Dinle Alamos Gold! Dinle sayın Şentürk!

2019 yılının Ağustos ayında Türkiye Kazdağları’ndan yansıyan görüntülerle sarsıldı. Kanadalı Alamos Gold Şirketi, Kirazlı’da altın madeni açmak için 347 bin ağacı kesti. Türkiye vahşi madenciliğin, yıkıcı-zehirli-kimyasal madenciliğin gerçek yüzünü kahredici bir doğa katliamıyla gördü. Kamuoyundan yükselen çığ gibi tepkiler nedeniyle o yıkımın yolunu açanlar geri adım atmak zorunda kaldı; Alamos Gold’un ruhsatı yenilenmedi. Hatta bölgenin yeniden ağaçlandırılacağı, Alamos Gold’un artık bölgeden gideceği şeklinde haberler yapıldı.

alamos gold’un Kazdağları’nda 347 bin ağacı kestiği alan.

Ancak şirket bölgeyi terk etmedi. 2020 yılının sonunda Tarım Orman-İş Sendikası, Kanadalı şirketin ruhsatın iptal edilmesine karşın Çanakkale Kirazlı-Balaban alanını terk etmediğini duyurdu. Sendika, “Şirket bölgeyi terk etsin, biz kampanya yapıp bölgeyi yeniden ağaçlandıracağız” dedi. Hatta sendikaya göre saha, Orman Genel Müdürlüğü’nce teslim alınmasına rağmen, şirket tarafından sahanın işgali devam ediyordu.

Bu arada Alamos Gold hakkında savaş suçları ve insanlığa karşı işlenen suçları yargılayan Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne suç duyurusunda bulunuldu. Avukat İsmail Hakkı Atal tarafından hazırlanan dilekçede, Kanadalı şirketin madencilik faaliyetiyle kasten iklim krizine neden olduğu; koronavirüs salgınına neden olan ekosistem değişikliğine ve kirliliğine yol açtığı vurgulandı.

SERMAYE ARTIRIMINA GİTTİ

12 Şubat 2021 tarihli Sözcü Gazetesi’nde Çiğdem Toker’in yazısından öğreniyoruz ki, Enerji Bakanlığı’nın bir süredir ruhsatını yenilemediği Alamos Gold (Türkiye’de Doğu Biga Madencilik adı altında faaliyet gösteriyor) sermaye artırımına gitmiş. Amaçlarında hiçbir değişiklik olmadığını belirten şirket yetkilileri, yerel toplulukların desteğinin sürdüğünü, 111 öğrenciye burs verildiğini açıklıyor ve Enerji Bakanlığından çıkacak izni sabırla beklediklerini söylüyorlardı.

15 Şubat Pazartesi günü Çiğdem Toker’in Sözcü’deki köşesinde bu kez Alamos Gold’un Türkiye’deki şirketi Doğu Biga Madencilik Genel Müdürü Ahmet Şentürk’ün açıklamaları dikkat çekiyordu. Müdür Şentürk, bütün faaliyetlerin uluslararası standartlara uygun yürütüldüğünü belirtmiş; BM’nin Rio Sözleşmesi’nden söz etmiş ve insanlık için üretim yapmak zorunda olduklarını söylemişti. Hatta Toker’in “Oradaki toprağın kelleşmiş görüntüsüyle ortaya çıkan ağaç katliamını meşru buluyor musunuz?” sorusuna, “meşru bulduğunu” söylemişti. Hatta Şentürk, o bölgenin ağaç bakımından eskisinden daha iyi olacağını söylüyordu.

Müdür Şentürk, köylülerle iletişimlerinin çok iyi olduğunu, madenciliğin bölgedeki köylerde standartları yükselteceği gibi bir çok şey anlatmıştı. Yani aynı işi yapan (benzer katliamları gerçekleştiren) bütün meslekdaşları gibi ağzından bal damlıyordu. Ayrıca madencilik sonrasında “sosyal depresyon” yaşanmaması için kalkınma önlemleri bile alıyorlarmış. Çıkarılacak altın da yurt dışına götürülmeyecekmiş ve Merkez Bankası’na satılacakmış. Sanırsın ki Merkez Bankası’na bedavaya veriyorlar ya da indirimli satıyorlar. Merkez Bankası da kendi ülkesinde çıkarılan altını, uluslararası piyasa fiyatından satın alıyor. Ama daha geçtiğimiz günlerde Merkez Bankası’nın kendisi bu alım zorunluluğunu kaldırdı. Yani “istediğinize satın” dedi. Sanırız Sayın Şentürk’ün bundan haberi yoktu.

