Oysa onlar sadece çocuk…

Bahar dört bir yandan göz kırptı, toprak uyandı, kökler canlandı, dallar çiçeklendi, yemişe durdu. Tarlalar ekine, ekinler hasata hazırlanmaya başladı…

Bir yanda; küresel kriz gıda sektöründe de kendisini gösterirken, ülkemizde verimli tüm tarım arazilerinin betonlara boğulma ve çiftçinin artan maliyetlerle ekin yapıp yapamayacağı sorunsalı…

Diğer yanda; her şeye rağmen; ekilecek, biçilecek, dallardan yemişler toplanacağı gerçekliğinde, mevsimlik tarım işçileri ve sorunları…

Hani, kamyon kasalarında seyahat eden, trajik trafik kazalarında yaşamlarını yitiren, çadırlarda geçirdikleri aylar boyunca yaşadıkları derin yoksulluk içinde yaşam mücadelesi veren işçiler…

Hani her sene olduğu gibi bu sene de sadece hasat zamanı konuşulacak, çözüm üretilmeden mevsim geçecek, onlar derin yoksulluklarına geri dönerken, çoktan unutulmuş olacak işçiler…

Sonra ne mi oluyor? Payelerine şu şaftı kaymış alaca dünyada, böylesi amansız bir iş için kendini tüketmek ve sonunda tüm kışa yetecek ekmek parası bile çıkaramamış olarak, çadırlardan mülkiyetsizliklerine dönmek, çetin bir 8 ayı geçirmek kalıyor…

Ama en yaman yara, erken yaşta büyümek zorunda kalan, çalışma ve yaşam koşulları, çevre ile ilişkiler, eğitim ve sağlık sorunları açısından dezavantaj yaşayan, çocukluklarını sistemin öldürdüğü tarım işçisi çocuklar…

Uzak yerleri bir kuyunun aynasında arayan, kalplerinde kendilerinden büyük bir çocukluk büyüten, içlerinde kırılgan çocuklar…

Onlar her Nisan’da çıktıkları mevsimlik göç yolunda, her tutundukları dallarından, hayallerinden koparılıyorlar, bozuluyor tüm ahenk, kederden gözlerini kendilerinden bile kaçırıyorlar…

İçimizdeki zindanı değiştirmeden sistemi değiştiremeyiz. Çok ve çocuk olan, bizim olan bu çocuklar için hepimizin savaş vermesi gerekir. Ve elbette politika, zaten bu gerekleri savunmak, halkına alabildiğine daha fazla mutluluk sağlamak zorunluluğu değil midir?

Mademki hak ve adalet çağında sosyal ve hukuk devleti olduğumuzdan bahsediyoruz, hukuk devleti ilkelerinden olan insan hak ve hürriyeti, eşit yurttaşlığı hayata geçirmek, çocuk işçiliğini azaltmak hatta ortadan kaldırmak için, daha ne bekleniyor?

İnsanın yapmak istemediği, yine de doğrusunun bu olduğunu düşünerek yaptığı öyle çok şey vardır ki. Ama bir de tıpkı mevsimlik tarım işçisi çocuklar gibi, mecbur bırakıldıkları için yapanlar…

Mevcut sistemin topluma en ağır maliyeti birbirine yabancılaşma oldu. Oysa bir yerlerde bir çocukluk ölüyorsa, ağlar bütün dünya…

Hani bu çocukları, sorunlarını, görmüyor; hani umutlarını, hayallerini öldürüyor, geleceklerini solduruyorsunuz ya. Hani gerçeği gömüyorsunuz ya, boşa.

Gerçek, toprak altında yol alıyor.

Bir gün, her yandan fışkıracak.

Ama “çocuk işçiliğine ”çözüm üretilmezse, o zamana kadar toprağın üstü yaralı açılan bitkilerle dolacak…

Çünkü gelecek umutsuz olunca, insana bugünkü hayatı da zehir oluyor. Açılmış yaralar iyileşse de, kapanmıyor…

Comments

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir