Ayça ONURALMIŞ
Ocak ayında hem alkollü içecekler hem de sigaranın Özel Tüketim Vergisi’ne (ÖTV) yüzde 47,40 zam yapıldı, alkollü içeceklere yüzde 43 zam geldi. Devletin Alkol Politikalarını İzleme Platformu Sözcüsü İsrafil Özkan, bu yüksek vergileri “baş vergisi”ne benzetti.
İçkideki vergi oranı gün geçtikçe artıyor, içki içenler çok yüksek vergiler ödemek zorunda bırakılıyor. Alkollü mekanlar ise pandemideki müşteri kayıplarının yanı sıra, ÖTV ve maliyet zamları nedenle kapanma tehlikesi yaşıyor.
Zamların; içki tüketme alışkanlığı ile eğlence sektörü üzerindeki etkilerini araştırma ve medya takibi yapma amacıyla Devletin Alkol Politikalarını İzleme Platformu kuruldu. Platform Sözcüsü İsrafil Özkan, hükümetin alkolü yüksek fiyatıyla sadece belli gelir grubuna mensup insanların tüketebileceği bir ürüne dönüştürmeyi planladığını söylüyor.
Alkol üzerindeki yüksek vergileri, ilkel bir anlayışa dayanan “baş vergisi”ne benzeten Özkan, zamların etkilerini Medyaport’a anlattı…
-Devletin Alkol Politikalarını İzleme Platformu hakkında bilgi verir misiniz?
Devletin Alkol Politikalarını İzleme Platformu, Özgürlük Araştırmaları Derneği’nin bir projesi. Özgürlük Araştırmaları Derneği, bir düşünce kuruluşu. Biz raporlar ve analizler üretiyoruz ve bunların savunuculuğunu yapıyoruz. Bir yandan da eğitimler düzenliyoruz. Yaklaşık 1,5 yıl önce DSÖ, küresel çapta bir alkol kısıtlamasına gitmeye karar verdi. Aşırı alkol tüketimiyle yani alkolizmle değil, alkol tüketiminin genel olarak azaltılmasıyla mücadele edeceğini belirtti. Biz de bu mücadelenin alkolizmle olması gerektiğini, alkolün kendisine yönelik küresel çapta bir operasyonun doğrudan insanların özgürlüğüne müdahale olduğu yönünde Avrupa’daki özgürlük ve düşünce kuruluşları olarak bir rapor hazırladık. DSÖ, öyle önlemler öngörüyor ki, Türkiye’nin şu an uyguladığı önlemlerin dünya çapında olduğunu düşünün; reklam yasakları, yüksek vergiler, gençlere içki satılmaması, saat yasaklarının uygulanması… Biz de “Bütün istediğiniz kısıtlamalar Türkiye’de deneniyor; hem iyi sonuç vermiyor, hem vergi kaybı var hem halk sağlığı krizine neden oluyor, insanlar ölüyor hem de insan haklarına müdahaledir” diye bir rapor yazdık. Bu rapor çok ses getirdi, DSÖ’den uzmanlar bizimle görüştü, Türkiye örneği daha detaylı ele alındı. Bunların ardından biz de yazdığımız küçük bir rapor ses getirdiği için daha detaylı çalışmaya karar verdik ve kendimize bir proje yazdık. Bu platform şu an günlük olarak Türkiye’nin her yerinde yerel ve ulusal basına yansıyan “kaçakçılık operasyonları, alkollü içkiden ölüm” gibi bütün haberleri derleyip 3 aylık ve yıllık raporlar halinde yayımlıyoruz.
Ayrıca bütün bu zamların, yasakların; alkollü içki tüketme alışkanlığı ve eğlence sektörü üzerinde ne gibi etkileri olduğuna dair hiçbir verinin olmaması, yani Türkiye’yi başka ülkelerle karşılaştırabileceğimiz analizlerin olmaması bizi hem izleme hem de araştırma yapmaya itti.
-Devletin alkol politikalarında ne gibi değişimler yaşanıyor?
Geçen gün sizin haberinizde (Medyaport) görmüştüm, terör örgütü üyesi olma şüphesiyle savcılıkta ifadesi alınan öğrenciler, “alkollü mekana girmeme” adli kontrol şartıyla serbest bırakılıyor. Buradaki en önemli sorun, ifadelerinin alınmasına sebebiyet veren olayla verilen ceza arasında hiçbir bağlantı yok. Bu olayda her ne kadar işlendiği iddia edilen suçla yaptırım arasında bir bağlantı olmasa da Türkiye’de bu tarz önlemlerin gittikçe artacağını düşünüyoruz. Çünkü alkol politikalarının etrafında birbirinden bağımsız gibi görülen birtakım değişimler yaşanıyor. Bunları bir bütün olarak düşündüğünüzde devletin alkol politikasında yasal birtakım kısıtlamalar, ekonomik önlemlerle beraber dolaylı dönüşümler de yaşanıyor. Bunun bir adı yok, somut olarak ortaya konulmuyor ama çeşitli olaylarla kendini gösteren yasakçı bir politika var. Bunun bir örneği bu, örgüt üyeliği şüphesiyle alıp alkollü mekana girmeme cezası veriyorsunuz, alakayı nasıl kurdular merak ediyoruz, bizim hukukçularımız kuramadı.
İkincisi, dilde bir değişim yaşanıyor. İçişleri Bakanlığı, hem yılbaşından hemen önce hem de yılbaşından birkaç ay önce yaptığı kaçak alkol operasyonlarına “alkol operasyonları” dedi, “kaçak alkol operasyonu” demedi. Bu tüketimi yasal olan bir ürün ile tüketimi yasal olmayan bir ürün arasındaki çizgiyi bulanıklaştırıyor. Ürüne sanki illegal bir şeymiş gibi muamele yapılıyor. Bu operasyon sonbaharda yapıldığında “Belki basit bir hatadır” dedik ama yılbaşına yaklaştığımızda ana akım medyadaki televizyon kanallarında “Kaçak içki can alıyor” haberlerinde sürekli tekel bayi görüntüleri kullanıldı. Halbuki tekel bayiler, bu ürünlerin yasal olarak satıldığı yerler. Buraları çalıştıran insanlar vergi mükellefi ve bu ülkede yasal olan bir ürünü satıyorlar. Ama siz kaçak içki haberlerine tekel bayi görüntüleri koyuyorsunuz.
Üçüncüsü ise yılbaşından önce yapılan büyük kaçak içki operasyonunun kod adı ‘Alkol’ oldu. Bu artık ilkinin bir hata olmadığı, hükümetin kaçak alkolle mücadele etmek gibi bir amacı olmadığını gösteriyor. Hükümet, alkolle mücadele ediyor. Dolayısıyla kaçakçılık operasyonlarına “Alkol” diyerek ürünün yasal haliyle yasal olmayan hali, yani suçla hak arasındaki o bölgeyi siliyor ve birbirine karıştırıyor. Bu çok tehlikeli bir şey.
Değişimi gösteren bir detay daha var; televizyonlardaki içki ve tütün ürünlerinin reklamının yasaklanmasının ve sansürlenmek zorunda olunmasının gerekçesi, gençlerin bu ürünlere özendirilmesinin engellenmesidir. Dolayısıyla televizyondaki dizilerde, filmlerde sigara veya içki içiliyorsa buzlanması gerekiyor. Devletin yayın organı olan TRT, kaçakçılık operasyonunda ele geçirilen depodaki varillerin, boş şişelerin görüntülerini de sansürlemeye başladı. Bu sansür basit bir şey değil, sansürün amacını saptırıyorsunuz. Bir ürünü hayatın her alanında sansürlüyorsunuz. Oysa bu yasal olmayan bir ürün değil. Zaten adına “kaçakçılık operasyonu” dediğiniz şeyin neresi gençleri özendirebilir ki? Bu tarz küçük değişimlerle beraber sosyal hayattan dışlanan, ürüne illegal muamelesi yapılan bir duruma doğru gidiyoruz.

-İçkide ÖTV’nin bu kadar yüksek olmasını nasıl değerlendirirsiniz?
ÖTV, sadece belirli ürünlerden alınan bir vergidir ve genelde siz o ürünleri kullandığınızda çevreye bir şekilde zarar verdiğiniz anlamına geliyor, o zararın da sizden tazmin edilmesi içindir. Mesela arabaya biniyorsunuz; çevreyi kirletiyorsunuz, daha fazla petrol çıkarılmasına neden oluyorsunuz, vs. O yüzden araba için sizden ÖTV alınıyor. Aynı şey içkiler için de geçerli. İçkilerden ÖTV alınmasının mantığı da şu; aşırı alkol tüketilmesi durumunda sizin sağlığınız üzerinde zararları var, bu zaten tartışma konusu olan bir şey değil, aşırı alkol tüketmenin insan sağlığı üzerinde ciddi etkileri var. Alkollüyken suç işleme ya da trafikte kazaya sebebiyet verme gibi nedenlerle çevreye verdiğiniz zararlar var. Yani bu kazalara karışırsanız sağlık sistemi üzerinde bir kapasite artışı yaratacaksınız hem aynı zamanda suçlu hale geleceğiniz için adli sistem üzerinde yük artışına neden olacaksınız hem de toplumun sağlığını, huzurunu bozacaksınız. Bütün bu zararlardan kaynaklı da sizden ÖTV alınır, böylece neden olabileceğiniz zararların kısmen maliyetini üstleniyorsunuz. Mantık çok güzel, böyle de uygulanması gerekir. Ama sorun şu; Türkiye’de nüfusun yüzde 80’i hayatında hiç alkol kullanmamış. Kullanan yüzde 20’lik kısma baktığımızda sadece bira. Türkiye’de en çok tüketilen alkollü içki biradır. Biranın alkol oranı yüzde 4,5 ila 7,5 arasında değişiyor ve kişi başı yıllık saf alkol tüketimi 1,4 litre. Bunlar Türkiye’de alkol tüketiminin neredeyse olmadığını gösteriyor. 46 Avrupa ülkesi arasında alkol tüketiminde sonuncuyuz. Alkol tüketiminin yasal olduğu ülkeler arasında da dünyada en düşük alkol tüketimine sahip ülkelerden biriyiz. Tabi ki yüksek alkol kullanımından kaynaklı insanlar ölüyor ama ülkede 84 milyon insan var, yılda bu nedenle ölen kişi sayısı 20 civarında. Devlet de “Ben alayım ÖTV’yi, başka yerde kullanayım” diyor. Olmayan bir hastalığa çok sert bir ilaç kullandığınızı düşünün. Türkiye’deki durum tamamen amacından saptırılmış durumda. ÖTV açık açık içki içen insanlardan alınan bir vergi haline geldi. O insanların bu ülkede nefes alabilmek için ödemek zorunda oldukları bir “baş vergisi” gibi düşünebiliriz.
-İçkiye gelen zamların alkollü mekanlara etkisi nasıl oldu?
Türkiye’de ÖTV, 6 ayda bir otomatik olarak artıyor. Tekel bayiler ve alkollü mekanlar zaten pandemiden kaynaklı müşteri kaybı yaşadılar, uzun süre kapalı kaldılar. Zaten ekonomik kriz devam ediyor, üstüne siyasi krizlerden kaynaklı dövizde dalgalanma yaşanıyor, dolayısıyla insanların yaşadığı gelir kaybı var. Bunların ülkedeki enflasyona ciddi bir yansıması oldu. Böyle bir durumda firmalar maliyet zammı yapmak zorunda kalıyor. Bu zaten kaçınılmaz bir şey. Üzerine maliyet zamları ve ÖTV zammı da bindi. Zaten birçok eğlence mekanı pandemiden sağ çıkamadı, kapanmadan sonra bir daha açılamadı. Bütün bunlarla insanlar eğlenemez, tüketemez hale geldiler ve devletin görmek istemediği bir şey, çok ciddi istihdam kaybı yaşanıyor, işyerleri kapanıyor. Restoranda sadece alkollü ürün değil yiyecek de servis ediliyor, o restoranın yiyecekleri aldığı işletmelerde de gelir kaybı yaşandı. Alkollü ürünün üretildiği topraklar da burası, hem tarıma hem de aracı sektörlere yansıyan bir gelir kaybı da yaşanıyor. Hem de 3,9 milyar lira olarak açıklanan bir vergi kaybı var. 3,9 milyar lira dediğimiz şey aslında hükümetin toptan bir kültürel değişim için ödediği maliyet ve bu, 84 milyonun kültürünü baştan değiştirmeye çalışan bu kadar büyük bir proje için çok küçük bir para.

-İçkiye gelen zamlar, sahte içki tüketiminde artışa neden olur mu?
Marketlerde şu an bira fiyatları 22 lira. Restoranlara baktığınızda bira fiyatları 50 lira. Bu durumda iki kadeh rakı içmek isteyen biri arkadaşından almak zorunda kalıyor, restoranlarda içmek ya da marketten almak çok pahalı. Bu durumda etil alkolle metil alkolün karıştırılması riski var, etil alkol yerine metil alkolden yapılmış bir içkiyi tüketmeniz halinde bir kadeh kör edebiliyor, iki üç kadeh içtiğinizde de karaciğer yetmezliğinden komaya giriyorsunuz. Türkiye’de geçen yıl sahte içki kullanımından 109 kişi öldü, bir önceki sene de 92 kişi öldü. Bu sayının büyüklüğünü şöyle hayal edin; İran şeriatla yönetilen bir ülke ve alkol kullanımı tamamen yasak. Bu ülkede sahte içkiden yılda 250 kişi ölüyor. Türkiye’de serbest ama 109 kişi ölüyor. Dolayısıyla Türkiye’de bir ürünün dolaylı olarak nasıl yasaklandığının ve ne kadar sert önlemler uygulandığının net bir göstergesi. 2022 yılında yüzde 55 oranında fiyat artışı yaşandı, şimdi yeniden maliyet zammı gelecek ve artarak gidecek. Temmuz’da yeniden bir ÖTV artışı olacak. Bu sene can kaybındaki sayı da artacaktır, umarım artmaz.
-00.00’dan sonra restoranlarda ve eğlence mekanlarında canlı müziğin yasak olmasına ilişkin neler söylersiniz?
Bütün pandemi yasakları kalkmışken, sokakta artık maske takmaya bile gerek olmadığı söylenirken canlı müzik yasağı devam ediyor. “Neden?” diye sorduğunuzda hiçbir açıklama yok. 17 günlük alkol yasağına karşı toplumsal bir direniş gösterilmemiş olsaydı, o yasak 17 günle sınırlı kalmayacaktı. Müzik yasağına da aynı şekilde karşı çıkabilseydik bugün müzik yasağı da yoktu. Ama müzik yasağını kabul ettik, şu an Türkiye’de hükümet değişene kadar 00.00’dan sonra müzik yasağı devam edecek.
-Sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Eğlence sektörü önümüzdeki dönemden çok karamsar. Görüştüğümüz birçok işletme sahibi işlerinin yüzde 60-65 azaldığını söylüyor. Eğlence sektöründe çok ciddi bir gelir kaybı yaşanıyor. İşyerlerini erken kapatmak zorunda kalıyorlar ki, zaten iş yaptıkları saatler 00.00’dan sonraki saatler. Dolayısıyla hem fiyattan kaynaklı istihdam ve gelir kaybı hem de müzik yasağı kaynaklı çok fazla kapanan, küçülen işyeri göreceğiz. Burada bizi en çok korkutan şey, sonunda hükümetin alkolü doğrudan yasaklamayarak ama yüksek fiyatıyla alkolü sadece belli gelir grubuna mensup insanların tüketebileceği bir ürüne dönüştürme yönünde planı olduğunu düşünüyoruz. Ülkenin ancak yüzde 10’unun kullanabildiği bir lüks tüketim ürünü, sınıfsal bir ürün haline getirmeye çalışıyorlar. Böylece nüfusun çok önemli bir kısmı AKP’nin istediği gibi alkolden arındırılmış, diğer AKP değerleriyle de donatılmış insanlara dönüştürülmeye çalışılıyor.
