullar altında aşı, bu modern insanın bütün çaresizliklerinin, anlam arayışlarının anlam yükünü üzerine çeken bir mıknatıs işlevi görüyor. Yoksulluk, belirsizlik, işsizlik, adaletsizlik, eşitsizlik, anlamsızlık, dengesizlik, değersizlik, bilgisizlik, aşırı bilgililik gibi say say bitmeyecek olan bütün olum-suzlukların üzerine hücum ettiği bir boş gösterendir artık aşı denen sıvı. Görmeyi, duymayı, anlamayı, bilmeyi, öğrenmeyi, velhasıl bütün bilişsel yetileri iptal eden, hatta anlamsız hale getiren bir var olma biçimidir. Bütün görüşleri, bilişleri duyuşları üzerine toplayan bir mevzidir aşı ve aşı karşıtlığı. Dindarından dinsizine, agnostiğinden paganına, okumuşundan zır cahiline, en yalancısından en dürüstüne, en ahlaksızından en püritenine herkesin üzerine basarak yükseldiği muğlak bir kimlik kartı. Görgül bilime inananından mistifikasyon ustasına kadar pek çok kişinin kolayca bir köşesinden bağlanabileceği, tutuna tutuna yolunu “bulabileceği”, nereye götüreceği bilinmeyen ucuna tutunup herkesin kendi meşrebince doğru yola ulaştıracağını umduğu bir ip haline gelmiştir bu sıvı. Tıpkı Saramago’nun Körlük romanında karantinadan çıkmanın şaşkınlığını yaşayan körlerin birbirlerine tutuna tutuna yol bulmaya çalışmasına benzer biçimde yolunu kaybetmiş kitleler, aşı karşıtlığında bir hikmet bularak bu mevziye umutsuzca tutunmakta ve bu mevzi üzerinden çıkışı belirsiz bir yola revan olmaktadırlar. İçinde ne olduğunu belki de mucitlerinin dahi unuttuğu, ama bu kadar kaosun içinde umut etmeyi mecbur kılan soyut bir kavrama dönüşmüş durumdaki bu sıvı, bütün varoluş stratejilerinin yoğunlaştığı geçici bir uğrak haline de gelmiştir. İçinde ne olduğunu mucitleri biliyor olsa da, sürekli varyantlaşan bir virüsün hangi varyantı ile mücadele edebileceğinin tam olarak kestirilememesi bilinirliği kuşkulu hale getiriyor olabilir. İşte bu bilinmezlik içinde yolunu kaybeden zır cahille aşırı aydınlanmışların yollarını kesiştirmiştir aşı.
‘ÖYLE BİR CEHALET Kİ, OKUMAKLA ÜSTESİNDEN GELMEK MÜMKÜN DEĞİL’
Öyle zamanlardan geçiyoruz ki, bütün mesajlar birbirinin içine geçmiş durumda, her mesaj bağlam içinde düşünülmek zorunda değil artık. Bağlam içinden konuşmak değil bağlamdan kopararak, bağlamı yırtarak konuşmak temel eğilim haline gelmiş durumda. Örneğin aşı karşıtları da karşıtlığını meşrulaştırmak için “benim bedenim benim kararım” sloganına sarılabiliyor yaptıkları irrasyonel eylemlilik ortamında. Hâlbuki bu kürtaja karşı kadınların ortaya attığı bir slogandı ve o bağlam içinde olağanüstü güçlü bir anlam kazanıyordu. Bir aşı karşıtının elinde bu slogan o güçlü anlamını yitirse bile, bazılarına göre içine girdiği kabın şeklini alan su gibi algılanıyor belli ki sloganlar. Gerçekten de artık sloganlar, içine girdikleri kabın şeklini alıyor. Ancak burada bu slogan paradoksal biçimde üzerine yazılı olduğu pankartı tutan elde hem anlamını buluyor hem de anlamını kaybediyor zira. Aşı karşıtlığı artık gözle görülür, elle tutulur, kalple hissedilir bir duruş olmaktan çıkıp, bedenimizin tüm gözeneklerinden sızarak tüm hücrelerimize nüfuz eden bir cehalet haline gelmiş durumda. Öyle bir cehalet ki, okumakla üstesinden gelmek mümkün değil. Okudukça, öğrendikçe, “aydınlandıkça” dozu artan, daha da çoğalan bir eksiklik. Tıpkı deniz suyu içenlerin içtikçe daha çok susamasına benzer biçimde, bildikçe, öğrendikçe daha çok artıyor cehaleti günümüz insanının. Çünkü bilgi diye tutunulan şeyler safsata, yalan, dolan ve tevatürler. İnsanların üzerine boca edilen tüm bilgiler, yangının üzerine dökülen benzin etkisi yaratıyor ve cehalet ateşinin harlanmasına yol açıyor. Çaresizlik içindeki günümüz “aşırı aydınlanmış” insanı, gözlerine ışık tutulmuş tavşanlar gibi hareketsiz hale geliyor. Gözünden ışık çekildiği anda ise nereye kaçacağını bilemiyor. Kaçabildiği yer çoğunlukla ışığı tutanların ışığı yönlendirdiği alakasız hedefler oluyor. Bu cehalet koşullarında çareler çaresiz, imkânlar imkânsız, anlamlar anlamsız hale gelmiş durumda.
TOPLUMU TEHDİT EDEN İRRASYONAL TEPKİ
Açıkçası günümüz pandemi koşullarındaki bu aşı karşıtlığı ile aşıya taraftar olmayı basit bir tarafgirlik olarak okumak mümkün değil. Zira söz konusu olan sıradan bir siyasetçi, takım ya da politik pozisyonun taraftarlığı değil, bir kamu sağlığı sorunudur. Son yapılan “Plandemi” mitinginde aşı karşıtlığı bir siyasi pozisyon gibi sunulmuş olsa da, mitingde savunulan argümanlara baktığımız zaman, bunun bir siyasi pozisyondan ziyade toplumu tehdit eden irrasyonel bir tepki olduğunu görüyoruz. Siyasi pozisyonla müzakere edilebilirken irrasyonel bir tepki ile müzakere etmek mümkün değildir. Siz “Bill Gates, Allah seni kahretsin Bill Gates!” diye haykıran bir meczupla siyaseten müzakere içine giremezsiniz. Olsa olsa bir parodi performansı olarak izlenebilecek böyle bir pozisyonla müzakere edilmez, ancak yasa yoluyla mücadele edilebilir. Zira ortada kamu sağlığını tehdit eden bir virüs, bu virüse çare olarak üretilmiş bir aşı vardır. Bir de bu virüsü bazı ellerin özel olarak ürettiğini iddia eden irrasyonel bir pozisyon. İnsanlık tarihinin pek çok devrinde karşılaşılan salgınların varlığı ve bu salgınlarla nasıl mücadele edildiği ortadayken, böylesi bir virüsün özellikle üretildiğini iddia eden bir pozisyonda aşırı aydınlanmışla zır cahilin hizalanması şaşırtıcı değildir elbette. Zira aşırı aydınlanmış özne, yüzeydeki ve apaçık görünen gerçekliğin yarattığı dehşetten kaçmak için gerçeğin arkasındaki gize sığınma ihtiyacı duyuyor. Bu ihtiyaç onun olmadık tevatürlerden güç alan muhtelif komplo teorilerine inanmasına ve bu inanca göre bir pozisyon almasına yol açıyor. Zır cahil için ise açıkçası herhangi bir açıklama yapmaya gerek yok. Zira cahil her koşulda cehaletinden memnun ve mutlu şekilde yaşamaya devam ediyor. Ancak bu pozisyonda hizalanan bu genel zihniyeti pandemi ve aşı konusunda aksi bir görüş ve pozisyona ikna etmek bu koşullar altında mümkün görünmüyor. Bu zihniyetle ancak tıpkı virüsle mücadele eder gibi mücadele edilebilir, ya da yine kendimizi virüsten korumaya çalışmamız gibi bu zihniyetten korumaya çalışabiliriz.
Yazar Hakkında
Tezcan Durna, yüksek lisans ve doktorasını Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Gazetecilik Anabilim Dalında tamamlamıştır. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümünde 2002 yılında araştırma görevlisi olarak başladığı görevine 2017 Ocak ayında görevinden uzaklaştırılana kadar devam etmiştir. Barış İmzacısı olması nedeniyle KHK listesine adı eklenerek akademiden uzaklaştırılan Durna, çalıştığı kurumda Haberi Okumak, Haber Sosyolojisi, Medya ve Etik, Etik Modernite ve İletişim, Şiddet Siyaset ve Medya, Akademik Araştırma, Yazma ve Sunma gibi lisans ve yüksek lisans düzeyinde dersler vermiştir. 2011-2012 yılları arasında TÜBİTAK Doktora Sonrası Araştırma Bursu ile Amsterdam’da bulunan Uluslararası Sosyal Tarih Enstitüsünde çalışmıştır. Medyada temsil, basın tarihi, medya ve etik, medya sosyolojisi, yeni medya etnografisi, Türkiye’de aydınlar gibi konularda ulusal ve uluslararası akademik mecralarda yayınlanmış çok sayıda eseri mevcuttur. Halen Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfının Genel Yayın Yönetmenliğini yürütmekte, Almanya’daki Duisburg-Essen Üniversitesi’nde dersler vermektedir.
Bir yanıt yazın