Erotizm, cinsellik, kıskançlık vb. temaları ya da bunlar üzerine inşa edilmiş gerilim senaryonuz varsa, bu filmi yönetmesi için aklınıza gelebilecek en güçlü isim Adrian Lyne’dı bir zamanlar. “Flashdance”, “9 Buçuk Hafta”, “Öldüren Cazibe”, “Ahlaksız Teklif”, “Lolita”, “Sadakatsiz” gibi türün en iyi yapımlarına imza atan bir isimden bahsediyoruz. Ama ‘bir zamanlar’ vurgusu burada önemli. Çünkü üstat 2002 tarihli “Sadakatsiz”den sonra yani yirmi yıldır kamera arkasına geçmemişti.
Patricia Highsmith’in “Derin Sular” adlı romanını senaryoya aktarmak için masa başına oturan Zach Helm ve Sam Levinson ikilisinin aklından geçmiş midir bilinmez. Ama yapımcılar bunu parlak bir fikir olarak düşünmüş olmalı. Amazon’da gösterilmeye başlanan “Derin Sular”ın sıkıntısının kaynağı Adrian Lyne mı, net biçimde söylemek zor. Fakat sıkıntıların olduğu kesin. Film, erotizm, cinayet ve şüphe üzerine inşa ediyor hikayesini. Vic ve Melinda uyumlu bir çift gibi görünmektedirler. Vakti zamanında bir yazılım ürettiği için zengin bir hayat süren Vic, güzel, seksi ama bir o kadar da gözü dışarda eşi için bazı kararlar vermek zorunda kalmıştır oysa ki.
Flört etmeyi çok seven Melinda’nın erkek dostlarından birisinin eve konuk olduğu akşam, adamı tehdit etmek için karısının başka bir flörtünü öldürdüğünü söyler şakayla karışık Vic. Bu, yalnızca Melinda’nın değil seyircinin de kafasına kuşku tohumları ekmeye yeter. Bu bilginin bir şakadan ibaret olduğunu iddia etse de yeni erkek arkadaşlarının başlarına garip şeylerin gelmesi Melinda’nın kuşkularını artırır. Öte yandan, Vic’in arkadaşları kadına dair kuşkuları körüklerken, komşuların gözleri ona döner.

“Derin Sular” filminden bir sahne
“Derin Sular”, bir tür “ne olduğu değil nasıl olduğu önemli” temalı yapımlardan. Çok geçmeden gerçekten Vic’in kim olduğunu ve neler yaptığını seyirci olarak biz öğreniyoruz. Ama bu bilgi Melinda’da ve arkadaşlarında yok. Tam da bu noktada, yani seyirciye gösterilip karakterlerden saklanan bilgi konusunda başlıyor filmin sıkıntısı bence. Çünkü bazı şeyler o kadar çok göz önünde yaşanıyor ki, görmemek imkansız. Filmin senaristleri şüphe tohumlarını ekmeyi başarıyor belki ama onu yeşertip büyütme konusunda yetersiz kalıyorlar kanımca. Bu tür hikayelerde ya seyircini merak içinde bırakmak gerek ya da bir karakter için endişelenmesini sağlamak. Film ikisini de başaramıyor.
En nihayetinde bu garip ailenin, Vic’in karanlık sularda gezinen yanlarının, Melinda’nın ‘kendisi için savaşan bir koca’ arayışları çerçevesinde tuhaf bir uzlaşıya varacağını öngörmek de kahinlik olmuyor. Yazının girişinde Adrian Lyne’i hedef göstermiş gibi olduk ama bütün suçu ona yüklemek haksızlık olacaktır. Seksenini geride bırakmış olan Üstat, zanaat kısmında kimi sahnelerde gençlere taş çıkartıyor. Ama şüphe, merak ve erotizmi inşa etme maharetlerinden de pek çok şey kaybetmiş gibi.
Son James Bond filmi “Ölmek İçin Zaman Yok”ta kısacık sahnesiyle akıllara yer edinen Kübalı oyuncu Ana de Armas burada da benzer bir performans ortaya koyuyor. Oyunculuğuna bir türlü ısınamadığım Ben Affleck, bozuk saatin günde iki kere doğruyu göstermesi gibi, arada sırada ışıldıyor kimi rollerde. Kanımca bu da onlardan birisi. Belki belli rollerde çok daha iyi olduğu için. Zira 2014 tarihli David Fincher imzalı “Kayıp Kız”dan bu yana ilk kez kendisini beğenerek izledik!
“Derin Sular”, kusursuz gibi görünen ailenin altındaki karanlığa dair ama yarattığı beklenti kadar derine inemiyor maalesef. Evde seçeneksiz kalınan bir günde, belki de son filmini çekmiş olan Adrian Lyne’a saygı duruşu mahiyetinde sıkılmadan izlenebilir. Beklentiyi çok yükselmemek kaydıyla tabii.
Bir yanıt yazın