Etiket: #Deniz

  • Deniz Gümüşel

    Deniz Gümüşel, bir çevre mühendisi. ODTÜ’den mezun. Yirmi yıldır çeşitli ulusal ve uluslararası çevre örgütlerinde çevre, iklim değişikliği ve enerji politikaları alanlarında uzman olarak çalışıyor…

    Milas-Akbelen ormanlarının kurtarılması için köylülerle ve çevrecilerle birlikte aylardır mücadele veriyor.

    En son geçtiğimiz pazar günü, Milas ormanlarını katleden YK Enerji’nin sponsor olduğu Milas Zeytin Şenliği’nde kaymakamın önünde yaptığı protestoyla gündeme geldi.

    Termik santraller için zeytinlikleri ve çam ormanlarını katleden şirketin, Milas Zeytin Şenliği’ne sponsor olmasının iki yüzlülük olduğunu haykıran Gümüşel, “halkı kin ve düşmanlığa teşvik etmek” suçlamasıyla polisler tarafından yerlerde sürüklenerek gözaltına alındı.

    Paris İklim Anlaşması’nı imzalayan Türkiye aslında Deniz Gümüşelleri el üstünde tutması gerekirken, gözaltına alıyor, yerlerde sürüklüyor…

    Peki neden? Anlayabilmek için bazı şeyleri hatırlamak gerekiyor…

    HARİTADAN SİLİNEN KÖY

    Cahit Keklik, Çöpler köyü muhtarı. Munzur Dağları’na göz koyan Kanadalı maden şirketi Alacer Gold, yanına iktidara yakın Çalık Holding’i de alarak Erzincan-İliç’e geldi. İliç’de Çöpler köyünün bulunduğu bölgede siyanürlü-sülfürik asitli altın madeni açmak için muhtar Cahit Keklik’le dostluk kurdular. Çünkü bu türden maden firmaları gözlerine kestirdikleri bölgeye yerleşebilmek için yerel insanlarla iş birliği yapmak zorunda. Şirket bölgeyle ilgili projelerinde hep Muhtar Keklik’i muhatap alıp, bütün işlemleri onun üzerinden görmeye başladı. Muhtar Keklik, bu iş birliğinin ödülünü almakta gecikmedi. Kısa süre sonra maden firmasının müteahhitlik işlerini yapmaya başladı. Artık köylülerin temsilcisi değil, şirketin köydeki temsilcisiydi. Muhtar Cahit Keklik, öylesine başarılı bulunuyordu ki, Türkiye Muhtarlar Federasyonu Erzincan Temsilciliği tarafından, maden şirketleriyle kurduğu iyi ilişkiler nedeniyle yılın muhtarı seçiliyordu. Ödülünü de Erzincan Vali Yardımcısı Tolga Polat’tan alıyordu. Bugün Çöpler köyünün olduğu yerde 300 metre derinliğinde bir cehennem çukuru bulunuyor. Kanadalı şirket ve ortağı Çalık şimdi gözlerini çevredeki köylere dikmiş durumda…

    KIŞKIRTILAN KÖYLÜLER!

    Hatırlanacağı gibi 2001 yılında, siyanürlü altın madenciliğine karşı yaşam alanlarını, topraklarını savunan köylülerin, Alman vakıfları tarafından kışkırtıldığı iddiası ortaya atıldı. Çünkü (yine iddiaya göre) Türkiye’ye her yıl 2 milyar dolarlık (!) altın satan Almanya, bu gelirinden olmak istemiyordu. Bu iddialara, ülkenin üst düzey yetkilileri, devleti yönetenler, dönemin milletvekilleri inandırıldı; gazeteciler, akademisyenler inandırıldı ve o günlerde topraklarını, yaşam alanlarını korumak isteyen köylüler hedef haline getirildi. Ekonomik kurtuluş reçetesi bulunmuştu. Uzaydan yapılan saptamalara göre Türkiye’de 580 noktada altın rezervi bulunuyordu. Dünyadaki bütün altın madenlerinden bile fazla maden ocağı açılacak, 25 bin kişiye istihdam sağlanacaktı.

    ‘O HAVUZDA YÜZERİM’

    Siyanürcü şirketler güven oluşturmak için daha önceleri, üzerinde ördeklerin yüzdüğü zehirli atık havuzlarının fotoğraflarını göstermişlerdi. Hatta dönemin DSP Milletvekili Erol Al, siyanürle altın üretiminin insan sağlığına ve çevreye zararsız olduğunu kanıtlamak için Bergama’da atık havuzunda yüzebileceğini bile belirtiyordu. Şirket, Milletvekili Erol Al’ı siyanür havuzunda yüzdüremedi ama işçilerini yüzdürdü. Onlardan biri de 10 yıl süreyle siyanürlü madende çalışan bugünlerde ağır hastalıklarla mücadele eden Bergama-Ovacık Muhtarı Mehmet Uslu’ydu. Bilim insanlarının siyanürlü liç yöntemine ilişkin uyarıları ve kamuoyundaki tepkiler üzerine maden işletmesi yetkilileri bir basın toplantısı düzenlemişti. Bu toplantıda maden çalışanları siyanür atık havuzuna girmiş ve yüzmüşler, siyanürün hiçbir zararı olmadığını iddia etmişlerdi. O havuza girip poz veren işçilerden biriydi Mehmet Uslu. Uzun seneler yer altında çalıştırıldı, sonra atık tanklarına en yakın yemekhanede görev yaptı. Çalışma koşulları ağırdı. Bilime kulaklarını tıkayıp maden şirketlerini dinleyen Uslu buna pişman oldu. Zira, 2007’de maden işletmesinden ayrıldığında sağlığını kaybetmişti.

    Mehmet Uslu (Sözcü Gazetesi’nden alınmıştır)

    DÖRT AMELİYAT OLDU

    Murat Taşkır, Fatsa’daki siyanürlü altın madeninde açıldığı günden itibaren çalışmaya başladı. Bir süre sonra sağlık problemleri baş göstermeye başladı. Hastane hastane dolaşmaya başladı. Şu ana kadar dört ameliyat geçirdi. An itibariyle İstanbul Göztepe Süleyman Yalçın Eğitim Araştırma Şehir Hastanesi’nde tedavi görüyor. Madene sapasağlam girdiğini ve kanser hastası olarak çıktığını söylüyor.

                          

    ŞIRACININ ŞAHİDİ BOZACI

    2019 yılı Temmuz ayında 192 köylünün zehirlenmesi ve su kaynaklarına siyanür karıştığı iddiaları ile ilgili Gümüşhane’deki altın madenlerinde inceleme yapan CHP heyeti bir rapor açıkladı. Yıldız Madencilik tarafından işletilen altın madeninin atık barajında meydana gelen boru patlaması sonrası atık suyu Midi Deresi’ne karıştı. Valilik tarafından yapılan ilk analizde, suda siyanür oranı limitlerin üzerinde çıktı. Daha sonra valilik ikinci bir analiz yaparak siyanürün limitler içinde olduğunu açıkladı!

    RIDVAN DORUK

    Öte yandan şu an TMSF’nin işlettiği Koza Madenciliğe ait Mastra madeninin yakınındaki Dibekli köyünde içme suyundan kaynaklı zehirlenme olayları da CHP heyetinin raporunda önemli bir yer tuttu. Raporun en dikkat çekici kısımlarından biri ise madende çalışırken siyanürle zehirlenip ölen bir işçiye dair aktarılanlar oldu. 31 yaşındaki oğlu Rıdvan Doruk’un 2018 Eylül ayında siyanürle zehirlenerek öldüğünü anlatan Abdurrahman Doruk, adli tıp raporunda, “Kişinin ölümünün siyanür intoksikasyonu sonucu meydana gelmiş olduğu” kanaati olmasına rağmen, yapılan soruşturmada takipsizlik kararı verildiğini ifade etti.

    Ayrıca bütün bunlar olurken büyük bir suskunluk içinde olan Gümüşhane Valiliği, 17 Temmuz 2019’da Midi Altın Madeni’nde yaşanan boru patlaması olayı sonrasında olay yerinden aldığı numuneleri Koza’nın Mastra Altın Madeni Tesisleri’ndeki laboratuvarda analiz yaptırıyordu. Yani devlet kurumlarının ya da bağımsız kuruluşların yapması gereken analiz, çevreyi kirlettiği ve zehirlediği iddia edilen maden firmalarının laboratuvarlarında yaptırılıyordu. Yani şıracının şahidi bozacıydı!

                                                                Rıdvan Doruk

    Liste uzayıp gidiyor… Siyanürlü sülfürik asitli madenler nedeniyle hayatını kaybeden veya hayatı kararan binlerce insan var. Çoğu sümenaltı ediliyor. İddiaları ve olayları araştırmakla görevli devletin kurumları madencileri aklama merkezleri gibi çalışıyor. Dosyalar, olaylar örtbas ediliyor; takipsizlik kararları veriliyor. Tarlalarını siyanür suları basan köylülerin gözlerinin içine baka baka yalanlar söyleniyor.

    Bu da yetmiyor beyin yıkama faaliyetleri devreye giriyor. Milletin ormanlarını, dağlarını, yaylalarını paramparça eden, köylerini haritadan silen, tarım alanlarını, su kaynaklarını kurutan şirketler halkla ilişkiler faaliyetleri için milyonlar harcıyor. Bu maden şirketleri o kadar düşünceli ve insan sağlığına o kadar önem verirler ki, yaşam alanlarını yok ettikleri vatandaşlara yol, okul, camii, iş olanağı gibi her türlü yardımı yaparlar.

    SU KAYNAKLARININ TAM ÜSTÜNDE

    Nurol Holding’in Lapseki’nin tepesinde Kestanelik adı verilen bölgede kurduğu siyanürlü altın madeni, Şahinli ve Kocabaşlar köylerini besleyen su kaynaklarının tam üstüne inşa edildi. Aslında bölge devlet tarafından “koruma alanı” ilan edilmişti. Valilik koruma kararını kaldırdı. Bölgeye kurulan siyanürlü madenin, Kuzeyinde Bayramdere Devlet Su İşleri (DSİ) Barajı, Güneyinde ise Umurbey DSİ Barajı bulunuyor. Yani içme ve kullanma suyu barajlarının ortasına kurulmuş bir siyanürlü maden. Alpagut Göleti de madene sadece 6 kilometre uzaklıkta. Lapseki siyanürlü altın madeni, iki barajın da beslenme havzalarının üstünde. Lapseki’nin su kaynaklarını kurutan Nurol Holding, bayramlarda ‘Lapseki Vefa Sosyal Destek Grubu’yla işbirliği halinde ihtiyaç sahibi vatandaşlara gıda yardımı yapıyor.

    Lapseki gıda yardımı

    Fatsa’yı zehirleyen siyanürlü madenin sahibi Ejder Yılmaz, Fatsa’da 16 derslikli okul yaptırmak için Ordu Valisi Tuncay Sonel’le protokol imzalıyor.

    İliç’i zehirleyen, Çöpler köyünü haritadan silen maden firması İliç’de okul açmak için dönemin Erzincan Valisi Selman Yenigün’le 480 öğrenci kapasiteli, 16 derslikli okul yaptırmak için protokol imzalıyor. 5 milyon lirayı gözden çıkardıklarını açıklıyor. İliç’de mera ve yaylaları, ormanları yok eden aynı şirket, arıcılığın ve hayvancılığın gelişmesi için projeler yaptığını açıklıyor.

    Kayseri-Develi Öksüt’te bölgeyi zehirleyen Centerra Gold, Develi’de Hatice Muammer Kocatürk Devlet Hastanesi’ne ambulans hediye etti. Ambulansın teslim törenine Ak Parti Kayseri Milletvekili  İsmail Tamer, Develi Kaymakamı Murat Duru, Develi Belediye Başkanı Mehmet Cabbar birlikte katılıyor. AKP Milletvekili İsmail Tamer, Pensilvanya’da Fethullah Gülen’i ziyaret eden 12 AKP Milletvekilinden birisi.

    Ne kadar iyi niyetliler. Ne kadar düşünceliler. İnsanın gözleri yaşarıyor.

    Vatandaşın suyunu, havasını, topraklarını, ormanlarını çalan bu şirketler bir de utanmadan “sosyal destek projeleri” diyerek vatandaşın gözünü boyuyor. Devlet de bu işlerin teşrifatçılığını yapıyor. Deniz Gümüşel işte bu iki yüzlülüğe, sahtekârlığa dikkat çekmek için Milas meydanında sesini yükseltti. Gümüşel yaka-paça gözaltına alındı; bir gece nezarethanede tutuldu ve sabah savcılık sorgusunun ardından serbest bırakıldı. Kendisini karşılamaya gelenlerle birlikte kömür madenine karşı nöbetin devam ettiği Akbelen Ormanı’na gitti.

    Ya Deniz Gümüşeller kazanacak ya da Türkiye ve dünya kaybedecek. İkinci bir yol maalesef yok…

  • Derin Devlet Deşarjı vs. Derin Deniz Deşarjı!

    Büyük tabelada neon harflerle yanar söner şekilde SEDAT PEKER yazıyor. Alt satırda devam ediyor: Her Pazar Büyük Türkiye Gazinosu’nda…

    Işıklı reklam panosundaki yazı akıyor: “Çok eğleneceğiz. Vallahi çok eğleneceğiz. Hem de çok!”

