Aslında sağlık çalışanları 14 Mart’ları “bayram” olarak kutlayamayalı çok uzun zaman oldu.
İlk AKP hükümeti tarafından 2003 yılında yaşama geçirilen Sağlıkta Dönüşüm Programı ile devlet yavaş yavaş kamu sağlık politikalarını terk edip sağlık alanını özel sektöre “hediye” ederken, tahrip edilen yalnızca sağlık hizmetleri ve vatandaşın sağlık hakkı değildi. Sağlık çalışanları da o zamandan bu zamana büyük hak kayıplarına uğradılar. Çalışma koşulları kötüleşti. “Performansa dayalı ücretlendirme” adı altında adaletsiz ve sağlık çalışanlarının çalışma barışını olumsuz etkileyen bir ücret politikası yaşama geçirildi. Hak ettikleri ücretleri alamadılar.
Birinci basamak sağlık hizmetleri çökertildi. Koruyucu sağlık hizmeti yaklaşımının terk edilerek, tedavi edici sağlık hizmeti yaklaşımının benimsenmesi kışkırtılmış bir sağlık hizmeti talebi yarattı. Sağlık çalışanlarının giderek artan iş yükü içerisinde, vatandaşlar sağlık hizmeti alırken yaşadıkları her türlü aksaklıktan sağlık çalışanlarını sorumlu tutar oldular. Buna, iktidarın sağlık çalışanlarını itibarsızlaştırıcı ve hedef gösterici dili eklendi. Sağlıkta şiddet, bugüne değin görülmemiş ölçüde arttı. Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın yaşama geçirilmesinden sonra 13 hekim görevi başında katledildi. Tüm bu olumsuz tablo içerisinde sağlık çalışanları giderek artan tükenmişlik sorunuyla karşı karşıya kaldılar. “Hekim göçü” yıllardır hiç görülmediği kadar arttı.
Sağlık çalışanlarının içinde bulundukları olumsuzlukları iktidara, yöneticilere, Sağlık Bakanlığı’na duyurma çabaları da karşılık bulmadı üstelik. Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) sağlık çalışanlarının sorunlarını konuşmak üzere Sağlık Bakanlığı’na ilettiği randevu talepleri kerelerce karşılıksız kaldı. Bu yüzden “14 Mart Tıp Bayramı”nı yıllardır bayram olarak kutlayamamaktaydılar sağlık çalışanları.
Vee… Bu tablonun üzerine COVID-19 pandemisi patlak verdi. Aman efendim; ilk günler bir alkış, bir kıyamet. Yani 3 gün alkış, biraz da twitter mesajı.
“Kahramaan sağlık çalışanlarımıızzzzz… Ne yapsak hakkınızı ödeyemeyiizzzzzz… Fedakârlıklarınız asla karşılıksız kalmayacaaak…”
Tamam, çok güzel… O zaman;
COVID-19 meslek hastalığı olarak kabul edilsin! Yok…
Ek ödemeler kesilmesin! Yok…
Atanmayan sağlık çalışanlarının atamaları gerçekleştirilsin! Yok…
Şiddetsiz bir sağlık ortamında çalışabilmek için yeni ve etkili bir sağlıkta şiddet yasası çıkarılsın! Yok…
Emekliliğe de yansıyacak temel ücret ile ekonomik haklar ve özlük hakları iyileştirilsin! Yok…
Sağlık Bakanlığı’nın 14 Mart dolayısıyla hazırladığı online programı1 izlediniz mi? Açın ve program boyunca yanda akan mesajlara ve sayfanın altındaki yorumlara bakın lütfen. Türkiye’yi yönetenlerin uzun zamandır ülkenin gerçeklerinden nasıl koptuğunun somut bir göstergesi gibi.
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca burada yaptığı konuşmada, geçen yıl Türkiye’deki ilk COVID-19 vakasının açıklandığı tarihin hemen sonrasına gelmesi nedeniyle 14 Mart töreninin gerçekleştirilemediğini belirterek, bu yıl ise törenin online olarak gerçekleştirildiğini söyledi.
İşte buna “zevahiri kurtarmak” deniyor Sayın Bakan. Yani, “görüntüyü kurtarmak”. Siz de 14 Mart tören programınızı açın, yandaki mesajları ve alttaki yorumları okuyun lütfen. Böylece görüntüyü kurtarmak yerine, sağlık çalışanlarının asıl taleplerine kulak verebilirsiniz belki.
Pandemiyle mücadelenin “şehir hastanelerinin teknolojisiyle” gerçekleştirildiğini sananların aksine, bu dönemin sadece sağlık çalışanlarının bilgisi, birikimi, özverisi, sağduyusu ve çabalarıyla yürütüldüğünün farkındayız. 387 sağlık çalışanımızın bugün aramızda olmayışının önlenebilir bir nedenden kaynaklandığının farkındayız. “Zevahiri kurtarmak” ile gerçekten mücadele vermek arasındaki farkı görüyoruz.
Bütün sağlık çalışanlarımıza bu olağanüstü dönemde gösterdikleri olağanüstü çaba için yürekten teşekkürlerimiz ve yaşamını yitiren tüm sağlık çalışanlarımızın anılarına saygıyla…
Bir yanıt yazın