Etiket: #Alamos

  • Alamos Gold bir milyon ağaç daha kesecek

    Kazdağları ekosisteminde 350 bin ağacı içindeki trilyonlarca canlıyla birlikte katleden ve Türkiye’yi ayağa kaldıran Kanadalı Alamos Gold, ruhsatı yenilenirse en az bir milyon ağaç daha kesecek.

    Başta belirtelim, konu Kazdağları’nın ve Alamos Gold’un çok daha ötesinde. Konu kokain partileri düzenleyen danışmanlara kadar uzanıyor. Ankara’nın karanlık koridorlarında bağlanan anlaşmalar, yürütülen kulis çalışmaları. Bu işleri yürütürken kullanılan “danışman-büro elemanı” adı altındaki iş bitiriciler.

    Şirketin Kanadalı patronu John A. McCluskey, hissedarlar ve yatırımcılarla yaptığı online toplantıda, “Türk siyasetinin tepesine ulaşmaya çalışıyoruz. Bunu yapabilecek uygun ortak arıyoruz” demişti. Yani kendisine Çalık gibi Cengiz gibi ortak arıyor. Alamos Gold bugünlerde Ankara’nın karanlık koridorlarında, kapalı kapılar ardında Türk siyasetinin tepesine ulaşmaya çalışıyor.

    Bir dönem bu ülkede devlet kurumlarının yerini FETÖ örgütü almıştı. Adeta devlet FETÖ’ye ihale edilmişti. Yurt dışında Türkiye’yle işi olanlar Türk diplomatik temsilciliklerine değil FETÖ’nün temsilciliklerine başvuruyordu. Türkiye’de de devletle işi olanlar FETÖ’nün imamlarına başvuruyordu. Türkiye bu süreci yaşadı. Şimdi başka bir süreci yaşıyor. FETÖ gitti yerine başka aracılar geldi. Dönen paralar o kadar büyük ki “danışman” denilen aracıların payına düşenler bile dudak uçuklatıyor.

    Amerikan lobi şirketlerine milyon dolarları saça saça bir şeyler de öğrenmişler tabii. “Lobi faaliyeti” diyerek öyle masumane açıklayanlar da var. İrtibat elemanı mı dersin, aracı mı dersin, yardımsever mi dersin artık ne dersen. Bir önceki yazımızda dile getirdik, Alamos Gold’un son aylardaki en dikkat çekici transferi Hayrı Öğüt. Hakkında birçok iddia bulunan ve uzun yıllar FETÖ’nün Koza Altın Şirketinde görev yapan Hayri Öğüt artık Alamos Gold için ter döküyor. Hayri Bey müdürü Ahmet Şentürk’le birlikte Ankara’da Enerji Bakanlığı’nda ruhsatın uzatılması için yoğun kulis faaliyetinde.

    Kanadalı Alamos Gold’un Kazdağları’nda katlettiği orman alanı

    SABREDEN KİM?

    Alamos Gold’un Türkiye’deki Müdürü Ahmet Şentürk, “Sabrediyoruz” diyor. Türkiye’yi ayağa kaldıran Kirazlı-Balaban’da çalışma izni alacaklarına da çok emin. “Anlatamamışız” diyor ve anlatıyor…

    Peki ne anlatıyor?

    Hikâye anlatıyor…

    Yatırım, istihdam, çil çil altınlar ve hukuk diyor sayın Müdür. Altını kalın çizgilerle çizerek “hukuk” vurgusu yapıyor. Bu ülkede hukukun çoktan guguğa döndüğünün haberi yok garibin. Ama yağmacı-talancı şirketler için dönmemiştir belki de kim bilir.

    Önce biz de altını kalın harflerle çizelim, yağmacı-talancı vahşi madencilikte her yol mübah. Her türlü yalan, çarpıtma, abartma ve gerçekleri gizleme yapılır.

    Emperyalist ülkelerin ve kartellerin güdümündeki Dünya Bankası ve IMF gibi bankalardan aldıkları kredilerle Ahmet’le Ayşe’nin, Mehmet’le Fatma’nın bağını-bahçesini, ormanını, yaylasını, merasını ve suyunu dünyaya pazarlarlar. Yani “elin taşıyla elin kuşunu vurma” durumu.

    Yatırım, istihdam, yabancı sermaye masallarıyla ülkeye gelirler. Bunun için yerli işbirlikçilere ve dünyadan habersiz siyasetçilere ihtiyaçları vardır. Bir de becerikli, iş bitirici “danışmanlara.”

    Afrika’da, Güney Amerika’da, Uzak Asya’da ne yaptılarsa ve ne yapıyorlarsa aynısını yaparlar. Efendim altın ormanın altındaysa, üstünde köyler ya da şehirler varsa ne yapsınlar! Bu onların suçu mu? Altın yerin altında 30 milyon yıl beklemiş, onlar da 30 yıldır bekliyorlarmış ve 3-5 ay daha da beklerlermiş.

    ortalama bir altın madeni çukuru

    SİYANÜR MÜ? ÇAMAŞIR SUYU MU?

    Bir ülke bir kimyasal bileşikle problem yaşar mıymış! Kimyasal bileşik dediği de “Siyanür!” Siyanür öldürüyormuş ama çamaşır suyu da öldürürmüş. Yeraltı sularına karıştırmak için değil, akarsulara deşarj etmek için kullanmayacaklarmış. İzah dediği de bu olsa gerek!

    Şentürk Efendi, o dağlar 30 milyon yıldır siz gelip dümdüz edip, zehirleyin, yağmalayın diye beklemiyor. Milletin ormanını, yaylasını, köyünü, bağını, merasını ve su kaynaklarını talan edin diye hiç beklemiyor.

    Sayın Şentürk’ün haklı olduğu bir konu var, şirketlere yol veren, yağma-talan sisteminin önünü açan bir siyasi irade var. AKP’yle birlikte zirve yapmış bir siyasi irade. Ama katliam nerede olursa olsun katliamdır. Hukuk sistemi, ruhsattı, izindi, ÇED’di diyerek bunu savunamazsın. İnsanlığa karşı suçun ÇED’i, ruhsatı olmaz!

    Bu mantıkla hiç şüphem yok çok yakında bu cümlelerinizi Uludağ, Ağrı, Erciyes dağları için de kuracaksınız. Hatta Spil, Boztepe ve Babadağı da yarın hedefinizde olacak kim bilir. Bakınız arkadaşlar Artvin’i yok etmeyi göze almış, Fırat’ı zehirlemeyi göze almış bir zihniyetin, Kazdağları’nın yüzde 80’ini yok etmeyi göze almış bir zihniyetin yapamayacağı bir şey yoktur.

    İKİ PROJESİ DAHA VAR

    Alamos Gold’un o bölgede yani Kazdağları ekosistemi içinde Ağı Dağı’nda ve Dededağları’nda olmak üzere iki projesi daha var. Ve bu iki proje Kirazlı-Balaban projesinden daha büyük. Kirazlı’da 350 bin ağacı keserek Türkiye’yi ayağa kaldıran Alamos Gold daha o bölgede bir 350 bin ağaç daha kesecek. Arkadaşlar Alamos Gold’un Kirazlı Balaban bölgesinde ruhsat alanı çok daha geniş. Uydu haritalarında en az ağaçların kesildiği alan kadar bir başka alan sondajlarla delik deşik edilmiş ve bekliyor. Yani adamların genişleme sahaları çok net görülüyor. Ayrıca en az 700 bin ağaç da diğer iki projede yani Ağı Dağı ve Çamyurt projeleri için kesilecek. Bu vatandaşların gözü kara! Madenciymiş ya öyle diyor. Gözleri ne köyü ne köylüyü; ne merayı, ne ormanı ne de içindeki trilyonlarca canlıyı görüyor. Gördükleri tek şey yeşil dolarlar. Bunu da süslü cümlelerle bölgede devletin korumasından çıkmış, adeta ortada kalmış savunmasız insanlara yutturmaya çalışıyorlar. Sosyal rüşvetler vererek, insanların çaresizliğinden yararlanarak onlarla bir Azrail gibi gelecekteki ölümleri için kontrat imzalıyorlar.

    Alamos Gold’un Kazdağları ekosistemindeki üç maden projesi Kirazlı agı ve Çamyurt

    Alamos’un hemen yanında TV Tower projesi var. Yine bir başka Kanadalı Liberty Gold bekliyor. En az Kirazlı kadar büyük bir proje. Hemen arkasında Koza Holding’in Serçiler Projesi bekliyor. Hemen karşısında Halilağa Projesi var. Orada da Cengiz Holding ellerini ovuşturarak beklemede. Hemen ileride Nurol’un Lapseki Madeni Dededağları’nda faaliyette. Hemen yanında Eczacıbaşı, altın madeni için kolları sıvamış durumda. Hem de Umurbey ve Bayramdere içme ve sulama barajlarının ortasında. Daha dün aynı Nurol, Bayramiç tarafında Kazdağları’nın kalbinde sondaja başladı. Kazdağları’nın diğer yamaçlarında Havran taraflarında Fatsa’yı zehirleyen Bahra Madencilik’in Demirtepe projesi hazırlık yapıyor. Sondaj yapıyoruz diye dağlar delik deşik edildi. Biraz ileride İvrindi’de Madra’nın zirvesine Nurol’un ikinci altın madeni açıldı bile.

    Bu projelerin hepsi ama hepsi altın-gümüş ve bakır peşinde. Hepsi ama hepsi ormanları kesip, yaylaları-meraları yok edip, dağları oyup, dünyanın en zehirli kimyasallarını açık havada taşın toprağın üzerine boca ediyor. Hepsi ama hepsi bölgedeki su kaynaklarını zehirliyor. Hepsi ama hepsi Biga Yarımadası’nı yok etmeye yeminli. Hepsi ama hepsi ağır metalleri saçan milyonlarca ton pasa dağlarını milletin köylerinin, bahçelerinin ve su kaynaklarının üzerine yığıyor. Hepsi ama hepsi o bölgenin havasını zehirliyor. Hepsi ama hepsi o bölgede yaşayan milyonlarca insanın ve trilyonlarca canlının yaşam kaynağı olan, su kaynağı olan dağlarını yok etmeyi amaçlıyor. Hatta adına madencilik dedikleri açık hava kimyasal fabrikalarının çabucak dolan zehir barajlarını boşaltmak için ya çevredeki derelere bırakıyorlar ya da “evaporasyon” adında bir sistemle buharlaştırdıkları zehiri atmosfere salıyorlar. Bütün bu vahşetin sonunda da “devlet hakkı” dedikleri bir sadakayı devlete ödüyorlar.

    Tehlike çok ama çok büyük. Bu sadece Alamos Gold olayı değil. Türkiye’nin en gerçek beka sorunu bu. Yukarıdaki satırlarda Biga Yarımadası’ndaki Kazdağları ekosistemindeki dehşeti dile getirdik. Tüm Türkiye’de benzer bir dehşet tablosu yaşanıyor. Daha dün Fatsa’da binlerce ağacı kesmeye başladılar. Siyanür madenini genişletmek için. Ordu’da dokuz ayrı yerde daha siyanür merkezi kurmak istiyorlar. Kemaliye’de Munzur Dağları, Erbaa’da Boğalı-Sakarat yaylaları, Samsun’da Şahin Dağları tehlike altında. Murat, Çiçekbaba, Eğrigöz, Çaldağı… Liste uzayıp gidiyor. Bu ülkenin dağları, ormanları, yaylaları, meraları, tarım alanları, suları yok edildiğinde; milyonlarca insan aç-susuz büyükşehirlerin varoşlarına yığıldığında kafamıza dank edecek ama o zaman da iş işten geçmiş olacak.

    Yazar Hakkında

    İbrahim Gündüz kimdir:

    18 Aralık 1965 yılında Ünye’de doğdu. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. Gazeteciliğe 1987 yılında stajyer olarak girdiği Güneş gazetesinde başladı. Gece muhabiri, belediye muhabiri, siyasi parti muhabiri, diplomasi muhabiri ve parlamento muhabiri olarak görev yaptı. Kanal D Parlamento Muhabiri olarak çalışırken, artık kendisi için bir çalışma ortamı kalmadığını düşünerek 2018 yılında görevinden ayrıldı. Türkiye’deki vahşi, kimyasal, yıkıcı ve talancı madenciliği anlatan “Altın Ölüm” kitabını yazdı. Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zuhal Yeşilyurt Gündüz’le evli, Aşkın ve Barış adında iki çocuk babasıdır.

  • Dinle Alamos Gold! Dinle sayın Şentürk!

    2019 yılının Ağustos ayında Türkiye Kazdağları’ndan yansıyan görüntülerle sarsıldı. Kanadalı Alamos Gold Şirketi, Kirazlı’da altın madeni açmak için 347 bin ağacı kesti. Türkiye vahşi madenciliğin, yıkıcı-zehirli-kimyasal madenciliğin gerçek yüzünü kahredici bir doğa katliamıyla gördü. Kamuoyundan yükselen çığ gibi tepkiler nedeniyle o yıkımın yolunu açanlar geri adım atmak zorunda kaldı; Alamos Gold’un ruhsatı yenilenmedi. Hatta bölgenin yeniden ağaçlandırılacağı, Alamos Gold’un artık bölgeden gideceği şeklinde haberler yapıldı.

    alamos gold’un Kazdağları’nda 347 bin ağacı kestiği alan.

    Ancak şirket bölgeyi terk etmedi. 2020 yılının sonunda Tarım Orman-İş Sendikası, Kanadalı şirketin ruhsatın iptal edilmesine karşın Çanakkale Kirazlı-Balaban alanını terk etmediğini duyurdu. Sendika, “Şirket bölgeyi terk etsin, biz kampanya yapıp bölgeyi yeniden ağaçlandıracağız” dedi. Hatta sendikaya göre saha, Orman Genel Müdürlüğü’nce teslim alınmasına rağmen, şirket tarafından sahanın işgali devam ediyordu.

    Bu arada Alamos Gold hakkında savaş suçları ve insanlığa karşı işlenen suçları yargılayan Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne suç duyurusunda bulunuldu. Avukat İsmail Hakkı Atal tarafından hazırlanan dilekçede, Kanadalı şirketin madencilik faaliyetiyle kasten iklim krizine neden olduğu; koronavirüs salgınına neden olan ekosistem değişikliğine ve kirliliğine yol açtığı vurgulandı.

    SERMAYE ARTIRIMINA GİTTİ

    12 Şubat 2021 tarihli Sözcü Gazetesi’nde Çiğdem Toker’in yazısından öğreniyoruz ki, Enerji Bakanlığı’nın bir süredir ruhsatını yenilemediği Alamos Gold (Türkiye’de Doğu Biga Madencilik adı altında faaliyet gösteriyor) sermaye artırımına gitmiş. Amaçlarında hiçbir değişiklik olmadığını belirten şirket yetkilileri, yerel toplulukların desteğinin sürdüğünü, 111 öğrenciye burs verildiğini açıklıyor ve Enerji Bakanlığından çıkacak izni sabırla beklediklerini söylüyorlardı.

    15 Şubat Pazartesi günü Çiğdem Toker’in Sözcü’deki köşesinde bu kez Alamos Gold’un Türkiye’deki şirketi Doğu Biga Madencilik Genel Müdürü Ahmet Şentürk’ün açıklamaları dikkat çekiyordu. Müdür Şentürk, bütün faaliyetlerin uluslararası standartlara uygun yürütüldüğünü belirtmiş; BM’nin Rio Sözleşmesi’nden söz etmiş ve insanlık için üretim yapmak zorunda olduklarını söylemişti. Hatta Toker’in “Oradaki toprağın kelleşmiş görüntüsüyle ortaya çıkan ağaç katliamını meşru buluyor musunuz?” sorusuna, “meşru bulduğunu” söylemişti. Hatta Şentürk, o bölgenin ağaç bakımından eskisinden daha iyi olacağını söylüyordu.

    Müdür Şentürk, köylülerle iletişimlerinin çok iyi olduğunu, madenciliğin bölgedeki köylerde standartları yükselteceği gibi bir çok şey anlatmıştı. Yani aynı işi yapan (benzer katliamları gerçekleştiren) bütün meslekdaşları gibi ağzından bal damlıyordu. Ayrıca madencilik sonrasında “sosyal depresyon” yaşanmaması için kalkınma önlemleri bile alıyorlarmış. Çıkarılacak altın da yurt dışına götürülmeyecekmiş ve Merkez Bankası’na satılacakmış. Sanırsın ki Merkez Bankası’na bedavaya veriyorlar ya da indirimli satıyorlar. Merkez Bankası da kendi ülkesinde çıkarılan altını, uluslararası piyasa fiyatından satın alıyor. Ama daha geçtiğimiz günlerde Merkez Bankası’nın kendisi bu alım zorunluluğunu kaldırdı. Yani “istediğinize satın” dedi. Sanırız Sayın Şentürk’ün bundan haberi yoktu.

    Mış, mış” ve “cak, cek” lerle hakkını arayan bir şirket yetkilisi. Ne kadar masumane değil mi?

    Çünkü kolay değil uluslararası finans kuruluşları aracılığıyla bu bölge çoktan borsada pazarlandı, krediler alındı… Alamos Gold, Kirazlı’yı dünyadaki en düşük maliyetli altın projelerinden biri olarak pazarlıyor. Kanadalı SSR Mining’de Erzincan-İliç’deki Çöpler Altın Madeni’ni, “Burada nakit para basıyoruz” diye yatırımcılara tanıtıyor.

    Sandstorm Gold Royalties, İngiltere kökenli bir finans şirketi. Bu şirketin dünya üzerinde finanse ettiği yaklaşık 130 maden sahası var. Sandstorm’un sitesinde Kazdağları-Kirazlı projesinin 2020’nin sonunda üretime geçebileceği yazıyordu. Başaramadılar; bekliyorlar.

    İKİ PROJESİ DAHA VAR

    Alamos Gold’un bölgede iki projesi daha var. Biri Çanakkale Ağı Dağı Altın Madeni, diğeri Çamyurt Altın Madeni. Şirket önce Kirazlı Madenini çalıştırıp sonra Ağı Dağı’na yönelmeyi planlıyor. İki maden birbirine çok yakın. Kanadalı Alamos Gold’un Kirazlı, Ağı Dağı ve Çamyurt ile birlikte Kazdağları’nda toplam 3 bin 500 hektarda yani 35 bin dönümlük bir alanda üç siyanürlü maden projesi var. Kirazlı’nın hemen yanında Serçiler’de Koza Altın tetikte bekliyor. Nurol Holding Madra Dağı’nın zirvesine yerleşmiş bile. Kuzey Ege ve Güney Marmara tamamıyla saldırı altında.

    Sayın Şentürk bütün faaliyetlerin uluslararası standartlara uygun yürütüldüğünü söylüyor. Nasıl bir standartsa bu. Biyolojik çeşitliliğin mevcut ve gelecek nesillerin yararına korunmasını ve sürdürülebilir şekilde kullanılmasını hedef alan 1992 tarihli Birleşmiş Milletler’in Rio sözleşmesinden söz ediyor. Sen bir çırpıda 347 bin ağacı kes, daha da ne kadar keseceğin belli değil ve sonra Rio Sözleşmesi’nden söz et. Sanki ormanlar sadece ağaçlardan ibaret bir ekosistem. İçindeki trilyonlarca canlının hiç konusunu etmezler. Yani sadece 347 bin ağacı kesmediniz Sayın Şentürk, içindeki trilyonlarca canlıyı da yok ettiniz. Ki bu daha başlangıç. Doğanın derisini yüzer gibi nebati toprağı sıyırıp alacaklar ve bir kenara yığacaklar. Ama sonra tekrar eski yerine koyacaklarmış. Öyle diyor ya Sayın Şentürk; bütün diğer madenciler gibi. Bir dağı yüz binlerce ton dinamitle paramparça et, kabak gibi oy, sonra bir dağı kaldır bir yere taşı ve içinden tonlarca siyanür, sülfürik asit, nitrik asit vs. geçir ve sonra pasa diyerek bir yere yığ. Yapılan bu. Senin açtığın o çukuru tekrar doldurabilmen için en az üç tane daha çukura ihtiyacın var. Çünkü genişleyen ve hava alan toprağı, taşı, çakılı aynı yere koyamazsın.

    Kanadalı El Dorado Gold’un Uşak’taki altın madeni

    Kanadalı El Dorado Gold’un Uşak’taki Kışladağ Altın Madeni. 14 yılda Uşak’ın 4’te birini yok etti.

    Sonra bölgedeki su kaynaklarını acımasızca kullan. Milyonlarca litre suyu altın üretiyoruz diye zehirle.

    Sonra da Rio sözleşmesinden söz et.

    Daha bitmedi bu arada bir ons altın üretmek için bin ton karbondioksiti doğaya sal. Bir ton dore altın üretmek için 5 milyon ton taş-toprak ve kayanın üzerine bin ton siyanürü dök. Ağır metaller içeren ve sülfürik asit kaynağı olan milyonlarca ton taş-toprak ve kayayı “pasa” diyerek bir kenara yığ.

    Sonra da Rio sözleşmesinden söz et.

    Ama Almanya’nın, Çek Cumhuriyeti’nin, Macaristan’ın bu vahşi ve yıkıcı madenciliği yasakladığından söz etme. Avrupa Parlamentosu, Mayıs 2010’da siyanürlü altın madenciliğinin Avrupa Birliği topraklarında yasaklanmasını isteyen bir karar aldı. Avrupa Parlamentosu’nda alınan karar şu gerekçelere dayandırıldı:

    Siyanür; canlı çeşitliliği, tatlı su varlığı ve insan sağlığını tehdit eden yüksek derecede toksik bir kimyasaldır.

    Altın madenciliğinde kullanılan siyanür, Su Çerçeve Yönergesi kapsamında başlıca kirletici kimyasallardan biri olarak belirtilmekte ve halk sağlığı ve çevre üzerinde geri dönülmez felaketlere sebebiyet vermektedir.

    Maden atıklarında canlı sağlığı için belirlenen güvenli limit değerlerin çok üstünde siyanür bulunur ve maden atıklarını yönetmek zordur.

    Siyanürlü maden işletmeleri 8-16 yıl gibi kısa sürelerde kısıtlı istihdam yaratırken, olası bir kaza, sorumlu işletmeler tarafından karşılanmayacak kadar büyük, sınır ötesi yıkımlara neden olur.

    Geçtiğimiz 25 yıl boyunca dünya genelinde 30’dan fazla atık maden barajı kazası yaşanmıştır. Yani gelişen teknoloji atık barajı kazalarının önüne geçemiyor.

    İklim değişikliği kaza riskini arttırmaktadır.

    HİLELİ GEREKSİNİM

    Zortman Landusky felaketinden sonra Amerikan halkının tepkileri üzerine ABD’nin Montana eyaletinde siyanürlü liç yön temiyle altın üretilmesi yasaklandı. ABD’nin Visconsin Eyaleti de siyanür liçini yasaklayan ABD eyaletlerinden biri. Arjantin’in 8 bölgesinde de siyanür liçi yasaklanmış durumda.

    Rio’dan bahset ama bunlardan hiç bahsetme.

    En acısı da Sayın Şentürk, “İnsanlık için üretim yapmak zorunda olduklarını” söylemiş.

    İnsanlık adına doğadaki bütün canlıların yaşam alanlarını zehirlemek, yok etmek. Bu nasıl bir üretim zorunluluğu acaba?! Bakınız altın bir gereksinim değildir. Daha doğrusu hileli bir gereksinimdir. Prof. Aykut Çoban, kapitalizmde metaların önemli bir bölümünün “hileli gereksinim” olarak ortaya çıkarıldığını belirterek, altının da bir “hileli gereksinim” olduğunu vurguluyor. Hileli gereksinim, yani insanların aslında gereksinim duymadıkları bazı nesneleri (altın gibi) gereksinim duyarmışçasına tüketme eğiliminde olması. Altın bazı bilişim, iletişim sektörlerinde ve kısmen de tıpta çok dar bir alanda gereksinim duyulan bir metaldir. Ve bu amaçlar için altın çok fazlasıyla dünyada mevcut zaten. Ancak gerçek gereksinimi çok dar bir alanla sınırlı olan altın, toplumsal yaşamda bir yatırım aracı olarak ya da takı, gösteriş, şatafat nesnesi olarak karşımıza çıkıyor. Yani aslında gerçek bir “gereksinim olmayan” bir ürün için doğayı tahrip ediyoruz. Ve bunu da Sayın Şentürk gibileri bize “insanlık için üretim yapmak zorunda oldukları madencilik” olarak yutturmaya çalışıyor.

    EKOKIRIM

    Yaşanan ekokırımdır. Ekokırım (ecocide) savaş zamanında suçtur. Ekokırım barış zamanında da yapılırsa suç olmalıdır. Bu suçu işleyenler Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde insanlığa karşı suç işlemekten yargılanmalıdır ve yargılanacaklardır da. Çünkü dünyanın herhangi bir yerindeki yıkım yani ekokırım, hem kısa hem uzun vadede çok geniş bölgeleri doğrudan etkiliyor. Kazdağları’nı zehirlerseniz Marmara’yı zehirlersiniz, Fırat’ı zehirlerseniz Ortadoğu’yu zehirlersiniz. Gediz’i zehirlerseniz Ege’yi zehirlersiniz. Karadeniz’de ormanlar giderse fındık da kalmaz hamsi de.

    Bakınız Sayın Şentürk, siz kelime oyunlarıyla, laf kalabalıklarıyla altın madenciliğini bir demir madenciliği veya kömür madenciliği gibi dünyaya ve Türk milletine yutturmaya çalışabilirsiniz. Ama öyle olmadığını siz de biz de çok iyi biliyoruz. Bakınız tüm dünyada yıllık 3 bin 200 ton altın üretilmektedir. Bu 3 bin 200 ton altını üretmek için milyarlarca ton üretilen diğer bütün madenlerin toplam atıklarından 8 katı fazla atık üretilmektedir. Üstelik bu atıklar normal bir proses atığı olmayıp nükleer reaktör atıklarıyla eşdeğer tutulmaktadır. Ayrıca bu adına altın madeni denilen sistemlerin çevrelerinde yarattığı tahribat “ağır çekim soykırım” olarak adlandırılmaktadır. Evet sizin bu milleti karşı karşıya bıraktığınız durum budur Sayın Şentürk.

    Tema’nın Kazdağları maden haritası

    TEMA’nın Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’ndan aldığı Kazdağları’ndaki maden bölgelerini gösteren haritası.

    Sayın Şentürk yukarıdaki haritaya lütfen dikkatlice bakınız. Konu sadece Alamos Gold değil. Konu sadece Kirazlı Madeni de değil. Bakın sadece sizin o bölgede üç projeniz daha var. Sayın Şentürk Kazdağları’nın yüzde 79’u parsel parsel madencilere verilmeyi bekliyor. Bir kısmı aktif maden, bir kısmı ihale edilmiş, büyük kısmı da ihale edilmeyi bekliyor. Muğla’nın yüzde 56’sı keza parsel parsel madencilere ayrılmış. Türkiye’nin diğer bütün illeri de aynı durumda. Karadeniz Dağları, Toroslar, Murat Dağı, Çiçekbaba Dağı, Murat Dağı, Eğrigöz Dağı Türkiye’nin neresinde orman, neresinde dağ, neresinde mera-yayla var altın-gümüş-nikel madencilerine veriliyor. Türkiye bu yükü kaldıramaz. Türkiye ormanlarının, yaylalarının, su kaynaklarının, yaylalarının yok edilmesine seyirci kalamaz. Bunun adı da madencilik olamaz. Bunun adı olsa olsa bir ülkenin yağmalanması ve talan edilmesi olur.

    Fatsa’daki altın madeninin yarattığı doğal yıkımın uydu görüntüsü. Şimdi bu bölgede 9 altın madeni daha açmak istiyorlar

    Fatsa Altın Madeni’nin yarattığı tahribat

    Bakınız Sayın Şentürk, Alamos Gold, SSR Mining, Centerra Gold, El Dorado Gold vs. bütün Kanada şirketleri Türkiye’ye doluşmuş durumda. Bu Kanadalılar Türkiye’den ne istiyor? Bilirsiniz, Kanada’nın İngiliz Kolumbiyası adında bir eyaleti var. Türkiye’nin bir buçuk katı büyüklüğünde. Nüfusu 5 milyon. Evet yanlış yazılmadı 5 milyon nüfuslu bir eyalet. Centerra’nın burada bir madeni var. Sayın Şentürk Kanada’nın hiçbir şehrinde onlarca köyün ortasında, şehirlerin dibinde, içme ve sulama suyu barajlarının yanına bu siyanür liçi madenlerini açtırmazlar. Bu kadar ağır doğal tahribata göz yummazlar. Hadi elin Kanadalısı gelip bir vurgun yapıp gidecek peki siz bunu kendi ülkenize nasıl yapabiliyorsunuz. İşte asıl sorun bu Sayın Şentürk.

    İbrahim Gündüz kimdir:

    18 Aralık 1965 yılında Ünye’de doğdu. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. Gazeteciliğe 1987 yılında stajyer olarak girdiği Güneş gazetesinde başladı. Gece muhabiri, belediye muhabiri, siyasi parti muhabiri, diplomasi muhabiri ve parlamento muhabiri olarak görev yaptı. Kanal D Parlamento Muhabiri olarak çalışırken, artık kendisi için bir çalışma ortamı kalmadığını düşünerek 2018 yılında görevinden ayrıldı. Türkiye’deki vahşi, kimyasal, yıkıcı ve talancı madenciliği anlatan “Altın Ölüm” kitabını yazdı. Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zuhal Yeşilyurt Gündüz’le evli, Aşkın ve Barış adında iki çocuk babasıdır.