    Pandeminin kapattığı, sönükleştirdiği evlere neon neon doluyor. Pandemi yorgunu ruhlara bir çeşit eğlencelik oluyor adeta. Hani, sabah o kadar erken saatte olmasa, karşısına geçip çiğdem çitleyeceğiz, o derece.

    Teşbihte hata olmazmış… Bir süredir devam eden bu “tek kişilik mafya şov”, ülkenin önde gelen stand-up’çılarını bile gölgede bırakmış durumda handiyse… Sahnesi kuvvetli, kendi çapında mizahı var, teatral yönden zengin… Yoklama almalar, tek ayak üstünde bekletmeler, muhatabıyla konuşurken kameraya (izleyicilerine) değil de, onu konumlandırdığı yere bakmalar, simgeler/semboller, vücut dili, alıntılar, tonlamalar falan…

    Nasırına basılmış mafya lideri, bize son 30 yılın hikâyesini anlatıyor. Biraz şaşkınız.

    Oysa durum, “de te fabula narratur”1… Romalı şair Quintus Horatius’un ünlü dizesi gibi yani: “Anlatılan bizim hikâyemiz!” 30 yıldır içinde yaşadığımız, gözümüz önünde olup biterken her şey bir arpa boyu yol alamadığımız hikâyemiz. Onlarca yıllık umursamazlığımız.

    Sırları dökülmüş bir aynada kendimize bakar gibiyiz. Sırların döküldüğü yerler karanlık. Kalan kısımlardan, kendimize bakıyor, bilmediğimiz bir görüntüymüş gibi, sırların döküldüğü yerlerde ne vardı acaba, diye düşünüyoruz.

    Sonra… Sonrası Murat Sevinç’in yazdığı gibi: ‘Vay be’ diyor, ardından çay içip güne devam ediyoruz.”2

    Siyasetçisi, savcısı, muhalefeti, bir kısım medyası öyle durup bakıyoruz. Kim kimden ne bekliyor, bilmiyoruz. “Ana muhalefet” partisi, direksiyonu “edilgen muhalefet”e kıralı çok oldu. “Hesap sorulmalıdır” diyor! Siz söyleyin sevgili “ana muhaletef”; kim sorsun hesabı?

    Tüm bu vodvilin ortaya döktüklerine dair Ana Muhalefet Partisi Başkanı’nın önerisi: “İyi insanlar, sizlere sesleniyorum; bunlarla selamı, sabahı kesin!”

    Yürek dayanmaz bu naifliğe. Olur! Yalnız bir şey atlanıyor, iyi insanların onlarla selamı, sabahı yok zaten.

    Marmara Denizi’nin son 30 yılın pisliğini kusmasıyla aynı döneme denk geliyor siyasetin pisliğinin ortaya serilmesi. Ne metafor ama… Uğraşsak aynı döneme getiremezdik.

    Derin Devlet Deşarjı vs. Derin Deniz Deşarjı!

    Önder Algedik, Gazete Duvar’daki köşesinde yazdı: “Eski Marmara öldü, elimizde “bir” Marmara kalmasını istiyorsak 30 yılın yalanlarını çöpe atmamız gerekiyor.”3

    30 yılın organize işlerini bir çırpıda çöpe atmak, güzelim Marmara’yı, güzelim ülkeyi bir anda kurtarmak mümkün mü? 30 yılın pisliğini, elektrik süpürgesi mantığıyla, üstte görünenleri vakumlayarak temizlemek mümkün mü?

    Hesap sorma değil, hesabı alma zamanı aslında ama bir Latin Amerika değiliz ki, şöyle bir silkinip mevzuyu ters köşeye getirelim.

    10. epizoda gelirken hiç birimizin kılı kıpırdamıyor.

    Öyle, çay içip, çiğdem çitleyip hayatımıza devam ediyoruz.

    Müsilaja battık, nasıl, eğleniyor muyuz dostlarım?

    1 Romalı ozan Quintus Horatius Flaccus’un ünlü dizesi: “Quid rides? Mutato nomine et de te fabula narrator.” (Ne gülüyorsun? Adları değiştir, anlatılan senin hikâyendir.)

    2 https://www.diken.com.tr/yorgunluk-ve-ikrah-etmek-olagandir-herhalde/

    3 https://www.gazeteduvar.com.tr/musilajin-arkasinda-kim-var-makale-1524558