Mesele saraylar yapmak değil,
Mesele üniversiteleri, okulları saraylara çevirmek.
Mesele, sarayları üniversitelere döndürebilmek…
Mesele uçaklar, son model otomobillere kurulup itibar artırmak değil.
Mesele üniversitelerini dünya sıralamasında en önlere taşıyabilmek…
Kimse sana, jumbo jetle seyahat ettiğin ya da son model otomobile kurulduğun ya da konuklarını saraylarda, tahtvari koltuklarla ağırladığın için itibar etmez.
İtibar istiyorsan mühendislerinle dost olacaksın. Bilim insanlarını yücelteceksin, onları dinleyeceksin. Sanatçılarını, edebiyatçılarını baş üstünde tutacaksın…
İtibar istiyorsan adalet ve hukuk ülkende en geçerli akçe olacak. Şeffaflık ve dürüstlük temel ilkelerin olacak.
İtibar istiyorsan ülkendeki legal partileri “terörist” diye yaftalayıp, karanlık projelerin hedefi haline getirmeyeceksin.
İtibar istiyorsan ormanlarını, meralarını, yaylalarını, tarım alanlarını, ırmaklarını, dağlarını-tepelerini ve elbette denizlerini gözün gibi koruyacaksın.
İtibar istiyorsan milyonlarca işsizin olduğu, milyonların da karın tokluğuna çalıştığı bir ülkede yandaşlarına ikişer, üçer maaş bağlatmayacaksın.
İtibar istiyorsan “turizm turizm” diye sayıklarken, her yıl milyonlarca vatandaşın geçimini sağlamak için turistlerin yolunu gözlerken, turist beklediğin ülkelerin liderlerine, siyasetçilerine, insanlarına, “Eyyyy…” diye saydırmayacaksın.
İtibar istiyorsan sanayi, üretim, yatırım diye konuşup sonra da ürettiğin malları pazarlayacağın bütün ülkelerle didişip, itişmeyeceksin.
İtibar istiyorsan diplomatlarını “Monşerler” diye küçümseyip, doktorlarını “Terörist” diye yaftalayıp, doğayı korumaya çalışanları “Vandallar”, mühendislerini “iş bilmezler” diye damgalamayacaksın.
İtibar istiyorsan dağlarını yağmalatıp, denizlerini ve ırmaklarını çöplüğe çevirtmeyeceksin.
İtibar arıyorsan saygılı, güler yüzlü, kapsayıcı ve adaletli olacaksın; ayrım yapmayacaksın.
İtibar istiyorsan kılı kırk yararak oluşturulması gereken dış politikayı iç politikanın mezesi haline getirmeyeceksin. En sonda söylenmesi gerekeni en başta söylemeyeceksin.
İtibar istiyorsan nesillerin yetiştiği okulları, liseleri ticarethaneye çevirmeyeceksin. İnsanları imam hatiplere mecbur etmeyeceksin.
İtibar istiyorsan 5 yılda bir “yanıldık, aldatıldık, kandırıldık” demeyeceksin.
O aradığınız itibar, özgür bir ülkede yaşayan edebiyatçıların satırlarında, tiyatroların sahnelerinde, mühendislerin projelerinde, müzisyenlerin notalarında, ressamların tuvallerinde, üniversitelerin amfilerinde…
Aradığınız o itibar bu ülkenin geleceği olan ve özgürlüğe susamış gençlerinin beyinlerinde…
Ama aradığınız gerçekten itibar ise…
Mesele üniversiteleri, okulları saraylara çevirmek.
Mesele, sarayları üniversitelere döndürebilmek…
Mesele uçaklar, son model otomobillere kurulup itibar artırmak değil.
Mesele üniversitelerini dünya sıralamasında en önlere taşıyabilmek…
Kimse sana, jumbo jetle seyahat ettiğin ya da son model otomobile kurulduğun ya da konuklarını saraylarda, tahtvari koltuklarla ağırladığın için itibar etmez.
İtibar istiyorsan mühendislerinle dost olacaksın. Bilim insanlarını yücelteceksin, onları dinleyeceksin. Sanatçılarını, edebiyatçılarını baş üstünde tutacaksın…
İtibar istiyorsan adalet ve hukuk ülkende en geçerli akçe olacak. Şeffaflık ve dürüstlük temel ilkelerin olacak.
İtibar istiyorsan ülkendeki legal partileri “terörist” diye yaftalayıp, karanlık projelerin hedefi haline getirmeyeceksin.
İtibar istiyorsan ormanlarını, meralarını, yaylalarını, tarım alanlarını, ırmaklarını, dağlarını-tepelerini ve elbette denizlerini gözün gibi koruyacaksın.
İtibar istiyorsan milyonlarca işsizin olduğu, milyonların da karın tokluğuna çalıştığı bir ülkede yandaşlarına ikişer, üçer maaş bağlatmayacaksın.
İtibar istiyorsan “turizm turizm” diye sayıklarken, her yıl milyonlarca vatandaşın geçimini sağlamak için turistlerin yolunu gözlerken, turist beklediğin ülkelerin liderlerine, siyasetçilerine, insanlarına, “Eyyyy…” diye saydırmayacaksın.
İtibar istiyorsan sanayi, üretim, yatırım diye konuşup sonra da ürettiğin malları pazarlayacağın bütün ülkelerle didişip, itişmeyeceksin.
İtibar istiyorsan diplomatlarını “Monşerler” diye küçümseyip, doktorlarını “Terörist” diye yaftalayıp, doğayı korumaya çalışanları “Vandallar”, mühendislerini “iş bilmezler” diye damgalamayacaksın.
İtibar istiyorsan dağlarını yağmalatıp, denizlerini ve ırmaklarını çöplüğe çevirtmeyeceksin.
İtibar arıyorsan saygılı, güler yüzlü, kapsayıcı ve adaletli olacaksın; ayrım yapmayacaksın.
İtibar istiyorsan kılı kırk yararak oluşturulması gereken dış politikayı iç politikanın mezesi haline getirmeyeceksin. En sonda söylenmesi gerekeni en başta söylemeyeceksin.
İtibar istiyorsan nesillerin yetiştiği okulları, liseleri ticarethaneye çevirmeyeceksin. İnsanları imam hatiplere mecbur etmeyeceksin.
İtibar istiyorsan 5 yılda bir “yanıldık, aldatıldık, kandırıldık” demeyeceksin.
O aradığınız itibar, özgür bir ülkede yaşayan edebiyatçıların satırlarında, tiyatroların sahnelerinde, mühendislerin projelerinde, müzisyenlerin notalarında, ressamların tuvallerinde, üniversitelerin amfilerinde…
Aradığınız o itibar bu ülkenin geleceği olan ve özgürlüğe susamış gençlerinin beyinlerinde…
Ama aradığınız gerçekten itibar ise…
Yazar Hakkında
İbrahim Gündüz kimdir:
18 Aralık 1965 yılında Ünye’de doğdu. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. Gazeteciliğe 1987 yılında stajyer olarak girdiği Güneş gazetesinde başladı. Gece muhabiri, belediye muhabiri, siyasi parti muhabiri, diplomasi muhabiri ve parlamento muhabiri olarak görev yaptı. Kanal D Parlamento Muhabiri olarak çalışırken, artık kendisi için bir çalışma ortamı kalmadığını düşünerek 2018 yılında görevinden ayrıldı. Türkiye’deki vahşi, kimyasal, yıkıcı ve talancı madenciliği anlatan “Altın Ölüm” kitabını yazdı. Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zuhal Yeşilyurt Gündüz’le evli, Aşkın ve Barış adında iki çocuk babasıdır.
Bir yanıt yazın