“Mış, mış” ve “cak, cek” lerle hakkını arayan bir şirket yetkilisi. Ne kadar masumane değil mi?

Çünkü kolay değil uluslararası finans kuruluşları aracılığıyla bu bölge çoktan borsada pazarlandı, krediler alındı… Alamos Gold, Kirazlı’yı dünyadaki en düşük maliyetli altın projelerinden biri olarak pazarlıyor. Kanadalı SSR Mining’de Erzincan-İliç’deki Çöpler Altın Madeni’ni, “Burada nakit para basıyoruz” diye yatırımcılara tanıtıyor.

Sandstorm Gold Royalties, İngiltere kökenli bir finans şirketi. Bu şirketin dünya üzerinde finanse ettiği yaklaşık 130 maden sahası var. Sandstorm’un sitesinde Kazdağları-Kirazlı projesinin 2020’nin sonunda üretime geçebileceği yazıyordu. Başaramadılar; bekliyorlar.

İKİ PROJESİ DAHA VAR

Alamos Gold’un bölgede iki projesi daha var. Biri Çanakkale Ağı Dağı Altın Madeni, diğeri Çamyurt Altın Madeni. Şirket önce Kirazlı Madenini çalıştırıp sonra Ağı Dağı’na yönelmeyi planlıyor. İki maden birbirine çok yakın. Kanadalı Alamos Gold’un Kirazlı, Ağı Dağı ve Çamyurt ile birlikte Kazdağları’nda toplam 3 bin 500 hektarda yani 35 bin dönümlük bir alanda üç siyanürlü maden projesi var. Kirazlı’nın hemen yanında Serçiler’de Koza Altın tetikte bekliyor. Nurol Holding Madra Dağı’nın zirvesine yerleşmiş bile. Kuzey Ege ve Güney Marmara tamamıyla saldırı altında.

Sayın Şentürk bütün faaliyetlerin uluslararası standartlara uygun yürütüldüğünü söylüyor. Nasıl bir standartsa bu. Biyolojik çeşitliliğin mevcut ve gelecek nesillerin yararına korunmasını ve sürdürülebilir şekilde kullanılmasını hedef alan 1992 tarihli Birleşmiş Milletler’in Rio sözleşmesinden söz ediyor. Sen bir çırpıda 347 bin ağacı kes, daha da ne kadar keseceğin belli değil ve sonra Rio Sözleşmesi’nden söz et. Sanki ormanlar sadece ağaçlardan ibaret bir ekosistem. İçindeki trilyonlarca canlının hiç konusunu etmezler. Yani sadece 347 bin ağacı kesmediniz Sayın Şentürk, içindeki trilyonlarca canlıyı da yok ettiniz. Ki bu daha başlangıç. Doğanın derisini yüzer gibi nebati toprağı sıyırıp alacaklar ve bir kenara yığacaklar. Ama sonra tekrar eski yerine koyacaklarmış. Öyle diyor ya Sayın Şentürk; bütün diğer madenciler gibi. Bir dağı yüz binlerce ton dinamitle paramparça et, kabak gibi oy, sonra bir dağı kaldır bir yere taşı ve içinden tonlarca siyanür, sülfürik asit, nitrik asit vs. geçir ve sonra pasa diyerek bir yere yığ. Yapılan bu. Senin açtığın o çukuru tekrar doldurabilmen için en az üç tane daha çukura ihtiyacın var. Çünkü genişleyen ve hava alan toprağı, taşı, çakılı aynı yere koyamazsın.

Kanadalı El Dorado Gold’un Uşak’taki altın madeni

Kanadalı El Dorado Gold’un Uşak’taki Kışladağ Altın Madeni. 14 yılda Uşak’ın 4’te birini yok etti.

Sonra bölgedeki su kaynaklarını acımasızca kullan. Milyonlarca litre suyu altın üretiyoruz diye zehirle.

Sonra da Rio sözleşmesinden söz et.

Daha bitmedi bu arada bir ons altın üretmek için bin ton karbondioksiti doğaya sal. Bir ton dore altın üretmek için 5 milyon ton taş-toprak ve kayanın üzerine bin ton siyanürü dök. Ağır metaller içeren ve sülfürik asit kaynağı olan milyonlarca ton taş-toprak ve kayayı “pasa” diyerek bir kenara yığ.

Sonra da Rio sözleşmesinden söz et.

Ama Almanya’nın, Çek Cumhuriyeti’nin, Macaristan’ın bu vahşi ve yıkıcı madenciliği yasakladığından söz etme. Avrupa Parlamentosu, Mayıs 2010’da siyanürlü altın madenciliğinin Avrupa Birliği topraklarında yasaklanmasını isteyen bir karar aldı. Avrupa Parlamentosu’nda alınan karar şu gerekçelere dayandırıldı:

• Siyanür; canlı çeşitliliği, tatlı su varlığı ve insan sağlığını tehdit eden yüksek derecede toksik bir kimyasaldır.

• Altın madenciliğinde kullanılan siyanür, Su Çerçeve Yönergesi kapsamında başlıca kirletici kimyasallardan biri olarak belirtilmekte ve halk sağlığı ve çevre üzerinde geri dönülmez felaketlere sebebiyet vermektedir.

• Maden atıklarında canlı sağlığı için belirlenen güvenli limit değerlerin çok üstünde siyanür bulunur ve maden atıklarını yönetmek zordur.

• Siyanürlü maden işletmeleri 8-16 yıl gibi kısa sürelerde kısıtlı istihdam yaratırken, olası bir kaza, sorumlu işletmeler tarafından karşılanmayacak kadar büyük, sınır ötesi yıkımlara neden olur.

• Geçtiğimiz 25 yıl boyunca dünya genelinde 30’dan fazla atık maden barajı kazası yaşanmıştır. Yani gelişen teknoloji atık barajı kazalarının önüne geçemiyor.

• İklim değişikliği kaza riskini arttırmaktadır.

HİLELİ GEREKSİNİM

Zortman Landusky felaketinden sonra Amerikan halkının tepkileri üzerine ABD’nin Montana eyaletinde siyanürlü liç yön temiyle altın üretilmesi yasaklandı. ABD’nin Visconsin Eyaleti de siyanür liçini yasaklayan ABD eyaletlerinden biri. Arjantin’in 8 bölgesinde de siyanür liçi yasaklanmış durumda.

Rio’dan bahset ama bunlardan hiç bahsetme.

En acısı da Sayın Şentürk, “İnsanlık için üretim yapmak zorunda olduklarını” söylemiş.

İnsanlık adına doğadaki bütün canlıların yaşam alanlarını zehirlemek, yok etmek. Bu nasıl bir üretim zorunluluğu acaba?! Bakınız altın bir gereksinim değildir. Daha doğrusu hileli bir gereksinimdir. Prof. Aykut Çoban, kapitalizmde metaların önemli bir bölümünün “hileli gereksinim” olarak ortaya çıkarıldığını belirterek, altının da bir “hileli gereksinim” olduğunu vurguluyor. Hileli gereksinim, yani insanların aslında gereksinim duymadıkları bazı nesneleri (altın gibi) gereksinim duyarmışçasına tüketme eğiliminde olması. Altın bazı bilişim, iletişim sektörlerinde ve kısmen de tıpta çok dar bir alanda gereksinim duyulan bir metaldir. Ve bu amaçlar için altın çok fazlasıyla dünyada mevcut zaten. Ancak gerçek gereksinimi çok dar bir alanla sınırlı olan altın, toplumsal yaşamda bir yatırım aracı olarak ya da takı, gösteriş, şatafat nesnesi olarak karşımıza çıkıyor. Yani aslında gerçek bir “gereksinim olmayan” bir ürün için doğayı tahrip ediyoruz. Ve bunu da Sayın Şentürk gibileri bize “insanlık için üretim yapmak zorunda oldukları madencilik” olarak yutturmaya çalışıyor.

EKOKIRIM

Yaşanan ekokırımdır. Ekokırım (ecocide) savaş zamanında suçtur. Ekokırım barış zamanında da yapılırsa suç olmalıdır. Bu suçu işleyenler Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde insanlığa karşı suç işlemekten yargılanmalıdır ve yargılanacaklardır da. Çünkü dünyanın herhangi bir yerindeki yıkım yani ekokırım, hem kısa hem uzun vadede çok geniş bölgeleri doğrudan etkiliyor. Kazdağları’nı zehirlerseniz Marmara’yı zehirlersiniz, Fırat’ı zehirlerseniz Ortadoğu’yu zehirlersiniz. Gediz’i zehirlerseniz Ege’yi zehirlersiniz. Karadeniz’de ormanlar giderse fındık da kalmaz hamsi de.

Bakınız Sayın Şentürk, siz kelime oyunlarıyla, laf kalabalıklarıyla altın madenciliğini bir demir madenciliği veya kömür madenciliği gibi dünyaya ve Türk milletine yutturmaya çalışabilirsiniz. Ama öyle olmadığını siz de biz de çok iyi biliyoruz. Bakınız tüm dünyada yıllık 3 bin 200 ton altın üretilmektedir. Bu 3 bin 200 ton altını üretmek için milyarlarca ton üretilen diğer bütün madenlerin toplam atıklarından 8 katı fazla atık üretilmektedir. Üstelik bu atıklar normal bir proses atığı olmayıp nükleer reaktör atıklarıyla eşdeğer tutulmaktadır. Ayrıca bu adına altın madeni denilen sistemlerin çevrelerinde yarattığı tahribat “ağır çekim soykırım” olarak adlandırılmaktadır. Evet sizin bu milleti karşı karşıya bıraktığınız durum budur Sayın Şentürk.

Tema’nın Kazdağları maden haritası

TEMA’nın Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’ndan aldığı Kazdağları’ndaki maden bölgelerini gösteren haritası.

Sayın Şentürk yukarıdaki haritaya lütfen dikkatlice bakınız. Konu sadece Alamos Gold değil. Konu sadece Kirazlı Madeni de değil. Bakın sadece sizin o bölgede üç projeniz daha var. Sayın Şentürk Kazdağları’nın yüzde 79’u parsel parsel madencilere verilmeyi bekliyor. Bir kısmı aktif maden, bir kısmı ihale edilmiş, büyük kısmı da ihale edilmeyi bekliyor. Muğla’nın yüzde 56’sı keza parsel parsel madencilere ayrılmış. Türkiye’nin diğer bütün illeri de aynı durumda. Karadeniz Dağları, Toroslar, Murat Dağı, Çiçekbaba Dağı, Murat Dağı, Eğrigöz Dağı Türkiye’nin neresinde orman, neresinde dağ, neresinde mera-yayla var altın-gümüş-nikel madencilerine veriliyor. Türkiye bu yükü kaldıramaz. Türkiye ormanlarının, yaylalarının, su kaynaklarının, yaylalarının yok edilmesine seyirci kalamaz. Bunun adı da madencilik olamaz. Bunun adı olsa olsa bir ülkenin yağmalanması ve talan edilmesi olur.

Fatsa’daki altın madeninin yarattığı doğal yıkımın uydu görüntüsü. Şimdi bu bölgede 9 altın madeni daha açmak istiyorlar

Fatsa Altın Madeni’nin yarattığı tahribat

Bakınız Sayın Şentürk, Alamos Gold, SSR Mining, Centerra Gold, El Dorado Gold vs. bütün Kanada şirketleri Türkiye’ye doluşmuş durumda. Bu Kanadalılar Türkiye’den ne istiyor? Bilirsiniz, Kanada’nın İngiliz Kolumbiyası adında bir eyaleti var. Türkiye’nin bir buçuk katı büyüklüğünde. Nüfusu 5 milyon. Evet yanlış yazılmadı 5 milyon nüfuslu bir eyalet. Centerra’nın burada bir madeni var. Sayın Şentürk Kanada’nın hiçbir şehrinde onlarca köyün ortasında, şehirlerin dibinde, içme ve sulama suyu barajlarının yanına bu siyanür liçi madenlerini açtırmazlar. Bu kadar ağır doğal tahribata göz yummazlar. Hadi elin Kanadalısı gelip bir vurgun yapıp gidecek peki siz bunu kendi ülkenize nasıl yapabiliyorsunuz. İşte asıl sorun bu Sayın Şentürk.

İbrahim Gündüz kimdir:

18 Aralık 1965 yılında Ünye’de doğdu. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. Gazeteciliğe 1987 yılında stajyer olarak girdiği Güneş gazetesinde başladı. Gece muhabiri, belediye muhabiri, siyasi parti muhabiri, diplomasi muhabiri ve parlamento muhabiri olarak görev yaptı. Kanal D Parlamento Muhabiri olarak çalışırken, artık kendisi için bir çalışma ortamı kalmadığını düşünerek 2018 yılında görevinden ayrıldı. Türkiye’deki vahşi, kimyasal, yıkıcı ve talancı madenciliği anlatan “Altın Ölüm” kitabını yazdı. Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zuhal Yeşilyurt Gündüz’le evli, Aşkın ve Barış adında iki çocuk babasıdır.

Comments

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir