1 Mayıs’a sayılı günler kala ruhunu yitirmiş bir çağ arasında sallanan sarkaçlar gibiyiz…
Hepimiz…
Politik tercihlerle, değerler erozyonunun yarattığı yozlaşma ve ekonomik yoksunluklar içinde bir cam gibi kırılıyor, irili ufaklı parçalara ayrılıyoruz…
Bir zamanki durduğumuz; ya kazık atan olacaksın ya da kazığı yiyen. Ya yalan söyleyen olacaksın ya yalanı yutan, yutturan…
Ya da; gördüğü, duyduğu, bildiği gerçekleri duyurmak için bedel ödemeyi göze alan…
Herkes vaatte bulunuyor, ama arkasını dönen unutuyor. Herkes söz veriyor, ama verdiği sözü tutan artık parmakla gösteriliyor…
Çağın öyle bir yerindeyiz ki, çalışmadan zengin olanlarla işini kaybetme, iş bulamama, açlık, işsizlik korkusu içinde yaşayanlar arasında gitgide mücadele tarihini unutuyor, direnişten kopuyoruz…
Oysa bireysel ve toplumsal geçmişimizin bugünlerimize söyleyecek sözü, yarınlarımızı kuracak adımları olmalıydı…
Olmuyor, tüketilip yıkıntılar altında kalıyor, tarihin tozlu raflarından bile siliniyor…
Gücün her şeyi kendine mubah gördüğü, güçsüze karın doyurmayı yaşam olarak kanıksattığı sağır ve dilsizler ikliminde;
Çocuk işçiliği, yoksulluğu, istismarından kadın cinayetlerine, insan hakları ihlallerine, açlığa, işsizliğe, hukuksuzluğa neyi dillendirmeye çalışırsak çalışalım, sesimiz çıkmadan kesiliyor…
Ne yaparsak yapalım; dayanışmanın öznesi olan kavuşmaların ritmini yitirdiği, ahengi bozulmuş sevgilerden birer yılkı atı olup kaçmak istesek de, hayatımız hep takılı bir bukağı…
Her koşuş bir çıkmaz sokakta son buluyor. Karanlık duvarlar büyüdükçe büyüyor, koştukça çarpıyoruz…
Çan duruyor…
Seda susuyor…
Bir yeni göç başlıyor kendi içimizde, bu telaştır…
Umudu tükettikçe tüketen birer yorgun zangoç olup kalıyoruz…
1 Mayısa sayılı günler var ve kutlamak için alanlarda olacağız…
Ya sonra?
Diyor ki Eduardo Galeano:
“1 Mayıs tüm insanlığın gerçekten evrensel olan tek günüdür: dünyadaki tüm tarih ve coğrafyaların, tüm din ve dillerin, tüm kültürlerin kesiştiği tek gün.
Oysa Amerika Birleşik Devletleri’nde 1 Mayıs bütün öbür günler gibi bir gündür…”
Peki, bizde farklı mı?
2 Temmuzlar…
Roboskiler…
10 Ekimler…
Suruçlar…
Çözülmeden, her yıl anılmaktan öteye gidebildiler mi?
Cumartesinden cumartesine hatırlanan Cumartesi anneleri, gitgide bütün öbür günler gibi bir güne evrilmedi mi?
Bu 1 Mayıs’ta; ekonomik, politik, toplumsal, sosyal tüm sorunlar bir bir siyaset malzemesi yapılarak, kadın cinayetlerinden çocuk işçiliğine, emeğin sömürüsünden yoksulluğa konuşulup, kutlanacak, duyarlar kasılacak…
Çözüm; on yıllardır bırakıldığı gibi, bir sonraki 1 Mayısa kadar rafa kaldırılacak…
Önce kendimizle, sonra toplumsal ve siyasal yüzleşmenin iyileşme olduğunu kabul etmezsek…
Birbirimize sarılmanın kavuşma olduğunu, kavuşmaların onardığını ve bunun bizi yeniden doğuracağını göremezsek…
Tüm bunlar için; “sevginin”, “sevmenin” ve “sevilmenin” güç ve paradan daha kıymetli olduğunu anlayamazsak…
Daha çok baş dönmeli, birbirinin aynı günlerde sedası susmuş, birer yorgun zangoç olarak yaşamaya devam edeceğiz…
Ya da
Asıl değişmesi gerekenin, siyasilerden önce sistem olduğu bilinciyle…
Dünyanın; emeğin ve emekçinin ellerinde yükseldiğini yeniden hatırlayıp, yine, tıpkı Eduardo Galeano’nun Kucaklaşmanın Kitabı’nda yer alan konuşma repliğinde; babasının, oğlu Josep’in “dünyayı kim yarattı” sorusuna verdiği cevap gibi…
“Biz yarattık dünyayı, biz, tuğla işçileri” diyeceğiz…
Açlığı yok etmek yerine açları öldüren bir sistemi parçalayacak, mutluluğa çan vuran umutlu zangoçları olacağız…
İşçinin, emekçinin şanlı ve onurlu gününü, 1 Mayısı selamlıyorum…
Yazar hakkında:
Safiye Özşener kimdir: 1969 Van’ da doğdu. İlk okulu Adana’da, Orta ve Lise eğitimini Van’da tamamladı. Halen, İstanbul Üniversitesi’nde öğrenci. 1986-1989’da Adana’da Sabah’ta gazeteciliğe başladı. 1989-1990’da yine Adana’da Günaydın Gazetesi’nde çalıştı. 1990-1993’de Ankara, İlçe Belediyesinde Basın Danışmanlığı yaptı. 1993’de Kamu Kurumunda çalıştı. KESK/BES Sendikası İş yeri temsilciliği yaptı. Çeşitli dergi ve interaktif gazetelerde, makale ve köşe yazarı olarak mesleğe devam etti. Aynı zamanda “Şarap Rengi Bir Zaman” adlı şiiri kitabı bulunan Safiye Özşener, bir çocuk annesidir.
Bir yanıt yazın