Derin Devlet Deşarjı vs. Derin Deniz Deşarjı!

Büyük tabelada neon harflerle yanar söner şekilde SEDAT PEKER yazıyor. Alt satırda devam ediyor: Her Pazar Büyük Türkiye Gazinosu’nda…

Işıklı reklam panosundaki yazı akıyor: “Çok eğleneceğiz. Vallahi çok eğleneceğiz. Hem de çok!”

Pandeminin kapattığı, sönükleştirdiği evlere neon neon doluyor. Pandemi yorgunu ruhlara bir çeşit eğlencelik oluyor adeta. Hani, sabah o kadar erken saatte olmasa, karşısına geçip çiğdem çitleyeceğiz, o derece.

Teşbihte hata olmazmış… Bir süredir devam eden bu “tek kişilik mafya şov”, ülkenin önde gelen stand-up’çılarını bile gölgede bırakmış durumda handiyse… Sahnesi kuvvetli, kendi çapında mizahı var, teatral yönden zengin… Yoklama almalar, tek ayak üstünde bekletmeler, muhatabıyla konuşurken kameraya (izleyicilerine) değil de, onu konumlandırdığı yere bakmalar, simgeler/semboller, vücut dili, alıntılar, tonlamalar falan…

Nasırına basılmış mafya lideri, bize son 30 yılın hikâyesini anlatıyor. Biraz şaşkınız.

Oysa durum, “de te fabula narratur”1… Romalı şair Quintus Horatius’un ünlü dizesi gibi yani: “Anlatılan bizim hikâyemiz!” 30 yıldır içinde yaşadığımız, gözümüz önünde olup biterken her şey bir arpa boyu yol alamadığımız hikâyemiz. Onlarca yıllık umursamazlığımız.

Sırları dökülmüş bir aynada kendimize bakar gibiyiz. Sırların döküldüğü yerler karanlık. Kalan kısımlardan, kendimize bakıyor, bilmediğimiz bir görüntüymüş gibi, sırların döküldüğü yerlerde ne vardı acaba, diye düşünüyoruz.

Sonra… Sonrası Murat Sevinç’in yazdığı gibi: ‘Vay be’ diyor, ardından çay içip güne devam ediyoruz.”2

Siyasetçisi, savcısı, muhalefeti, bir kısım medyası öyle durup bakıyoruz. Kim kimden ne bekliyor, bilmiyoruz. “Ana muhalefet” partisi, direksiyonu “edilgen muhalefet”e kıralı çok oldu. “Hesap sorulmalıdır” diyor! Siz söyleyin sevgili “ana muhaletef”; kim sorsun hesabı?

Tüm bu vodvilin ortaya döktüklerine dair Ana Muhalefet Partisi Başkanı’nın önerisi: “İyi insanlar, sizlere sesleniyorum; bunlarla selamı, sabahı kesin!”

Yürek dayanmaz bu naifliğe. Olur! Yalnız bir şey atlanıyor, iyi insanların onlarla selamı, sabahı yok zaten.

Marmara Denizi’nin son 30 yılın pisliğini kusmasıyla aynı döneme denk geliyor siyasetin pisliğinin ortaya serilmesi. Ne metafor ama… Uğraşsak aynı döneme getiremezdik.

Derin Devlet Deşarjı vs. Derin Deniz Deşarjı!

Önder Algedik, Gazete Duvar’daki köşesinde yazdı: “Eski Marmara öldü, elimizde “bir” Marmara kalmasını istiyorsak 30 yılın yalanlarını çöpe atmamız gerekiyor.”3

30 yılın organize işlerini bir çırpıda çöpe atmak, güzelim Marmara’yı, güzelim ülkeyi bir anda kurtarmak mümkün mü? 30 yılın pisliğini, elektrik süpürgesi mantığıyla, üstte görünenleri vakumlayarak temizlemek mümkün mü?

Hesap sorma değil, hesabı alma zamanı aslında ama bir Latin Amerika değiliz ki, şöyle bir silkinip mevzuyu ters köşeye getirelim.

10. epizoda gelirken hiç birimizin kılı kıpırdamıyor.

Öyle, çay içip, çiğdem çitleyip hayatımıza devam ediyoruz.

Müsilaja battık, nasıl, eğleniyor muyuz dostlarım?

1 Romalı ozan Quintus Horatius Flaccus’un ünlü dizesi: “Quid rides? Mutato nomine et de te fabula narrator.” (Ne gülüyorsun? Adları değiştir, anlatılan senin hikâyendir.)

2 https://www.diken.com.tr/yorgunluk-ve-ikrah-etmek-olagandir-herhalde/

3 https://www.gazeteduvar.com.tr/musilajin-arkasinda-kim-var-makale-1524558

Comments

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir