Mevsimlik tarım işçileri dosyası (5) ‘Bizi barındırmıyorlar, devlet bir yasa çıkarsın’

Kübra KIRIMLI / Cengiz Anıl BÖLÜKBAŞ

Mevsimlik tarım işçiliği dosyamızın son bölümünü, ömrünün 30-35 yılını tarlada geçirmiş, çocuklarını ve torunlarını tarlada kucağına almış Abdullah Akkoyun ile Mehmet Erol’un hikayelerine ayırıyoruz. Her iki işçi de genç yaşta tarlaya girerek, ömürlerini farklı illerde geçirmişler. Hem bu görüşmemiz hem de daha önce görüştüğümüz işçilerin tek ortak arzusu öne çıkıyordu; “mağdur olmamak, ötekileştirilmemek, hor görülmemek ve elbette emeğinin karşılığını almak.”

İlk olarak söze Abdullah Akkoyun başlıyor: “Sabah saat 07.00’de tarlaya giriyoruz. Akşam 18.00’e kadar çalışıyoruz. Sabah yarım saat kuşluğumuzu (kahvaltı) yiyoruz. Öğlen de yine 1 saat molamız oluyor, sonra akşama kadar çalışıyoruz.”

‘PERİŞAN OLMAK İSTEMİYORUZ’

6-7 yıldır Ordu’ya geldiğini ifade eden Akkoyun, “Biz burayı sevdik. Diğer gittiğimiz yerler sıcak. Buranın havası güzel, doğası güzel ama biz buraya bir ay için geliyoruz. İstediğimiz çok bir şey değil. Tuvalet ve banyo için hizmet bekliyoruz. Elektriğimiz yok” diyor. Elektrik işini kendi imkanlarıyla aldıkları paneller ile sağladıklarını ifade eden Akkoyun, “12 ayın bir ayı burada misafiriz. Çocuklar çamurun içinde perişan halde. Kadınlar ne yapacağını şaşırdı. Kimi su taşıyor. Kimi çamaşır yıkıyor. Böyle perişan olmak istemiyoruz” diyor.

‘MEVSİMLİK TARIM İŞÇİSİ OLMAK ZORDUR’

Daha önce iş kazası da yaşayan Akkoyun, “2 yıl önce Ordu’dan dönerken minibüsüm takla attı. 40 bin liralık arabayı hurdaya verdim. Bunların sebebi bu meslektir. Mevsimlik tarım işçisi olmak zordur. Ben kendimi bildim bileli tarladayım” diye anlatıyor.

‘AFEDERSİNİZ ÇADIR ŞURADA, TUVALET DE YANINDA’

35 yıldır mevsimlik tarım işçiliği yaptığını söyleyen Mehmet Erol ilk kez Karadeniz’e geldiğini, koşulları beğenmediği için bir daha gelmek istemediğini anlatmaya başlıyor: “Daha önce nerelere gitmedim ki…Konya’ya, Karaman’a gittim. Çok yeri gezdim. İlk kez Ordu’ya geldim. Bir daha gelmem. Affedersiniz, çadırı şuraya kurmuşuz, tuvaleti de hemen yanına kurmuşuz. Böyle bir şey olur mu?” diye sitem ediyor.

‘MAZOT PARAMI DAHİ ÇIKARAMADIM’

Yoğun yağışın da kendisini zorladığını ifade eden Mehmet Erol, “ Bu memlekete bir daha gelmem. Konya’da yağmur yok, yağış yok. Bu ne rezaletti? 15 gündür buradayım daha bir gün tarlaya gidip çalışabildim. Mazot paramı dahi çıkaramadım” diyor.

‘BAŞKA İŞTEN ANLASAK BU REZİLLİĞİ ÇEKER MİYDİK’

Toplamda sekiz çocuğu olduğunu ifade eden Mehmet Erol, “Burada 5 çocuğum ve eşimle geldim. Hepimiz tarlada çalışıyoruz” diyerek anlatıyor. “Mevsimlik tarım işçiliği senin için ne demek?”, diye sorduğumuz Erol, söze “mecburuz” diye başlıyor ve “ Mecburuz, ne yapacağız. Bir mesleğimiz yok. Başka bir işten anlasak bu rezilliği çeker miydik?” diyor. Birikim yapamamaktan şikayet eden Erol, “Ancak boğaza yetiyor kazandığımız. Ne bir emekliliğimiz ne de sigortamız var. Bak bu yaşa geldim şu an bile çalışamıyorum. Belki birkaç yıl sonra da çalışamam” diyor.

‘VERGİMİ VERİYORUM AMA HİZMET YOK’

Çadır kampında toplamda 60 kişi bir arada kaldıklarını ifade eden Erol, kimin aşılı kimin aşısız olduğunu bilmiyor. Kamp alanının çocuklar açısından sağlıksız olduğunun farkında olan Erol, “Çocuklarda sıklıkla ishal görülüyor. Hemen hastaneye götürüyoruz” diyor ve ekliyor; “ Ben vergimi veriyor muyum? Evet veriyorum. Devlete hizmet ediyor muyum? Evet ediyorum. Kısacası ben Suriyeli olsam devlet gelir burada koşulları sağlardı. Tuvaleti, hamamı kurar, elektrik de verirdi. Ama bize bakmıyorlar. Üstelik biz gittiğimiz yerlerde sıkıntı çekiyoruz. Bizi barındırmıyorlar.”

Fındık işçilerinin kaldığı kamp alanından görüntü

‘DEVLETİN YASA ÇIKARMASI LAZIM’

illerde çalışmasına rağmen parasını birçok kez alamamaktan şikayet eden Erol, “ Bazı yerlerde paramızı vermediler. Gittim şikayet ettim. Karakol benden imzalı kayıt istiyor. Bende kayıt yok ki karakola vereyim. ‘Kağıt yoksa bir şey yapamayız’ diyor karakol da. Çok sıkıntı yaşadık kısacası. Paramı vermeyince ben ne yapayım? 2 bin lira için adam mı öldüreceğim. Mevsimlik işçilik için devletin yasa çıkarması lazım” diye anlatıyor.

‘MEMLEKETİM DE KALAYIM İSTİYORUM’

Tarlada çalışırken anadili olan Arapçayı sıkıntı çekmeden konuştuğunu ifade eden Mehmet Erol “Tarlada anadilimiz ile konuşabiliyoruz. Bizim İbo’dan (İbrahim Tatlıses) şarkılar söylüyoruz” diyor. Her şeye rağmen mutlu olduğunu ifade eden Erol, “ Allaha şükürler olsun. Yine de mutluyuz. Bu hayatı çekiyoruz ama yine de bir hayalim var. Memleketimde olayım istiyorum. Memleketimde kalayım istiyorum. Niye buralara geleyim?” diyor.