Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “benim rüyam” dediği, 32 şehir hastanesi projesi iktidar tarafından gündeme alındı. Kamu kaynaklarının adrese teslim ihaleler ile aktarıldığı şehir hastaneleri, kamu-özel işbirliği (KÖİ) yöntemi ile yapılmaya başlandı. Kamuoyunun tepkileri, artan usulsüzlükler ve davalar nedeniyle KÖİ yönteminden vazgeçilerek, yapımı süren şehir hastanelerini, Bilkent ve Etlik Şehir Hastaneleri özelinde Operatör Dr. Bayazıt İlhan ile konuştuk:
Bayazıt Bey, Şehir Hastaneleri, usulsüzlük iddiaları, Sayıştay raporlarına yansıyan kamu zararları ve tepkiler nedeniyle iyice teşhir oldu, buna rağmen neden hala devam ediyor? İsterseniz buradan başlayalım…
Çok önemli bir yere değindiniz. 13 şehir hastanesi, Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) denilen bir finansman modeliyle yapılıyordu.
Çok ciddi kamu borç yükü ve kamu zararı ortaya çıktı. Aslında planlanan 32 şehir hastanesi projesi vardı, 10 tanesi, sözünü ettiğim aşırı borç yükü ortaya çıkınca, KÖİ modelinden genel bütçeye aktarıldı. Ancak sözleşmesi imzalanan ve inşaatı devam eden 5 hastanede geri adım atılamadı, yapımı KÖİ yöntemi ile devam etti.
Yeni açılan Etlik Şehir Hastanesi de bunlardan biri. Diğerleri de Kocaeli Şehir Hastanesi, İzmir Bayraklı Şehir Hastanesi, Kütahya Şehir Hastanesi ve Gaziantep Şehir Hastanesi. Bunlar da KÖİ yöntemi ile yapılacak ve ne yazık ki kamu borç yükü katlanmaya devam edilecek.
Antalya, Aydın, Denizli, Trabzon, Sakarya, Samsun’un da aralarında bulunduğu 10 hastane için KÖİ modelinden vazgeçildi, genel bütçeden finanse edilerek yapılacak.
Dünyada bunun örnekleri var mı? İngiltere’de durum nasıl?
Var ama vazgeçilmiş. Oluşan zarar nedeniyle… Özellikle İngiltere modeli olarak tanımlanıyor bu model. İngiltere’de bu model ile yapılıp, iflas eden çok hastane var. Bu nedenle mağdur olmuş yurttaşlar, hastalar var. Sağlık çalışanları var. Dolayısıyla orada, özellikle sağlık alanında bu modelin doğru olmadığı çok net şekilde anlaşıldı. Ama öyle olduğu halde Türkiye bu modele girdi. Biz bunu çok anlatmaya çalıştık.

Yürütmeyi durdurma kararlarınız vardı…
Etlik Şehir Hastanesi, Bilkent Şehir Hastanesi ve Elazığ Şehir Hastanesi’nin sözleşmelerinde yürütmeyi durdurma kararı almıştık, TTB olarak. Gerekçesi şuydu, bu hastaneler ihale edilirken, mevcut hastaneler ihaleyi alan şirketlere devrediliyordu. Doğrudan kapanacak olan hastaneler de devrediliyordu. Danıştay aynı ihalenin konusu olamayacağı gerekçesiyle yürütmeyi durdurma kararı verdi. Daha sonra bazı yasal düzenlemeler yaptılar, hastanelerin devrine ilişkin mevzuat değiştirildi, öyle olunca da Danıştay yürütmeyi durdurma kararını kaldırdı ve bu projelere başlayabildiler.
Peki sağlık alanında bu derece devasa hastaneler gerekli mi?
Bu kadar devasa hastaneler zaten akıl dışı. Pek çok bilimsel çalışma da var, Türkiye’de yaşayarak da gördük; bu kapsamda, tek merkezde hastaneler, sağlık hizmeti vermek için doğru model değil.
Ankara’da zaten aynı ölçekte Bilkent Şehir Hastanesi vardı, İstanbul’da Çam ve Sakura Şehir Hastanesi de büyük ölçekli. Türkiye’nin en büyükleri bunlar. Adana Şehir Hastanesi, Mersin, Bursa Şehir hastaneleri de çok büyük. Hepsi bin yatağın üzerinde. Ama böylesi, Etlik hele 4 bin yataklı hastane. Bunun sağlık hizmetlerinin gereğiyle, bilimsel yaklaşımla alakası yok.
İdeal hastane boyutu nedir?
İdeal hastane büyüklükleri 200-300, bilemediniz 600 yataklı hastanelerdir. Buralarda hastalar daha kolay sağlık hizmetine erişebiliyor, sağlık çalışanları daha rahat sağlık hizmeti verebiliyor. Hastane daha verimli kullanılabiliyor.
kadar büyük ölçekli hastanenin verimli kullanılmasına imkan yok. Bakın, Bilkent Şehir Hastanesi’nde 6 kule var, kulelerin 6 başhekimi var. 6 hastane gibi düşünün. Bir de bunların koordinatör başhekimi diye bir başhekimlik var. nların her birinin içerisinde hasta bakım müdürleri, idari müdürler, müdür yardımcıları, onların üzerinde koordinatör müdürler…
Bürokrasiyi çok artıran bir uygulama yani?
Tabi bürokrasiyi de çok artıran, hastane yönetimini de çok zorlaştıran bir model bu. Bir de hastanenin önemli bir kısmı zaten özel şirket tarafından işletiliyor. Toplan 19 hizmet kamu eliyle verilmiyor bu hastanelerde. Bir özel şirket, bir de onların alt yüklenicileri var. Karma karışık, yönetilmesi son derece zor, hantal bir yapı…
Bunun doğru bir model olmadığı çok açık. Ama bütün itirazlarımıza rağmen bu projeleri hayata geçirmek konusunda ısrarcı oldular ve bu noktaya gelindi.
2011 seçimlerine giderken, Ankara için “iki çılgın proje” diye tanımlamışlardı Etlik ve Bilkent Şehir Hastanelerini. İstanbul için Kanal İstanbul çılgın projesi gibi…
Etlik’in de açılması ile Ankara’nın iki çılgın projesi de hayata geçmiş oldu.
Bu mekanlar fiziki açıdan da hastaları zora sokan yerler değil mi? Uçsuz bucaksız alanlar, bir bölümden bir bölüme hastanın gitmesi çok zor… Ne tür şikayetler geliyor ya da nelerle karşılaşıldı, örneğin Bilkent Şehir Hastanesi’nde?
Hastanenin bir yerinden bir yerine gitmeniz için 2 kilometre yol yürümeniz gerekiyor. Bunun, hastalar, özellikle yaşlılar ve zor durumdaki hastalar için ne kadar zor olduğu ortada.
Hastane işleyişi ile ilgili de ciddi problemler var. Bir hasta ameliyata girecek örneğin, falanca kulenin 12. katından ameliyathaneye gelecek… bir saati bulabiliyor. Ameliyattan çıkacak, yatağına gidecek aradaki basamaklar… Hastane işleyişinde çok zorluklara yol açıyor bu kadar büyük hastane.
‘GECE NÖBETİNDE 20 BİN ADIM ATIYORUZ’
Sadece hastalar için değil, çalışanlar için de hekimler için de öyle. Meslektaşlarımız anlatıyorlar, ‘gece nöbetinde 20 bin adım atıyoruz’ diyorlar. Bir o kuleye gidiyorsunuz, bir o kuleye. Konsültasyonlara bakıyorsunuz.
Yatağında fenalaşan bir hasta olsa, ona mavi kod diye bir kod veriliyor, acil yardım müdahalesi gerekiyor. Ekiplerin ona ulaşması bazen 15-20 dakikayı buluyor. Bu tür riskler var.
Mimarlarla, kent plancıları ile de çok defa tartıştık, sempozyumlar düzenledik, bu kadar büyük mekanlara kesinlikle ihtiyaç yok. Bunlar sağlık hizmetinin ihtiyacından doğan şeyler değil.
Olumlu ne var derseniz bu binalarda, hepsi Sağlık Bakanlığı’nın “nitelikle yatak” diye tanımladığı tek ya da iki kişilik odalar. Bu, iyi bir şey… Yani 6 kişilik- 8 kişilik koğuş modeli bu hastanelerde yok. Olması gerektiği gibi tek yataklı-iki yataklı odalar. Banyosu, tuvaleti içinde olan yataklar. Refakatçilerin kalabildiği bir refakatçi koltuğu var. Bunlar bizim her zaman desteklediğimiz, her hastanede olmalı dediğimiz şeyler…
İHTİYAÇ DEĞİL, MALİYETİ YÜKSELTMEYE YÖNELİK PROJELER
Bunları yapmak için Şehir Hastanesi kurmaya gerek var mı?
Elbette, 4 bin yataklı hastane yapmanıza gerek yok. 300 yataklı hastanede de bu konforu sağlayabilirsiniz.
Ama o hastaları da 40-50 metrekare dev hasta odaları şeklinde yapıyorlar. Dolayısıyla bina büyüdükçe gerek yapı maliyeti gerekse işletme maliyeti-ısıtması, soğutması, temizliği-havalandırması bunların hepsinin maliyeti artıyor. Dolayısıyla sağlık hizmetinin ihtiyacından ziyade, maliyet yükseltmeye yönelik projeler.
Çok büyük ölü alanlar var hastaneler içerisinde. Girdiğinizde zaten bir alışveriş merkezine girmiş gibi oluyorsunuz. Yürüyen merdivenler, büyük boşluklar, büyük ticari alanlar. O ticari alanların getirileri de şirketlere gidiyor. Kamuya bir katkısı da yok.
KAMU HASTANELERİNİN KAPATILMASI İLE KAMUNUN TASFİYESİ
Türkiye’de bir de mevcut hastanelerin kapatılması ile kamunun başka türlü tasfiyesini de yaşıyoruz. Örneğin İngiltere’de kamu-özel işbirliği vardı ama bu kadar büyük hastane yapmıyorlardı. Diyelim 400 yataklı bir hastane… Ama İngiltere’de bu hastaneyi açınca falanca hastaneyi kapatmıyorsunuz. O da sağlık hizmeti vermeye devam ediyor, siz onun yükünü paylaştırıyorsunuz.
Kapatılma gerekçesi ne? Hasta garantisi mi?
Tabi. Hastanelerin kapatılmasının Türkiye’de iki temel gerekçesi var. Tam da söylediğiniz gibi bu hastaneler hasta garantili.
YÜZDE 70 DOLULUK GARANTİSİ
Hasta garantisi nereden geliyor derseniz, bu hastanelerde toplam 7 hizmet, hastaneye yüzde 70 doluymuş gibi ödenmek zorunda.
Yemek, temizlik- çarşaf yıkamalar, sterilizasyon, tıbbi atıkların bertarafı, laboratuvar-tetkikler, görüntüleme yöntemleri (MR, ped, ultrason, tomografi) fizik tedavi hizmetleri. Dolayısıyla bu hizmetleri doldurabilmeniz için hastaneyi en az yüzde 70 doldurmanız gerekiyor. Doldurmadığınız zaman, gereksiz yere şirketlere bu farkı ödemek zorunda kalıyorsunuz. Sözleşmeler böyle olunca ister istemez hastaneleri doldurma telaşı ortaya çıkıyor.
İNSANLAR HASTALANSIN DİYE…
Başka bir akıl dışı durum ile karşılaşıyoruz. Normal bir sağlık sistemi insanları hasta etmemek üzerine kuruludur değil mi? Bizde ise insanlar hastalansın, hastane dolsun diye uğraşan, üstelik o hastaneler dolsun diye köklü hastanelerini, yerleşik düzenini bozan bir uygulama ile karşı karşıyayız.

KAPANAN HASTANELER ÜZERİNDEN PLANLANAN RANT
Hastanelerin kapatılması gerekçesinin ikincisi ise bu hastaneler kentin en güzel yerindeler. Yani kent rantına açılmasına çok uygun. Az önce de söylemiştim, aslında planlanan bu hastaneleri olduğu gibi ihaleyi alan şirketlere devretmekti.
Sağlık Bakanı, “nereden çıkarıyorsunuz, biz bu hastaneleri kapatmayacağız, kapatılacak hastaneler yok” dedi ama baştan beri projeler öyle. Gerek Yüksek Planlama Kurulu kararları öyle, gerek ihalelere öyle çıkıldı. Sonra Danıştay’ın kararı nedeniyle geri adım atıldı.
Kapanan 30’a yakın hastane var. Ankara’da Yüksek İhtisas Hastanesi, Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Zekai Tahir Burak Kadın Doğum Hastanesi gibi, Eskişehir’de, Mersin’de, Adana’da, Bursa’da, Isparta’da Türkiye’nin en köklü hastaneleri kapatılmış durumda.
En kötüsü de Ankara’da oldu. En çok kapatılan hastane Ankara’da oldu, çünkü en büyük projeler burada gerçekleşti. Arka planda yatan ise bu hastaneleri zamanla yıkmak ve ranta açmak.
Örneğin Eskişehir Devlet Hastanesi 950 yataklı, çok donanımlı bir hastanemizdi yıkıldı. Isparta Devlet Hastanesi, Yozgat Devlet Hastanesi yıkıldı. Kamuoyunda tepkiler olmasa, bu hastanelerin yıkılıp ranta açılması mümkün gözüküyor.
Pandemi sürecinde ortaya çıkan bir şey de Şehir Hastanelerinin havalandırma sistemlerinin, pandemiye göre hazırlanmadığı, riskler…
Bu hastanelerin iklimlendirmesi, ısıtması, soğutması merkezi sistemle yapılıyor. Dışarıya açılan cam yok. Pek çok mekan da zaten orta mekanda, dışarı ile bağlantıları yok. Gerçekten bir alışveriş merkezi gibi…
Pandemi döneminde pekçok meslektaşımız bundan dolayı çok ciddi sıkıntı çektiler. Örneğin Kulak Burun Boğaz bölümündesiniz, belki hasta covidli. Muayene ediyorsunuz, sizin de hastalanma riskiniz çok yüksek. Hasta çıkıyor, odayı havalandıracaksınız, havalandıramıyorsunuz. Yani sağlık hizmeti modeli ile havalandırmanın bu halinin uyuşmadığı pandemide ortaya çıktı.
KONTROLLERİNE GİDEMEDİĞİ İÇİN PEKÇOK HASTAMIZI KAYBETTİK
Pandemi bize Şehir Hastaneleri’nin ne kadar yanlış olduğunu da öğretti. Hastanelerin hepsini tek yere topluyor, orayı da salgın hastanesi yapıyorsunuz… Diğer sağlık hizmetlerini yurttaşlar nereden alacaklar. Kanser, böbrek, karaciğer hastası, kanser hastası nereye gidecek. Kontrollerine gidemediler. Bundan dolayı çok yurttaşımız hayatını kaybetti. Sağlık Bakanlığı’nın açıklamaları var, ‘kalp krizleri nedeniyle ölümler arttı’ diye.
Çünkü insanlar kontrollerine gidemediler, ‘hastaneye gidersem bana da covid bulaşır’ diye gitmedi, evde kalp krizi geçirdiler. Ama siz sağlık sistemini öyle organize edersiniz ki… Bölersiniz hizmeti, bazı hastaneler sadece covid, pandemi hastanesi olur, bazı hastaneler hastaların güvenle gittiği, covid hastalarının alınmadığı ama diğer hastaların, kronik hastaların güvenle sağlık hizmetini aldığı mekanlar planlanabilir. Bunlar yapılmadı. Bütün hastaneler pandemi hastanesi oldu, bütün klinikler covid hastalarına ayrıldı, diğer ameliyatların hepsi ertelendi pandemi döneminde.
Bunlar yetmezmiş gibi Ankara’da 5 hastaneyi daha kapatıp, Etlik Şehir Hastanesi’ne taşımaya çalıştılar. Kamuoyunda oluşan tepkiler nedeniyle şimdilik orada bazı geri adımlar görülse de yine de hastanenin içini boşaltan bir faaliyet yürüyor.
Ulucanlar Göz Hastanesini tümden kapattılar. Onkoloji Hastanesi kamuoyunda en çok tartışılan hastane oldu. Önce bir grup hekimi görevden alıp, Etlik Şehir Hastanesi’nde görevlendirdiler. Tepkiler olunca ertesi sabah tekrar görevlendirmeleri geri aldılar.
HASTANELERİN İÇİ BOŞALTILIYOR
Mevcut hastanelerimizin içini boşaltma yönünde çaba sürüyor. Ama kamuoyu tepkisi, sizin gibi gazetecilerin halkın sağlığı adına bu gibi konuları gündemde tutmalarıyla bir nebze olsun kazanımlar ortaya çıkmış gözüküyor.
Kapatılması planlanan 5 hastanenin tamamı eğitim araştırma hastanesi. Üst düzey sağlık hizmeti veren hastaneler. Bunlar sadece Ankara’ya hizmet vermiyor. Türkiye’nin dört bir yanından hastaların geldiği hastaneler. Van’dan, Diyarbakır’dan Uşak’tan Mersin’den de hastaların geldiği hastaneler. Bütün Türkiye’ye hitap eden hastaneler bunlar.
Örneğin Sami Ulus Çocuk Hastanesi, Türkiye’de çocuk sağlığı alanında en önemli merkezlerden birisi. Hem anadallarda, hem yan dallarda uzmanlık eğitimi veren çok kritik bir merkez. Siz burayı, hafızasını ortadan kaldırıyorsunuz.
HASTANE KİMLİĞİNİ YOK EDİYORLAR
Şu da savunuluyor, ‘aynı hizmet Şehir Hastanesinde de verilecek, niye karşı çıkıyorsunuz’…
Onu yapamazsınız. Sağlık hizmeti bir ekip işi. Hastanelerde yıllar içerisinde hekimi, hemşiresi, hocası, asistanıyla bütün sağlık personeli ile temizlikçisinden kantinde çalışanı, yemekhane personeline kadar bir hastane kültürü oluşur. Bu, hastaya da doğru sağlık hizmeti verilmesini sağlar. Hasta güvenliği açısından da doğru sağlık hizmeti açısından da gereklidir. Bu, öyle bir iki senede oluşmaz. Bunun oluşması için o hastanenin bir kimliği olur. Yıllar içerisinde oluşur. Siz bunu bozduğunuzda, bir anda başka bir merkezde bu kimliği oluşturamazsınız.
Bilkent Şehir Hastanesi’nde birçok poliklinikte bu sorunları hala yaşıyoruz. Numune Hastanesi’nden, Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesi’nden, Yüksek İhtisas Hastanesi’nden aynı branşta hekimleri topladınız. Bu hekimlerin her birinin başka türlü çalışma alışkanlıkları var. Siz, ‘hadi bakalım, bundan sonra beraber çalışacaksınız’ dediğinizde, bugünden yarına olmuyor. Aradan 4 sene geçti hala bu başarılabilmiş değil. Bunlar zor. Bir hastanenin kimliğinin, çalışma biçiminin, geleneğinin oluşması yıllar alan bir şey, Hele böylesi büyük çaplı hastaneler sözkonusu olduğunda ne zaman, nasıl başarılır hepsi tartışmalı.
Bir de çok ciddi ulaşım sorunu var. Hemen şehir merkezinde, kolayca ulaşılabilen hastaneleri kapatıp, şehir dışına taşıyorsunuz… Acil hastalıklar, örneğin kalp krizi riski, anlık kaza, patlama vb var . Örneğin 10 Ekim Katliamında bu hastaneler açık olmasaydı belki ölüm sayısı ikiye katlanacaktı. Bu konuda ne söylersiniz?
Kesinlikle doğru. Maalesef bunu da yaşayarak gördük. Hastane dediğinizde, en baştaki kavramlardan biri kolay ulaşılabilir yerde olması gerekir. Ya yürüme mesafesi olur ya tek araçla, toplu taşıma ile gidebildiğiniz, mesela metronun gittiği hastaneler olur.
Kentin mevcut hastanelere göre organize olmuş bir hali var, siz ‘ben burayı kapattım’ deyip, tamamen alakasız bir yere bütün hastaneleri topluyorsunuz. Yol ona göre değil, kent planlaması ona göre değil, insanların alışkanlığı ona göre değil, çevredeki esnaf ona göre değil.
(Yarın: Esnaf, sağlık emekçileri ve vatandaşa etkileri, sağlıkta şiddet ve HAP)
